Bir Mübadele Romanı: Hasret Doç. Dr. Fatih SAKALLI

Girit Konulu Dergiler
Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 4540
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1097 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: Bir Mübadele Romanı: Hasret Doç. Dr. Fatih SAKALLI

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 30 Kas 2019, 09:57

gününde Selanik kıyıları görünür. Fakat gemi Selanik Limanına değil, Selanik’in beş kilometre güneydoğusunda bulunan Kalamaria’ya yanaşır. Sonra mübadiller için karantina haline getirilen binaya yerleştirilirler. Topluca alındıkları banyonun önünde çırılçıplak soyunmaları istenir. Topluca duşların altlarına sokulurlar. Üzerlerine sıcak tazyikli su ve ilaç sıkılır. Elbiseleri, üstleri başları ayakkabılarına kadar alınıp fırınlara atılarak sterilize edilir. Görevlilerin hoyrat davranışlarına maruz kalırlar. Kendilerini “turkos sporos” (Türk tohumu) diye aşağılarlar. Birkaç mübadilde bit tespit edildiği için hepsinin saçı kesilir. Temizlenme faslından sonra karantinaya alınırlar. Kızılhaç ve yardımseverler tarafından kendilerine yemek dağıtımı yapılır. Başlarını sokacak bir evlerinin olması hayaliyle yaşadıklarına katlanırlar. On beş gün karantinada kalırlar. Bu süre içinde sağlık kontrolleri yapılır, eksik aşıları tamamlanır, sıhhatli olduklarına dair raporları hazırlanır. Mübadele komisyonundan gelen jandarmalar, kendilerine eve yerleşecekleri haberini verirler. Omorfia ve ailesini fırıncı Cemal’in evine yerleştirirler. Cemal Efendinin ailesiyle tanışırlar. Patricia, Cemal Efendi’nin kızı Nergis’in de Aleko’yu sevdiğini, mübadele nedeniyle onun da sevdiğinden ayrılacağını öğrenir. Çadırdan çıkıp Cemal Efendi’nin evine yerleştikten üç ay sonra bu sefer Cemal Efendi ve ailesi mübadele sebebiyle Türkiye’ye gitmek üzere evden ayrılırlar. Cemal Efendi’nin evi ve fırıncı dükkânı da Omorfia’nın adına kayda geçer.


İki Mekân / Bir Tarih: Keskin-Selanik / Mart 1925


Tacettin’in Patricia ve Ali’sinin gitmesinin üzerinden sekiz ay gibi bir süre geçmiştir. Bu süre zarfında Tacettin, ailesinden ayrı yaşamış, baba evine gitmemiştir. Geçen zaman diliminde Patricia ve Ali gibi yakın dostları Aris ve Artin’i de delicesine özlemiştir. Geçirdiği sekiz aylık dilimde tek tesellisi Patricia ve Ali’nin fotoğrafıdır. Geceler boyunca Patricia’nın fotoğrafıyla konuşmuş, fotoğraftaki Ali’sine masallar anlatmıştır. Tacettin’in kimselerin bilmediği tek tesellisi bu olmuştur. Sekiz ayın sonunda eve dönmesine rağmen Tacettin, annesi Fatiş Hatun’la konuşmama-ya devam eder. Bu zaman içerisinde Omorfia, Patricia ve Ali ise Cemal Efendi ve ailesinin bıraktığı ev ve fırın sayesinde, kurulu düzen üzerine düzenlerini kurarlar. Fakat mübadele nedeniyle öyle şeyler yaşamışlardır ki üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin unutmayacaklardır.


Evliliğe Giden Süreç ve İzdivaç

Tacettin’in babası Hacı Ali Bey, oğullarını evlendirirken bütün oğullarına bir ev vermiştir. Tacettin için düşünülen ev ise Tacettin’in yaşadığı büyük aşk ve ayrılık sebebiyle Keskin’e gelen bir devlet memuruna kiraya verilmiş onun evden çıkmasıyla da boş kalmıştır. Kiracının çıkması üzerine evde badana boya ve tadilat yapılmıştır. Eve İstanbul’dan Keskin’deki askerlik şubesine şube müdürü olarak tayin edilen Binbaşı İhsan adında birisi talip olur. Tacettin, Patricia ve Ali olmadan bu evde oturmayacağı düşüncesiyle evi İhsan Bey’e kiralar. İhsan Bey ve ailesi bir hafta



Cilt 4 Sayı 11 Yaz 2015

21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum



29
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 4540
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1097 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: Bir Mübadele Romanı: Hasret Doç. Dr. Fatih SAKALLI

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 30 Kas 2019, 10:00

sonra İstanbul’dan Keskin’e gelerek evlerine yerleşirler. Tacettin’in eniştesi Rıza Bey, ablası Şaziye, yeğenleri ve Tacettin, İhsan Bey’in daveti üzerine onlara yemeğe giderler. Orada İhsan Bey’in eşi Celile Hanım ve kızları Behire ile tanışırlar. Şaziye ‘de bir süre sonra Binbaşı İhsan Bey ve ailesini yemeğe davet eder. Şaziye o gece kardeşi Tacettin’e Behire hakkındaki düşüncelerini sorar. Lise mezunu, piyana, keman, ut çalabilen, elinde nakış dikiş gelen bu kızın tam ona uygun bir eş adayı olduğunu belirtir ve bu hususu düşünmesini ister. O gece ablasında kalan Tacettin, Patricia ve Ali’nin fotoğrafına bakıp hasret gideremeyecek olmanın hüznünü ya-şar. Birgün Binbaşı İhsan Bey, Tacettin’i ziyarete gelerek kızı Behire ile evlenmesini ister. Keskin’de ona layık gördüğü tek kişinin Tacettin olduğunu belirtir. Tacettin, evlenmenin kendisine haram olduğunu, yaralı bir kişi olduğunu ifade eder ve başından geçen acı aşk hikâyesini anlatır. Mübadelenin kendilerini ayırdığını belirtir: “Evet. Pek çok insanı topraklarından söküp aldığı gibi, bizi de birbirimizden kopardı mübadele.” (Tan, 2013: 246) Bunun üzerine İhsan Bey, tanıdığı Bekir adlı birisinin yaşanmış hikâyesini anlatır ve insan hayatının, aldığının yerine yenilerini koyabilecek zenginliğe sahip olduğunu söyler. “Ömür boyu süren hasretler vardır, ne yaşarsa yaşasın, bir yanı eksik kalır insanın” (Tan, 2013: 250) Tacettin, İhsan Bey’le konuşmalarını ablası Şaziye’ye anlatır. Şaziye’de durumu aileye aktarır. Evliliğe giden süreçte Tacettin’in yaşadığı duygular şöyle verilir: “Verdiğim kararla seni terk ettiğimi düşünme sakın dedi. Sana aidim ben. Bu hakikat asla değişmeyecek. Ama içimde aile kurmayı, evlat sahibi olmayı arzulayan ikinci bir Tacettin var. Evlenecek olan o, başkasına kocalık edecek olan o… Yalvarırım anla beni. Ailem, etrafımdakiler, içinde bulunduğum şartlar… Başka çıkar yol bırakmadılar bana.” (Tan, 2013: 255) Bir süre sonra Tacettin de İhsan Bey’e iade-i ziyarette bulunarak kızı Behire ile evlenmeye talip olduğunu belirtir. Binbaşı İhsan Bey, kızı Behire’ye konuyu açtığında sert bir tepki ile karşılaşsa da daha sonra Behire, Tacettin ile evlenmeyi kabul eder. Tacettin’in ailesi kız evine giderek Behire’yi ailesinden isterler. Nişan alışverişine çıkılır. Nişan yüzükleri takılır. Düğün alışverişi için İhsan Bey, Celile Hanım, Cahide Hanım, Behire, Tacettin ve Rıza Yahşihan’dan trene binerek İstanbul’a giderler. Gelinlik ve eşyalar İstanbul’dan alınır. Keskin’e dönünce bey evine yaraşır bir düğün ile Tacettin ve Behire evlenirler.



Evlilik Sonrası da Devam Eden Hasret Buluşmaları ve İki Evlat


Tacettin evlendikten sonra bile gizli mabedi dediği odaya kapanıp Patricia ve Ali’nin fotoğraflarına bakmaya, onlarla böyle hasret gidermeye devam eder. Bu durum romanda şu satırlarla verilir: “Evet, her gece ‘gizli mabedim’ dediği o odaya kapanıp Patricia ve Ali’yle buluşmaktan kendini alamıyordu Tacettin. Gerdek gecesi dışında hiç aksatmamıştı bu buluşmaları. Yanlış yapıyordu belki, vazgeçmeliydi artık. Behire’nin gözlerine her bakışında suçlu hissediyordu kendini. Ama üzerine kâbus gibi çöken, vicdan azabını çağrıştıran bu duygulardan sıyrılması uzun sürmüyordu… Bir adım geride duran ikinci kimliği ancak bu gizli mabette ortaya çıkıyor, Patricia’nın tutkulu aşkı, Ali’nin biricik babası olarak onlarla hasret




Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 4540
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1097 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: Bir Mübadele Romanı: Hasret Doç. Dr. Fatih SAKALLI

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 30 Kas 2019, 10:07

gideriyordu. Beraber çektirdikleri fotoğraflar, çalışma masasının kilitli çekmecesinde her akşam sabırsızlıkla onun gelişini bekliyordu. Aynı sabırsızlık gün boyu Tacettin’in içini de yakıyor, Patricia ve Ali’ye kavuşmak için dakikaları sayıyordu. Kavuşma sevincini odasına hapsedip dışarı çıktığında uzun bir süre kendine gelemiyordu Tacettin. Ondaki bu gözle görülür değişikliği Behire’nin nasıl yorumladığını bilemiyordu ama bu ikili hayatın dışına çıkamayacağından emindi artık. Karısının yanında mazbut ve müşfik bir koca, odasına kapandığında yüreğindeki iki başlı acımasız hasreti büyüten ve bundan zerrece utanç duymayan iflah olmaz bir âşık… ” (Tan, 2013: 293-294) Bir süre sonra Behire, Tacettin’in Patricia ile geçmişte yaşadığı ilişkiyi ve ondan olan oğlu Ali’yi öğrendiğinde Tacettin’e küser, babasının evine gider. Ailesinin de telkinleriyle Tacettin ile tekrar barışır. İlerleyen yıllarda Tacettin ile Behire’nin Doğan ve Beyhan adını verdikleri bir kız bir oğlan iki çocukları olur. Fakat Ali’nin Tacettin’in gönlündeki yeri her zaman ayrı kalacaktır.


Atina’da Vuslata Vesile Bir Karşılaşma

İkinci Dünya Savaşının devam ettiği yıllarda Ali’yi (Andoni’yi) askere alırlar. Ali geçirdiği uçak kazasından yaralı kurtulur ve kendisini Atina’daki hastaneye getirirler. Orada hasta yatan Tacettin’in gençlik arkadaşı Aris, Ali’yi gördüğünde çok şaşırır çünkü Ali Tacettin’e çok benzemektedir.Tanışırlar. Aris, Ali’ye annesinin ve anneannesinin adlarının Patricia ve Omorfia olup olmadığını sorunca gerçek ortaya çıkar. Aris, Ali’ye gerçekleri söyler. Onun zannettiği gibi Nikolas adlı bir çiftçinin oğlu olmadığını, babasının bir Türk beyi olduğunu ve hala yaşadığını anlatır. Kafasına bir şey takılması hâlinde İstanbul’da Panayia Kafatiani Kilisesi’nde bulunan Papa Eftim’i görmesini ister. Papa Eftim’in o senelerde Keskin’de yaşamış bir papaz olduğunu, onu görmesi hâlinde kendisine gerçekleri anlatacağını belirtir. Ali, annesi Patricia’ya ve anneannesi Omorfia’ya ‘Benim babam kim?’ diye sorar ve gerçekleri öğrenir. Patricia, Ali’ye “Andalayı olmasa evlenecektik!” (Tan, 2013: 332) diye yaşadıkları ilişkiyi oğlunun gözünde temize çıkarmak ister. Ali’nin annesi ve anneannesi ile bu meseleyi konuşmasının üzerinden üç yıl geçer. Bu zaman diliminde Ali, hastanedeki hemşire Maria ile evlenmiş ve Maria Selanik’teki bir hastanede çalışmaya başlamıştır. Bir de oğulları olmuştur. Birgün dükkân komşusu Aleks’in amcasının cenazesi sebebiyle İstanbul’a gitmesi gerekir. Ali’ye beraber gitmeyi teklif eder. Andoni (Ali) bu teklifi kabul eder ve beraber İstanbul’a giderler. Andoni, Papa Eftim’i bulur. Aris’in anlattıklarını ona da sorar. Papa Eftim, “Hatırlıyorum… Aris, Tacettin ve Artin çok iyi arkadaşlardı. Mert delikanlılardı üçü de.” (Tan, 2013: 337) diyerek konuya girer ve mübadele sürecinde Keskin’de yaşananları ve zorunlu ayrılığı Andoni’ye (Ali) anlatır, ona nasihat eder. Bu durum romanda şu satırlarla verilir: “Hamitoğulları sülalesinden gelen Keskin’in en itibarlı, en saygıdeğer ailelerinden birinin oğlusun sen bunu aklından çıkarma. Yaşanan tatsız olaylar için anneni de, babanı da suçlamamalısın. İkisi de ellerinden geleni yapmaya çabaladılar. Olmadı. Mübadele kâbusuyla baş edebilmeleri imkânsızdı. Çevrelerinden yeterli yardımı ve desteği alamayınca kaderlerine boyun eğmek zorunda



Cilt 4 Sayı 11 Yaz 2015
21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 4540
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1097 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: Bir Mübadele Romanı: Hasret Doç. Dr. Fatih SAKALLI

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 30 Kas 2019, 10:13

kaldılar. Ama inanıyorum ki aralarındaki sevgi hükmünü sürdürdü. Birbirlerini unutmuş olduklarını asla düşünmüyorum… Tacettin Bey’in neler çektiğini çok iyi tahmin edebiliyorum. Evlat hasreti hiçbir şeye benzemez oğlum! Yakar kavurur insanı, ilacı yoktur. Sana tavsiyem bu hasreti sona erdirmendir. Keskin’e git, babanı gör, kucakla onu. Baba dokunuşundaki şefkati hisset. Onun sıcaklığıyla yıka ruhunu… Pişman olmazsın.” (Tan, 2013: 338) Papa Eftim, bunları söyledikten sonra uzun yıllar Keskin’e gitmediğini belirtir fakat duyduğuna göre Tacettin’in uzun bir süre evlenmediğini daha sonra İstanbullu bir subayın kızı ile evlendiğini biri oğlan diğeri kız iki çocuğunun olduğunu anlatır. Bunları işiten Andoni, babasıyla buluşmak için biraz daha cesarete ihtiyacı olduğunu düşünür.


Yıllar Sonra Gelen Vuslat: Baba ile Oğlun Buluşması


Yıllar geçer, Tacettin emekli olur. Oğlu Doğan İstanbul’da hukuk öğrenimi görürken eşi Behire, İstanbul’da Üsküdar’daki eski evlerini dayayıp döşer zamanının çoğunu orada geçirmektedir. Kızı Beyhan da liseyi İstanbul’da okumaktadır. Tacettin, son on yıl içerisinde sırasıyla Ümüş Hatun, Hacı Ali Bey ve annesi Fatiş Hatunu kaybetmiştir. Tacettin, emekli olduktan sonra zamanının çoğunu Keskin’deki evinde bahçe işleriyle uğraşarak geçirmektedir ve kendisiyle baş başa kaldığı zaman dilimlerinde geride bıraktığı yılların muhasebesini yapmaktadır. Yalnızlığından şikâyetçi değildir. Ve birgün bahçe kapısının gerisinde elinde küçük bir valizle genç bir adamın durduğunu fark eder. Adının Andoni yani Ali olduğunu ifade edince elindeki bahçe makasını fırlatır, Ali’m diye haykırır. Bir babanın oğluna kavuşma anı şu satırlarla verilir. “Yılların katmerleşmiş hasreti dudakların-da feryat, boğazında hıçkırık, gözlerinde sel olmuştu. Nasıl koştuğunu, kollarının tüm gücüyle oğluna nasıl sarıldığını bilemedi. Uzunca bir süre öyle kaldılar.” (Tan, 2013: 342) Ali’yi soru yağmuruna tutar. Ali, tek tek anlatmaya başlar. Selanik’te annesi ve anneannesi ile beraber yaşadıklarını, Omorfia’nın epey yaşlandığını, fırındaki işleri sürdürdüğünü, annesinin ise gümüş işlemeciliğini öğrenip antika ve gümüş üzerine bir atölye dükkânı açtığını, orada beraber çalıştıklarını, kendisinin evlendiğini, Teodor adında bir oğlu olduğunu tüm ayrıntıları ile uzun uzun anlatır. Kendisine babasının küçükken öldüğünün söylendiğini belirtir. Aris’le hastanede karşılaştıklarını bu sayede gerçekleri öğrendiğini, İstanbul’a giderek Papa Eftim’le konuştuğunu söyler. Tacettin, Patricia’nın evlenmediğini öğrenince kendisi evlendiği için bir suçluluk duyar.Kendisinin evlendiğini bir oğlu bir kızı olduğunu söylerken başını önüne eğer. İçindeki duyguları oğluna şöyle aktarır: “Evlendim ama Patricia’yı asla unutmadım ben! Diye haykırdı. Yüreğim ve ruhum ona aitti. Hep sevdim onu, her geçen saniye azalacağına çığ gibi büyüdü sevgisi. Sizlerden uzakta ama hep sizinleydim.” (Tan, 2013: 344) Bu sözlerden sonra yıllardır sakladığı fotoğrafları getirir ve birini Ali’ye verir, götürüp Patricia’ya vermesini ister. Gözyaşlarının izi sebebiyle fotoğrafın silikleştiğini belirtir. Ali’de valizinden çıkardığı annesi Patricia’nın fotoğrafını Tacettin’e verir ve annesinin selamını söyler. Ali iki gün kalır Keskin’de. Baba oğul, sevincin, üzüntünün, hasretin, vuslatın aynı anda

Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 4540
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1097 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: Bir Mübadele Romanı: Hasret Doç. Dr. Fatih SAKALLI

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 30 Kas 2019, 10:25

yaşandığı bu iki günü dolu dolu geçirirler. Oğlu ile ayrılırken annesi Patricia’ya şunları söylemesini ister. “Patricia’ya selamımı götür dedi. Onun önünde başım eğik. Affetsin beni. Hem yaptıklarım, hem de yapamadıklarım için. Sevgimi anlat ona, hasretimi, onu asla unutamadığımı… Daima içimde yaşattığımı ve yaşatacağımı.” (Tan, 2013: 345) Oğlunu uğurlayınca Patricia’nın fotoğrafını göğsüne bastıran Tacettin, birgün onunla da kavuşabileceğinin hayalini kurar ve son nefesini verinceye kadar bu umutla yaşar.


Sonuç


Canan Tan’ın, uzun araştırmalar ve okumalar neticesinde kaleme aldığı Hasret, bir mübadele romanıdır. Yıllardır bir arada kardeşçe yaşayan Türk ve Rum hal-kın bir antlaşma gereğince birbirlerinden ayrılmaları yıllarca sürecek hasret hikâyelerini de beraberinde getirir. Yazarın romanı yazma sürecinde gerek Keskin’de gerekse Selanik’te yaptığı araştırmalar, mübadele ile ilgili okuduğu tarihi ve edebi eserler, romanın kurgusundaki başarıyı da beraberinde getirmiştir. Romanın sonundaki şu satırlar, adeta romanın özeti mahiyetindedir. “Başa, en başa, Patricia’yla Ali’yi bir bilinmeze yolculadığı günlere döndü. Kendisine bir tercih hakkı tanınsaydı ne yapardı? HASRET mi, ÖLÜM mü deseler kesinlikle ölümü seçerdi. Tereddütsüz… Hiç gözünü kırpmadan! Ama ona soran olmamıştı ki…” (Tan, 2013: 345) Tan, romanını üç bölümde kurgulamıştır. Romanın ilk bölümünde yaşanan aşk, mübadele nedeniyle yapılan zorunlu göç ve ayrılık acısı anlatır. İkinci bölümde roman kahramanı Tacettin’in kendisine kurduğu yeni düzen, yaptığı evlilik ve yaşadığı hasret üzerinde durulur. Son bölümde ise Tacettin’in oğlu Ali ile buluşması, vuslat ele alınır. Romanda kaderleri bir antlaşma ile çizilen milyonlarca insandan ikisi olan Tacettin ve Patricia’nın hazin ayrılığı, ömür boyu sürecek bir hasreti de beraberinde getirir. Müslüman bir Türk beyinin oğlu olan Tacettin ailesini ikna edemediği için Rum kızı Patricia ile evlenemez. Bunun üzerine mübadele nedeniyle Patricia, oğlu ve annesiyle Selanik’e göçer. Tacettin’e onlardan kalan tek hatıra gitmeden önce hep beraber çektirdikleri iki adet fotoğraftır. Uzun süre hayata küsen Tacettin bir süre sonra başkasıyla evlenip çoluk çocuğa karışsa da ilk aşkı Patricia’yı ve ondan olan oğlu Ali’yi hiç unutmaz. Her gece onların fotoğrafına bakıp avunmaya çalışır.Çok uzun yıllar sonra oğlu Ali’yi karşısında gören Tacettin, Patricia’yı görme ümidini de ömrünün sonuna kadar taşır. Gerçek bir hayat hikâyesinden alınan romanın konusu, Canan Tan’ın uzun incelemelerinden, gözlemlerinden ve okumalarından geçirilerek sağlam bir kurguya oturtulmuştur. Romanın konusu kadar mekânları ve şahıs kadrosu da gerçekçidir. Ayrıca mübadele sürecinde yaşanan gemi yolculukları, hastalıklar, ölümler, ayrılıklar ile diğer hasretler kısacası mübadillerin yaşadığı tüm sıkıntı ve insansal olgular çok sahici bir şekilde nakledilmiştir. Bu hususların hepsi yazarın samimi ve sıcak üslubuyla esere yansımıştır. Bütün bunlardan hareketle Hasret’in son dönemde yazılan en güzel mübadele romanlarının başında geldiği söylenebilir.



Cilt 4 Sayı 11 Yaz 2015

21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 4540
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1097 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: Bir Mübadele Romanı: Hasret Doç. Dr. Fatih SAKALLI

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 30 Kas 2019, 10:28

Doç. Dr Fatih SAKALLI

Cilt 4 Sayı 11 Yaz 2015

21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum



Kaynakça

Arslan Güliz, (2013) Söyleşi: Canan Tan’dan Hasretin Romanı, Milliyet Kitap, Mart, s. 10

Ay Ferudun, (2011) Yaşar Kemal’de Göç Olgusu (Bir Ada Hikâyesi I Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, Bir Ada Hikâyesi II Karıncanın Su İçtiği, Bir Ada Hikâyesi III Tanyeri Horozları) İstanbul Kültür Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul

Bilgi Levent, (2006) Türk Romanında Savaş Sonrası Anadolu’ya Zorunlu Göçler, Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul

Dizman İbrahim, (2014) “Mübadele ve Edebiyat” Roman Kahramanları S.20, İstanbul

Ercan Sibel, (2006) Yaşar Kemal, Ahmet Yorulmaz ve Saba Altınsay’ın Eserlerine Lozan Mübadelesi’nin Yansıması, Yeditepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul

Gökaçtı Ali Mehmet, (2010) Nüfus Mübadelesi Kayıp Bir Kuşağın Hikâyesi, İletişim Yay. 6. Baskı İstanbul

Millas Herkül, (2005) “ Türk ve Yunan Edebiyatında Mübadele Benzerlikler ve Farklar” Yeniden Kurulan Yaşamlar 1923 Türk-Yunan Zorunlu Nüfus Mübade-lesi Der: Müfide Pekin, Bilgi Üniversitesi Yay. İstanbul

Millas Herkül, (2007) “Türk Edebiyatında Nüfus Mübadelesi – Metinlerin Arasındaki Fısıltı” Ege’yi Geçerken 1923 Türk Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi Der: Renee Hirschon, Çevirenler: Müfide Pekin – Ertuğ Altınay, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yay. 2 Baskı İstanbul

Örer Ayça, (2013) Söyleşi: Bu Tam Bir Hasret Öyküsü, Radikal Kitap 22 Mart, s. 10

Tan Canan, (2013) Hasret, Doğan Kitap, İstanbul

Tanrıyar Elif, (2013) Suyun İki Yanında Süren Özlem: Canan Tan’dan Hasret,

Cumhuriyet Kitap, Sayı: 1212 Mayıs, s.6

Tevfik İhsan, (2014) İnsan ve Mekân Yüzüyle Mübadele 1923’ten Bugüne Zorunlu Göç, İnkılap Yayınevi, İstanbul

Ünalan Ceylan İpek, (2013) Söyleşi: Mübadeleyle Ayrı Düşen Âşıklar, Vatan Kitap Mart, s.44
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Cevapla

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir