GİRİT GÖÇMENLERİ TÜRK HALK KÜLTÜRÜ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA Nazım ÇOKİŞLER

Girit ile ilgili Tezler
Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 3056
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 28 kez
İletişim:

GİRİT GÖÇMENLERİ TÜRK HALK KÜLTÜRÜ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA Nazım ÇOKİŞLER

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 18 Ağu 2019, 19:09

T.C.
EGE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
Türk Halk Bilimi Anabilim Dalı

YÜKSEK LİSANS TEZİ
GİRİT GÖÇMENLERİ TÜRK HALK KÜLTÜRÜ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA

Nazım ÇOKİŞLER

DANIŞMANI : Yrd. Doç. Dr. Rabia UÇKUN

İZMİR-2007

Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğüne sunduğum GİRİT GÖÇMENLERİ FOLKLORU adlı yüksek lisans tezinin, tarafımdan bilimsel, ahlak ve normlara uygun bir şekilde hazırlandığını, tezimde yararlandığım kaynakları bibliyografyada ve dipnotlarda gösterdiğimi onurumla doğrularım.


Nazım ÇOKİŞLER

İÇİNDEKİLER


ÖNSÖZ
KISALTMALAR GİRİŞ VII XI
1. Konu 1
2. Amaç 1
3. Kapsam 2
4. Metot 2
5. Girit Adasının Tanıtılması
5.1 Coğrafya
3
5.2 Đklim ve Bitki Örtüsü 5
5.3 Ekonomi 6
5.4 Đdari Bölünme ve Önemli Şehirler 7
5.5 Girit Tarihi 16
6. Göçler ve Nüfus Mübadelesi 29


BİRİNCİ BÖLÜM
HALK EDEBİYATI


1.1 Mensur Türler

1.1.1 Efsane 39
1.1.2 Masal 42
1.1.3 Fıkra 53
1.2 Manzum Türler
1.2.1 Türküler 59
1.2.2 Ninniler 61
1.2.3 Maniler 63

1.3 Serbest Türler
1.3.1 Atasözleri ve Deyimler 141
1.3.2 Türkçe ile Girit Rumcasındaki Ortak Kelimeler 144
İKİNCİ BÖLÜM
GELENEK GÖRENEK ADET VE İNANMALAR



1.1 Doğumla İlgili Gelenek ve Görenekler
1.1.1 Doğum Öncesi 163
1.1.2 Doğum Sırası 166
1.1.3 Doğum Sonrası 170
1.2 Evlenmeyle İlgili Gelenek ve Görenekler
1.2.1 Düğün öncesi 180
1.2.2 Düğün Sırası 190
1.2.3 Düğün Sonrası 196
1.3 Ölümle İlgili Gelenek ve Görenekler
1.3.1 Ölüm Öncesi 197
1.3.2 Ölüm Esnası 198
1.3.3 Ölüm Sonrası 200
1.4 İnanmalar
1.4.1 Günlerle İlgili İnanmalar 206
1.4.1.1 Hıdrellez ile İlgili İnanmalar 207
1.4.2 Sihir ve büyü ile İlgili İnanmalar 209
1.5 Halk Hekimliği 210

1.6 Halk Mutfağı

1.6.1 Salatalar 211
1.6.2 Yemekler 213
1.3.3 Tatlılar 220


SONUÇ 222
KAYNAK KİŞİLER LİSTESİ 225
KAYNAKÇA 234
EKLER 237

ÖZGEÇMİŞ ÖZET ABSTRACT

ÖNSÖZ


Girit adası, Akdeniz’den Ege Denizi’ne giriş yolunun tam ortasında bulunan konumu sayesinde yalnız Doğu Akdeniz için değil, aynı zamanda Çanakkale boğazları ve dolayısıyla Đstanbul için de kilit bir noktadadır.

Osmanlıların, 1521 yılında Rodos, 1571 yılında Kıbrıs adalarını almaları Akdeniz politikasına verdikleri önemi göstermektedir. Akdeniz siyasetinin tamamlayıcısı olarak Girit adasının fethine ancak 17. yy. ortalarında başlanabilmişti. Çeyrek asır süren zorlu bir uğraşı sonucunda fethedilen Girit adasında Türk hakimiyeti bu dönemde başlamıştır.

Osmanlı Devleti’nin fethettiği ve Türk nüfusun yaşadığı yerler arasında Girit’i diğer yerlerden ayıran önemli özellik, geleneksel Türk hayat tarzıyla örtüşmeyen “Ada” yaşantısı nedeniyle, somut bir iskan politikası izlenememiş olmasıdır. Bu sebeple de adadaki Müslüman nüfusun artması büyük ölçüde kendiliğinden gelişen ihtida (din değiştirme) olayları sayesinde olmuştur.

Rum kadınlarla evlenen Müslümanların çocukları annelerinin kucağında anadili olarak Girit Rumcasını öğrenmiş, kısa bir süre sonra da ada halkının konuştuğu dil Girit Rumcasına kaymıştır.

Araştırmamıza konu olan Girit adasında yaşayan ve değişik tarihlerden itibaren Anadolu’ya göç etmiş ve son olarak 1923-1924 yıllarındaki Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan büyük Mübadele sırasında Batı Anadolu’ya İzmir ve Aydın illerine yerleşmiş olan Girit Göçmenleri, işte böyle bir ortamda yaşamış, adanın izole ortamında büyük kentler dışında yaşayanların Türkçeyi unuttukları Müslüman bir topluluktur.

Nüfus Mübadelesi ile yurdumuza gelmiş olan topluluk hakkında çok fazla bilgi sahibi değiliz. Büyük bir savaştan çıkmış olan genç Türkiye Cumhuriyeti, mübadelenin ilk yıllarında gelen göçmenlerin iaşelerinin sağlanması için büyük uğraş vermiş, Cumhuriyet yönetiminin hayata geçirmek istediği kültürel devrimlerin çeşitli sebeplerle başarıya ulaşamaması sonucu, “Halkiyat” çalışmaları istenen ölçüde yürütülememiş ve bu eksiklik yüzünden, mübadillerin halk bilimi ürünleri zamanında derlenip kayıt altına alınamamıştır.

Biz, bu çalışmada geç kalınmış olsa da bu eksikliği gidermeye çalıştık. Bugün hayatta olan, az sayıdaki ikinci kuşak mübadillerle ve üçüncü, dördüncü kuşak mübadillerle birebir görüşmeler yaptık. Halk bilimi derleme ve inceleme yöntemlerinden “Görüşme” ve “Gözlem” metotlarıyla elde ettiğimiz bilgileri bu çalışmada sunduk.

Çalışmamız “Önsöz”, “Giriş”, “Gelenek Görenek ve İnanmalar” ve “Halk Edebiyatı” isimli iki bölüm, “Sonuç”, “Kaynakça”, ve “Ekler” kısımlarından oluşmaktadır.

Giriş bölümü, adanın tanıtılmasına ayrılmış ve Girit Adasının Coğrafyası, İklimi ve Bitki Örtüsü, Ekonomisi, İdari Yapılanması ve Önemli Şehirleri ile birlikte Tarihi hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde, derlenen Girit Halk Edebiyatı ürünleri Mensur Türler, Manzum Türler ve Serbest Türler başlıkları altında toplanmıştır. Girit göçmenlerinin zihinlerinde kalan Efsane, Masal ve Fıkralar mensur türleri oluşturmaktadır. Manzum türler başlığı içerisinde Türkü, Ninni ve Manilere yer verilmiştir. Serbest türler başlığı altında “Atasözleri ve Deyimler” ile birlikte “Türkçe ile Girit Rumcasındaki Ortak Kelimeler” isimli bölümler bulunmaktadır.

“Gelenek Görenek ve İnanmalar” adlı ikinci bölümde, insan hayatın geçiş dönemleri olan Doğum, Sünnet, Evlenme ve Ölüm gelenek ve görenekleri ayrı ayrı ele alınmıştır. Yine bu bölümde, çeşitli Halk İnanmaları, Halk Hekimliği ve Halk Mutfağı konularına yer verilmiştir.

Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 3056
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 28 kez
İletişim:

Re: GİRİT GÖÇMENLERİ TÜRK HALK KÜLTÜRÜ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA Nazım ÇOKİŞLER

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 18 Ağu 2019, 19:12

Sonuç kısmında, elde edilen veriler ışığında Girit Göçmenleri hakkında genel bir değerlendirme yapılarak, çalışmamız neticesindeki tespitlerimiz sıralanmış, onların Türk kültürü dediğimiz yapıya katkıları açıklanmaya çalışılmıştır.

“Kaynak Kişiler Listesi” başlığı altında derleme yaptığımız kaynak kişilerin künyelerine yer verilmiştir. “Kaynakça” isimli başlıkta ise, araştırmada faydalandığımız kitap, dergi ve makaleler bulunmaktadır.

“Ekler” kısmında, adanın coğrafi konumu, idari bölünmesi, Türklerin yaşadığı önemli şehirler ve bu şehirlerdeki önemli kültürel varlıkların daha iyi anlaşılabilmesi için görsel malzemeye yer verilmiştir.

Çalışmanın hazırlanması sırasında hiçbir yardımını esirgemeyen, öğrencisi olmaktan gurur duyduğumuz hocam Prof. Dr. Sayın Fikret TÜRKMEN’e, teşekkürü bir borç biliyorum.

Konu seçiminden itibaren değerli fikir ve eleştirileriyle ile çalışmanın tamamlanmasını kolaylaştıran Prof. Dr. Sayın Metin EKİCİ’ye teşekkür ederim.

Danışman hocam Yrd. Doç. Dr. Rabia UÇKUN’a en sıkıntılı anlarda bana vermiş olduğu şevk ve destek için teşekkür ederim.

Derleme çalışmaları sırasında büyük yardımlarını gördüğüm, mani arşivini kullanmama izin veren Ege Üniversitesi eski rektörlerinden Prof. Dr. Sayın Hakkı BĐLGEHAN’a, beni doğru kaynak kişilere yönlendiren Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Doç. Dr. Sayın Eren AKÇİÇEK’e teşekkür ederim.

Hüsnü BALIN Bey’e “Türkçe ile Girit Rumcasındaki Ortak Kelimeler” isimli bölümün hazırlanmasında göstermiş olduğu yardımlar, Hasan TUNTAŞ Bey’e Girit hakkında sahip olduğu geniş kütüphanesini kullanmama izin verdiği için teşekkür ederim.





Çok sıcak misafirperverlikleri ile yaptığım çalışmadan daha fazla zevk almamı sağlayan Ali ÇANAKÇI’ya ve eşi Nurten ÇANAKÇI’ya, onlarla tanışmamı sağlayan Sevdiye ÇETİN’e ve beni evlerine kabul ederek çalışmanın başarısı için bana destek olan diğer tüm Giritlilere teşekkür ederim.

Son olarak, maddi manevi her türlü yardımda bulunan anneme, babama ve ablama içten teşekkür ederim.


Nazım ÇOKİŞLER 2007, İzmir

Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 3056
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 28 kez
İletişim:

Re: GİRİT GÖÇMENLERİ TÜRK HALK KÜLTÜRÜ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA Nazım ÇOKİŞLER

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 18 Ağu 2019, 19:16

KISALTMALAR



age : Adı Geçen Eser
agm : Adı Geçen Makale
Bkz. : Bakınız
c. : Cilt
cm. : Santimetre
Çev. : Çeviren
İ.Ü. : İstanbul Üniversitesi
K. : Kaynak Kişi
km. : Kilometre
No. : Numara
S. : Sayı
s. : Sayfa
yy. : Yüzyıl

GİRİŞ






1.1 KONU

Çalışmanın konusu, çeşitli tarihlerde Girit Adasından Türkiye’ye göç etmiş ve özellikle İzmir ve Aydın illerine yerleşmiş olan Girit göçmenlerinin halk bilimi yaratmalarının derlenmesidir.

Son yıllarda Girit göçmenleri üzerine yazılan romanlar ve Girit tarihi üzerinde yapılan araştırmalar, üçüncü nesil Girit göçmenlerinin köklerini merak etmeye başladıklarının bir işareti olabilir. Kıbrıs sorunu dolayısıyla iyi bilinmesi gereken Girit adası tarihi üzerine yapılmış bilimsel çalışmalar az değildir. Ancak, adada yaklaşık 250 yıl süren Türk hakimiyeti sürecinde, orada yaşayanların oluşturduğu birikimi ortaya koymaya çalışan bir çalışma mevcut değildir.

1.2 AMAÇ

Bu çalışma, belli bir bölgede var olan belli bir halk grubunu ve bu grubun kültürünü oluşturan yapıyı ve bu yapı üzerine bina edilen kültürel kimliği açıklamayı hedeflemektedir.
Çalışmamız, Batı Anadolu bölgesinde bulunan Türk halk kültürü yapısını ve bu kültürel yapının oluşmasına katkıda bulunan gelenek ve görenekleri, edebi yaratmaları ortaya koymak ve bunları, genel Türk halk kültürü içerisindeki diğer grupların ürettikleri ile benzerliklerini ve ilişkisini tespit etmek, böylece Türk halk kültürü adı verilen genel tanımın nerede ve nasıl oluştuğunu ve böylece de Türk kültürel kimliğinin nasıl oluştuğunu açıklamaya katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.



1.3 KAPSAM


Çalışmanın kapsamı Đzmir ve Aydın illeri civarında yaşayan Girit göçmenleridir. Çalışmanın Giriş bölümünün Girit Adasının Tanıtılması adlı kısmında bahsedildiği gibi, adadan Anadolu’ya yapılan göçler, Đzmir ve Aydın illeri ile sınırlı değildir. Yoğun olarak Bursa’dan Mersin’e kadar olan sahil kesimine yerleşmiş olan, Girit göçmenleri arasında, biz çalışma alanımızı bu şekilde daraltmayı ugun bulduk.

1.4 METOD

Çalışmanın temel yöntemi, Halk Bilimi araştırma yöntemlerinden yazılı ve sözlü kaynakların görüşme, gözlem ve kaynak toplama şeklinde uygulanması yöntemine dayanmaktadır.

Bu yöntemler sayesinde her ne kadar alan çalışması yapamamış olsak da Girit’ten Türkiye’ye çeşitli tarihlerde göç etmiş ve kendilerini “Girit Türkü” olarak adlandıran, bugün Đzmir ve Aydın illeri sınırları içinde yaşamakta olan kaynak kişilerle görüşme ve Girit’ten Türkiye’ye taşınmış olan halk bilgisi üretmelerini onlardan kaydetme imkanı bulduk.

Böylesi bir araştırmanın bizzat Girit’te yapılması ve halen adada var olan Türklerin kültürel yapısının araştırılması daha uygun olurdu. Ancak, siyasal nedenler ve adadaki Türk nüfusun çok büyük bir kısmının Türkiye’ye göç etmiş olması gibi nedenlere bağlı olarak, biz bu çalışmayı Ege Bölgesi’nde ve özellikle Đzmir ve Aydın illerine bağlı, Çeşme, Alaçatı, Kuşadası, Selçuk, Ortaklar ve Söke yerleşim birimlerinde gerçekleştirmeyi tercih ettik.

Böylece, hem Batı Anadolu’nun kültürel yapısının ortaya çıkartılması hem de ada ve deniz gibi olguların Türk halk kültürü içerisindeki yerini belirlemeye çalıştık.



Bir derleme çalışması sırasında, derlemecinin karşılaşabileceği doğal zorlukların yanında, bu konuyla ilgili olarak bizim karşılaştığımız zorluklardan en büyüğü, derlenen uygulama ve pratiklerin, kaynak kişilerin yaşlarına bağlı olarak, 150 – 200 yıl gibi çok geniş bir zaman dilimi içerisinde uygulanan çeşitli pratikler olabilmesidir. Şöyle ki, görüşülen 70 – 80 yaşlarındaki kaynak kişilerin bilgileri, gelenekler sayesinde kuşaklarca öteye gidebilmekteyken, 40 – 50 yaşlarındaki kaynak kişilerin bilgileri, göç sonrasında Türkiye’de öğrenilmiş yaşadığı çevrenin uygulamalarını benimsemiş göçmenlerden öğrenilmiş bilgiler olabilmektedir. Bu tür bilgilerin ayrımında yaşanan zorluk, Ölüm Gelenek ve Görenekleri konusunda açıkça görülebilmektedir.

Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 3056
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 28 kez
İletişim:

Re: GİRİT GÖÇMENLERİ TÜRK HALK KÜLTÜRÜ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA Nazım ÇOKİŞLER

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 18 Ağu 2019, 19:19

1.5 GİRİT ADASININ TANITILMASI

1.5.1 Coğrafya


Girit Adası, Akdeniz ile Ege Denizi’nin birleştiği noktada, en eski uygarlıkların doğduğu, genişlediği bir bölgede ve Akdeniz ticaretini denetleyebilecek bir noktadadır.1

Ada, Yunanistan'ın en büyük, Doğu Akdeniz'in Kıbrıs'tan sonra ikinci büyük, Akdeniz'in beşinci büyük, Ege denizinin en büyük adasıdır. Batısındaki Kithira ve Andikithira Adaları ile doğusundaki Kasot, Kerpe ve Rodos Adaları ile birlikte Ege Denizini güneyden kapar. (EK.1) Batı dillerinde “Krete, Creta, Crete” şeklinde yazılan ve Arapların “İkritiyye, Akritiş, İkridiş, İkritiş” adını verdikleri Girit Adası, Akdeniz’i Ege denizinden ayıran bir konumdadır.

Adalar denizindeki 250 km. uzunluğunda olan bu adanın doğu ucundaki Sidero Burnu’nun Asya kıyısına uzaklığı 150 km.dir. Batıda ise Girit’in Spada Burnu ile Yunanistan’ın Male Burnu arasındaki uzaklık 90 km.dir. Dikdörtgeni andıran bir şekilde olan Girit adasının güneye bakan kıyısı, daha dağlık olması nedeniyle, bu yörede önemli yerleşim merkezleri ve korunaklı limanlar bulunmaz. Oysa kuzey kıyıları verimli araziler ve doğal korunaklı limanlarla dolu olduğu için tarihin en eski devirlerinden beri Hanya, Resmo, Kandiye gibi en önemli yerleşim merkezleri bu şerit üzerinde oluşturulmuştur.2

8259 kilometre kare büyüklüğündeki, adanın genişliği ise Diyon burnu ile Litinon burnu arasındaki 60 km.lik en geniş mesafeden, doğu ucundaki Yerapetre kıstağında sadece 12 km.lik bir mesafe arasında değişmektedir. Girintili çıkıntılı sahil şeridinin toplam uzunluğu 1,000 km'ye ulaşmaktadır.


1 Ayşe Nükhet Adıyeke-Nuri Adıyeke, Fethinden Kaybına Girit, Babıali Kültür Yayıncılığı, İstanbul 2006, s. 218
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 3056
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 28 kez
İletişim:

Re: GİRİT GÖÇMENLERİ TÜRK HALK KÜLTÜRÜ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA Nazım ÇOKİŞLER

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 18 Ağu 2019, 19:22

Ada oldukça dağlık bir araziye sahiptir ve bu özelliğini en batıdan en doğuya uzanan şu sıradağ zincirleri boyunca korumaktadır: Ak Dağlar (Psiloritis) 2452 m, Đdi sıradağları 2456 m, Dikti dağları 2148 m. (EK.2)

Bu dağlar zincirinin arasında Lasiti, Omalos ve Nida ovaları gibi verimli düzlükler yer almaktadır. Yüzey şekilleri açısından oldukça parçalanmış olan ada, Mora yarımadası ile Anadolu’nun güneyindeki Toros sıradağları arasında bir bağ oluşturmaktadır.





1.5.2 İklim ve Bitki Örtüsü


Girit iki farklı iklim kuşağının etkisindedir, ağırlıklı olarak Akdeniz iklimi ve yer yer Kuzey Afrika iklimi görülür. Bu durumuyla Girit, özellikle ılıman iklimin etkisi altındadır. Nemlilik denize yakınlığa göre değişmekte, ovalarda kışın kar yağışı istisna kalırken dağ zirvelerinde sık sık görülmektedir. Yazları sıcaklık 25-35 derece arasında değişmektedir. Güney kıyılarında yer alan ve Kuzey Afrika ikliminden etkilenen Mesara Ovasında yazlar daha sıcak ve uzun geçmektedir.Doğanın yapısı ve Girit’in Akdeniz’in ortasındaki konumu, adanın, ılımlı Akdeniz iklimi olarak tanımlanan ve özellikle yılın %70’inde güneş ışığı alan ve kuru olan iklimini direk olarak etkilemektedir. Kışlar ılımandır ve Kasım ayından Mart ayına kadar iklim soğuk olarak tanımlanabilir ancak sık yağan yağmurlarla çok da dondurucu olmamaktadır. Kar ise Kasım ayının başlarından Mayıs ayı sonlarına kadar Ak Dağlar sırasının doruklarında sık sık görülebilmektedir.

Nisan ayında hava yumuşaktır, çok az gün hafif yağışlı geçer. Ekim ayında nadiren yağmur yağar, hava hala ılık ve yumuşaktır. Mayıs ve Eylül ayları genellikle güneşlidir ancak çok yumuşak değildir. Yazları oldukça sıcak ve kuraktır, Haziran ve Temmuz ayları en sıcak aylardır ve hiç yağış olmaz. Vilayetin yarı dağlık ve dağlık bölgelerinde hava sıcaklıkları daha düşüktür.

Sahil bölgesi, ova, dağ etekleri ve dağlık bölgeler, Alp etekleri ve Alpler, sulak alanlar ve geçitler gibi çok değişkenlik gösteren alanları ve ılıman iklimi nedeniyle, 300’ü bu bölgeye özgü 2100’ün üzerinde yabani bitkinin yetişebilmektedir. 3
.
3 http://www.chaniacrete.gr/tr/index.php? ... &Itemid=37

1.5.3 Ekonomi


Önceleri tarıma dayalı olan Girit ekonomik yapısı 1970'lerden itibaren temelden değişmeye başlamıştır. Tarım ve hayvancılık ada ekonomisinde hala önemli bir paya denk gelmekle birlikte, adanın ikliminden ve engebeli coğrafyasından kaynaklanan engeller nedeniyle tarıma dayalı sanayi üretimi belli bir düzeyin ötesine gidememiş, ancak özellikle turizm ile bağlantılı hizmetler sektörlerinde kayda değer ilerlemeler sağlanmıştır. Yine de özellikle zeytincilik adada oldukça gelişmiş olup, resmi kayıtlara göre 300.000 zeytin ağacı bulunmaktadır4.

Girit Yunanistan'ın en popüler turizm bölgelerinden biridir. Yunanistan'a turistik girişlerin % 15'i Kandiye Havaalanından gerçekleşmektedir, bu şehre inen charter uçaklarının sayısı Yunanistan'a inen toplam charter uçaklarının beşte birine denk gelmektedir. Kandiye’deki Nikos Kazancakis havaalanı, Hanya'daki Daskaloyannis askeri havaalanı ve Sitia'daki yeni açılmış sivil havaalanı olmak üzere, Ada’da üç büyük havaalanı bulunmaktadır: 2004 içinde toplam iki milyon turist Girit'i ziyaret etmiştir. Girit'te turizm, Yunanistan genelinden de daha hızlı gelişmektedir5.


4 www.crete-region.gr
5 www.crete-region.gr
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 3056
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 28 kez
İletişim:

Re: GİRİT GÖÇMENLERİ TÜRK HALK KÜLTÜRÜ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA Nazım ÇOKİŞLER

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 18 Ağu 2019, 19:29

1.5.4 İdari Bölünme ve Önemli Şehirler:


Ayşe Nükhet Adıyeke hoca, adanın idari bölünmesi hakkında şu bilgileri vermektedir:
Girit adası Osmanlı imparatorluğu’nun yönetimine girdiği tarihte, Venedik tarafından düzenlenmiş olan yönetsel bölünme kısmen kabul edildi. Venedik döneminde Hanya, Resmo, Kandiye ve Sitia (Estiye) dan oluşan dört yönetsel bölgeye ayrılmış olan ada, Osmanlı idaresi altında Hanya, Resmo ve Kandiye’den oluşan üç bölgeye ayrıldı. Adanın yönetim merkezi Kandiye olarak belirlendi. Yönetsel yapılanmada bu üç merkez birer paşalık olarak kabul edilmişken, Mısır yönetiminde tek bir paşalık haline getirildi. 1868’de adanın idari bölünmesi yeniden ele alındı ve ada, Hanya, Đsfakiye, Resmo, Kandiye ve Laşid olmak üzere 5 idari bölgeye ayrıldı. İsfakiye ve Laşid mutasarrıfları Hıristiyan, Resmo ve Kandiye yönetimi, kazanın nüfus oranına göre Müslüman ve Hıristiyan kaymakamlara bırakıldı. 6

Bugün, Yunanistan'ın 13 idari bölgesinden biri olan Girit Adası, batıdan doğuya doğru, Hanya, Resmo, Kandiye ve Laşit olmak üzere 4 vilayete ayrılmıştır. (EK.3) Her eyalet bir başkente sahiptir. Hanya, Resmo ve Kandiye şehirleri, aynı isimli eyaletin de başkenti iken, Laşit Eyaleti’nin başkenti Aya Nikola şehridir.

6 Ayşe Nükhet Adıyeke, Osmanlı İmparatorluğu ve Girit Bunalımı (1896-1908) Doktora Tezi s.39 (Türk Tarih Kurumu 2000)

Hanya:


Osmanlı hakimiyetine geçen ilk kent Hanya olmuş (1645) ve bu döneminde adanın idarî merkezliğini yapmıştır. Adanın tamamen ele geçmesinden sonra yapılan idari taksimatla Kandiye idari merkez olurken, adanın, Mısır yönetiminden çıkıp yeniden Osmanlı yönetimine katıldığı tarihten kısa bir süre sonra, 1850’de merkez Kandiye’den Hanya’ya taşındı.7

1875 tarihli ilk Salnamede adadaki toplam cami-mescit sayısı 155 olarak gösterilmekte bunların 11 tanesinin Hanya’da olduğu belirtilmektedir8. Osmanlı Devleti’nin Hanya’nın fethedilmesinden sonra burada kurduğu ilk camiler, “kentte kayda değer bir Katolik cemaatinin de kalmamış olması dolayısıyla Venedikliler tarafından yapılmış kiliselerden çevrilmişlerdir9”. Günümüzde San Nicholas Kilisesi adıyla Ortodoks cemaatine hizmet veren bu bina, o dönemde Hanya kentindeki ilk camilerden biri olmuştur. Cami olduğu dönemdeki adı ise Hünkar Camii’dir. (EK.4)

Hanya kentinin bir özelliği de 1880 yılında, Konya’dan giden Süleyman Şemsi Dede tarafından kurulan Hanya Mevlevihanesi’ne ev sahipliği yapmasıdır. “Muhtemelen devletin adadaki etkinliğinin azalmaya başladığı dönemde Müslüman muhalefetinin tabanını oluşturmak ve güçlendirmek maksadıyla kurulan bu Mevlevihane10”, sadece 44 yıl adada faaliyet gösterebilmişti. Mevlevihane ahalisinin Suda/Hanya limanından, beraberlerinde kurucu şeyh Süleyman Şemsi Dede’nin içi kurşun kaplı tahta bir sandığa konmuş kemikleri ve geminin limana yanaşmakta olduğu haberinin geldiği saatlerde Hakk’a yürüyen ikinci ve son şeyh Şemseddin Dede’nin naaşlarıyla birlikte ayrılmaları ile Hanya Mevlevihanesi 24 Mayıs 1924 Cumartesi günü sırlanmış oldu11.



7 Adıyeke, a.g.e, s. 40
8 İsmail Kara, Hanya/Girit Mevlevihanesi, Dergah Yayınları, İstanbul 2006, s.17
9 Mehmet Ali Gökaçtı, Geographika Yeniden Keşfedilen Yunanistan, İletişim Yayınları, İstanbul 2001, s. 527
10 Gökaçtı, a.g.e s. 531
11 Kara, 2006, s. 79

Resmo:


Grek dilinde “akan su” anlamına gelen Rithymna12 antik kenti üzerine kurulmuş olan günümüz Resmo kenti, Minos uygarlığı döneminde zengin ve önemli bir kent idi. M.Ö. 3. yy’da bilinmeyen bir sebeple önemini yitirdi. Bununla beraber kent bağımsızlığını korumaya devam etti. O dönemde bağımsızlık işareti olarak, kendi adına bastırabildiği sikkeler bunu kanıtlamaktadır.

Kentinin Osmanlı Devleti için en büyük önemi, iki Osmanlı Padişahı dünyaya getirmiş olan Emetullah Rabia Gülnuş Sultan’ın (1647-1715), Resmo’lu oluşudur. “1647 yılında Girit adasında Venedikli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babasının adı Retimo Verzizzi'ydi ve doğduğu zamanki ismi Evemia idi.”13 Resmo’nun fethinden sonra buradan alınan esirlerle birlikte Saray’a götürülen Gülnuş Sultan IV. Mehmet’le evlenerek II. Mustafa (1695–1703) ve III. Ahmet’i (1703–1730) dünyaya getirdi. Toplam 20 yıl Valide Sultan kaldıktan sonra 1715 yılında öldü. Vefatından önce, 1708'de yaptırdığı Üsküdar Yeni Camii'nin yanındaki üstü açık türbesine gömüldü.

Rabia Gülnuş Emetullah Sultan’ın yaptırdığı ve Valide Sultan Camii olarak anılan cami, bugün Resmo’da bulunan, Osmanlı döneminden kalmış eserler arasında en iyi korunmuş olanıdır.
Kent içerisinde fazla yer olmadığı için Osmanlı konut mimarisindeki temel unsur olan bahçenin kullanılmadığı görülmektedir. Bitişik düzende inşa edilmiş olan bu evler çoğunlukla iki katlı olup, tamamı itibarıyla da ahşap olarak yapılmıştır. Üst katları genellikle dışarı doğru taşırılan bu evlerin bir başka ilgi çeken yanı da, giriş kapılarının üzerine yerleştirilmiş ve bugün bile bazı evlerin kapılarında görülebilen “Ya hafız” (Ey koruyucu) ibresini taşıyan levhalardır14.


12 Gülsoy, a.g.e s.232
13 Gökaçtı a.g.e s. 533
14 a.g.e s. 534
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 3056
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 28 kez
İletişim:

Re: GİRİT GÖÇMENLERİ TÜRK HALK KÜLTÜRÜ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA Nazım ÇOKİŞLER

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 18 Ağu 2019, 19:37

Kandiye:


Adanın en büyük şehridir. Minos uygarlığının merkezi Knossos şehrin hemen yakınındadır. Girit’in Araplar tarafından alınmasından sonra, bir kale olarak kurulmuştur. Arapların buraya verdikleri “Rabazulhendek” adı, daha sonra Grekçe ve İtalyancaya “Kandaka”, “Kandika” şeklinde girmiştir. Avrupa kaynaklarında ise “Candia”, Candie” şeklindedir15.

Bektaşiliğin adaya girip geliştiği yer olması bakımında Kandiye tasavvuf tarihi açısından da önem taşımaktadır. Çok az bilinen bu konudaki bilinen ilk kaynak, Prof. Fuad Köprülü’nün notları arasında oğlu Orhan F. Köprülü tarafından bulunan Usta-zade Girit’li Yunus Beyin küçük bir deftere kendi el yazısıyla yazmış olduğu “Bektaşiliğin Girit’te İntişarı” adlı notlarıdır. Orhan F. Köprülü’nün 1980 yılında yayınladığı makalenin başında belirttiğine göre, Prof. Fuad Köprülü, bu notları 55 yıl önce yayınlamak üzere hazırlamış ancak bir sebepten dolayı fırsat bulamamıştır. Aşağıdaki notlar bu makaleden sadeleştirilerek aktarılmıştır16.

“Bektaşi tarikatını Girit’e getiren, Horasani-zade Mevlana17 Derviş Ali Dede’dir. Bu zat Ankara Vilayeti Kırşehir müftüsü, Horasan’ın Türkmen aşiretlerinden; Horasanlı Mehmed Hüdabende’nin büyük oğludur. Tahsilini bitirdikten sonra İstanbul’a geldi. İmtihan vererek Süleymaniye darülhadisinden icazet aldı. Sonra memleketine dönerek babasının yanına gitti, babasının tarikatına girdi. Hacı Bektaş-ı Veli hazretlerinin Pir evi adıyla bilinen Büyük Tekkesine gitti ve tarikata katılarak derviş oldu. Osmanlının 1664’teki Kalyon vakasıyla Girit’i feth etmek için harekete geçmesiyle, Her yerde harekete geçildi. Pir evi, Osmanlı ordusunun, Hazreti Pirin koruyucusu olduğunu bilirdi. Pir evi


15 Ersin Gülsoy, Girit’in Fethi ve Osmanlı İdaresinin Kurulması (1645-1670), Tarih ve Tabiat Vakfı Tatav Yayınları, Đstanbul 2004, s. 236
16 Orhan F. Köprülü, “Bektaşiliğin Girit’te İntişarı”, Güney-Doğu Avrupa araştırmaları Dergisi, Cilt 8-9, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Basımevi, İstanbul 1980, s.37
17 Mevlana, Derviş Dede’nin adı olup kendisinin Mevlevilik ile bir ilgisi yoktur.

postunda bulunan Dimetokalı Vahd Dede bu eski gelenek üzerine Girit seferi için kafileyi teşkil etti ve ehliyeti herkesçe bilinen Horasani-zade’yi hilafet payesiyle halife yaptı ve kafileye kafile başı yaptı. Horasani-zade kafilesiyle Girit’e 19 Haziran 1945’te gitti. Orada dergahın kurulması ise 1650’dir.”

Ali Baba, Girit Adası’nın fethine bizzat katılmış ve daha sonrada bu fetih sırasında gösterdiği yararlılıkların karşılığında aldığı toprakları kendisine yurt edinmek suretiyle Kandiye’ye yerleşmiştir18.

Bektaşiliğin Girit’te gelişmesi ve yaygınlık kazanması, üçüncü evre olarak adlandırılan 1811-1924 yılları arasında olmuştur. Bu tarihe kadar sadece Kandiye’de bulunan dergah merkezine, bu tarihten sonra, Kandiye’nin on kilometre güneyinde Mağaralı Köy Dergahı, Hanya Dergahı, Resmo Dergahı ve Horasanlı Dergahı’nın bir buçuk kilometre batısında, birkaç gözden ibaret İbrahim Baba Dergahı da eklenince toplam sayı beşe ulaşmış oldu.19

Bu dergahın yanı sıra, zamanla adanın diğer kesimlerinde de dergahlar açılmış ve Bektaşilik bu sayede Girit Adası’ndaki en yaygın tasavvufi hareket olmuştur. Horasanlı dergahının üçüncü devresi olarak bilinen dönemde, 1821 yılında kurulan bu tekkenin kuruluş tarihinin Yunan isyanına denk gelmesi ise dikkat çekici bir durumdur. Akıllara, isyan sonrası çıkabilecek durumlara karşı bir önlem olarak mı kurulduğu sorularını da getiren Mağaralı Köyü şubesinin açılışındaki tüm masraflar ise, kentin o dönemdeki ileri gelen zenginlerinden olan Proyazadelerden Mustafa Bey tarafından karşılanmıştır. Böylesi bir kanıyı güçlendiren izlenim ise, aynı tarihte Mustafa Dede adındaki bir Bektaşi babası tarafından birer şubenin de Hanya ve Resmo kentlerinde de açılmış olmasıdır. Bu suretle adanın önde gelen tüm merkezlerinde oluşturulan bu

18 Gökaçtı, a.g.e, s. 537
19 Orhan F. Köprülü, a.g.m, s. 57-61
tekkelerin klasik dergah işlevinin daha ötesinde bir görev üstlenmiş oldukları da aşikardır. 20

Aynı makalede, bu dönemde tahmini bir sayıyla 10.000 tarikat mensubu bulunduğu ve bunun toplam Türk nüfusu içindeki oranının % 12.5 olduğu belirtilmektedir.

Fethinden itibaren, adanın Türkleşmesinde ve Türk kültürünün sayılmasında büyük rol oynamış olan Bektaşilik Tarikatı, Mevlevilik Tarikatında olduğu gibi mübadele sonrasında, 1924 yılında adayı terk etmek zorunda kalmıştır.

Adada Mevlevilik’ten Bektaşilik’e; Celvetilik’ten Halvetilik’e kadar birçok erkanın da faaliyet gösterdiği bilinmektedir21.







20 Gökaçtı, a.g.e, s. 535
21 Mustafa Tatcı, Cemal Kurnaz, Yaşar Aydemir, Giritli Salacıoğlu Mustafa ve Mesnevileri, Kültü Bakanlığı Yayınları/2731, Ankara 2001, s. 1
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 3056
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 28 kez
İletişim:

Re: GİRİT GÖÇMENLERİ TÜRK HALK KÜLTÜRÜ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA Nazım ÇOKİŞLER

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 18 Ağu 2019, 19:46

Kandiye’nin Fethi:


Kalyon vakası22 üzerine 23 Haziran 1645’te başlayan Girit seferinde 22 Ağustos 1645 Hanya, 16 Kasım 1646 Resmo teslim alınmıştı. Ancak Kandiye’nin fethi tam 24 yıl sonra gerçekleşecekti. Evliya Çelebi’nin deyimi ile bu savaşlarda “Adem kanı değil, adem canı ırmak gibi akmıştır.23”

“…Özellikle Kandiye Savaşı tarihe, lağım savaşları olarak geçmiştir. Osmanlı askerleri surlara doğru, Venedikliler Osmanlılara doğru karşılıklı binlerce lağım yürütmüşler bu lağımların içinde binlerce kantar barut patlatmışlardır. İki grup asker metrislerin önünde kimi zaman boğaz boğaza çarpışmışlardı… “

Savaş boyunca askerler arasında önemli sorunlar yaşandı. 1661 ve 1667 yılında ortaya çıkan veba iki taraftan da çok sayıda insanın ölümüne yol açtı. Açılan metrislerin su baskınına uğraması ve soğuk, şartları oldukça ağırlaştırıyordu. Askerlere geç ulaşan yardımlar, maaşlarını alamamaları asker arasında bıkkınlıklar hatta küçük çaplı karşı koymaları da gündeme getirmiştir. Kandiye kalesinin altındaki bu didişme sonucu Türkler, neredeyse “Kalenin perili olduğunu inanmaya başlamışlardı.”
1667 ilkbaharında vezir-i azam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın Kandiye’ye gelmesi ile Girit savaşının son evresi başladı. İki buçuk yıl

22 Gülsoy, a.g.e s. 26-27 Kalyon Vakası: Sultan İbrahim, Darüssaade ağası Sünbül Ağa’yı 1645 yılında, bazı hareketlerinden memnun olmadığı için Mısır’a sürgün etmek istemişti. Bir hayli zengin olan ağanın malına padişah da ihsanda bulunmuştu. Sünbül Ağa bütün malları, cariye ve seçkin atlarıyla ve
3.000 kişilik bir hacı kafilesiyle, Đbrahim Reis Kalyonu ile yola çıkmıştı. Ancak hareket hazırlıkları aceleye geldiği için lazım olan savaş malzemeleri alınamamış sadece dört topla denize açılmışlardı. Bu kadar kıymetli yük ile savunmasız olarak yola çıkan geminin Mısır’a doğru ilerlediği Malta korsanları tarafından haber alınmıştı. Rodos adasına gelip buradan tekrar hareket etmek isteyince, Rodoslular Malta gemisinin gitmesini beklemelerini tavsiye etmelerine rağmen, Sünbül Ağa hacca yetişmek isteği yüzünden bu tavsiyeyi dinlemedi. Kerpe adası önlerinde korsanlarla bir gün bir gece süren savaş sonrasında, Sünbül Ağa ile birlikte bir çok kişi öldürülmüş, geriye kalanlar da korsanlarca esir alınmış ve ganimetler Girit’in Kandiye limanına götürülmüştü. Birkaç gün burada dinlendikten sonra Malta’ya doğru hareket etmişler ancak Mesina Adası iskelesi olan Saragoza limanına yirmi mil kala, gemi ganimetleriyle birlikte batmıştır. Bu hadise üzerine Osmanlılar Girit üzerine harp ilan ettiler.

23 Adıyeke A. Adıyeke N. a.g.e, s. 19


süren bu mücadele, Kandiye Kalesi’nin önünde bir ölüm kalım savaşına dönüştü… “

“…Savaş sırasında yerli halkın tutumu da oldukça ilginçtir. Yerli halk tam anlamıyla bir ikilem içinde idi. Ortodoks yerli halkın adanın yöneticisi durumunda olan Venediklilerle ilişkileri, tarihsel süreçte pek de yolunda gitmemişti… Ne var ki her iki toplum da Hıristiyan’dı. Adayı almak için savaşan karşı taraf ise farklı bir dinden idi… Bu ikilemi ozan, Marinos Çane Bounialis, Giritlilerin “loş sisler arasında Türklerin mi yoksa Frankların mı daha korkunç olduklarını bilemediklerini” söyleyerek ortaya koymuştu.

Gerçekte ise durum tam tersiydi. Türkler Hanya’yı kuşattıkları zaman özellikle kırsal kesimde yaşayan Rum nüfusu Venediklilere karşı Osmanlıları desteklediler, Osmanlılara katıldılar. Örneğin, Kurinali köyünün kapudanı Hanya’ya gelip Müslüman olup Türklere katıldı… Bunun yanı sıra, adada çok sayıda insan hiçbir zorlama olmadan Müslümanlaşmaya başlamış ve adada önemli bir dönüşüm yaşanmakta idi. Bunun bir tamamlayıcısı olarak adada Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında evlilikler başlamıştı…

…Tüm bu yaşananların sonucunda büyük zorluklar çeken Kandiye’den insanlar bir yolunu bulup kaçmaya başlamışlardı. Kaçanlardan Müslüman olanlar ödüllendiriliyor, Müslüman olmayanlar ise uygun bir zamanda istedikleri yere gönderiliyordu. Kaleden Türk tarafına sadece yerli halk kaçmıyordu. Umutsuzluk ve sefalet Venedik görevlilerinden birçok kişinin Türklerin tarafına geçmesine sebep oldu. 1667’nin Kasım ayında Albay Andreas Barotsis Türk tarafına geçip istihkamların zayıf noktalarını bildirince kuşatma altındaki halkın durumu daha da kötüleşti. Barotsis’i başkaları da takip etti. Osmanlı yöneticileri,bu durumu büyük ödüller vaat ederek sağladılar. Köprülü’nün 700.000 altını bunun için harcadığı söylenir.

1669 yılının yazı bittiğinde Kandiye Kalesi’nin artık dayanacak gücü kalmamıştı. Kısa sürede umutlar tükendi.

Savaşın sona erdiği sultana24 ve her tarafa duyurulmuş, Girit Osmanlı topraklarına katılmıştı. Çeyrek asır süren ve binlerce insanın canına mal olan, bu savaşın bitmesi bütün Osmanlı memleketlerinde sevinçle karşılandı.


24 Ahmet Miroğlu, “Doğuyla Batı, İslâm'la Hıristiyanlık Arasında Bir Ada: Girit” Semerkand Dergisi, Şubat 2006, s.17-21 adlı makalesinde, kaynak göstermeden şu anekdotu aktarmaktadır:

…Fakat fetih haberini padişaha haber vermek zordu. Zira Girit seferi hakkında bir türlü tatminkâr cevap alamayan Padişah, öfkelenerek bundan böyle Girit lafı edene çok büyük cezalar vereceğini söylemişti. Sonunda şöyle bir çözüm bulundu: Akşamleyin padişaha takdim edilecek olan yemeklerin arasına, gümüş bir sahanın içine tirit konuldu. Kenarına da şöyle bir ibare yazdırıldı: “Sahanın içinde tirit, fetholundu nihayet Girit!”

Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 3056
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 28 kez
İletişim:

Re: GİRİT GÖÇMENLERİ TÜRK HALK KÜLTÜRÜ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA Nazım ÇOKİŞLER

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 18 Ağu 2019, 19:49

1.5.5 Girit Tarihi


Girit adasının sonradan “Asıl Giritliler” olarak ayırt edilmiş olan ilk sakinleri Küçük Asyalı idiler. Bunlar, Milattan Önce 3000 ile 1400 yılları arasında bu günkü Avrupa medeniyetine beşik vazifesini görmüş olan Girit veya Kral Minos’un adına izafetle Minos diye nitelendirilen kültürü meydana getirmişlerdi.

Bu medeniyetin kalıntıları Knossos’ta yapılan arkeoloji araştırmaları sonunda meydana çıkarılmıştır. Girit adasında Milattan Önce 4000 yıllarında Neolitik bir kültürün geliştiğini göstermektedir. Yine Milattan Önce III. bin yılda başlayan bakır ve tunç devirleriyle bu gelişme, Girit’te II. bin yılda kısmen Mısır’ın tesiri altında parlak bir dönemde ulaşmıştır.

Roma ve Bizans döneminde, Yunanistan’ın Roma hakimiyetine girmesinden sonra bir müddet Girit hakimiyetini korudu. Ancak Girit adasının güvensizliği ve korsan yatağı olmasından dolayı Milattan Önce 69 yılında Romalılar adayı hakimiyetleri altına almak için mücadeleye giriştiler. Ada Milattan Önce 67-66 yıllarında tamamıyla Romalıların hakimiyetine girdi. Romalılar Girit’i bir iskan bölgesinden ziyade askeri ve iktisadi bir üs olarak kullandılar. Buralara İtalya’dan eski askerler getirtip Knossos bölgesine yerleştirdiler. Özellikle ziraatın gelişmesi için Messera ovasında birçok çalışmalar yaptılar ve buradan elde edilen tahılın çoğunu Roma’ya nakledip ihraç ettiler. Roma İmparatorluğu bölününce Doğu Roma’da kalan Girit adası, Bizans İmparatorluğunun “İllyricum” kısmında Makedonya eyaletinin altı vilayetinden birini teşkil etti.

Araplar döneminde Girit’e ilk İslam akınları Emeviler döneminde oldu. Özellikle Muaviye, Suriye ve Mısır civarını aldıktan sonra her yıl Akdeniz ve Ege denizindeki adalara sefer düzenlemiştir.

I.Velid döneminde 705-715 Akdeniz’deki bir takım adalar “Malta, Mayorka ve Minorka” zaptedildiği sırada Girit adasına da bir miktar kuvvet gönderilerek bazı



mevkiler ele geçirildi. Ancak sonradan ada elden çıktı. Emeviler döneminde yapılan bu akınlar, Abbasiler devrinde de sürdü. En nihayet Halife Me’mun idaresinde Abu Hafs Ömer bin İsa El-Endülüs tarafından 826 yılında ada tamamıyla zaptedildi. Abu Hafs Ömer, tıpkı Tarık Đbni Ziyad’ın yaptığı gibi Girit’e asker çıkaran donanmayı yakmak suretiyle askerleri geri dönülmez bir savaşa sokarak adayı zaptetmiştir.

Bizans, Kephoros Phokas, kumandasındaki kuvvetlerin bir yıl süren kuşatmasından sonra 6 Mart 961 de Kandiye şehrini ele geçirdiler. Burada bulunan Müslüman halkın bir kısmını öldürdüler, bir kısmı adayı terk etti, bir kısmını da din değiştirmeye zorladılar.

Girit IV. Haçlı Seferi sırasında Bizans İmparatorluğu arazisi taksim edilirken, Montferrat Markisi Boniface’ın payına düştü. Fakat Marki adada karşılaşacağı güçlükleri dikkate alarak onu satmaya karar verdi.

Bizans, Girit’i 12 Ağustos 1204 yılında 100.000 gümüş karşılığında Venediklilere satmak mecburiyetinde kaldı. Bu tarihten itibaren de 440 yıl gibi uzun bir zaman sürecek Venedik hakimiyeti başlamıştır.

Girit’e yerleşen Venedikliler adadaki hakimiyetlerini sürdürmek için tıpkı Romalılar gibi kendi anavatanından bir kısım halkını burada iskan ettirdiler. Sahil şehirlerin tümünü tahkim ettikleri gibi iç bölgelerde de müstahkem kaleler inşa ettiler.

Yirmiden fazla ihtilal ve sonu gelmez isyanlar Girit ahalisini canından bezdirmişti. Bu güzel ve verimli adayı Venediklilere bırakmak istemeyen Cenevizliler durmadan akınlar yapıyor, şehirleri ve köyleri basıyorlardı. İlk isyan 1205 yılında Cenevizlilerin teşviki ve Malta Dukasının yardımı ile başladı. İki yıl süren bu ihtilal sırasında Venedik’ten göçmen getirilerek Girit’te yerleştirildi. İsyan edenlerin yarı malları alınıp Venedik’ten getirilen göçmenlere verildi. Her iki tarafta da pahalıya mal olan isyanlar, daha şiddetli bir şekilde Venediklilerce bastırılıyordu. Bu durum üzerine ada halkı dışarıdan özellikle Cenevizlilerden yardım ümitlerini kesince kendilerine

Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 3056
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 28 kez
İletişim:

Re: GİRİT GÖÇMENLERİ TÜRK HALK KÜLTÜRÜ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA Nazım ÇOKİŞLER

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 18 Ağu 2019, 20:00

felaket getirmekten başka bir işe yaramayan bu ayaklanmalardan vazgeçerek, XIV. yüzyılın sonunda Venedik idaresine tam anlamıyla boyun eğmek zorunda kaldılar.

Girit’e hakim olan Venedikliler, Anadolu kıyılarında Menteşe Oğulları, Aydın Oğulları gibi Türkmen beylikleriyle ticari bağ kurdular. Bir ara Venediklilerin katıldıkları Haçlı ittifakının yol açtığı masraflarını karşılayabilmek için Girit’te vergileri arttırınca 1333, 1342 ve 1363’ de ayaklanmalar meydana geldi.

Giritliler ile Venedikliler arasında 440 yıldan beri süren ezeli düşmanlık ve bir türlü bitmek bilmeyen Venedik Ceneviz rekabetinden dolayı adada kargaşa, katliam, eza ve cefalar halkın sürekli isyan etmesine neden oluyordu.

Girit adasına ilk Türk akınları Aydın Oğulları Beyliğinden Umur Bey 300 gemi ile başlatmıştı. Umur Beyden sonra 1469’da Girit çeşitli istikametlerde yapılan Osmanlı hücumlarına maruz kaldı. Akdeniz’i bir Türk gölü haline getirmek isteyen Barbaros Hayrettin Paşa’nın 1538’de Girit sahillerini kontrolü altına almasıyla ada, en fazla zararı gördü.

1567 Yılında II.Selim’in tahta çıkması ile Kıbrıs adasının fethi sırasında Girit’e akında bulunuldu ve Suda kalesine bir gece baskını düzenlendi. Bu saldırılar sırasında Hanya Kalesi de çok zarar gördü ve Cezayir’den gelen bir Osmanlı donanması Resmo yöresini yakıp yıktı.



Adanın Osmanlı Hakimiyetine Girmesi:


IV. Murat döneminde Osmanlı Devleti, Venedik Devletiyle Sulh halindeyken Cezayir ve Tunus korsanları Girit’i basıp, Avlonya’ya sığındıkları zaman Venedikliler, anlaşmayı hiçe sayarak Avlonya’yı talan etmişler, kaleyi ve kale içindeki camiyi yıkmışlardı. Bu hareket Girit’in feth edilmesi konusunda ilk sebeplerden birini teşkil etmiştir.

Sultan İbrahim’in hükümdarlığı döneminde ortaya çıkan Sümbül Ağa meselesi (Kalyon Vakası) ise, Girit adasının fethedilmesinden en önemli sebep olmuş ve Osmanlı Devletini harekete geçirmişti.Girit adasının Osmanlı Devleti için önemi ise, üç kıtanın birleşiminde olması, Kuzey Afrika’nın kıyı şeridindeki Müslüman devletlerin “Trablus, Tunus ve Cezayir” deniz yolu üzerinde önemli bir stratejik noktadaki konumuyla bir serhat adası özelliğinde bulunması ve Avrupa’dan Osmanlı devletine karşı yapılacak saldırılarda ileri karakol görevini taşımasıydı. Osmanlı devleti Fatih Sultan Mehmet döneminden beri Girit adasının, gerek stratejik konumundan gerekse bir korsan yatağı olmasından dolayı fethini düşünmekteydi.

21 Haziran 1645’te Osmanlı donanması Navarin’den ayrıldıktan sonra Başkomutan Kaptan-ı Derya Yusuf Paşa bütün komutanları etrafında topladıktan sonra padişahın fermanını çıkarıp okudu. “Girit’i fethe gidiyoruz...” dedi. O zamana kadar herkes Malta adasının fethine gidildiğini sanıyordu. Böylece 24 yıl, 4 ay, 16 gün süren savaş başladı.

Öte yandan Venedikliler Osmanlı devleti ile bir barış anlaşması yapmak istediklerini belirttiler ve Girit’in kendilerine bırakılması karşılığında Osmanlı devletine her yıl 20.000. Altın haraç vermeyi önerdiler. Serdar-ı Ekrem Fazıl Ahmet Paşa bu teklifi müzakereye bile gerek görmeden reddetti.

Osmanlı kuvvetleri, fazıl Ahmet Paşa kumandası altında kuşatılan Kandiye kalesi ikibuçuk yıl sonra teslim olayı kabul etmiştir. Venediklilerin 13 yıldır Kıbrıs Valisi ve komutanı olan Francesco Morosimi teslim kararını bildirdi ve (6 Eylül 1669)’da sekiz maddelik bir sulh anlaşması imzalandı.

Sulh anlaşmasına göre, Kandiye kalesi bütün silahları ve mühimmatı ile teslim oluyordu. Sadece Carabusa, Suda ve Spinaloğne kaleleri Venediklilere kalıyordu. Girit adasının fethi Osmanlı devletine çok pahalıya mal olmuştur

Kandiya’nın ilk kuşatılması 1647 yılı 7 Temmuz günü başlatılmasından teslim oluşuna kadar Venedikliler kaleyi 22 yıl 1 ay, 29 gün Türk ordusu karşısında durabilmişlerdi.

Osmanlı devleti 1715 yılından sonra Girit adasını, merkezi Kandiye olmak üzere imtiyazlı bir eyalet haline getirdi ve Kandiye, Hanya ve Resmo sancaklarına ayırdı. Kandiye’nin fethinden sonra yürürlüğe konan yeni vergi sistemi Venedik zamanındaki ağır vergileri kaldırdı. Girit’te yapılan ilk tahrire göre, ki vergiler buna göre tespit edilmekteydi, 12.700 zengin, 9850 orta kazançlı ve 4170 dar gelirli olmak üzere 26 bin 700 kişi yaşıyordu. Osmanlı coğrafyası içinde Đstanbul-Mısır yolu üzerinde bulunan Girit limanları önemli uğrak yeri haline geldi.

Kandiye'nin fethinden Mora ihtilalinin başlangıcına kadar Osmanlı hakimiyeti altında geçen zaman zarfında Girit'te gözlenen sükûnet devresi, Osmanlı idâresinin özenli iç politika uygulamalarına rağmen devam edememiştir.

Mora ve adalarda Rumlar tarafından çıkarılan isyanlar Girit adasına da sıçradı. 1821 yılında başlayan bu ilk isyanın bastırılması için II. Mahmut, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'yı görevlendirmiş ve isyanı bastırmıştır.

1830 yılında Yunanistan devleti kurulduğunda, Girit Rumları adanın bu devlete bağlanmasını sağlamak için yeniden isyan ettiler. Bu isyan da Mehmet Ali Paşa



tarafından 1831 yılında bastırıldı. Ancak kendisine Girit valiliği de verilmiş olan ve kuvvetleri de adada bulunan Mehmet Ali Paşa Girit'i, buradan bir çıkarı olmayacağını anladığı için, 15 Temmuz 1840 tarihli Londra Antlaşması'ndan sonra adayı boşaltmıştır. Girit'in Mehmet Ali Paşa'nın çekilmesinden sonra yeniden doğrudan Osmanlı idaresine geçmesinden az bir zaman sonra, Rumlar buraya tekrar dönmüş olan Yunan mültecileri tarafından isyana teşvik edildiler. Bu ayaklanma da, Osmanlı Devleti tarafından 1841 yılının ilk aylarında bastırıldı.

Bu arada, yeni kurulmuş olan Yunan Devleti de Girit'teki Rumları isyana teşvik etmekte ve asilere her çeşit yardımı yapmaktaydı. Yunanistan, Mısır bunalımı sırasında Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu zor durumdan yararlanmak için, 10 Ağustos 1839'da koruyucusu olan üç büyük devlete bir muhtıra göndererek, Girit'in kendisine verilmesini istemiştir. Diğer taraftan da Teselya'ya çeteler göndererek, Makedonya ve Epir'de karışıklıklar çıkartmıştır. Ancak Đngiltere, Yunanistan üzerinde Rusya'nın nüfûz kazanacağı endişesi ile Yunanistan'ın bu genişleme politikasını önlemiştir. Kırım Savaşı sırasında da, Yunanistan'ın Osmanlı Devleti'ne savaş açmak istemesi, İngiltere ve Fransa tarafından engellenmiştir.

Yunanlıların ümit ve arzuları, 1864 yılında Yedi Ada'nın kendilerine verilmesi üzerine tekrar uyanmıştır. Rumların bulunduğu Ege'deki bütün adaları ele geçirerek büyük bir Yunanistan kurmak isteyen Yunanlılar, Girit'i de Osmanlı Devleti'nden kopartmak için tekrar harekete geçmişlerdir. Adaya gönderilen papaz ve öğretmenlerle Rum halkını isyana teşvik edilmiş ve 1866 Ağustos ayında Girit ilk defa geniş ölçüde bir ayaklanmaya sahne olmuştur. Rumlar kendi kendilerine geçici bir hükûmet kurarak, Girit'in Yunanistan'a ilhâk edildiğini ilân ettiler.

Osmanlı Devleti, isyanı bastırmak üzere harekete geçti. Fakat Avrupa devletleri bu defa da işe karıştı. Fransa ve Rusya'nın Girit'in Yunanistan'a terki veya özerklik verilmesi önerisi Babıâli tarafından reddedildi. Asilere, Yunanistan ve diğer ülkelerden gönüllü ve yardım gelmekteydi.

1867 Mayıs'ında Rusya'nın da onayını alan Fransa, Girit halkının şikâyet ve isteklerini belirlemek üzere, adaya milletlerarası bir komisyon gönderilmesini teklif etti. Fakat, Osmanlı Devleti ile İngiltere ve Avusturya bu teklife karşı çıktılar. Bunun üzerine Fransa, tasarıda, gönderilecek komisyona Osmanlı Devleti'nin de bir heyet ile dahil edilmesi şeklinde değişiklik yaptı. Buna mütareke talebini de ilave ederek Rusya, İtalya ve Prusya ile müştereken, Osmanlı Devleti nezdinde yeni bir teşebbüste bulundu. Ancak Osmanlı Devleti bu teklifi de içişlerine karışma sayarak reddetti.

İngiltere ise Girit meselesinin, Osmanlı Devleti'nin yerel bir problemi olarak kalmasını istiyordu. Bu arada yapımı sürdürülen Süveyş Kanalı açılınca, Hindistan yolu üzerinde bulunan Girit'in önemi bir kat daha artacaktı. Bu bakımdan da adanın statükosunun devamında yarar görüyordu.

Avrupa devletlerinin devam eden baskısı sonucunda Babıâli 12 Eylül 1867'de Girit'te genel af ilan etmeye razı oldu. 28 Ekim'de Fuat Paşa, Sadrazam Âli Paşa'nın Girit'te tatbik edeceği tafsilatlı ıslahat programını ilgili devletlere gönderdi. Ancak tatbike konulması düşünülen program Fransa'yı memnun etmedi. Bunun üzerine Fransa, Rusya, Prusya ve İtalya, Babıâli'ye verdikleri notada, Osmanlı Devleti'nin İngiltere'nin tutumundan cesaret alıp, diğer devletlerin fikirlerini gözönünde tutmadığını, kendi teklif ettikleri ıslahat programlarını uygulamadığını ve bundan meydana gelebilecek hiçbir şeyin sorumluluğunu kabul etmediklerini bildirmişlerdir

Bu şartlar altında Sadrazam Âli Paşa 6 Ekim 1867'de Girit'e vardı ve hazırlanan ıslahat programını açıkladı. Buna göre: "Vergiler önemli ölçüde azaltılacak; valinin yanında biri Müslüman, diğeri Hıristiyan olmak üzere iki danışman bulunacak; yerel ve genel meclisler kurulacak, bunların üyeleri Müslüman ve Hıristiyanlardan seçilecek; ada gerektiği kadar sancaklara ayrılacak ve bunların başına getirileceklerin yarısı Müslüman, yarısı Hıristiyan olacak; adada resmî yazışmalar Türkçe ve Rumca olmak üzere iki dilde yapılacaktı".



Böylece Girit'e özerklik veren bir yönetim şekli getirilmiş ve Girit isyanı da yatışmaya başlamıştı. Girit'teki durumun sakinleşmesinden hoşlanmayan Yunanistan bu kez de Yunanistan'a gelen Girit göçmenlerinin adaya dönmesini devletlerarası bir mesele haline getirmeye çalıştı. Ancak, göçmenlerin Yunanistan'da karşılaştıkları kötü şartlar, Yunanistan'ın aleyhinde bir durum oluşturdu. Göçmenler Girit'e dönmek istiyor, fakat anlaşmazlık çıkartacak bir kozdan yoksun kalmak istemeyen Yunanistan buna izin vermiyordu. Babıâli, 1868 Kasım ayı sonlarına doğru göçmenlerin Girit'e serbestçe dönmesini istedi. Osmanlı Devleti, 11 Aralık 1868'de Yunanistan'a verdiği notanın reddedilmesi üzerine de Yunanistan ile ilişkilerini kesti. Ortaya çıkan savaş durumunu gidermek için harekete geçen büyük devletler, 9 Ocak 1869'da Paris'te bir konferans topladılar.

Fransa, İngiltere, Rusya, İtalya, Prusya, Avusturya ve Osmanlı Devleti'nin katılımıyla gerçekleşen konferansa Yunanistan katılmadı. Uzun süren müzâkerelerden sonra, Paris Konferansı'nın resmi bildirisi 20 Ocak 1869'da kabul edildi. Bu bildiri Yunanistan Hükûmeti'nin Osmanlı Devleti'ne karşı çeteler toplamasını ve Yunanistan limanlarından Giritli âsîlere malzeme taşıyan gemilerin donatımını yasak edip mültecilerin de Girit'e dönmelerine mani olunmamasını talep ediyordu.

Büyük devletler bu bildiri ile Yunanistan'ı hareketlerinden dolayı suçladıklarını açıkça belli etmişlerdir. Yunanistan'a bildiriye ek olarak verilen notada da bildiride ifade edilen maddelerin en geç bir hafta içinde kabul edilmemesi halinde, Yunanistan'ın hareketlerinden doğacak sonuçlar karşısında yalnız bırakılacağını ihtar etmişlerdi. Yunanistan hükûmeti, konferansa katılan devletlerin bu baskısı karşısında, 6 Şubat 1869'da bildiriyi kabul etmek zorunda kaldı. Böylece, İngiltere'nin isteği doğrultusunda statükonun korunması esas alınarak Doğu Akdeniz bunalımı önlenmiş ve Osmanlı- Yunan anlaşmazlığı ile Girit meselesi geçici de olsa sona ermiştir.

Girit Rumları, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında, Osmanlı Devleti'nin içine düştüğü zor durumdan yararlanmak amacıyla, Yunanistan'ın da teşviki sonucu yeniden isyan etmişlerdir. Rusya da, Ayastefanos Antlaşması'na, Girit adasında ıslahat



yapılmasını ve uygulanmasını isteyen bir madde koyarak, konunun devletlerarası bir nitelik almasına sebep olmuştur. İngiltere ise Rusya'nın adaya tek taraflı olarak müdahalesini önlemek üzere, Girit meselesini Berlin Konferansı'na getirdi. Kongre, Berlin Antlaşması'nın 23. maddesine; Girit'te 1868 nizamnâmesi esaslarına göre ıslahat yapılmasını ve Osmanlı Devleti'nin bu konuda Avrupa devletlerine bilgi vermesi kaydını koydu.

Bu madde Osmanlı Devleti'nin Girit üzerindeki hâkimiyetini biraz daha kaybetmesine yol açtı. Nitekim sonradan büyük devletler, Osmanlı Devleti tarafından verilen bu vaadin yerine getirilmesini istediler. Bu vazife ile Girit'e gönderilen Gazi Ahmet Muhtar Paşa ile âsîler arasında, konsolosların kontrolü altında, Hanya'ya yakın Halepa mevkiinde müzakereler yapılarak, 23 Ekim 1878'de bir mukavelenâme imzalandı. "Halepa Mukavelenamesi"'nin başlıca hükümleri şunlardır:

1- Girit genel valisi, beş yıl müddetle tayin edilecektir; genel vali, Müslüman veya Hıristiyan olabilecektir. Müslüman olduğu takdirde Hıristiyan, Hıristiyan olduğu takdirde, Müslüman bir yardımcısı bulunacaktır.
2- Vilâyet Genel Meclisi 80 üyeden oluşacak; bunlardan 49'u Hıristiyan, 31'i Müslüman olacaktır. Meclis yılda bir defa toplanacak, mahallî ihtiyaçlar hakkında karar verecektir.
3- Memurlar öncelikli olarak yerliler arasından seçilecektir. 4- Rumca, Türkçe gibi resmî dil olarak kabul edilecektir.
5- Vergi gelirlerinin fazlası adanın amme hizmetleri için kullanılacaktır. 6- Kâğıt paranın tedavülü yasak olacak, basın hürriyeti sağlanacaktır.

Böylece, Halepa Mukavelenamesi ile verilen yeni haklar ve getirilen düzenle, Rum halkın Girit'in yönetiminde daha etkili olması sağlanmıştır.

Türk-Yunan savaşı, Girit meselesi yüzünden çıkmış, buna rağmen barış antlaşmasının hiçbir yerinde Girit anlaşmazlığından ve hal şeklinden bahsedilmemişti. Barışın imzalanmasından iki hafta sonra da 18 Aralık 1897 tarihinde büyük devletler,
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Cevapla

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir