0NUN HİKAYESİ Ali Müfit Çetingül

Girit anıları ve söyleşileri
Cevapla
Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar:6927
Kayıt:05 Haz 2019, 22:41
Konum:İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:
0NUN HİKAYESİ Ali Müfit Çetingül

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 07 Oca 2024, 19:40

IMG-20170824-WA0001.jpg
IMG-20170824-WA0001.jpg (3.98KiB)8736 kere görüntülendi

"ikisini yazdıktan sonra öbürlerini yazmazsam ayıp ederim burada kısaca bahsedeyim rahmetli nazife halanız benim en büyük sırdaşım dı son günlerine kadar bende onun sadık dinleyicisi son zamanlarında aynı şeyleri defalarca anlatsada ben ilk kez dinlermişcesine bozuntuya vermezdim
yer ikiçeşmelik rahmetli dedem hala sağken bir anı
bihratın dedesi onların yani halil dedemlerin bir küçük odasında kiracı resme meraklı ve biraz da çapkın güzel insanlar geçtikçe onları süzer ve gerekirse resimlerine ilham kaynağı olurmuş
rahmetli şevki saatlerce dolaştırmış o arada zarın altından çubuklu pijaması çıkınca tongaya düştüğünü farketmiş dayı m ona bir oyun oynamaya karar vermiş annesinin zarını yani siyah elbisesini giymiş ve mahallenin çocuklarıyla bir işveli davet mektubunu pencereden attırmış mealen bahribaba parkında buluşma teklifi yazılıymış dede mavitan süslenmiş taranmış çenk elbiselerini giymiş bahribaba parkına gitmiş şevki dayım merdivenlerden aşağı oda peşinden saatlarce devam etmiş koşturmaca zar bir ara kayıpta cubuklu pijaması gözükünce anlamış oyunu moresi şevki ben sana göstereceğim ikiçeşmelik canavarını deyip başlamış koşturmaya işte o güzel insanların ozamanlarki eğlenceleri
o zamanlar ne cep telefonu nede facebook var sadece anıları anlatan namı diğer kulunuz ester var gerisi tavanarasi. net de

anlatan ester ester rahmetli babamın yani hasan çetingülün
inatçı katır anlamına gelen giritlice bir deyim

"halilimin tebessümünü arttıracak bir anıda onun için
sodaşın teknik müdürlüğünden ayrıldıktan sonra ikinci sanayi sitesinde hangardan bozma görünümlü bir büro açmıştım hoş şimdikide ondan pek farklı değil aradan kısa bir süre geçmişti ki ilk misafirimdi o yanında simitleriyle beni kutlamaya ve o munis gülümsemesi ile bana moral vermeye geldiğini söylemişti hoş beşten sonra burayı iyi belleyin tüylerimi diken diken eden teklifini yapmıştı müfitim sen şimdi yeni iş açıyorsun ihtiyaçların çoktur benim biraz param var çok ta değil emekli ikramiyemden kalan istersen sana verebilirin
akrabalarım bu jest benim için altından daha değerli bir şeydi çok teşekkür ettim buna hiç gerek olmadığını ama bu teklifi ile beni çok bahtiyar ettiğini söyledim gerçekten öyle olmuştu bu insanlar umur görmüş yüce kişilerdi hemen tümü öyleydi yemez yedirirlerdi böyle bir babanın çoculkları olduğunuz için ne kadar gururlansanız azdır devamı

"yer denizlinin çardak ilçesi sıkıntılı bir gün yada bana öyle geliyor o zamanlar telefonlar şimdiki gibi çal kapı değil telefonla görüşeceğin kişiye bağlanmak için önce ptt santralı aranıyor santralcı memurenin gönlü yapılıyor ve aradan 10 saata yakın süre geçince izmirle görüşülebiliyor
odamdaki telefon çaldı hiçte telefon beklemiyordum telefonda arayan dayımın foto mustafadaki muhasebecisi aynı zamanda sodaşın genel müdürü aklı sıra bana espiri yaparcasına
ahmet diye bir dayın varmı diye sordu anlam veremedim
ve acı haberi damdan düşercesine söyleyiverdi o artık yaşamıyor dedi çardak denizli arasını taksiyle uçarak geldim ama ilk işim şirkete gidip genel müdürü benzetmek oldu ne pahasına olursa olsun bu şekilde bir vefat haberi
ni herhalde ömrü boyunca verememiştir
bunu içimde kalmasın diye sizlerle paylaşmak istedim
görürsünüz "

"bu iki sakallıyı tanıyorum küçük bir anımı anlatıvereyim bu arada sene 1957 sünnet olacağız tiredeki evin önünde filinta gibi iki delikanlı duruyor biri emre diğeri bihrat şimdiki gibi saçları sakalları karışmamış bihrat ve emre o aralar çok çekişirlerdi bihrat emreye küstü ve evin arkasındaki zeytin ağacına çıktı rahmetli şükran halam onları barıştırabilmek için
ne diller döktü rahmetli ahmet dayım sünnet günü geldiğinde yine başrolde titiz ve emin bir sağlıkçı rolünde ben zavallı ağzımdaki lokumun verdiği zorlukla bağıramadım bile
bu yakışıklı delikanlıların bu anını görüntüleyen resmin aslı bende digital kopyası erdoğanda halil mesajı aldın sanırım
"

ben bu gün sayende o sığınaga kapanıp içimi acıtan onun hikayesini anlatacağım .bunu belki biraz uzun bazen de kısa zaman aralıklarında anlık olarak anlatmak istiyorum . 27 temmuzda kaybettim onu .yanına gömüleni de79 senesi 27 haziranında şimdi aynı toprakta yan yana yatıyorlar . beni toplumla barıştıran iki iyi insanı kim olduklarını şimdilik açıklamam gereksiz ama onları anlattığım satırlarda tahammül edip okuyanlar olursa bu toplumun aslında ne kadar değiştiğini görecekler .

aralarında sadece birer yaş olan osmanlı nın son vatandaşlarından 1916 doğumlu belkide yaşıt, uzaktan akraba izmir doğumlu iki güzide insanı .

1916 yılları onların anlatılarıyla her ikisinin aileleri giritten muhacır olarak gelmişler eski adı simirna ve onun buğulu karşısı kordelya ya yani şimdiki adları izmir ve karşıyakaya .birilerinin lakapları pülümüstakiler diğerlerinin ki girit mutasarrıfı ismini ve işte ben izin verirseniz bu iki kişiyle birlikte ermeniyim ...

oğulları ..... ozamanın nüfus yapıları gereği bu iki aile birbirlerine çok yakın akrabalara sahip .

bu iki kişiyi hergün dizi gibi anlatmak istiyorum . çünkü onların hayatı ile ilgili o kadar güzek anılarım varki bunlar aynı zamanda cumhuriyetin badireleri gibi gerceklerle dopdolu onları okuyan yada okumaya zorlanan herkes birazda kendini bulacak sorunlarına kafa yormaya çalıştıgı bir girdabın içinde bocalayan bu güzel topraklarda yaşanmış gercek fedakarlık yıllarının öykülerini.

yer tire sene 1957 bir cumartesi günü okulun müdürü öğrencilerini her zamanki heyecanı ile istiklal marşı törenleri için toplamış hava biraz sogukça öğrencilerin üşümelerine de içi elvermediği için küçük sınıfları hafta tatiline çıkarmaları içinsınıf öğretmenlerini başıyla onayladıktan sonra bizlerden 5 kişilik bir dinleyici grubu oluşturarak baş öğretmen odasına çıkarıyor ve kafasındakileri yaşarken ki heyecanı ileyavaşca anlatmaya başlıyor .

dinleyenlerden biri de benim her zamanki gibi.

beni kendi okulunda okutmayacak kadarda prensip sahibi o cumarteside her cumartesi olduğu gibi bende anlatılan değişik öyküleri dinliyorum . kurtuluş orduları afyondan izmire doğru taarruza geçmişler bozulan yunan ordusu izmire doğru geri çekilmektedir. yer eskilerin kasaba dedikleri turgutlu babam büyük bir heyecanla anlatıyor .

‘ben babamı hiç görmedim beni benden 6 yaş büyük olan ablam büyüttü.Babam 3 aylıkken sıtmadan ölmüştü dedem. Babam babamı hiç görmedim derken gözleri konuyu anlattığı öğrencilere sizler ne mutlu şeylersiniz. Anne ve babalarınız adeta üstünüze titriyor derken adeta bende aynı gururu duyardım babam beni büyük ağabeyimi uyurken gözleri yaşlı severken cok uyandığımız olurdu .

yunanlıların turgutluya yaklaştığı haberini alan büyükler gelinlik çağınedaki kızlarla birlikte amcasının kızının saclarını kestiklerini yüzlerine kömür karası sürdüklerini belki 10.cu defa dinlerken senaryoyu hazırlayan senaristin de annem olduğunu anlatmadan geçemiyecegim
annem giritten geldigi için elenika denilen yunancayı giritliceden daha iyi bilirmiş .babam bu kısa açıklamayı yaptıktan sonra anlatmaya kaldığı yerden devam ederek bütün hayvanlarını ölmesinler diye başı boş bırakıldığını bu arada ateşe verilen kasabadan canlarını kurtarmak için bamya tarlalarına saklandıklarını anlatırken yine gözlerinin dolduğunu ve ağlamamak için kendini zor tuttuğunu anlatmama gerek yok gözleri yemyeşildi gözlerinden yaşlar akarken anlattığı amcakızını domdom kurşunu ile vurmuştular oracıkta ruhunu teslim eti diye anlatırken gözlerinde tarifsiz bir öfke anlatılmaz acılarla dolu bir görünümde olurdu her seferinde .

bu kısa girişten sonra malum konuşma gelirdi arkasından fizik kimya her şeyi size herkez öğretebilirama benim anlattıklarımı yıllar gececek sizlere bir masal gibi anlatacaklar belkide hiç anlatmayacaklar lafı kulaklarımda hala yankılanır bu konuya ilerleyen bölümlerde tekrar döneceğim necati bey ilk öğretmen okulunu bitirmişti ona verdikleri 2 adet atla köy okullarını teftişe giderdi kdiye anlatırdı söyleşilerinde her seferinde dağın başında sıraları olmayan tuvaletleri olmayan her seferinde öğrencilerin imece usülü getirdikleri odunla ısıtoılmaya çalışılan çoğu kez tuvaletini ve banyosunu kendisinin yaptıgı derme çatma köy ilk okullarıanlatımıyla onlara ozaman yüklenen rol öğretmenlikten ziyade tehber ve önder eğitici öğretmen rolü başbakanın zaman zaman eleştrilen konuşmalarında bu ülkeye eskiler 80 yılda neler yaptı derken bu günleri yaşamadığı açıkça belli oluyor




bu bildik bir ibadet töreni merasimi gibi anlatılan öyküleri o kadar sıklıkta dinler oldum ki bu bende adeta kişilik değişmesi yapmaya rüyalarım da bile olayın anlatılan bölümlerinin değişik versiyonlarını görmeme yol açar oldu zaman zaman sıkıntılar içinde anlatılan öyküyü rüyasında gören biri oldum çıktım babam o günden sonra ısrarlarımı kırmayarak öykünün diğer kısımlarınını isteğim üzerine tekrar tekrar anlatır oldu anlatırken ses tonunun uğradıgı degişiklikler onun bile anlatırken aynı heyecanı duyduğunun birer kanıtı oldu

bu arada ilginç bir anımı da bu arada anlatmak isterim günlerden bir cumartesi yine böyle bir tören sonucu eve birlikte gelinmiş harçlıklar alınarak günde üç film oynatan sinemaya gidilmişti buradan dönüşte akşam yemeği için gerekli alışverişleri yapan babamın eksik aldığı bir şeyi tamamlamak için bakkala gönderilmeme itiraz edince olay basitce pedagojik olarak bir güç gösterisine dönüşünce nasıl olduysa babamızdan hiç beklemediğimiz bir ceza şekli ile karşılaştık altı ay süre ile hiçbir şekilde sinemaya gitmeyecektik bu şimdi anlamsız ve yanlış bir ceza görülse dahi oyıllar bizlere cok anlamlı gelen aksini hiç düşünmediğimiz bir güç gösterme şekli oldu bizler ağabeyim ve ben bu süreç içinde babamın sinema yöneticilerini de işin içerişıne sokulması sonucu altı ay sinemaya gidemedik bu meyanda mahallenin yaşllarının araya girmeleri konuyu hiç değiştirmedi cezanın bittiği gün ailenin bütün fertleri bir seramonik törende bir araya gelip babamın hazırladığı bir yemek ziyafeti ve akşam ailenin topyekün gitti
ği bir dram filmi ve karşılıklı dökülen göz yaşları ve filmin sonundaki bölüme alkış tutarakfilmi kutlayan çetingül ailesi
tipik bir ege kasabası değildi tire osmanlının kültür mirasının depolandığı insanları garip bir gururla biz son osmanlılarız diyecek kadar her secimde muhafazakar partileri yürekten destekleyen çevresine göre kendini sanki son osmanlı gibi gören kendine özgü yaşayan daima aristokrat yaradılışlı insanların memleketi her türlü milli bayram törenlerinin bir karnaval edasıyla kutlandığı EFENDİ yani beyaz türklerin payitahtı yeşil tire

orta sona kadar öğrencilik yıllarım bu gizemli ege kasabasında geçti bilirsiniz o yıllarda öğretmenler toplumun en saygı duyduğu kızlarında evlenmekte en rağbet gösterdiği memur kümesinin en karakterli öğeleriydiler o zamanın zengin ve fakirleri arasında göreceli olarak çokca bariz bir fark
yoktu ayakkabılar aynı kunduracıdan aynı kalıplarda ama yalnızca deri kalitesiyle ayrıcalık gösterirdi elbiseler de aynı yalnızca kumaş kalite farkları dışında aynı terzinin varsıl ve yoksul müşterileri provalarda bile aynı merasimler bir farkla ısmarlanan çaylar ve kahvelere ek verilen sigaralar yoksullar tabakadan sarma sigara varsıllar yenice veye yeni harman


ilçenin yaz aylarında en önemli eğlencesi açık hava sinemaları ve sinema antraklarında birbirlerine özlemle bakan sevgililer buluşma gezme dolaşma ve beraberce çıkma bu kavramlar daha yeni yeni seyredilen filmlerle gelmeye başlamıştı

bizlerde başlangıç müziğini duyduğumuzda hızla çarpan kalplerimizle çoğu ailelerimizin arasındaki kaçamaklarda göz göze olan aşıklar misali küçüklük aşklarımızın o doyulmaz hülyaları arasında filmi adeta yaşarcasına sanki yan yana sevgiliyle seyretme heyecanlarını yaşardık düşünüyorum da o günlere tekrar dönebilmeyi ne de çok isterdim yaz gecelerinin buğulu esrarını ful sokağın esrarlı mandolin virtüözü abimin küçük ezgileri şenlendirirdi o sinema dönüşlerinde eğer ağabeyim evdeyse bütün pencereler adeta onun serenatlarını dinleyen buğulu gözlü insanlarla dolardı portofino onun favori şarkısı bende onun sadık ritimcisi şimdi o güzel günler o yapmacıksız sevgiler içten gelen ikramlar başörtülü komşular onlar bir taneydi laf arasında şimdiki yapay versiyonlarının aksine bizdendiler Musevileri de Ermenileri de hangi kökten olursa olsunlar onlar bizim biz onlarındık devam edecek
ilk ve orta okulu bitirdiğimde önümde iki şık vardı ya her gün otorayla sabah ödemişe gidip akşam tekrar tireye dönerek liseye devam etmek yada ağabeyime yapılan gibi akrabalarımın yanında Karşıyaka erkek lisesinde okumak
bu ikisi de benim için aynı kapıya çıkıyordu artık anne ve babaların yanındaki po muazzam rahat ve anlamlı yaşam bitiyordu bir eylül sabahı otorayla izmire oradan da vapurla Karşıyaka ya geldiğim günü hiç unutamam her ne kadar isteseler de babam benimle gelememişti son zamanlarda sağlığı iyice bozulmuş bizlerin deyimiyle salı günü hastalığına yakalanmıştı salı günü tirenin meşhur pazarının kurulduğu nefis üzümlerin ve meyvelerin bol ve ucuz satıldığı bir pazar ve babam pazar dönüşü yenilen meyvelerin sonucu sonradan öğrendiğimiz malum şeker koma sı
işte böyle bir koma sonucu annemin hazırladığı boyumdan büyük valizim ve ben amcamların yanına Karşıyaka erkek lisesi macerama yalnız ürkek ve yorgun başladım hala devam eden hayat maceramın ilk yelkenlisi ile derin okyanuslarda kaybolmadan yalnızlık savaşının başladığı ilk günler
bunları yazmaya karar verdiğim de sayfalar dolusu karalamalarım oldu bir gün beynimde bir ışık çaktı ben nasıl olsa günün birinde herkes gibi öleceğim ama benim içinde fırtınalar var bunları dışa vuramasam sanki bu fırtınalar beni boğacakmış gibi oluyor
artık eskiden olduğu gibi bunları içime atma yerine ortaya anlatmaya karar vermem bundan yaklaşık iki yıl önce başladı sayfalar dolusu yazdım yırttım sonra gene ve gene.

annemin kendini bilmez şekilde oturduğu ve beni görünce gülümseme ile hayata döndüğü hastalık günleri birden beni derinden etkileyen o günü tekrar hatırladım bu sizlere yazdıklarımı ilk defa anneme sözlü olarak anlatmaya başladığımda dikkati çeker derecede huzurlu bir gülümsemenin yüzüne yayıldığını gördükçe küçükken bana yaptıkları gibi sizlerle paylaştığım öykümü yalnızca gülümseme ile izleyen küçük hikayeler şeklinde bir masal edasıyla onu dinleyen küçük yavrusu gibi hasretle ve özlemle ama gözlerim hep yaşlı anlatmaya başladım ve şimdide ölmüş olmalarına rağmen dinleyenim olmadığı için klavyeme anlatıyorum gene üzgün gene gözlerim dolu olarak bana isterseniz bunak deyin isterseniz ne derseniz deyin okuyanınız varsa onlara anlatmaya ve içimin şişini indirmeye hep devam edeceğim kolay değil dolu dolu geçen koca atmış yıl anlattıkça unuttuklarımı hatırlayacağım hatırladıkça o güzel günleri sayenizde yeniden yaşayacağım
kaldığım yerden devam elimde Osmanlının en garip valiziyle tek bildiği yerden ve tek sevdiği insanlardan zorunlu ayrılan ben garip bir şaşkınlık içinde bu yeni diyara yani kordelya ya ayak bastım bu bana masallarda babamın anlattığı bir yer değil adeta binaları ve insanları ile bambaşka adeta ayrı bir ülke mi
diye meraklı bakışlarla çevremi süzerken çok munis sevecen bir sesle kendime geldim babamın önceden yaptığı organizasyonla mı yoksa tesadüfen mi bilemiyorum yengemi yanım da buldum
çok sevdiğim sonradan adı tarafımdan konan Palasar otelinin tek divası Güzin ablam kollayıcı ve munis bir şive ile önce babamın hastalığından bahsederek sonrada beni yeni duruma alıştırarak kalacağım eve kadar refakat etti
böylece gurbet yıllarım başlamış oldu
tek katlı tipik bir sakız evi girişte büyücek bir bölüm ki buna hayat deniliyor buna açılan dört kapı üçü oda bir tanesi mutfak banyo mutfağın içerisinde tuvalet ki o zamanın meşhur tabiri ile apdesthane bu deyimi oldum olası merak etmişimdir sanırım o zamanların yaşam felsefesinde dini motifler öne çıktığı için dir ki bu deyim yörede yayılmıştır diye düşünüyorum sonraları wc daha sonraları da tuvalet ismi daha yaygın kullanılır oldu. Hela.
her neyse ben işte böyle bir eve okumak için geldim tabi ki kendime ait bir odamın olması söz konusu bile değil amcamların evlenmemiş iki kızı rahmetli İbrahim amcamın rahmetli eşi ve ben büyücek bir odayı paylaşır olacaktık ben işte böyle bir dünyada yelkenimi rüzgarla dolduracak ve hayallerimin ülkesine yolculuğa çıkacaktım düşünüyorum da az buz yol aşmamışım ama nirvanaya daha çok yolum var bana rüzgarlar fırtınalar gerek tüm rüzgarlarınızı bana gönderin sizleri nirvanaya götüreyim birden hayallerimden uyandım ve gerçekler tüm acılığı ile kendini göstermeye başladı
ben artık o Hasan beyin veliahtı ester değilim ben artık palasar ailesinin üstüne titrenilen emanet bir yavruyum işte o zaman babamın bu aile üzerinde ne büyük bir nüfuzunun olduğunu anlamakta güçlük çekmedim
ilk sabah kahvaltısın da evde hazırlanan en güzel kahvaltı benim önüme konmuş ve yalnızlık çekmeyeyim diye bütün ev ahalisi ben yemeğimi son kırıntısına kadar bitirinceye dek işlerine başlamadılar ve arkamdan sular dökerek beni lise ye yani o zamanki adı karşıyaka erkek lisesine uğurladılar
o zamanların Türkiye sinde tek gün tamamen öğrenim görülen yegane erkek lisesi eskilerin öğretmen okulu ağabeyimde beş yıl önce aynı yollardan geçerek mezun olmuştu şimdi sıra bendeydi ve benden aynı başarıyı çıtayı yükselterek tekrarlanmam bekleniyordu bense kolu kanadı kırılmış bir göçmen kuşu gibi hissediyordum ve de ürkektim kelimenin tam anlamı ile bu yeni duruma pek alışamamıştım
bu arada sevindirici bir tesadüf beni yine yakaladı ilk okul arkadaşım semihte okula kayıt yaptırmıştı ama birbirimizden hoşlandığımız söylenemezdi
bu arada sizlere o zamanki Karşıyaka dan biraz söz etmek isterim
şimdiki bostanlı camisinin ilerisinde ve yakınında hiçbir bina yoktu ve sahilde enfes tek katlı özel konaklar vardı denizde hemen konakların yamacına kadar sokulmuş adeta birbirini tamamlayan iki yaramaz sevgili olmuşlardı akşam üzerleri piyasaya kimsecikler çıkmaz dı herkes belirli saatten sonra evlerine çekilir hergele meydanı denilen iskele karşısında Karşıyaka nın yegane varlıklı delisi gode cengizi kızdıran fırlama gençler son sigaralarını içip evlerinin yolunu tutarlardı içilen sigaraların kokusunu gidersin diye ağızlarında mutlaka papuç kadar büyücek cikletleri mutlaka olur eve yaklaşırlarken o cikletleri bir ciyan edası ile tükürerek caka satarlardı
gode cengiz Karşıyaka nın meşhur pastanesi Sami bey pastahanesinin oğluydu işte zenginlik ve de karşılığı deliren bir veliaht bu durum o zamanlar beni
derin düşünce sentezleri yapacak kadar etkilemişti bu konuya sonra tekrar dönmek üzere bir parantez açalım
Karşıyaka lisesi o zamanlar fırtına gibi adını sahalarda duyuran bir spor takımına da sahipti şayet okul takımı deplasmanda galip gelmişse deli sadık
bu isimle anılmayı kendisi istemiştir dönüşte taraftarlar vapurun ki yegane ulaşım aracı o zamanlar altın yol yapılmamış ve de herkes karşıya mecburen vapurla gider dönüşte maç galibiyetine yolcular ve kaptan mutlaka katılmak zorundaydılar aksini yapan Göztepe li addedilir ve vapurdan atılır iskeleye sulu bir şekilde çıkması engellenirdi
o vapur gezilerinde bir dörtlük dikkatimi çekmişti ve hayatımda ender yalnızlık siiri onun kadar güzel olmadı

Karşıyaka da bir palmiye karşıda Göztepe de bir okaliptüse aşık olmuş ah ederek aradaki denize kızgınlığını haykırarak aramızda deniz var aramızda deniz var
benimde artık tireyle aramda yani annem ve babamla aram koca bir seksen kilometre var ve bende ah ederek denize otuz günün dolmasını dört gözle çekerek onların ziyarete gelecekleri pazarı iple çekerek geçti bir ay ve mutat araba faytonun kulağa melodi gibi yansıyan sesi tıkıdık tıkıdık dehhh

çüşşş bu sesleri her ay özlemle bekleyeceğim koskoca üç yıl faytondan önce babam iner akabinde elini tutarak annemin inmesine yardımcı olurdu ve beraberlerinde kocaman bir denk içerisinde benim neredeyse bir yılda yiyip te tüketemiyeceğim kadar erzak dolu koca denkte beraberlerinde
çoğu kez yorgun ve bitkin olurla ve de ilk işleri yorgunluklarını atmadan evin küçüklerine alınan o zamanın en gözde çukulataları madlenleri dağıtmak olurdu çocuklar hep bir ağızdan avazları çıktığı kadar Hasan dayı geldi. Hasan amca geldi yada büyüklerin deyimi ile amcamız geldi

yengemin o zamanki konuşmaları şimdi gibi kulağımda moresi hasan tire yi de getirseydin kuzum bizim esterimizi doyuracak hiç mi paramız yok da sen bunları getiriyorsun yengemle babam birbirlerini çok severlerdi onların gözleri yaşlı sarmaş dolaş sarılmaları beni de o yaşta böyle sıcak akrabalıkların büyüsüne kaptırmıştır bu kısa konuşmalar ve ayni seremoniyi annemle de yapmalarından sonra hızlı bir maraton başlardı annem ve babamların bu kısa süreç içerisinde yapacakları bir iki tane daha ziyaret olurdu bu konuyu daha ayrıntılı olarak detayları ile anlatacağım

bilgisayarlar biz yetişkinler için zor öğrenilen bir kolaylık oldu eskiden yaşadıklarımı not aldığımız anı defterlerinin yerine geçti çoğu zaman yenilerinse olmaz olmazı birbirleri ile çoğu zaman geyik muhabbeti ve arta kalan zamanlarda da işlerini götürdükleri bir zorunlu kardeş gibi hoş akıllı telefonlar çıkalı beri bu alışkanlıkları birazda körelmedi değil
şöyle düşünüyorum da bizim gençlik yıllarımızda bizlerin böyle akıllı oyuncakları olmadığı dönemlerde bizlerin zamanı sanki daha anlamlı daha uzun gibiydi
sanki günler bir sene uzunluğunda okul saatleri de bitmemesini gönülden istediğimiz zaman dilimleri idi
çevre ile ve çevrenin de bizlerle zorunlu ilgilendiği bir sevecenlikte idik hiç unutmuyorum bizlere kuralları bir baba şefkati ile hep kırmadan çevremiz belletirdi sevgi ve güzellikle
emekli bakkalımızın iki ekmek ver hasan beye lafımı bir keresinde bıkmadan bana esterim önce bir yere girdin mi tanısan tanımasan karşılıklı hal hatır soracaksın iyi günler dileyeceksin vede istemini asla tekil zamirlerle ve emir kipinde değil şüphe ve tereddüt ifade eden ama özünde kesinliği barındıran

şu şekliyle söylersen sanırım daha güzel olur aynen onun bana öğrettiği gibi

Halil bey amca nasılsınız işleriniz bereketli olsun mümkünse başöğretmen hasan beyin hesabına yazılmak üzere iki ekmek verebilir misiniz zahmet olmazsa

yanıtı esterim bugün yeni neler var duyuyoruz okulun iyi gidiyormuş bizlere kuşlar söyledi yine okul birincisi olmuşsun teşekkür ederim öyle uygun görmüşler sağ olsunlar sağlıcakla kalın babana selamlarımı ve sevgilerimi götürmeyi unutma

bu dersleri bugün hangi eğitmenden ve ders programından alabilirsiniz yada hangi yazılım buna bu sevecenliğe ve karşılıklı sevgiye dayanan yetişme ve yetiştirilme yöntemine yanıt verebilir

birde şimdiki versiyonunu gözlemliyelim borcunuz iki ytl nakit mi kredi kartımı yap bakalım on beş taksit
günümüzdeki kolaylıklar reklamlar ve tur organizasyonları şimdi git seneye öde reklamlarının cazibesi ve boşalan bayram günleri ve patlayan turizm ve eski versiyonları
bugün beni zorla yazlığa götürüyorlar o kadar ısrarcı oldular ki onlara göre ben bir işkoliğim ve de bu böyle olmamalı yazlığın tadı birlikte olunca çıkarmış
bin bir dereden su getirme aslında bilmiyorlar ki ben yıllar önce gönül koymuşum severek yaptığım işe engel olundu mu kızgınlığımı belli etmeden bir protesto eylemi yaparım kimseyi kırmadan ve inciltmeden
benim ayaklarımda vitiligo denilen pigment eksikliğinden oluşan küçük beyaz lekeler vardır bu nedenle güneşte fazla duramam ve küçükken görünmesinler diye hiç kısa şort giymeme gibi şimdi çok aptalca bulduğum saçma sapan bir saplantım vardı neyse ki bu saplantımdan kurtuldum ama araba ehliyetim olmasına rağmen arabamızı çoğu kez eşim ve ender olarak da kızım kullanır bense çok çalışma ile depreşen ve kaslarıma haber iletişimini 20 saniye kadar geciktiren bir hastalık olan miyastenik bir hasta olduğum için birilerinin başını yakmamak için işe ve her yere ya otobüsle yada taksiyle giderim emekli olmadan önce şirketin tahsis ettiği araba ve şöförüm yapardı bu işi yani kısacası yarı özürlü demiyeyimde kendi deyimimle ben oluşturulurken arda kalan parçalardan yapılmışım yazı yazma dışında her işimi sol elle yaparım yazıyı her iki elimle de aynı hızla olmasa bile yazabilirim
yakını çok iyi görür uzağı göremem kulaklarım belirli ses tonları nedeniyle biraz ağır işitir atölye ve fabrika gürültülerinin verdiği hasarlar yüzünden uzun yıllar mestinon denilen bir ilacı kullanmak zorunda kaldım aşırı ışık altında sol göz kapağım istemsiz olarak kapanır yani tipik miyasteni tanısı bunu zaten küçüklük resimlerindeki flaşlı çekimlerdeki göz kapaklarımın düşüklüğünden tespit etmişlerdi yani anlayacağınız şeker kollestrol ve her ne illet varsa bana bir kez uğramış ama her zaman söylediğim gibi yaşamak güzel şey kimseye maskara olmayıncaya ve onurve vakardan ödün verilecek bir düşkünlüğe
düşmeyinceye kadar işte işin özeti yarım bir adam ve protestosunu yalvaran iki insanı kırmama pahasına iki günlüğüne yazlığıma kendi yazlığıma üç yıldan uzunca bir zaman sonra giden kendince ester imparatorluğunun yegane ve tek kralı başkalarına ve ev sakinlerine göre hayalleriyle yaşayan düşleriyle büyüyen anlaşılması ve yaşanması zor çağının endemik türü esteri sonunda tatile çıkmaya ikna ettiler bu güne tarih düşmek itiyorum


şimdilik hoşça kalın nasılsa sağ kalırsak yaşantımı sizlerle paylaşacağım bundan emin olun yediklerim içtiklerimin dışında gözlemlerimi ve izlenimlerimi sizlerle paylaşmak dileği ile
kısa pantolona hasret geçen yıllar
yaşım 60 şı geçti geçecek çocukluğumda eksiklini duyduğum bir özlemimi sizlerle paylaşmak istiyorum belki benim düştüğüm boşluğa ve umutsuzluğa sizlerin düşmesini önleme duyarlılığı ile yazıyorum
ben kendimi bildim bileli hiç bir şekilde şortla küçükken oyuna dahil olmadım ilkokul dördüncü sınıftan itibaren dirseklerimde dizlerimde ve dizlerimin altında resmen beyaz defter kağıdı renginde harita gibi girintili çıkıntılı beyaz kekeler ve bu lekelerin üzerine karşılık gelen yerlerde oluşan tüy ve kılcıklarda yaşlanmış insanların ak saçları gibiydiler şimdi gülüp geçtiğim bu konu küçüklüğümde beni bunalımlara sokup adeta kendimi meraklı bakış ve sorulardan kurtarma güdüsüyle uzun pantolondan başkasını giymeyerek adeta kısa sürede çocukluktan ergenliğe erkenden terfi edip kısa pantolon ve şort giyme yerine uzun pantolon ve toplumdan tecrit dönemleriydi adeta gün ışığı ve kısa giysiler benim küçük büyülü dünyamın birer kabusu idiler ve ben bu olgular sayesinde çocukluğunu yaşayamayan bir erişkin çocuk olarak kaldım ve hala o oynayamadığım çocukluğumu almak için neler feda ederdim

gülümseyen ve adeta sevinçlerini beni sıkmama pahasına zorla saklayan ailem akrabalarım dostlarım ve diğerleri
sanki ben oranın yegane misafiriymişim gibi herkeste bana gösterilen belirli bir ayrıcalık iner inmez büyücek bahçede yaptığım kısacık bir tefrişte adeta tamamen değişmiş bir bitki dostları karşıladı beni
elimle diktiğim kaktüs adeta bir tropik yöredekini aratmayacak büyüklüğe erişmişler zakkumlar çi
çeklerini beni karşılamak için açmışlar sanki hele arkadaşımın verdiği minik zeytin fidesi mağrur bir eda ile bana meyvelerini gösterme çabasında yıllardır vermeyen ceviz ağacını korkutmam işe yaramış sanki üç yıl evvel ürün vermezsen kışın odun olursun tehditi mi zavallım ciddiye almış iki yıldır birer ikişer ceviz vermeye başlamış

Şakran bıraktığımdan bu yana sihirli bir el tarafından sanki yeniden onarılmış gibi belki artık tatilcilere direnmenin anlamsızlığını anlayan yerlilerle yerleşiklerin birlikteliği adeta meyvelerini vermiş gibi bu konuları daha sonra anlatmak kaydı ile şimdi sitede biraz gezinelim bakalım ben yokken en iyi idareyi ele almış mı bakalım
korkusuz Mehmet huuuu geldiysen kapıya üç defa vur
korkusuz mehmet babamın küçükken uyumamız için başucumuzda anlattığı ama biraz büyüdüğümüzde bunun babamın eklentilerle büyüttüğü aslında kendi hayat öyküsünün olduğunu anlamamız üzerine bizlerin tadına doyamadığımız bir baş yapıt olmuştu
korkusuz mehmet iyilerin dostu kötülerin amansız düşmanı dara düşenlerin ve düşkünlerin iyilik prensiydi bir elinde kavgada kendini savunması için kullandığı kılıç yerine bir divit kalem diğerindeyse kalkan niyetine kullandığı ismi bile ilginç olan bir kitap bulunurdu kitabın adı on derste dürüstlük
her minik öykü gündüzleri bizler tarafından minik arkadaşlarımıza anlatılınca bu minik öyküler adeta beldede birer mitolojik öykü halinde değişti
rilerek anonimleşirdi
bunlardan en önemlisi de çamların yeni filizlerini ve sürgünlerine karşı yaramaz çocuklara karşı korkusuz mehmedin amansız savaş taktikleriydi
babam öğretmenliği boyunca her çalıştığı ilk okulda kalıcı birer küçük ağaç korusu meydana getirmişti ve onları koruması için öğrencilerden yeni korkusuz mehmetler yetiştirmişti
bunardan bir tanesinin duygu dolu mektubunu bana okuduğunda eski çocukluk günlerimin masal kahramanının nasılda canlı ve somut olduğunu görünce bende bir korkusuz mehmet olduğumu hissettim

mektup özet olarak şöyleydi sayın büyüğüm daha doğrusu gerçek babam hasan bey

bu mektubu yazacağım günleri iple çekmiştim ve şimdi yazacak gücü ve birikimi kendimde bulduğum için son derece mutluyum

beni okutmamak için direnen aileme karşı verdiğiniz çabalar sonucu ben şimdi Kanada nın en saygın beyin cerrahlarından biriyim köydeki cahilliğe ve taassuba karşı yılmadan daima beni diğer çocuklardan ayırmadan yaptığınız mücadeleye ben şimdi mesleğimle aynı şevkle katkıda bulunuyorum hocam oğlumun adı mehmet ama ben onu sizin bizleri cağırdığınız gibi çağırıyorum korkusuz mehmet korkusuz mehmet huuu geldiysen kapıya üç defa vur

korkusuz mehmetler çoğaldıkça bu ülkenin düşkünlerinin yoksullarının ve kimsesizlerinin endişelenmelerine gerek yok

anılarımı anlatırken kronolojiye dikkat etmeyeceğimi aklıma o an gelenleri sizlerle paylaşacağımı yazmıştım şimdi biraz değişiklik yaparak Karşıyaka lisesi üçüncü sınıfa dönüyorum
evde garip bir telaş vardı daha önceki konuşmalardan bir müteahhit lafı ve taşınma gibi sözler kulağıma gelse de derslerden ve hareketli günlerden bunu pek de kaale almamıştım
yengem kaldığımız evin yıkılacağını ve bizim de aynı sokaktaki güneş ablanın hakim emeklisi babasının evine bu hafta taşınacağımızı yengemden öğrendim ve sonunda taşındık ev küçük olduğu için bu sefer benim kalmam için gerçekten bir tavan arası gibi bir yer kalmıştı mecburen ben hakkıma razı gelen bir tutuklu gibi tavan arasında lise üçüncü sınıfı ve bitirme imtihanları dönemini bu minik yerde geçirdim mahpus pencereleri gibi bir küçük kalebent penceresi zübeyde hanım parkına bakıyor ve benim dışarı ile yegane irtibatımı bu pencere sağlıyordu bu oda kelimenin tam anlamı ile bir hücre gibiydi ve ben bir yıl bu hücrede ne günler geçirdim dirilişi çanlar kimin için çalıyor klimanjoranın karları suç ve ceza karamazof kardeşler ve diğer kitapları bu tavanarasının loş ortamında defalarca okudum o zamanlar televizyon ve pilli radyo ile henüz tanışmadığımız için yegane kurtuluş kitap okuma ve bende o dönemde deli gibi okurdum adeta aldığım her kitabı okumadan uyumama gibi bir saplantım vardı bu günleri yeri ve zamanı gelince sizlerle daha detaylı paylaşacağım bu arada o zamanın kitapları içerisinde çanlar kimin için çalıyordaki küçük kızla arazideki yatak ve sevişme bölümleride favorilerim arasındaydı ne de olsa o zamanki karşı cinsle ilgimiz şimdiki gibi aleni değil daha bir şiirsel ve romantik modda yani kitabi romanlarda ki gibi teorik düzeydeydi pratik düzeyi ise yıllar sonra üniversiteli oluncaya rastlayacaktır
kendimi kaptırdım bir kere bu hızla beynimin eski kıvrımlarında biraz arkeolojik kazılara başlayayım inanırmısınız bu yazılar benim yaşamıma terapi gibi geldi unuttuğum bazı önemli anılarımı kendimi zorlayarak buldukça adeta bir pazılın parçaları gibi bende merakla kendimi okur hale geldim adeta bulmaca çözer gibi küçük anılar birbirine eklendikçe bazen merak acıya ve hüzne dönüveriyor
kronoloji önemli değil beni tekrar üzen şeyleri tekrar hatırlamamak için gömdüğüm yerlerinden bana adeta biz burdayız diye nazire yapıyorlar
annemler ve babamlar oldukça fazla nüfuslu birer pederşahi ailelermiş annemler onbir babamlarda altı kardeşlermiş tabi bu aralar arada kaza kurbanı olanlar hariç rahmetli anneannemin cumhuriyete yetiştirdiği ve kazandırdığı vatandaşlardan ötürü verilen birde madalyası varmış doğan evlatlar ozamanların siyasi akımlarının doruk yaptığı mekteplerde okumuşlar ve sırayla dedemin baharatçı dükkanını da çalıştırarak dedemin ünü giritten gelirken aldıkları pülümüstakiler yani şimdiki dreyişiyle nakkaşcızadeler yani nakşedenler anlamında bir sanatsal beceri ile taclandırılmış bir nam
ama izmirdeki uğraşısı ile buna birde halilakilerin baharat evi tanımlaması eklenmiş giritlicede sülale babanın ünü ile devam ettiği için bundan böyle onlara baharatçı halilakiler denmiş ve soyadı kanunu çıktığında kapkın soyadını almışlar
babamlarınki ise birazcık karışık babamların sülalesi göçederken koca bir araziyi düşman eline bırakıp kimileri antalyaya kimileri muğlaya kimileri de kasabaya yani şimdiki turgutluya göç etmişler çoğunlukla tarımla ve celeplikle uğraşmış ve de istiklal savaşı bittiğinde karşıyakayı vatan bellemişler soyadı kanunu için farklı zamanlarda yapılan müracaatlar sonucu kardeşler farklı soyadları alır olmuşlar kimileri palasar kimileri çetingül ve başka soyatlar
böylelikle soyat uyuşmazlığı sonucu bazı karışıklıklar olmamış değil
babam kardeşler için de yegane okuyan en küçük kardeş ama okumasının getirdiği ayrıcalıkla sözü kanun gibi olan tek yetkili
babamın okumasında çok emeği geçen de bizlerin adını babaanne olarak telaffuz ettiğimiz halamız babam dokuz aylıkken öksüz kaldığı için bilmediği baba kavramını bizlerin beynine adeta sevgi kalemiyle nakşeden benim hayatta taptığım yegane insan adeta ondan başka insan yok diyeceğim kadar benim üzerimde etkili
necati bey ilk öğretmen okulu mezunu hayatı sadece öğretmeye endeksli ideal bir öğretmen şimdi bu küçük anektotlardan sonra babamı okumaya andiçtiren eniştesinden yediği ve her seferinde iyiki yedim diye zevkle anlattığı olayı özetleyeyim
dokuz yaşına kadar kızkardeşinin bir tek emzirmediği ama her türlü yaşam katkısı verilen öksüz hasan hızkardeşinin yanında eniştesine yazları inşaat ameleliği yaptığı zor günlerinde okuldan kaçtığı için eşşek sudan gelinceye kadar dövülen
ve bu pratik çözüm sonucu ya amelelik ya okuma seçimini dayak ilavesi ile okumadan yana koymasını borçlu olduğu eniştesi ali özercan namı diğer ali usta bvundan böyle bu yazılarda onu dedem olarak anlatacağım zira kendisi tarafından konulan hasan benim yegane oğlum ve bende onun gerçek babasıyım diyecek kadar kayınbiraderini seven biri
bunlar anlatmayla değil yaşamayla sabit olduğu için bizim de artı halamız babaanne kocasıda dede oldu ve bu hiçbir zaman değişmedi
kendimi kaptırdım bir kere bu hızla beynimin eski kıvrımlarında biraz arkeolojik kazılara başlayayım inanırmısınız bu yazılar benim yaşamıma terapi gibi geldi unuttuğum bazı önemli anılarımı kendimi zorlayarak buldukça adeta bir pazılın parçaları gibi bende merakla kendimi okur hale geldim adeta bulmaca çözer gibi küçük anılar birbirine eklendikçe bazen merak acıya ve hüzne dönüveriyor
kronoloji önemli değil beni tekrar üzen şeyleri tekrar hatırlamamak için gömdüğüm yerlerinden bana adeta biz burdayız diye nazire yapıyorlar
annemler ve babamlar oldukça fazla nüfuslu birer pederşahi ailelermiş annemler onbir babamlarda altı kardeşlermiş tabi bu aralar arada kaza kurbanı olanlar hariç rahmetli anneannemin cumhuriyete yetiştirdiği ve kazandırdığı vatandaşlardan ötürü verilen birde madalyası varmış doğan evlatlar ozamanların siyasi akımlarının doruk yaptığı mekteplerde okumuşlar ve sırayla dedemin baharatçı dükkanını da çalıştırarak dedemin ünü giritten gelirken aldıkları pülümüstakiler yani şimdiki dreyişiyle nakkaşcızadeler yani nakşedenler anlamında bir sanatsal beceri ile taclandırılmış bir nam
ama izmirdeki uğraşısı ile buna birde halilakilerin baharat evi tanımlaması eklenmiş giritlicede sülale babanın ünü ile devam ettiği için bundan böyle onlara baharatçı halilakiler denmiş ve soyadı kanunu çıktığında kapkın soyadını almışlar
babamlarınki ise birazcık karışık babamların sülalesi göçederken koca bir araziyi düşman eline bırakıp kimileri antalyaya kimileri muğlaya kimileri de kasabaya yani şimdiki turgutluya göç etmişler çoğunlukla tarımla ve celeplikle uğraşmış ve de istiklal savaşı bittiğinde karşıyakayı vatan bellemişler soyadı kanunu için farklı zamanlarda yapılan müracaatlar sonucu kardeşler farklı soyadları alır olmuşlar kimileri palasar kimileri çetingül ve başka soyatlar
böylelikle soyat uyuşmazlığı sonucu bazı karışıklıklar olmamış değil
babam kardeşler için de yegane okuyan en küçük kardeş ama okumasının getirdiği ayrıcalıkla sözü kanun gibi olan tek yetkili
babamın okumasında çok emeği geçen de bizlerin adını babaanne olarak telaffuz ettiğimiz halamız babam dokuz aylıkken öksüz kaldığı için bilmediği baba kavramını bizlerin beynine adeta sevgi kalemiyle nakşeden benim hayatta taptığım yegane insan adeta ondan başka insan yok diyeceğim kadar benim üzerimde etkili
necati bey ilk öğretmen okulu mezunu hayatı sadece öğretmeye endeksli ideal bir öğretmen şimdi bu küçük anektotlardan sonra babamı okumaya andiçtiren eniştesinden yediği ve her seferinde iyiki yedim diye zevkle anlattığı olayı özetleyeyim
dokuz yaşına kadar kızkardeşinin bir tek emzirmediği ama her türlü yaşam katkısı verilen öksüz hasan hızkardeşinin yanında eniştesine yazları inşaat ameleliği yaptığı zor günlerinde okuldan kaçtığı için eşşek sudan gelinceye kadar dövülen
ve bu pratik çözüm sonucu ya amelelik ya okuma seçimini dayak ilavesi ile okumadan yana koymasını borçlu olduğu eniştesi ali özercan namı diğer ali usta bvundan böyle bu yazılarda onu dedem olarak anlatacağım zira kendisi tarafından konulan hasan benim yegane oğlum ve bende onun gerçek babasıyım diyecek kadar kayınbiraderini seven biri
bunlar anlatmayla değil yaşamayla sabit olduğu için bizim de artı halamız babaanne kocasıda dede oldu ve bu hiçbir zaman değişmedi


https://esterinkisi.blogspot.com/2012/0 ... ayesi.html
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar:6927
Kayıt:05 Haz 2019, 22:41
Konum:İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: 0NUN HİKAYESİ Ali Müfit Çetingül

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 07 Oca 2024, 19:43

sizlere hayatımdan derlediğim insanlarla değişik insanlarla hepsinden bir tutam alarak içlerine de çeşni olsun diye esterin olmayan dehasından bir tutam koyarak bir aşure yapacağım bilirsiniz aşure müslümanlarca kutsal sayılan bedr savaşında lkalan erzaklarla yapılan ilginç bir yemek ama nice yemeklere karşın o bir tatlı lezzetinde algılanmış ve yokluk günlerinin yemeği artık varsıl ailelerce yapılan bir ibadet ikramına dönüştürülmüştür
bende bundan ilham alarak yaşamımda iz bırakan insanların beğendiğim yönlerini yeni bir kişilikte klonlanarak oluşan anonim kişiliğin ortak özelliklerini saymaya başlayacağım böylece herkesten aldığım bir güzide özellikle şayet yaşarsa anonim bir eğitsel roman kahramanım olacak şimdiden adını koydum bile esterabim
burada yapıştırıcı çimento ester olduğu için başlık olarak estere ilave a klas olduğu için a harfi ilave ettim sonundaki bim eki ise anonim yerine geçecek bütün kelimesinin baş harfi im ekide imecenin yani yardımlaşmanın kısaltılmışı
bu kelime birden bir çağrışım da yaptı bende hani o rıfat ılgazın unutulmaz eseri hababam sınıfının müsamere şarkısının nakaratı sağdan soldan esterabim
şimdi bu aşurede son yıllarda tanıdığım en uçuk insan muharremden alıntı bir kıvrak zeka asurenin aroması olacak
daha üniversiteyi bitirmedi ama bana kalırsa bitirsede bitirmesede hayatta emir komuta altında çalışamayacak kadar uçarı bir yaradılış ve hiperaktif bir bünye devamlı fikir üreten ama sonucunu bir şekilde almadan yeni ufuklara ve yeni konulara geçen yontulmamış ham bir zümrüt yontuluncaya kadar ne kadar süre geçer bilemem ama başarılırsa 30 karatlık bir kaşıkçı elması olmaya aday bi de durulup büyüyebilse
ikinci aroma yine bir öğrenci verilen her konuyu kısa sürede satış odaklı araştırabilen doğuştan satıcı son sınıfta parasını taştan çıkarabilen hatışinast görgülü bir istanbul göçeri ailesi kars doğumlu ama doğduğun değil doyduğun yer vatanındır özdeyişi ile istanbula göç etmiş emlak komisyonculuğu ile uğraşan bir ailenin yegane erkek evladı önemli toplantıların aranılan okumuş garsonu yani ekmeğini taştan çıkarmanın kitabını yazmış bir satış ve pazarlama uzmanı
bir değişik baharat emrah son derece iyi yetişmiş orta halli bir ailenin gurur abidesi ester abisine hocam diye hitap ederken gerçekten gurur ve onur duyduğum azimli ayakları yere basan yelkenleri zamanla çok rüzğar alacak ve şansı ve bahtı yaver giderse büyük yrlere gelebilecek olgun ve söz dinleyen benim üzerine özenle titrediğim geleceğin mühendis
yöneticilerinden biri
ahmet bioloji mezunu herkesten yararlanabilen utanma kelimesi lügatında olmayan bir robot insan programlanabilince yılmadan sonsuza kadar çalışabilecek ortalama insan görünüşlü robotumsu kişilik
duygu gizem dolu bir bioloji öğrencisi eski arkadaşlarını ve hocalarını aşk derecesinde seven duygusal ve gizem dolu bir
kişilik her insanda mutlaka bulunması gereken esrarengiz mitolojik bir candanlık abidesi
adnan benden dört yaş küçük ve benim tamamen kankam denecek derecede sırdaşım ve keder ve acı dolu günlerimin
unutturucusu ve aynı duygulara sahip ama benim teolojik karşıtım düşünce ve davranışları ve yaşantısı eniyi benzeri ama onun sosyal olaylara çok gözlükle rasyonel bakabileni
erdoğan ağabeyim diş profesörü elinden uçanla kaçanın kurtulamayacağı iki elinde binlerce marifet benim uygarım sakinim ve mülayimim dürüstlükte beni kat be kat geçmiş bir bilgisayar hastası
murat lisesen sınıf arkadaşım ender zeki insanlardan allah vergisi bir yaratıcılığa sahip ben merkezci bir sosyal insan
pragmatist ve kuşkucu sorgulayan ama asla kendi doğrusundan başkasına inanmayan şeytan tüylü sarışın bir adem
ve garnütür niyetine zaman zaman koyacağınız olmazsa fark etmeyen olursa çeşni ve damakta buruk bir şarap etkisi yapan binlecesi bunlardan biriside dalyan gibi boyu çocuksu gülümsemesi alımlı tavırları ve etrafında pervane olan ateşböcekleri ile yaşamını mahfeden talihsiz safiye ve onun kankası yıldız bunlar aşurede mutlaka olmalı ki yensel damak tadı tutturulabilsin
bittabi ki ester değişik yıllarda hayatlarına bir giren pir giren turnusol kağıdı kılklı ester her toplumun aranan adamı
dincisi ile solcusu ile her necisi varsa onlarla sohpet edebilecek sabırda ve alçak gönülde kendini devamlı bir iz element olarak tanımlayan ve herkesle çok değerli veya çokçok değerli ilişkiler kurabilen girdiği kabın şeklini alan su gibi aranan civa gibi hareketli ve kıvrak serce gibi ürkek bülbül gibi şakıyan kartal gibi yırtıcı koyun gibi uysal asla yılan ve timsah gibi olmayan biri
o biri bu güzide insanların hepsi ile iyi geçinmeye gayret etti kimilerine yol gösterdi kimilerine yol sordu ve en sonunda bir yol kavşağına geldiğinde ikileme düştü dürüstlük mü cinlikmi bu dönemde hangisi egemen olmalı işte klonladığı genetik
formülasyon bir imbikten süzülen bir acaba iksiri her derde deva şayet aradığını bilirsen herkese eşit mesafeli sosyal ve politik saplantıları olmayan yeni roman kahramanınız esterabimin doğuşunu annemin ölümünün birinci yılında sizlere müjdeliyorum vatana millete ergenokona estergona ve bilcümle tanınmış kurum ve kuruluşlara hayırlı olsun vatana millete ve herkese bilhassa esterin kendisine hayırlı olsun
kaderimde hep izbe olmasa bile bir tavanarası hep oldu üniversite üçüncü sınıfta kurtuluşta kaldığım evde tavanarasını pek aratmıyordu ve ben o günleri anlatırken ki sıra onlara da gelecek kapıcımız garabet amcadan yani ermeni garabet amcadan ve evimize gelen misafirlerden ve öğrencilerin en temel yemeği makarnayı nasıl öğrendiğimden ve varsıl olmamanın sıkıntılarından ve de ozamanlar gençlik heyecanlarından bahsaedeceğim tabiiki bunları anlatırken o an yaşadıklarımı birebir yansıtma yerine bugünlerden o günlere bakışlara yardımcı olacak dökümanlardan yani o zamanın yeğane iletişim aracı olan sevinç ve üzüntü ile karışık gerçek mektuplardan alıntılarla süsleyeceğim ve sizlere belki masal gibi gelen bu olayların bende uyandırdığı çöküntüleri yada bende uyandırdığı hırsları bugünkü bakışımla irdeleyeceğim ve bazen ben nerede yanlış yaptım bazende biz bu filmi görmüştük düyerek yeni versiyonlarının malum bilinen sonları karşısında neden soğukkanlı durabildiğimi sizlerle paylaşacağım zor günlerdi o günler ama bu günkü gibi umutsuz değildile insanların bir kere umutları kırıldımı veya kayboldumu iş hakikaten kaygı verici derecede zorlaşmaya insanlarda bir karabasan gibi böğürlerine oturan umutsuzluk ve yitmişlik sendromu kendini bir boşvermişlik ve vurdumduymazlık boşluğuna düşürmektedir bu ise sonun yani yitirmenin baişlangıcıdır yitirenler ise asla eski günleri
ne kolay kolay dönemiyorlar para yitirilebilir iş yitirilebilir ama umut ve güzel günlere ulaşma özlemi yitirilmeye görsün işte o zaman insanlık denen etik davranışlar kendini lümpen ve yitik küskün ve yokolmuş ve değersiz kişiliklere dönüştürüyor ister istemez o zaman birçok kimse için kaçış yolu olan dönme ve inkarlara kadar varan tepkilere yol açıyor o nedenle ben o günlerime zor günler adını verdim ikilem okulu bitirecek direnci göstemek için olaylara kulak tıkamak mı yoksa okul ikinci planda mı kalmalı diyen anlayışlarmı seçim hayli zor oldu ve benim toplumsal olaylara bakışımdaki objektif yansız bakışım o zaman daha bir şekillendi ve yaptığım özeleştirinin doğruluğunu da ben hep yine babamın bir bilge olarak gönderdiği ve benim onlara verdiğim cevapların dozunun giderek düşen üslubunda bugünlerdeki ortamda da aynı tavrı göstermemde aldığım acı derslerde arıyorum yitirilen canlar ve kaybolan onca verimli yıllar sonuç geriye dönüp bakıldığında olaylar bu günkü gibi iki taraflı kışkırtılma ile kontroldan çıkmış adeta karşılıklı birbirini yoketmek isteyen düşman kamlaşmalara yol açmıştı bu durumda iki tarafada dur diyebilecek bir adil otoriteye yansız otoriteye ihtiyaç var acaba bu durum bendini aşan bir sel gibi hiçbirşeye aldırmadan ortalığı bir savaşalanına çavirmeye yetecekmi işte eski bir gözlemci ve bu filmi görüp yaşamış biri olarak ziyadesiyle korkuyorum
geriye dönüp baktığımda kalan anıları hatırlamama yardımcı olan bazı olaylar da olmuyor değil
ben o günlere döndüğümde küçük kıvılcımlar bende nedense büyük gönül yangınlarına yol açar oldu hele hele hatırla sevgili dizisinin başlangıcından final son bölümüne kadar geçen yıllar sinsilesini ben sanki kendi çocukluğumu yaşamış gibi izledim ve o günleri hatırlarken babamın tereddütlü konuşmalarını ve aldoığı gazeteye göre verilen ve takılan tarafgirlik ve muhaliflik yaftalarının ne hale geldiğini ve ihtilal ve ertesinde o küçük beldede olan olaylara ve takınılan tavırlara ve yapılan lehte ve alehte mümayişlerin bende hasıl ettiği travma beni birçokkez ikilemde bırakmıştı ve ben o günleri yaşarken şimdiki kadar objektif te olamıyordum ne de olsa çevrem sevdiğim taraftar ve muhalif insanlarla dolu idi yani sakal ve bıyık örneği gibi ne yana gidilse tehlikeli ve yanlı bu zamanla bende üniversitede ve diğer yaşamımda çok ters kararlara imza atmama neden olacaktı işte bu bölümleri anlatabilmem için bu günlerle o günlerin bir mukayesesini yapmadan sağlıklı davranmak olanaksız olurdu
ben yine suya sabuna dokunmadan onun hikayesine devam ediyorum bu arada yazılanlar ve yanıtları beni arkeolojik beyin kazılarımda lisede yaptığımız ve uzunca süren bir traktör fabrikası mı kurulmalı yoksa televizyon mu sorularını yanıtlayacak yarışma takımlarından birinde idim ve bizim takım traktörün daha önemli olduğu savını savunuyorduk

bu günkü aklım olsaydı tam tersini savunan ekipten yani televizyondan yana kullanırdım tercihimi
ama asıl anlatmak istediğim bu değil tabiki o zamanki eğitim sisteminin hala milli karakterinin bizleri sarmalamadaki başarısıdor
her ne kadar bu günkü olanaklara sahip değillersede tüm öğrencilerin belirli bir felsefi görüşü severek tartışabildiği özgür bireyler olarak yetişebilmemizdir
bu düşünceler sayesinde üniversite yıllarımda belli bir görüşten ziyade bir düşünce disiplinini beninsemem okulu kazasız bitirmemde önemli rol oynamıştır çoğu arkadaşım bu işlerin dozunu ayarlayamadıkları için yıllarına mal olacak zaman kayıplarına vede üzüntülü yıllara sahip oldular bu konuya ilerde daha detaylı değinmek fırsatım olacak
şimdi okutuluyormu bilemiyorum ozamanlar felsefe ve mantık dersleri beni son derece mutlu ederdi şimdi rahmetli olan felsefe hocamız iyi birde şairdi zaman zaman şiirlerini dinlemek ve de onun anlattığı felsefe teorilerinin insanlığın geli
şimine yaptığı katkıları onun anlatımıyla ve edebi şiir diliyle vede tonlamaya dikkat eden davudi bir sesten dinlemek çok hoştu
bu arada tarih hocamızı rahmetle anmadan geçemiyeceğim tükürüklerini saça saça iştiklal harbini ve mustafa kemalin izmire ve karşıyakaya geli
şini anlatan edası şivesi görülmeye değer bir tatlı anıydı benin için hele bioloji hocamız rahmetli sıfırcı kazım bioloji coğrafya ve bütün tabii iimlerin değişmeyen hocası dilide değişmedi aynı yontulmamış yapısını ağabeyim vede onun büyükleri aynen anlatırlar sıfırcının tek not verdiği öğrenci de ben oldum ve tam notlar alma becerimi geliştirdim
coğrafya hocamız çılgın melahat nasılda unutur insan onun dersinde dersi sevmeyenler bile en öne otururlardı sırf melahat
hanımın hepsi erkek olan sınıfta verdiği frikik görüntülerle hayallere dalan sınıfı okul müdür yardımcısı vakkas beyin tiz ve idialı sesi daldığı hülyalardan gerçeğe döndürebilirdi
fen ve edebiyat bölümleri arasındada ayrıca bir rekabet ve süslenme yarışı vardı
edebiyat bölümünde okuyanlar arasında halazadamin oğlu bihrat da vardı aslında benden iki yaş büyük olmasına rağmen aynı sınıflarda idik tek koşulla o edebiyat bense fen bölümü
benim taşradan gelmiş olmam ancak lise ikiden itibaren tam bir düzene girdi ve bende artık karşıyakalı olmuştum
çok yakınlarınız da olsa birilerinin yanında okumak çok zor hele benim gibi emanet addedilen ve okul çıkışı dört ve ben üç dakikada yürüyerek eve gelebilirim şayet saat dörtbuçuk olmuşsa ve ben haber vermeden geciktiysem kalabalık akrabalarım dört koldan beni aramaya çıkar vede tabi biraz sitemlide konuşurlardı her nekadr ayrıcalıklıda olsam
bu nedenle hep üniversiteyi izmir dışında okumak benim için bir tutku haline gelmişti nedeni de bana gösterilen aşırı ilgiden bunalmam ben lise öğrenimim esnasında şimdiki bbg evi örneği devamlı gözlem altında ve bu gözlemden kurtuluşun olmadığı alkadras hapisanasinde tutuklu alkadras kuşcusu gibi hissediyordum kendimi
bunun iyi yanlarını ise istanbulda çektiğim öğrencilik yıllarımdakisıkıntılarla karşılaştırdığımda bu tutsaklığın ne kadarda güzel olduğunu sizlerle paylaşacağım
tutsak hayatımdan sizlere iki minik hikayecik anlatayım o zaman ruh halimi anlamak kolay olur sanırım
annemin akrabaları ve babamın akrabaları ve arada ben paylaşılamayan ortak sevgili ne zaman yemeğe birilerine gitsem diğerleri sitemle onlara gelmediği için bana gönül koyar ve yemekleri benim seçmem için önceden haber gönderirdi
benim lisaedeki velim dış görünüşü ile korkutucu ama konuşunca davranışları ve sevecenliği ile ahmet dayımdı onun kalkık kaşları bizlerin sinmesine yetecek kadar fiziki bir terbiye şekli idi ama bu sert mizacı yanında bir defa bile kaba ve kötü bir söz işitmedim ve bu beni daha da temkinli ve tedirgin yapardı aşk derecesinde ailesine bağlı gerçek bir cumhuriyet beyfendisiydi sonraları üniversiteden mezun olduğum yıllarda dayım artık benim için tonton ve bilgili bilhassa sağlık konularında pratik bilgilerinden bütün ailenin yararlandığı bir pratik eczacı kalfası idi
hep musevi ecza depolarında çalıştığı için vede lisede gördüğü eğitimin sonucu son derece güzel bir kaligrafi ile yazı yazardı onun tertip ve düzeni ne yazık ki benim yanıma bile uğramamıştı
ben savruk unutkan vede plansız yaşamayı seven bir mizaca sahiptim ve bu tüm ömrüm boyunca değişmedi belkide bizde plan yapacak ciddiyette kurumlara pek sıcak gözle bakılmaması sonucu genetik olarak doğaçlama yaşam tarzını benimsemiş olmamızdandır
nezarette geçirdiğim ilk ve tek gün

lise de başıma gelebilecek en kötü günü anlatıyım istiyorum bunu tabi sizlere deyimi ile hasta yatağında yalnızca benimle görsel iletişim kurabilen anneme anlatıyorum ve onun yüzünde beliren tatlı tabessümü ve merak duyduğunu sandığım bakışlarını analiz ederek anlatımıma bir masal edası ve tadıda vermeye çalışıyorum
artık karşıyakaya alışmıştım karşıyakada benim gibi garip bir ademoğluna sanki kuralmış gibi okulun kapısını bekçilerden evvel gelerek ben açıyorum bu tezcanlılığıma hem ev halkı hemde naçar okul bekçileri alışmıştı yine bir cumartesi günü erkenden gelip bekçilerle biraz hoşsbeşten sonra okul müdürünün meşhur cumartesi konuşması ile derslere girmiştik özetle aynı zamanda coğrafya öğretmenimiz olan müdürümüz yaygınlaşan langırt oyunundan öğrenci
leri kurtarabilmek için tehtitler savuruyor ve yakalanacak öğrencileri okuldan atılacağını gözdağı olarak öğrencilerin beynine sokmak isteyen bir eda ile konuşmasını tamamlıyordu
cumartesileri tek eğlence vasıtası olan sinema günü olurdu hemen hemen tüm lise sinemaya takılırdı sinema çıkışı yeni tanıştığım arkadaşınm musevi deyviti görmemle kendimi kıramıyacağım bir istekle langırtın kolunda buldum yalvaran gözlerle sandiviç almaya gideceğini ve iddialı oyunu gözümle takip görevini i
stemiyerek yerine getirmem bir oldu bu günlerde acaba şaka ile karışık bir oyun mu oynadılar diyerek düşünmeden edemiyorum o esnad ne olduysa oldu polisler mekanı bastılar müdavimler konuyu bildikleri için arka kapıdan vın ben garip ester doğru nezarete ve beni yakalayan polislerin alaycı bakışları arasında tel örgülerin arkasına ve o arada baş konserin imalı konuşmalarıda cabası
babalar zar zor para kazansınlar bu beyzadeler de bi güzel yesinler ağlamaktan yalvarmaktan bitap vaziyette yarım günü geçirdim ve vardiyaya gelen bir merhametli tanıdık polis sayesinde bir saatlik izinle alel acele yakınlarımın kefaletiyle kurtuldum bu durumu nasıl izah ettiysem de bir türlü inandırıcı olamadım ama bu korku bende polis ve nezarethane laflarına karşı müthişbir paniğe ve duyarlılığa yol açtı hala bile polis ve görevli gördüğümde o günleri hatırlarım anlatımım bittiğinde de annamin düz olan ağız çizgilerinde hayret ve üzüntü ifade eden şekilleri gördüğümü zannediyordum belkide bu küçük hikayeciği duyduğunda tek hatırladığı eskilerden bir demet hatıra bile onu hayata bağlamaya yetiyor diye düşünüyordum
1964 yıllarının karşıyakası
şimdiki beton yığını binaların aksine bizden sımsıcak insanların bulunduğu emekliler ve adalı göçmenler kenti sokaklarında payton şıkırtılarının eksik olmadığı heryere yayan olarak gidilen bir deniz kıyı kasabası denize paralel yalı caddesinde küçük levanten konakları ile tipik bir selanik kopyası deniz kenarında portofino ve majestik adlı kıyı kafeleri deniz mis gibi yosun kokardı delikanlılar yaz aylarında atılan paraları denize atlayarak çıkarırlardı
benimde ilk denizle tanışmam o yaz günü oldu eniştemin denize meraklı olması ve anlattıkları deniz hikayeleri benim ziyadesiyle ilgimi çekerdi
o günün pazar olması nedeni ile deniz kenarında rastladığım enişteme yalvaran bakışlarla benide bindirmesi için adeta onu mecbur ettim ve sıcak yaz günü körfezde dolasarak uzunca bir süre balık avlamaya çalıştık ama benim alışık olmadığım bu uğraşı sonunda birden gözümün kararır gibi olduğunu hissederek kıyıya dönmek istediğimi söyledim eniştemde bendeki değişikliği farkederek iskeleye alelacele çıkmamız bir oldu ve ben birden yere yığılarak
bayılmışım eniştem su bulamayınca benin kafama gazoz dökerek ayılmamı sağladı ve gözlerimdeki korku dolu bakışların etkisi ile bir müddet kendime gelemedim bu da benim ilk ve tek deniz maceram oldu
evet o günden sonra hiç denize girmedim desem yeridir denize sıfır yazlığımda denize hasret bir ademoğlu freoydun bilinçaltı sendromu nedeni ile yalnızca ayak bileklerime kadar suya girebiliyorum birde vitiligo denen bir pigment eksikliği nedeni ile derim güneşe karşı çok duyarlı bir gün güneşte korunmasız kalsam bütün vücudum allerjik lekelere karşı tahammül edilmez ağrılara neden oluyor ben yine kıyıda adeta bir sera koruması içinde olmaktansa gölgede kitap okuyup hayalen denizde oluyorum bu da bir genetik hastalık işte
karşıyaka aşklar ve aşıklar beldesi asla kendini izmirli kabul etmeyen kendi deyimleriyle otuzbeşbuçuk plaka numarıların yani çatlakların kenti karşıyakada biri diğerinin zevki ile örtüşen iki kişiye rastlayamazsınız devamlı muhalif çatlakların kenti herşeye muhalif ama gıcık olsun diye değil harbiden bilinçli muhalif bende onların en çatlağı ester buradan benden başka bir şey çıkması mümkün değil

bir ondokuzmayıs töreni kutlamaları ve benim katıldığım ilk ve son tören bu kutlamalardan sonra ben ve deli sadık ya sen ya ben dedi ve ben rapor alarak ben diyerek şah mat yaptım

gerkçesi ilginç şimdi bile gülüyorum bir okul düşünün ı9 mayıs törenlerine deli sadığın inadı yüzünden ayakları çıplak olarak katılıyor ve en önde ayağında spor ayakkabıları ile deli sadık arkasında romen diyojen gibi medine fıkarası garip şortları ve atletleri ile biz karşıya erkek liseliler ve bizlere laf atan kız lisesi ve diğer liselerin arasında kunta kinteler o gün bu maskaralığa isyan eden ben ve benim gibiler uygun raporlar alarak beden derslerinde izleyici konumuna geçtik ve deli sadığın stadyumlarda zaman zaman yediği dayaklara şahit olma azabından kurtulmuş olduk
alibey hamamı ve kaybolan kol saatim bu konuyu hayatta ilk defa sizlere anlatıyorum lise yıllarımda aldığım aile terbiyesi gereği perşembe günleri ailenin toplu banyo günü olurdu ve aile cumayı temiz ve yıkanmış temizlenmiş olarak karşılardı ekseriya babam tatil günleri benide beraberinde cuma namazlarına götürür ve birlikte cuma namazı kılardık
karşıyakaya gelince okul ve yeni telaşlar bu yıkanma fasılları yeni ailemin yani akrabalarımın uygun buldukları vede kalabalık olmanın verdiği zorlukla genelde pazar günlerine sarkardı benimde o gün yani cuma günü önemli bir yazılı sınavım vardı bu nedenle menevi olarak hazır olma içgüdüsüyle evde yıkanamayacağım için yine bir ilke imza atıp alibey hamamına gitmeye karar verdim aslında söylesem kim engel olurdu ki çocukluk işte ben valizimden yeni çamaşırlarımı aldım ve kaşla göz arasında erkekler kısmına giriverdim ama bu tirede gittiğimiz hamamlardan oldukça farklı bir yerdi ben elbiselerimi ve kol saatimi soyunduğum yere koyup kısa bir sürede yıkanıp çıkma bahanesiyle daldım hamama yarım saat sonra kıpkırmızı bir yüzle oldukça rahatlamış bir şekilde giyinmeye başladım herşey tamam ama saatim yok o zamanlar saat bayağı değerli şimdiki gibi orta malı değil
ne yaptımsa saati bulamadım ve yiğitliğe halel gelmesin diye bir bahane ile evin yolunu tutttum ve satimi düşürdüğümü söyladimsede pek inandırıcı gelmedi o arada rahmetli yengemin moresi ester yüzün sanki hamamdan çıkmış gibi kıpkırmızı olmuş demesi bile benim anlattığım hikayeyi söndüremedi ve ben üniversiteye gidinceye kadar saatten yoksun kaldım ve bugünde oturup eskileri andığımda gerçeği anlatmaya bir türlü cesaret edemez olduğuma yanarım
karşıyakada liseyi okuduğum sıralar genelde ülkenin yirmiyedi mayıs ihtilalinden sonraki sarsıntılı yıllara raslar akrabalarım içinde dayımlar hariç babamın tüm akrabaları derinliğine göre azveya çok demokrat partinin sempatizanı olmuştular yada en azından ona meyilli ve istekliydiler hatta torunlarına adnan ismi adnan menderese olan sevgi neticesinde verimiş olanı bile vardı
rahmetli dedem yani gerçekte halamın kocası babamın manevi babası olması dolayısı ile bizim ailemizin dedesi son derece dini görüşleri derin bir insandı çocuklarını ve torunlarını bizzat dini bilgiler öğrenmeleri için özel promosyon ödülleri dağıtırdı bunlardan biride her sure ezberleyene ısmarladığı dondurmalar

bunu ençok hakedende halazademin oğlu adnan olurdu herkes dondurmasını altı düz küllahta yerken o nedense sivri külahlıyı tercih etmesinden ötürü adı aile arasında sivriye çıkmıştı lise çıkışında uğradığım dükkanda adnanı kızdırmak isteyenler ona hep boş sivri külahlı dondurma ikram ederler oda hışımla bu muzip sokak komşularının arkasından hışımla koşardı
şimdi adnan benim sırdaşım ve ben onun markopaşasıyım bu ilişki herhalde ölünceye kadar devam eder
adnanla ilgili yaşadığım tatlı anılarımı da sırası gelince daha detaylı anlatacağım ama titizliği ve tertipliliği benim tamamen tersim bu bile nasıl biri olduğu konusunda sizlere bir ipucu verecektir
rtık bu anıları yazmak bir tutku halini almaya başlamıştı ve aslında bunları hasta yatağında dinlerken yorgunluktan uyuyuveren annemi farketmeden anlattıklarımı büroma gittiğimde yazdığım sayfalar dolusu notların birgün tanınmayacak kadar sulariçinde kaldığını gör düğümde nasılda için için ağlamıştım onlarda ne özel bölümler ne gizli kalması gereken bölümler vardı artık onları aynen aynı şekilde doğaçlama kağıda dökmeye gücüm yok vede tekrar yazdığımda aynı duygu seli bende yok üzüntüler tazeyken vede yakın zamanda yaşanırken bi başka etkili oluyor sonra hatırlanansa birazcık tabir caizse yapmacık oluyor bilmem seyredeniniz oldumu pepino di kaprionun oynadığ titanik filminin başlangıcındaki ihtiyarın yani gemiden tek kurtulan yolcunun anlatımları ile kurgulanan filmi izlerken tek etkilendiğim bölümün o yaşlının yüz ifadeleri olmuştu ve annemin öldüğü zamanki yüz ifadeside sanki yaşarken uyurmuş gibiydi yine ağzı açık horlamaya başlayacakmışcasına derin uyuyan anneme bu kandil gününde babama ve tüm sevdiklerime arkadaşlarıma ne iyiki beni bu dünyaya getirdiniz ve ne iyiki ben hep iyi insanlarla beraber oldum ve iyisi ve kötüsüyle iyiki doğmuşum ve iyiki sizleri görme sem de tanımışım hepinize sonsuz teşekkürler ve gönül dolusu sevgiler nur içinde yatın anne ve babacığım yüzünüzü hiç kara çıkartmadım ve çıkartmayacağım rahat ve müsterih olun allah rahmet eyleye

bugün biraz yorgun vede gönülsüz işe giderken yeni alınan mersedes marka körüklü otobüsü görünce hangi yöne gittiğine aldırmadan bindim benim için birazda beklediği için şöföre teşekkür edip boş yerlerden birine oturacakken lise arkadaşım pilastikçi saffetin ester diye bağıran sesi ile irkildim 10 seneye yakın görmemiştim sarıldık birbirimize ve başladık hoşbeşten laflamaya laf aramızda sizlere yazdığımı hatırlamıyorum ama mutlaka yazacaktım sırasıda şimdiymiş lisenin müdavimlerindendi okul takımının panter kalecisi deli sadığın da has adamı
solkolu dirsekten itibaren yok plastik enjeksiyon makinesi onun bir kolunu bu dünyaya çok gördü bu konuları yeri gelince anlatmak üzere asıl bu günkü rastlaşmamızın espirisini anlatmak istiyorum saffet yerinde duramıyan bir mizaca sahiptir bu günde çeşmeye gitmesi gerekiyor ama üzüntüsünü gösteriverdi ehliyetine el koymuşlar ve yerine özel donanımlı arabayla kullanır diye özel bir ehliyet vermişler benim bildiğim saffet 10 yıl evveline kadar o tek koluyla bir ralli plotu gibi araba kullanan saffet bu gün artık polislerden çekinir olmuş biraz deşince aslında durumun birazda sevinilecek yönünü öğrendim iki kızıda iyi birer evlilik yapmıştı ve saffet o dur durak bilmeyen saffet artık çocuklarının sözünü dinleyen bir munis adam olmuştu eski günlerimizden murattan vede yine sınıf arkadaşımız yavuzdan söz ettik bir iyi bir kötü haber yine bana rastladı
muratın işlerinin iyi olduğunu yavuzun ise iflas ettiğini anlatıyordu 60 yıllık arkadaşlarımın sevinci ve kederi beni çok etkiliyor vede eski günler bir filim şeridi gibi gözümden akıp gidiveriyor bir an bu yaşam denilen şey acaba sanalmı dedirtecek kadar zaman bizlerde şairin dediği gibi aynalara küs olacak kadar derin izler bırakabiliyor
ben artık yeni eski herşeyi birbirine karıştırdığım için sanki hayatımda bir oraya bir buraya giden oyuncular gibi hissediyorum birden yönetmenin sesi duyuluyor motor 256 cı bölüm karşıyakalı yıllar ve ben karşıyakalı yıllardaki ester olarak olayları yeniden yaşamaya başlıyorum
isimlerinden hatırladıklarım kadarı ile bizim sınıf hayatta oldukça başarılı olmuş bir sınıftı içimizde kısa sürede hakkın rahmetine kavuşanlarda yok değildi
şimdi hani televizyon dizilerinde tekniğinin ad ı nı bilse bilse fortran bilr hani yeni ile eskiyi harmanlayıp verirler genelde dizilerin sonuna doğru her karakteri yanyana getirip o anki durumları ile şu anki durumlarına atıfta bulundukları bir teknik
bende aklımda kaldıkları ile böyle bir şey yapmak istiyorum

zafer şimdi dokuz eylülde jeofizik ana bilm dalı başkanı öğrenci iken sınıf mümessili ve sınıfın donjuan yakışıklısı namıdiğer kasıntı zafer
yavuz sınıfın zeki ve uyanıklarından inşaat mühendisi vede sonraları bir mobilya atölyesi sahibi en son bilgiye göre durumu iç açıcı değil
oğuz tekstil mühendisi emekli öğretim üyesi tek değişikliği şişmanlığı her şeyi aynı kalan tek ender arkadaşım
tuncer kadın doğum ve kadın hastalıkları doktoru durumu çok iyi
deyvit israilde matematik profesörü hiç görmedim
semih emekli asker havacı
orcan halı tüccarı
mustafa tanınmış bir mütahit
ilhan yine davul virtüözü ama ne yazık bizleri tanımıyacak kadar içe kapalı
ester bir zamanların everestlerden yukarılarda imparatorluk kurmuş özel şirket murahas azalığı teknik müdürlüğü ve akla gelen her türlü işi yapmış ve hala ben son vuruşu yapacağım diyen bir çılgın makina mühendisi yaparmı yapar belli olmaz esterin sağı solu
ve diğerleri kimilerinin birer kimilerinin çok çocukları oldu hiçbirinin esterin rümuzundan varlığından ve hayallerinden haberleri olduğunu veya bildiklerini sanmıyorum onlara sorarsanız ester basit bir köylü fazla ortaya konuşan biri değil utangaç görünümlü vede vur ensesine al lokmasını
aslında ester dışarıdan görünenin tam aksine satrançta 8 hamleyi önceden tasarlayan kasparov gibi çift ruhlu bir baş belası ama kötü anlamda değil
dışarıda onu anlatanlar öve öve bitiremezler evdekilere sorarsan kendini asla düşünmeyen elinde para tutmasını bilmeyen bir hayal kahramanı yaşanması zor olan bir inatçı asla dediklerinden başkasını yapılmasını istemeyen bir megaloman şimdi benim hakkımda değişik görüşleri kendi ağzımdan başkalarının görüşleri olarak dinlediniz karar sizin
sizce ben kimim
mektuplar mektup yazdınız mı bilemem bugüne kadar yazdığım bütün mektuplarımı sevgili rahmetli annem muhafaza ettiği ve bana gönderilenleri de benim atma huyum olmadığı için hepsinden ileriki günlerde sizlere bir kolaj yapacağım şimdilik onları tekrar tekrar okuyup tasnifleyip bende yıllara göre olan değişimleri kendimi izleyen bir uzman titizliliği ile yeniden okuyorum
bu mektupları okuyanlar çünkü onlarıda bir başka forumda yazıyorum hatırla sevgilideki aşklara benzer aşkları bulacaklar ve bu güne kadar hiç değinmediğim duygu ve his hayatımıda böylelikle tanımış olacaklardır buda herhalde uzunca bir zamanımı alacaktır sanırım
mektuplar biz eskilerin hayatının olmazsa olmazlarıydılar orada anlatmaya cesaret edemediğimiz her şey girerdi bazen yazıpta postalanmamış veya hiç postalanmıyacak derecede özel mektuplar olurdu bunlar zaman içinde gizemini ve etkisini kaybettikçe yazılır hale geldikçe ifşa edilebiliyor tıpkı aşağıdaki şiirdeki gibi


https://esterinkisi.blogspot.com/2012/0 ... ayesi.html
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar:6927
Kayıt:05 Haz 2019, 22:41
Konum:İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: 0NUN HİKAYESİ Ali Müfit Çetingül

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 07 Oca 2024, 19:49

erkek kadına dediki

seni seviyorum

ama nasıl

avuçlarımda camdan bir parça gibi

kalbimi sıkıp

parmaklarımı kanatarak kırasıya

çıldırasıya

erkek kadına dediki

seni seviyorum

ama nasıl

kilometrelerce derin

kilometrelerce dümdüz

yüzdeyüz yüzde binbesyüz

yüzde hudutsuz kere yüz

kadın erkeğe dediki baktım

dudağımla yüreğimle kafamla

severek korkarak eğilerek dudağına

yüreğine kafana

şimdi ne söylüyorsam karanlıkta

bir fısıltı gibi sen öğrettin bana

ve artık biliyorum
toprağın yüzü

güneşli bir ana gibi

en son en güzel çocuğunu emzirdiğini

fakat neyleyim

saçların

dolanmış ölmekte olanın parmaklarına

başımı kurtarmam kabil değil

sen yürümelisin yeni doğan çocuğun

gözlerine bakarak

sen yürümelisin
beni bırakarak
sarıldılar
kadın sustu
bir kitapdüştü yere
kapandı bir pencere
ayrıldılar

nazım hikmet
tireli aşık mimar


https://esterinkisi.blogspot.com/2012/0 ... ayesi.html
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar:6927
Kayıt:05 Haz 2019, 22:41
Konum:İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: 0NUN HİKAYESİ Ali Müfit Çetingül

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 07 Oca 2024, 19:51

ben ilginç hayat öykülerine takıntı derecesinde ilgiliyimdir okuduğum romanlarda aklımda kalan ilginç öyküleri adeta yaşarcasına yaşamışcasına aklımda tutarım bu arada ilgiç bulduğum tireli mimarın öyküsünü küçükken annem ve babamdan dinlemiştim ve hastalığı esnasında ona anlatmıştım
tireye bir mimar tayin olur cumhuriyet döneminde ve buradaki görevi esnasında bir güzele sevdalanır bu sevda öyle böyle bir sevda değil
ve karasevda gibi ismini imza olarak yaptığı eserlerinin minik bir yerine atar ama bir şekilde bunu gerçek görmek isteyenler görebilir ismi can dır
mimarın adının ilk harfi tiredeki büyük parktaki kırık süngünün kırılmış yerindedir ikinci harfi a ise evlendirme dai resinin giriş kapısındadır
son harfi ise zahire borsası olarak kullanılan üstü kapalı pazar yerinin kolonları ilğinç olarak n şeklindedir rivayet odur ki sevdiği kızı alamıyan mimar kendini asmıştır
bu anonim öykü tirede değişik versiyonları ile anlatılır ve örnek olarak bizlerde de kalıcı bir iz bırakma tutkusunu burdan etkilenerk beninsediğimiz tevatürü yayılınca bende kalıcı eser bırakacağım ama mimar sinan gibi her taşında bir para gizleyerek gelecek nesiller üç kuruş borç için satmamaları için duvarlarına para gizleyerek
şimdi sorumu soruyorum osmanlının devlet el yazmaları arşivi nerededir ve kapısı nasıldır buradaki sırrı bulanlar dünyanın en büyük altın hazinelerinin bulunduğu haritaların anahtarına bu kapıda yazılı sırları çözerek varacaklardır
sonuçta trilyonlarca dolara eşdeğer hazineler sizleri bekliyor ama öncelikle osmanlıcanın küfi yazılış diline hakim olmanız gerekmektedir
hasanbeyin cocukları ve üniversitelilerden bir tiyatro
yaz tatilinde karşıyakadaki yatılı okuma durumum sona erer ve ben yine köyüne dönen askerler gibi kendimi yine baba ocağının sıcaklığına kavuşmuş olarak bulurdum hele gelişim salı gününe yakın bir zamanda olmuşsa babamın pazar alışverişleri adeta bir sanat şölenine dönerdi esterine kavuşan babamın gözlerinden okunurdu sevinci ve eve o gün benim sevdiğim meyvaların hemen hepsinden bolca alınırdı ve fısıltı halindeki konuşmalardan birbirlerine bu haftayı bana karşı hep toleranslı olmaları için birbirlerine söz vermeleriyle geçirirlerdi
bizim evimiz güzel bir semtte fakat derhal dikkati .çekecek bir ayrıcalıkta idi yani bütün evlerin dış sıvaları yapılmış olmasına karşın bizim evimiz ben üniversiteyi bitirinceye kadar hep sıvasız ve natamam kaldı
babamın aldığı öğretmen maaşı ile vede anneanneme kalan miras ile ancak iki odası tamam diğer odaları ise demir ve çimento karaborsası yüzünden tamamlanmamış buna karşılık bahçesi bir cenneti andıracak şekilde el emeği dikilmiş krizantemler dalyalar kasımpatları vede envai çeşit meyve ağaçları ile doluydu
babamın muzip öğretmen arkadaşları ilk diktiğimiz marulların göbeklerini yemişler ve içlerine taşlar bağlayarak güya babama minik bir bir nisan şakası yapma istemişlerdi bu olayı babam öğrencilerine isim vermeden ama doğru olmamaya örnek olarak başka bir kentte olmuş gibi anlatırdı ve üzüntüsü yenilen sebzelerden değil yaptığı emeğe hürmetsizliğe alınmadan olduğunu her vesileyle bizlerle de paylaşırdı ve bu küçük ayrıntı yıllar boyu bende derin anlamlar ve duygular bırakarak yer etti
böyle bir sömestr dönüşü üniversiteli büyüklerin halkevinde kararlaştırdıkları bir tiyatro gösterisinin rejisörlüğü ve dekorlarını hazırlamak ağabeyime düştü ve küçük bir rolde olsa onun sahnede görülmesi ailemizde mutluluk gözyaşlarına yol açtı ve benim bile koltuklarımı kabarttı bu tiyatroda oynayanların
bazıları hakkın rahmet ine kavuştular bazılarının saçları ve gönülleri yaşlandı ama benim gönlüm vede inanıyorum ki o günü hatırlayan birçok sanatsever ilerici tirelinin bellekleri bu güzel anılarkla doludur
benim inancıma göre insanlar sosyal olarak birbirleri ile kaynaşmayınca statüleri büyüdükçe daha da ayrışır hale geliyorlar bu da toplumun kültür katmanlarına ayrılmasına vede bu katmanların gittikçe birbirinden her yönce uzaklaşmalarına vesile oluyor
bu etkinliler bizim kuşaklar tamamen elini ayağını bu işlerden çektikten sonra yerini bağnaz bir spor fanatikliğine bırakacak ve geleceğe umutla bakan o kültürlü lkatmanlardan eser kalmayacaktır bu da ne yazıkki bizlerin hiçte olmasını istemediğimiz bir durumdu bunu ileriki yazılarımda sosyolojik olarak rahmetli nahit ulvi akgünün bizlere kazandırdığı engin analiz ve sentez yöntemleri ile sosyal sınıflar ve devamlılıkları başlığı ile irdeleyeceğim
altı pençeli ayakkabılar ters yüz edilmiş gömlekler ve karşıyaka
babam görevi gereği takım elbiseli ve kıravatlı olmak zorundaydı iki yetişkin çocuk biri üniversitede diğeri lisede okuyunca aile bireylerinin gönlünce değişik giyinme lüksü yoktu babam erken okuluna giderken her zaman ütülü temiz ve ütülenmekten ve sabunlu bazlerle silinmekten parlayan bir pantolonla bir çekete sahipti kışın bunun dışında ikinci bir pantolonu ve elbisesi olmadığı için tek yaptığı namaz kılarken her seferinde elbiselerini özenle çıkarıp pijamalarını giymek adeti haline gelmişti sevgili anneminde el çabukluğu sayesinde o namazını kılıp öğle yemeğini yerken pantalonunu ütülemek
bir ibadet seremonisi gibiydi onlerın beş vakit namaz kıldıklarını ve bu ibadetlerini ne bizlerden nede komşulardan bilen kimse yoktu ve bunun bilinmesini ve gösterilmesini asla istemiyecek kadar özen gösterirlerdi

anlatmak istediğim konu aslında bu değil bizler aile bütçesinin elverdiği ölçüde birimizin küçülen elbiselerini giyerek büyüdük benim en büyük arzum ilerde bir iş güç sahibi olduğumda kazandığım para ile hem kendime hemde onlara yeni birşeyler alabilmek hayaliyle yaşadım
santiye dönüşlerimde kazandığım paraları her i k isinin ceplerine pay etmek benim en büyük hayalim oldu vede onların her seferinde bunları tekrar bizler için karcayan yüce davranışları beni onlara daha da bağlar oldu

babamın deyişiyle zarfa değil mazrufa bak yani dışa değil içindekine önem ver ve ben asla dış görünüşe değil o dışın içini doldurmaya doldurana veya çabalayana önem vemişimdir
zor günler başlıyor babamın şeker hastalığının teşhisi konduktan sonra hayatında gözle görülür bir bozulma başladı babam o karıncayı bile inciltmekten çekinen babam ufak olayları bile sorun edecek derecede hassaslaştı artık bizlerden başka ilgilenecek konusu kalmadı herşeyiyle bizlerin yani sevgili bebeciklerinin iyi birer meslek sahibi olmalarını göremeyeceği hissine kapıldı mektupları duygu ve özlem yüklü oldu artık kendi için değil adeta bizler için yaşıyor bir durumdaydı ve her mektubunda bunu görüp göremiyeceği konusundaki özlemleri ve dilekleri ile bizleri adeta okulu bir füze hızıyla bitirmeye zorlayan bir itici güç olmuştu üniversite sınavları şimdiki gibi sınavlar değildi her üniversite ayrı sınavla öğrenci alıyordu ve ben çok sıkıntılı bir durumda yani tavanarasında yaşayarak bu sınavlara hazırlanıyordum bu arada meşhur israil arap savaşları patlak vermiş ve inenü nün yeni bir dünya kurulur orada yerimizi alırız dediğinin akabinde hükümetin devrilerek koalisyon hükümetlerinin kurulduğu ve fanatik siyasi çalkantılara gebe bir durumun hüküm sürdüğü ortamda engin denizlere yelken açarak yaşam mücadelemdeki ilk yolculuğuma neden olacak çalkantılı yıllara adım atıyordum
bu günden itibaren mektupları bana gönderilen onun özlemiyle babama yazdırdığı mektupları anlatmaya başlayacağım bu mektuplarda bir asırlık bir kronolojik yaşamın imbiğinden süzülmüş vede babasızlık özleminin okumanın kazandırdığı erişilmez öz güvenin ve hayata sevecen bakabilen babamın ve onun ikiz i gibi olan annemin fikirlerini bulacaksınız bunlar benim için özel olmaktan öte artık söylenmezse yazılmazsa yük olabilecek şeyler sanırım artık günümüzde mektuplaşmanın yerini daha cağdaş iletişim araçları aldı belki onları ses ve görüntü olarak kaydetmekte mümkün ama hiçbirisi mektuplardaki sıcaklığa erişemez sizi bilemem ama ben hala o kanıdayım
mektuplarınızı saklamışsanız onları yazdığınız kağıtların kokusu onları yazarkenki ruh haliniz vede olayları o anki betimlemeniz telefonla anlatmaktan daha anlamlı geliyor bana ve ben okuduğum kitaplarda mektuplarla ve anılarla anı defterleri ile ilgili olanlara ayrı bir önem veririm buda benim biraz da romantik yaradılışlı biri olduğumu gösterir
yaşamda aşk yoksa sevgi ve özlem yoksa hele hele saflık ve temizlik yoksa neyleyeyim ben böyle bir yaşamı ört ki ölem
sevgili oğlum e

gönderdiğin mektubu aldık çok sevindik yalnız okuyabilmek için sekiz on hamle ve birhayli heceleme oldu eğer başımızda bir öğretmen olsa idi birhayli tokat ye rdik çünkü hecelere çalışmadığımız fikrine kapılırdı harflerin hakkını vermeyi ihmal etme olmazmı bebeciğim
ester istanbula doğru gecti bu gün mektubu geldi ev ve otel hususunda fikir soruyor hesap lar yapıyor bende fikrimi bildirdim fakat o durumu göremediğim için son kararı ve daha iyi görüşü ona bırakıyorum babalık vazifesi selamete erdirmek için allah izin verirse her türlü meşakkate razıyım
cenabıhak bu arzumu da kısmet etsin bu emelimde tahakkuk ederse kendimi en mutlu baba telakki ediyor ve allahıma binlerce defa hamdisenalar ediyorum oğlum senin işini de allah mübarek etsin tekrar her açılış kapanışta besmele ve şükrü unutma allah şükredeni daima mutlu ve başarılı kılar sen ayetülkürsüyü biliyorsun her sabah ve her akşam kliniğini kapatıp açarken okursan seni yaradan allah imdadına yetişir seni her türlü dert ve hatadan esirger seni her türlü kem göz ve sözden siyanet eder ve başarıya ulaştırır muinin olur nasibini gün ve helalinden kısmet eder oğlum yanında çalışan bir yavrucak varmış ester söyledi ayakkabı almayı düşünmüşsün sakın söz ve düşüncede bırakma tezden beyendiği gibisini al üst baş da alıver biraz iç çamaşırlık biraz pazen corap unutma yavrum sen sevindirirsen huzur duyarsın manen şadolursun insan bir iyilik yapınca çok büyük ferahlık duyar içten genişler katı yürekli ve hasiş daima huzursuzsuzluk içindedir

ester yine moral takviyesi istedi tabiiki yaptım senin gösterdiğin ağabe ylik ona milyonlar değerinde geldi o iftahar etti ben ve annen dünyanın en mutlu
kimseleri olduk bütün manevi hazlarla dolduk taştık allaha yaradana ve bize sizin gibi yavrular verdiği için yüzbinlerce şükürde bulunduk
dualar ettik biz evlatlarımız bakımından mutluyuz herkes de mutlu olsun dedik oğlum işnde hiç bir zaman haris olma kiminin parası kiminin duası da lazım sızı dindirmeyi muhakkak birmenfaat bir maddi çıkara götürme makul ve mütevazi ol gurur ve bencil olma çünkü allah mütekebbiri sevmez
ayeti kerime ile sabittir
oğlum esterin adresi i.t.ü. makina fakültesi gümüşsuyu istanbul

ben istanbul ankara gibi yerlerde kaybolur beceremez demiştim fakat yanılmışım cin gibi hareket ediyor en ufak bir acemilik göstermiyor bazı hususlarda evhamlı oluşu çok iyi diyorki şayet benim kaydımı yapmasınlar dekanın kapısından kalkarmıyım

istanbuldan yanına geldiğinde her türlü ağabeyli ği ihmal etmezsin senin orada bulunman dahi onu manen ve maddeten kuvvetlendiriyor

şimdilik başka sözüm yok haluk marta askere gidiyor özel topçu sınıfına ayırmışlar babaannen çok ağlıyor biraz damatlar arasında niza çıkmış birbirlerini çekemiyorlar dedene evi sattıracak kadar işi ilerlettiler tabii ki babaannen çok üzüntülü ve kederli haluğun askerliği tuzu biberi oldu
sen birkaç satırla hatırlarını sor ve haluğun salimen gidip gelmesini dile ve gönülle

ben esteri uğurlarken çok üzüldüm bana çok ağladı bilyorsun ki benim ablama karşı sevgim sonsuzdur benim için bir anneden de ileridir biraz sevinse bendeaynı sevinci duyarım ikiz kardeşler misali


https://esterinkisi.blogspot.com/2012/0 ... ayesi.html
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar:6927
Kayıt:05 Haz 2019, 22:41
Konum:İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: 0NUN HİKAYESİ Ali Müfit Çetingül

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 07 Oca 2024, 19:54

esterin babası

bir an tereddüt ettim içimi her şeyimi anlatmak ne derece doğruydu bunlar bende kalması gereken şeyler mi olmalıydı ama sonra iç hesaplaşmamda yazmaya en ince ayrıntılarına kadar hatırlayabildiklerimi yazmaya devam etme kararı aldım bunu yaparken bu günkü durumlarında bunda çokca
etkisi var bizim ülkede nenense bir umursamama alışkanlığı var her olay bize zarar vermedikçe bizlerde bir adamsendeci anlayışla gereken ilgiyi bulmuyor ve ülke okadar duyarsızlaştı ki korkarım an gelecek en yakınımız bunlardan etkilendiğinde bizlerde ama bana ilişmediler diye buruk ta olsa bir sevinç duyar marazi bir davranış gösterir olacağız
bu durumlara tepki eskiden böyle değildi artık insanlık yönümüzü kaybettik diye düşündüğüm olmuyor değil bizler bile zaman zaman eski duyarlılığımızda olamıyoruz sinmiş korkmuş ürkmüş vede adeta bana ilişmesinler mantığının etkisinde pısırık insanlara benzeşmeye adeta onların daha silik kopyaları olmaya aday insansılar kervanının silik yüzleri olmaya özenir oluyoruz aslında bunu yaratan şeye karşı direnmek insan olduğumuzu haykırmak için yazmaya devam etmek istiyorum hatta bunu daha hızlı yaparak daha hızlı huzur duymak için ve ona olan borcumu bi şekilde ödemek için
bugün devam etmeyi düşünüyordum ama bir kalp krizi duyumu bizleri darmaduman etti emekli bioloji öğretmeni aile dostumuz bayan x in kalp krizi geçirdiğini öğrendiğimizde evde soğuk rüzgarlar esti hemen benim pehrizlerime önem vermediğimden vede hayatla dalga geçilmemesi gerektiğinden başlayan vaazlar gün boyu devam etti

çok sevdiğimiz şen şakrak yaşamı ve ustaları perişan eden pazarlıkçılığı ve neşesi gözümüzden gitmedi gün boyu bir oğlu genetik mühendisliği doktorası yapıyordu beş yıldır amerikada idi yeni gelmişti özlem gidermeye ve kalp denilen sinsi organ tekleyivermişti
ama aslında o şen ve hayat dolu yaşamın arkasında bir hüzün ve acı dolu yıllar vardı göstermiyordu ama bu gençyaştaki du rum o üzüntülerin dışa vurumu gibiydi kızı ilkokuldan buyana eşimin ablasının hastasıydı uzun yıllar lösemi tedavisi görmüş ve kırıtik eşiği aşmanın verdiği sevinçle üniversiteye gidiyordu ama annenin titizliğine karşın hayata pamukipliğiyle teğellenen kızı için ne uykusuz ve yorgun geceler geçirmişti

ailede genel kabul gören lakabı ile anılır oldu ve kimse onun esas ismiyle değil lakabıyla çağırır oldu bizbizeyken

afilla şen şakrak ve neşe ve ilgi kaynağı şimdi by pas olma konusunda son tercihlerini bekliyorlar iki stent le ancak kısmi yaşamı garanti altında bizlerin duası biranevvel iyileşmesi ve doyulmaz kahkahaları ile bizlere neşe ve sevgi katması tek tesellimiz olacak
u zunca zamandır yazmayalı nerede kaldığımı bile unutmuşum şimdi hatırladım mektuplar ne güzel şeyler onları tekrar tekrar okumak
binlerce mektup babamınkiler hepsi daktilo ile yazılmş özenle ve göznuru dökülerek adeta bu gün bile geçerliliğini koruyacak öğütler dolu kimisinde bizlerden alamadığı cevaplar için isyankar bir üslupta kimilerinde zamanın öğrenci olaylarının tedirginliği ve korkusu ile dualar ve şükürler dolu mektuplar yanıtlarında ise keyfim terinde ise yetmişbeş derece eğik teknik yazı ile yazılmış duygu dolu yanıtlar param yok ise önce hal ve durumu özetleyen ve genellikle kargaburgacık bir kaligrafi ile yazılmış mektuplar işler acele ise karşılıklı çekilen telgraflar

bunlardan iki örneği burada sizler sunmak istiyorum
Tire
------------
26 kASIM 1968
Sevgili Oğlum X

Gönderdiğin mektubu aldık senin ve kardeşinin sıhhata oluşunuza çok sevindik bizde şu dakikada iyiyiz .


Gerek senin gargarayı gerkse arkadaşınızın reçetesini tatbik ettim daha iyiyim . Son teşhisim de şöyle oldu burun ve gırtlaktan gelen ifrazat küçük dilimin dil köküne sürtünürken yapışmasına sebep oluyor gibi me geliyor mamafi günden güne zail olduğundan çok şükür unutup gidiyorum. Endişelerim kalmadı .
estere gösterdiğin alakaya çok teşekkür ederim ben ve annen çok sevindik
Onada o zamanlarda bir mektup yazmıştım geri geldiğini bilmediği için sitemli yazıyor senden epeyce malumat veriyor sıhhatin için kırkbir kere maşaallah deyip ağabayime nazar deymesin sıhhatça ve vücutça seni çok beyenmiş bizde çok sevindik tabi geçen cuma günü yani ramazandan önce saime ablanla remziyeler gelip üç gün kaldılar annene bir manto ve entari dikip gittiler çok sevindirdiler bizi .Hatırımda iken söyliyeyim Yengene hem ev tebriği hem de ramazan tebriği yaz babaannende keyifsiz onlara da geçmişolsun ile ramazanlarını tebrik ediver BEBECİĞİM. Bana nail beyle ilgili birşeyler söylemiştin alemin diline bakılırsa gidecek deniyor Kendisine bir ara evi satıyormuşsun diye sordum öyle çıkarmışlar diye konuştu tabii başka birşey teklif edemedim bu durumda oğlumsenin terhisin
bu ayın sonunda mı olacak ?
Allah kısmet ederse Nail beyin fikri Tirede çalışamaman için bir sebep yok diyor ve şayet orada kalmaya kati olarak niyetli isen gerek izmirde gerekse burda bir düşünelim diyorum sen bize durumu bildir göz kulak olalım da münasip bir yer peyleyelim bu durumu Metin ağabeyine yazda belki Karşıyakada yapılan yeni iş hanında bir yer bulabilir diyordu saime ablan . Bize okunaklı ve mufassal yazmayı unutma .Biz şimdilik çok iyiyiz Ester de iyi merak etme ona da mektup yetiştirmek için senin mektubuna son veriyorum candan selam sevgi ve teşekkürler bizi merak etme arkadaşınıza da selam sevgi ve teşekkürler mektubunu da uzatma Komşu ve tanıdıklar da selam ediyorlar Hasan Ağabeyinin imtehanları Şubata kaldı çok sıkılıyor ester yaptığın nasihatlere de teşekkür ederim

esterin babası x
bugün gözlerim açıldı kapanacak şekilde geçtim klavyenin başına ve belleğimi zorlarcasına eskileri eski günlerimi düşünmeye başladım bazen bu şekilde transa geçmek bile beni manen mutlu kılıyor
beynimin kıvrımları arasında dolaşmak ve bu gezinti esnasında hatırlanan şeylerin hazzı veya üzüntüsünü şimdiki idrak ve anlayış ölçütlerinde irdelemek beni bi başka tarifsiz gezintilere götürüveriyor sanki bir yeniperde açılıyor ve ben o perdede bu yeni sahnelenen oyunu yeni anlayış ve kurgu ile yeniden oynuyorum bugünde nedense trunç reçeli ve babaannem takılıverdi aklıma ve onu yüzünde esrarlı gülümsemesi ve şevlatli elleri ile beni hasretle ve özlemle kucaklar buluverdim
ama bu görüntüler birden beni 1957 yılına taşıyıverdi beni sardı sarmaladı ve sisler arasından karanlık bir geceye taşıyıverdi bir serin tire akşamı ve kapının telaşla çalınıyor olmasıydı bu yeni oyunun başlangıcı çalan babamdı izmirden geç satlerde dönmüştü yapılacak sünnet merasimi için bir karyola ve komidin getirmişti zar zor tire otobüsüne koydurmuş ve rica minnet otobüsü istasyonda bekleterek bizlerden yardım istemek üzere evin zilini telaşla çalıyor vede komşuları rahatsız etmemeye özen göstererek getirdiklerini hızla eve taşımamızı istiyordu evin ve dahasını kendinin üstlendiği bu koşuşturma gecenin son demleri bitip gün ağarmaya başladığında anca tamamlandı iki kardeştik ve bu sünnet merasiminin bende ve ağabeyimde unutulmaz anıları vardı ve bu anıların fotoğraflarıda ayrı bir hüzün kaynağı olur benim için yarı bitmiş ve dış sıvaları olmayan sevecenliği içindeki çiçeklerden ve bahçesindek
i ağaçlardan oluşan benim evim her köşesinde ailenin tırnak izlerinin vede göz nurunun olduğu ama artık başkalarına ait olan banbamın bir mabet inancı ile tırnaklarıyla yoktan oluşturduğu hasanbeyin malikanesi yapımında ne zorluklarla karşılaşılan hiç bitmeyen bir inşaat öyküsü afdeta bir inşaat müzesi idi
dostunun ilk inşaat tecrübesi idi bizimkisi nerden demişse hocam hasanbey apabey temeli sağlam olmalı sert zemine oturmalı bizim evin temeli sert zemine oturacak diye dört metreye yakın kazılan bir kale temelini andıran şelkiyle bir yılda anca bitmişti vede babamın anneannemin tasarruflarını yutuvermişti anne annem onbir erkek evladı olmasına karşın huzur ve sıcaklık bulduğu damadının yani babamın yanında yaşamaktan huzur ve mutluluk duyduğu için babam hangi köye tayinle gitse onlarla beraber giderdi bende onların yani anneannemin sadık ot toplama yardımcısı
bu bölümü biraz detaylı anlatmak istiyorum vede izninizle biraz hazırlık yaparak yani kafamda kurguladığım bir formatla anlatabilmek için eski fotoğraflara ve de eski güzel insanların manalı bakışlarına biraz dalmak ve o zevki yeniden yaşamak istiyorum bu belki bir saat belki bir ikigün sürebilir döndüğümde yeni yepyeni bir ester olarak bu beyin kıvrımlarının çözümünü sizlerle paylaşmaya söz veriyorum
ucsuz bucaksız bir arazi düşünün babam rahmetli bizleri götürdüğünde heyecanla anlatıyordu hayal meyal değil baya detaylı hatırlıyorum henüz ilk okul bire yeni başlamıştım malzeme bulmakta zorlanıyordu vede üzüntüsü elindeki paranın yetmeyerek işin yarım kalmasıydı zaman zaman bizleride götürdüğü ve bizzat bedenen inşaatın bitmesine yardımı olur umuduyla ameleliğini yaptığı bile oluyordu şimdi düşünüyorumda yüzündeki tebessüm kendi evini yapan bir babanın mutluluğunu betimleyen bir portre gibi belleğimde

evini aslında onun gözünde yuvasını ne de aşkla severdi annemle konuşmalarından belleğimde kalanlarda şunları hatırlıyorum genelde nazifeyi kısaltarak söylerdi çocuklar bu bahçelerde koşturacaklar doğayı ve insanları sevecekler işte tek emelim bu ben babamı hiç görmedim ama onlara baba sevgisini iyice silinmeyecek kadar yer ettirmek tek arzum böylelikle bende kıyısından bu sevginin ne menem birşey olduğunu gözlemlemiş olurum
bu çalışmalar ekseri pazar günleri olurdu annemin bizler için hazırladığı yiyecekleri yer aynı zamanda piknik yapar edasıyla yuvamızı yapardık
bina bitmedi ama bahçesi binadan önce yeşillendi görülecek yaşanıla cak ve oturulacak hale geldi ve benim en güzel günlerimin geçtiği ağaca tüneyen baron gibi ağaçlardan inmediğim saf ve iyilik dolu günler o günlere ışınlanmayı ve ogünleri yeniden yaşamayı ne kadar çok isterim bilemezsiniz evin yapısını yokluklarla meydana getirilen bizim yuvamız dediğimiz evimizin satılıncaya kadar ki serüvenini biriki yazıyla sizlerle paylaşmak istiyorum şimdikilerin ev değilmi istersen satar başkasını alırsın dediğini duyar gibi oluyorum ama bende bıraktığı izler öyle derin ki bunu hiç düşünmek bile istemiyorum
(Annenin de babana hiç HASAN diye hitap ettiğini duymadım.Hasan Bey derdi.)
zaman mefhumu gözetmeden anlatacağımı söylemiştim bu arada biraz tireden söz etmek istiyorum burasını sizlere anlatırsam sanırım konular daha da gerçekçi olacak kendimi hissetmeye başladığımda çevremi gözlemlemeye başladım ama o günleri hayal meyal hatırlıyorum
zihnimin kıvrımları arasında bir uğultu var sanki ama bu uğultu tirede o zamanlar var olan elektrik santralının motor sesleri bu sanki bir ninni edası ile yer etmişti belleğime sık sık elektrikler kesilirdi ve bu nedenle enlerin demirbaşları gibiydi gaz lambaları ve bizler ve tüm tireliler bunu pek de yadırgamazdık ozaman bizlerde bir garip tevekül dolu bir yaşam anlayışı vardı ilk evimizi hayal meyal hatırlıyorum babam istiklal okulu başöğretmeni olmuştu o zamanlar ve fakir millieğiti bakanlığı ve inançlı aydın öğretmenler ve idealist babam tabi bu anlattıklarımı o zaman düşündüğümü sanmıyorsunuzdur sanırım dedim ya bu esterin garip anlatım tarzı kendini bile anlatırken abartılı ve çoşkulu anlatacaktır ne de olsa ona ester yani inatçı ismini boşuna mı takmışlar
bu söylediğim yıllar 1950 1956 yılları arası ve bu yıllarda demokrat partinin en şaşaalı olduğu dönemler tirenin kahir ekseriyeti demokrat memurlar öğretmenler ve okuyan kesim halk partili
kahvelerin camilerin vede insanların ayrışmaya başladığı yıllar yaklaşmaya başlamış gibi alınan gazeteler gizlice belirli kişiler tarafından jurnallenir ve herkesin kim olduğu kimden olduğu gizlice fişlenirdi bu nedenle babam bu tip konuşmaların evlerde yapılmasını ve bizlerin bunlardan etkilenmemizi menederdi bu sayede bizler daha az konuşur olurduk ve durumun pek de içacı olmadığını garip bir seziyle sezerdik
ben ilkokul birinci sınıfa gittiğim zaman "mahir abilerin babasının evinde oturuyorduk
ilginç bir evdi sonradan gördüğüm için küçükken burada nasıl yaşadığımıza hayret etmişimdir
bir bağ evi görünümündeydi iki katlı tipik bir tire eviydi hanay denilen büyücek bir bahçe ve yanlış anımsamıyorsam bahçede bir tuvalet ve tütün denklerinin konulduğu genişçe bir sofa ve buna açılan büyücek odalar ve mutfak bulunurdu sanırım ev sahibiyle bizlerde aynı evi ortaklaşa kullanır idik benim yaramazlıklarıma yoksa annemin tek başına müdahalesi imkansız gibiydi
çoğu kez hastalanmadığım zamanlar yaramazlıklarıma engel olmak için bir iple belirli yerlere gitmeme izin verecek şekilde bağlamak zorunda kalırlardı ben ne kadar yaramaz bir çocuksam buna karşım ağabeyim de o kadar uysal ve akıllı idi
çözdükleri zaman ilk yaptığım zararlar en yeni girit işi işlemeli divan örtülerine zeytinyağı ibriğini boca etmek olurdu sık sık havale geçirdiğim içöin bu yaramazlıklara bile bir oyun tevekkülü ile sabır gösterilidi bende bu şımarıklıkla muzırlıklara yeniden başlardım
bayram altı harfli sihirli kelime çocukluğumda gelmesini özlemle beklediğim yeni giysilerin alınma vesilesi bir tanışma ve selamlaşma seremonisi ve toplanan harçlıkların büyük bir hızla harcanacağı alışveriş ve eylence dolu sayılı günler ve şekere şekerlemeye doyulan günler
bu günler gerilerde kaldı bunun yerini bir turizm bir uzaklaşma faaliyeti aldı herkes fırsattan istifade bir yerlere kapağı atıyor böylelikle bayramı eş dost yerine kendi dar klanıyla geçiriyor sözüm ona bayram yapıyor

bayram benim yaştakiler için ayrı bir önem taşıyor bir muhasebe bir hesaplaşma vesilesi gelenek ve adetlerin yenilerle hesaplaşması bunda pek de başarılı olduğumuzu söyleyemem


eski güzel günlerde benim canlarımın sağ olduğu o tatlı gibi tatlı günlerde arife günleri bir ibadet huşusu ile kutlanırdı erkenden kalkan babamın meşhur tel kadayıf yapma uğraşısının son ve en önemli günü olurdu tel kadayıf özen isteyen bir tatlıdır
bir hafta süreyle ters yüz edilen tel kadayıflar pişirilme faslına gelmiştirler içleri doldurulmak üzere ceviz ve badem kırmaya gelmiştir bu işten hep benidevre dışı bırakmışlardır nedeni ise bu eylemden nedense hiç iç malzeme çıkaramam

kadayıfı pişirmek ve şurubunu dökmek ayrı bir özen ister çok sıcak şurup döküldüğünde kadayıf hamur olur ve yenselliğini kaybeder
bu işn kararını hep babam ayarlardı ve bu tatlının adı bizim evde hasanbey tatlısı olarak anılırdı

aslında bu iş evin imece olarak yapılan ender güzel işlerindendi ayrıca bayram günü gelen çocuklara verilecek harçlıkların sarılacağı mendilleri hazırlamak da bir uğraşı gerektirir di bunun için listeler yapılır okul sıralarına göre geleceklere verilecek armağanlar harçlıklar ve şekerlemeler özenle sınıflanır dı bu rada bizlerden de tiyolar alınır mahcup olmamak için hazırlıklar biraz pahallıya çıksa bile asla vaz geçilmezdi
bugün bayram olmasına karşın ben çalışıyorum eskiden ne de özlerdim bayramın uzunca bir tatil olmasını yaşım ilerledikçe bu çocuksu özlemlerim azalacağına arttı bunun nedeni bayramlardaki heyecanlı günlerin bendeki izleri

onları unutmuyordum her geçen sene yeni gelene bir alışkanlık bırakıp gidiyor ve ben bu alışkanlıklarla avunuyorum çevrem akranlarım bir bir bizlerden uzaklaşıyor bir üzüm salkımından koparılan üzüm taneleri gibi bizim neslimizde bu savaşta hünerlerini gösterdi ve gösterileri bitenler sahneyi terk etmeye başladılarben hala direnmek istiyorum kendimi gençlerle bir arada tuttuğumda yaşlanmıyacağım sansamda bu artık otomatiğe bağlanmış bir uçak gibi menzile varmak için önceden hazırlanan rotada

çevremde yaşıtlarım kalmadı espriler yavanlaştı gülünülecek ve hüzünlenilecek olaylar birbirine karıştı

davulcular bile bayağılaştı maniler ise değişti

davulumun ipi gümüşten ben anlamam bu nasıl fener çıkmıyor ziyası

boşver ziyayı gelen parası varsa her şey oluverir aydınlık sen yeterki paradan haber ver

her şeyin anası avro ve dolar misafirler gelince ester gider baş köşeye konar kalın sağlıcakla
zorla saklanan anahtarlar ve evde tutsaklığım bu gün beni işe göndermediler miniklerim hayret esteri evde esir tutan iki minik hangi dağda kurtlar öldü bu nasıl bir cüret ama bu yaşlı kurt artık dizginleri tamamen miniklerine bıraktı onu bu gün evde misafirlere hizmette kullanacaklarmış

önce sarışın genç kız olmuş kayınbiraderimin küçük kızı güzel bir demet buketle çıkageldi arkasından damat namzedimiz ve diğerlerini beklerken ben yine kaçamak klavyenin başına ama yazmak ne mümkün
belediyenin kadrolu temizlikçisi gibi sevgili eşim bilgisayarın tozlarını almaya kalkışınca bizdeki virüsün bayram ziyareti debreşiverdi oda bu arada ester abisini ziyarete gelince olanlar oldu bilgisayar tamamen virüsün kontrolunda buna artık kimseler dur çüş diyemiyor sayın virüs beni ne kadar çok seviyorki bitürlü ziyaretten ayrılmak bilmiyor ona kaos kuralını uyguladım ve bu yazıyı yazmak nasip oldu sonunu getirememe korkusu ile hemen size göndereyim yoksa hain virüs buna bile izin vermeyecek ben ona biraz daha güzelsin büyüksün bu evin en büyüğü sensin diye yaltaklanmaya devam edeyim hiçte pes etmeye gönlü yok
ben de onu atlatır atlatmaz yazıma kaldığım yerden devam ederim düşünebiliyormusunuz ben ve virüsüm beraberce aynı klavyeyi paylaşıyoruz ve ben bu bayram onada virüs seni çok seviyorum diye yağ çekerek bu iletiyi yazıyorum ne günlere kaldık
bir kabristan ziyareti öyküsü


https://esterinkisi.blogspot.com/2012/0 ... ayesi.html
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar:6927
Kayıt:05 Haz 2019, 22:41
Konum:İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: 0NUN HİKAYESİ Ali Müfit Çetingül

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 07 Oca 2024, 19:56

arife günü hava oldukça sıkıntılı yağayım mı diye nazlı bir hava işimden erken çıktım dolmuşla kabristana yakınca bir yerde indim kalabalık bir pazartesi günü insanlar yitirdikleri yakınları ile sanal da olsa beraber olabilmek için akın akın sevdiklerinin mezarları başında
ben seremoniyi sevmediğim için buralara hep yalnız gelmeyi yeğlerim bu günde öyle oldu ayrıca adetimdir mezar kitabelerini ve tarihlerini okurum ve mezarlara dikilen çiçeklerden birbirlerine vesileyle aracı olurum
babamla annemin yine beraber oldukları bu ilk bayramda onları yalnız bırakmadım küçücük bir karanfil demetini onların
vazolarına koydum biliyorum çiçekçiler onları toplayıp yeni gelenlere yeniden satacaklar olsun bu rant savaşına karşın onlarda kendilerine göre ekmek savaşında
malum seremoniden sonra mezarlığı dolaşmaya başladım çıkışa yakın yusuf nalkesen in ve kızının mezarları yanında durdum ve ölen kızı için yazdığı duygu dolu dörtlüğü okudum bekle kızım yakında kavuşacağımız günlere az kaldı diyen kitabeyi okurken yağmur çiselemeye başladı bu bana terapi gibi geldi ıslanmış bir şekilde ama ganj nehrinde
günahlarından arınan hindular misali bende beni saran karabasanlardan arınmış olarak evin yolunu tuttum
yolumu uzatarak serseri avare vurdum kendimi karşıyaka yollarına dolmuşla gidilebilecek bir yolu yayan ve duygu dolu olarak yürümenin hüznü ve garip bir duygu yükü ile şimdi onlar nerdeler acaba diye sorarak gözlerimde bir iki yaş damlası yüzümda acı bir tebessüm ve yağmur hepsi sanki bu gün de bir muziplik yapma yerine sırf beni duygulandırmak için buluşmuş gibi içimde bir şir okuma arzusu ve özlem dolu avare bir ester buna şükür diyebilmek
bittiğinde gururla karşısına geçip baktı işte bu bizim evimiz evin yalnızca bir odası ve diğer bölümleri bitirilebilkmişti iki oda natamam olarak taşınmıştık uzunca bir sürede bitirilememişti ve bu eve biz ev olarak değil bir yaşam mabedi olarak bakardık o evde hepimizin emeği alın eri ve çabası vardı bu ev yapılırken inşaat kalfası dostumuza da epey borcumuz kaldsığını ve de babamın düzenli olarak da onu ödediğini zannediyorum
usta ile babam arasındaki dostluk isr görülmeye değer ender dostluklardan idi yoklukta başarı kazanmış iki muzaffer kumandan idiler çimento demir kireç velhasıl yerel taş dışında hemen hemen hiç birşey yok ve onlar yoktan bir vaha yaratmayı başarmışlardı
tavuklarımız vede tavşanlarımız vardı bahçemizin sevimli yaramazları günlük yumurtalarımız ayrıca muntazaman gelen sütçümüz ve ikide sonradan gelen komşumuzu saymazsanız bir tarla içinde yapılmış imarlı tek yerleşim yeri esas zorluk annemindi konuşacak dertleşecek bir can yoldaşı bulamamak zamanla oda olacaktı inşallah
hele bir yer etsinlede yeni evlerine
ev ve okulu babamın adeta ezberlediği iki güzergah ve salı günleri pazar alışverişi genellikle pazar gerksinmelerini getiriveren bunu bir angarya olarak değil bir görev gibi yapan okulun görevli yardımcısı ismail efendi bizleri kollayan seven ve koruyan yardımcı abimiz inanın bu ekstra görevleri bir iman ritüeli içinde yapan bunu asla bir angarya görmeyen ismail efendi amcamız şimdi olsa babam hakkında ne de acımasız eleştiriler yapılabilir diye düşündüğüm bir abi kardeş ilişkisi yıllar yılı okulun sıralarını beraberce onarak okulun eksikliklerine pratik çözümler üreten okulun iki ilginç emektarı işte o zamanın yoklukları şansa çeviren aydın halk dayanışmasının sihirli gücüne güzel bir örnek
ev denilince ne aklınıza gelir şimdilerde gazetelere verilen muhteşem rezidanslar ve onların benzer kopyaları ama bunların hiçbirisi sıcak ve sevgi dolu değil ve beni kavramıyor yalnızca yeni bir yaşam biçimine sizleri adeta zorla sokmaya itelemeye yada statünüzü belirlemeye yardımcı oluyor
ben beni şekillendiren beni ben yapan evimi sizlerle paylaşmak istiyorum
babam becerikli bir öğretmendi elinden her türlü iş gelir derken abartmıyorum inşaat işleri de bunlardan biri nedense 1957 yılı benim hayatımda daha da önemi olan bir yıl evimize taşındığımız yıl ailenin ilk defa başını sokacağı bu bizim evimiz diyeceği bir baba ocağı oluyordu hepimiz karşısına geçip gururla ona bakıp birbirimize sarıldık ve artık bizimde bir evimiz olmuştu sorduklarında bu ev benim evim diyebileceğimiz bir sığınma yeri değil bir yaşam kalemiz adeta cennetimiz
bunları yazarken abartmıyorum satılınca duyduğum üzüntüyü ve benim yaşamımı şekillendiren bu eviyaşamım boyunca hiç unutmayacağım ama acısını ukde olarak içimde hep taşıyarak
şimdilerde de böyle tatlı bir telaş var bizde ama bu beni pekde eski hayallerim kadar etkilemiyor
bu konuyu biraz açmam gerekiyor elleriniz hiç yapılan işten nasır tuttumu bu soru karşısında bana gülebilirsiniz ve ben evimiz yapılırke ve de altındaki toprağı atıp zemin kat bodrumunu işlik haline getirirken ellerimdeki nasırları sevgiyle ve sevecenlikle öptüğüm ve onlarla gururlandığımı ilk defa si
zlerle paylaşıyorum ve bu muhteşem duyguyu sizleriğn de tatmış olmanızı umuyorum severek yapılan her uğraşının tatlı yorgunluğu insanı öyle mutlu ediyor ki adeta bir seks yorgunluğu sonrası düşülen tatlı rehavet benzeri haz ve doyum gibi tanımsız ve doyumsuz bir sevgi yumağı
bu anlattığın ve kısa cümlelerle tanımlamaya çalıştığım işler öyle şimdilerdeki gibi kısa bir süreçte olmadı elimizde hiç birikmiş paramız yoktu ve babam birilerinden bulacak yada isteyecek kadar da mahir biri değildi
anneannem ben yazılarımda ona kısaca ninem demeyi yeğleyeceğim bizlerle oturmayı diğer evlatları ile oturmaya hep yeğlemiştir çünkü babam onu asla bir kayınvalde olarak değil evin bir direği olarak gören bir anlayışla büyümüş öyle bir terbiye görmüştü ve davranışları hep sevecen ve nüktedan dı
ninemde evin koruyucu meleği oldu ölünceye kadar
dedemden kalan mirasın paylaşılması ile anneme ve nineme düşen paya babamın özveri ve becerikli çalışması eklenince bir sebze bahçesinin parsellenmesi sonucu satışa çıkan arsanın alınması ve maceranın başlaması kaba inşaatın bitmesi yılları aldı parasızlığın yanında o zamanlar ülkenin bulunduğu ekonomik durum da ve karaborsanın acımasız etkilerini ve yoklukları eklerseniz ne menem şeyler olduğunu daha iyi anlatmış olurum çimento bulabilmek için binbir temenna ve dil dökme demir almak için gece girilen taksis kuyrukları ve partizan uygulamalar ve buna para hesaplarının ve bütçe dengelemelerinin ilavesi
velhasıl zor günlerdi onlr ama olsun artık bir evimiz olmuş ve bizde evi olan mutlu azınlık içindeki
müstesna yerimizi almıştık
hayaller kurardı küçükken hoş şimdide kuruyorum ama şimdikiler biraz basma kalıp oluyor küçükken hayallerimde kendimi bir yönetici olarak düşler ve sanki benden adil ve akıllı kimse yokmuşcasına yeni idare biçimleri icat eder kendimi de bunların uygulayıcısı olarak hep başrole koyardım o zamanlar bu şekilde olmak çok da zor değildi çünkü hayallerde biraz fakirdi ne bilgisayar icat edilmişti nede televizyon yalnızca var olan tek şey koca pilleriyle ilk çıkanlardan basit bir radyo bu radyodan edinilen bilgilerle ahkam kesen bir ester
zaman zaman ailem bile benim uçuk fikirlerimden bezerek atma be oğlum diyecek kadar uçuk biriydim

kafamı taktığım yegane şey güleceksiniz con ahmedin devridaim makinası gibi hep bitmeyen enerji dolu şeyler şimdide bu yönüm hep ağır basar ve ne okursam okuyayım mutlaka bunu basit bir enerji kazancı olarak düşünmeden yapamam şimdide izmirdeki arsenik olayı nedeni ile modern bir ev tasarlamakla meşgulüm bu evde hiçbir atık atılmayacak ve ev her atığı işlemden geçirerek tekrar tekrar kullanacak

örneğin tuvaletler idrar ayrı bir yerde tekrar revers osmosis filitreden geçirilecek ozonla steril edilecek uv lambadan son sterilizasyondan sonra tekrar kullanılacak ayrıca vücuttan atılan her mineral tekrar tekrar kullanılmak üzere işlemden geçirilecek sonunda bir geri dönüşüm optimizasyonu ile minimum enerji maksimum fayda egrileri çizerek her ev için ayrı bir yuva tasarlama gibi hayaller içindeyim evdekiler beni bu uğraşımı görünce babamız gene tozuttu diyorlar ama ben zaten ezelden beri tozutuğum bu gün biraz daha tozutsam ne çıkar sizlere ilerde büyük hayallerimi de anlatacağım
hayalleri dedimde onları kaybedersem ne olur korkusuna kapıldım birdenbire olabilirmi diye düşününce bunun nasılda korkunç birşey olduğu acısını duydum beni ben yapan yaşama bağlayan adeta yaşamda anlam katan şeylerdi her dönem uçuk çocuksu belkide erişilmez ama onlarsız kendimi düşünemem bile
annemin hastalığının ileri evresinde düşünmeye başlamıştım o hayallerini kaybetmişti artık bu bende bir paranoya halini almaya başladı ve ben o günden sonra hayallerimide not etmeye başladım günü gelince onları da sizlerle paylaşacağım hayaller ve ester
hiç bir eklenti ve abartı eklemeden hayallerim olacak kimi zaman sansürsüz kimi zaman mecburen sansürlü ama hiçbirşeyi unutmamak ve kaybetmemek için bu akşamdan itibaren onlar vizyona girecek ilk hayalim bu akşam kaçırmayın bir daha bulamazsınız yalnızca bir defa yazacağıım ve tek gün görünecek mürekkeple bu da benim küçükken ki hayalimdi yalnızca benim görebileceğim mürekkeple yazılan yazılar
bu günü özenle bekledim on kasımların bende ayrı bir önemi var her onkasım günü babamdan kalan resimler içerisinde atatürkün etnoğrafya müzesine geçici defnedilişinin ve bu esnada içten ağlayan insanların yüzlerindeki derin keder beni çok etkilemişti
ben ölümleri pek sevmem ama bu doğanın değişmez bir kuralı ve er geç olabilecek yada olması mukadder olan bir doğa kuralı asıl beni etkileyen şey hiç iz bırakmadan ölme korkusu ve atatürkün bunca yıl içten kutlanan ölüm yıldönümleri beni ziyadesiyle duygusal yapar ben neden onun gibi iz bırakamıyacağım endişesiyle devamlı ona ait öyküleri notları ve de yazılmış lehte ve alehte yazıları adeta yutacak kadar bir vecd ile okurum şu aralar gazetelerde yeni vizyonda olan mustafa filmiyle ilgili eleştirileri ve de yergileri okurken bayağı hiddetleniyorum hiddetimin nedeni benin dünyamda oluşmuş olan artık silinmez bir kalemle adeta benliğime kazınan bence doğru başkalarınca beslenen ler beni zerrece ilgilendirmeyen
kahramanımı karalar şekilde addedebileceğim şeyleri bile okumaya veya görmeye tahammül dhi edmeyeceğim bana özel duyumsamaların tabuların yıkılmasına tahammülsüzlüğüm

şimdi kafamı kurcalayan bir soruya yanıt aramakla meşgulüm bence bu filmin çekilmesine müsaade edilmemeliydi bunu söylerken asla bağnaz ve tutucu olmadığımı bilmenizi isterim şayet bu bir yol olursa
bunu fırsat bilen kişilerin rant uğruna yada sırf yermek yada yüceltmek adına bizlerde yerleşen bazı tabuları yıkarak bunu daha da kavgalı bir boyuta dökülme endişesi taşımamdır
şahsi kanaatim bu olaylara vede bundan nemalanmak isteyeceklere bunun kapısının açılmamasıdır
küçükken karanlıktan korkardım hoş hala korkarım yalnızken asla karanlıkta uyuyamam mustafa filmiyle ilgili yazıları okurken onunda karanlıktan korktuğunu okuyunca tarifsiz bir mutluluk duydum bu bir korkaklık güdüsünden öte bir yaşam biçimi sevgiye duyulan özlem eksikliğinin yokluğunun sonucu yaşamımın uzunca bir dönemini bekar olarak ve sevdiklerimden uzakta şantiyelerde geçirdim akşam yatağıma uzandığımda özlemler ve sevdiklerinizin hasret kokularını özlemeniz sonucu karanlıkta kalmaktansa loş bir ışıkta özlemleri hayalleri anımsamak kurgulamak onlardan yeni hayaller üretmek ve bu yorgunlukla bitap uyuyakalmak işte en güzel anlar ve anılar
bu sayede hayallerim canlı kaldı ve bu canlılığı ölümsüzeştirip benden bir iz bırakabilmek için onları yazacağım günü sabırla bekledim ve bu kısa girişten sonra kimseciklerin bu yazımı bölmesini istemiyerek herkes uykuya daldığında ben bi çırpıda yazmaya başlayacağım dua ediyorum tayfa erkenden uyusun yoksa çaylarına uyku ilacımı koysam ki buna gerk kalmaz umarım
bu gün yine uyuyamadım kafama takılan konular birbirine karışmaya başladı bu arada yazdıklarıma geri dönüp baktığımda onların imla yanlışlarını düzeltmeye zaman ayıramıyacak kadar kendimi yanlız hissetmeye başladım ve bu nedenle biraz kendimle hesaplaşmak istedim ben ne zaman kendimle hesaplaşmaya karar versem bu bir krizin başlangıç sesleri ile beraber oluyor yada tam tersi ülke o kadar küçük şeylerden kriz sinnyalleri veriyor ki ben hep bunu kendime yapılmış bir uyarı olarak da görüyorum epey zaman oldu yeni özgün vede şöyle ele avuca sığacak ses getirecek bir çalışmam olmadı bu nedenle bu aralar kendimi epeyce üretme konusunda başarısız addetmeye başladım yanıma uğrayan öğrenciler azalmaya nitelikleri ve merak beyenileri basitleşmeye kısacası toplumun benle ilintili yada şöyle söyleyeyim benim çevremde oluşan harelerinde bir bilgi fakirliği başladı bunu önce kendimde sorgulamaya başladım beni bugünlere getirenlerden öğrendiğim şeylerden bunun çevredekilerin değil bizzat kendinin inancında bir eksilme olduğu özeleştirisini bana yeniden hatırlattı
ben eskiden daha çok çalışırdım kendime daha az dinlenme ve zaman ayırırdım sanki bu aralar bunun dozu biraz kendime doğru fazlaca kaçtı bu nedenle toplumsal olaylara bakışımda biraz arkadan gider gibi bir durum var bu günden sonra daha öne çıkmaya gayret edeceğim kendime daha az başkalarına daha çok zaman ayıracağım mutluluğu bireysellikte değil toplu mu kapsayan ortak gönençte arayacağım ve bu sayede ruhumun daha bir dingin ve bedenimin daha üretken olmasına yardımcı olacağım kısacası eski toplumcu ester olmayı daha da ileri götüreceğim yani kısacası ana kıraliçe yada kıral olma yerine rol model olarak çalışan üreten paylaşan ve ortak gönenç için yaşayan bir ester ülküme yeniden yelken açacağım yani artık kanatlardan değil bizzat çepheden saldıracağım yel değirmenlerine yanımda varsın sadık dostum sanşo olmasın varsın biricik sevgilim rozalinda olmasın ben yine yeniden serüvenlerime yalnız olsa bile tek başıma ama umut dolu olarak çıkacağım korksun benden kötülük yel değirmenleri durmayan devamlı yeni cenklere çıkmaya hazırlanan esteriniz geliyor
biraz televizyondaki gibi bu öykümdede zapping yapıp üniversite yıllarıma dönmek istiyorum yazan ben deyilmiyim sanki senarist bir yeni teknik uygularmışcasına ben şimdi istanbulda ülker sokaktayım yorgun argın eminönünden ülker sokağa çıkmak için devamlı ara sokaklara dalıyorum yüküm de ağırmı ağır ıhlamur ağacından yapılmış bir resim tahtası ve açılır kapanır bir masa ve bir de sandalye minübüsler almadığı için ben yani esterin genç ve yakışıklı hali tam bir hammal gibi yüklerini sırtına vurmuş vede bir ıslık tutturmuş vaziyette evin yolunu tutar sanki bunları alınca dünyayı kurtaracak bir dahi olunacakmışcasına ciddi ve inançlı bir devrime çıkan devrimci edası ile evin yoluna revan oluyorum cepte yemek yiyecek para kalmamış evde pişirecek bişeycikler yok mecburen gümüşsuyu yemekhanesine tanıdık bildik yolu gözlüyoruz ama nafile onlar benden beter nerdeyse kemik yalayan kedileri gözlerine kestirmişler
yolda biraz hallice bir izmirli arkadaşıma rastlıyorum gömleklerimi kolalatmaktan geliyorum şimdide selvi lokantasına gidip karnımı doyuracağınm istersen beraber gidelim teklifini ben tokum diyerek kibarca geri çeviriyorum o arkadaşım şimdi rahmetli ne kadar isterdim bu anımı onunla paylaşabilmeyi

velhası ben üç günümü evden gelen paramın yani aybaşının gelmesini gözlerim kararmış vaziyette evde kalan son bulguru pişirmeden kuru ve çiğ olarak yedim bu anımı ilk defa sizlerle paylaşıyorum ve o gün bu gün en korktuğum şey aç kalmak nedense bu bende paranoya halini aldı ve o günden sonra ben hiç parasız kalmadım ve bu dersle kara günler için daima az veya çok bir parayı bi yerlerde bulundurmayı adet edindim bunu ilk sizler biliyorsunuz eşim çocuğum ve arkadaşlarım dışında aç kalmak çok kötü bir duygu
param yok ama umudum sonsuz ben teknik resim dersinde en heyecanlı ve meraklı öğrenci resim masamda var verilen ödevleri bir bir çiziyorum malzemeler de ateş pahası aydinger kağıtlar rapido kalemler şöhler kağıtlar derken ester nalları dikecek kadar aç ve uykusuz rahmetli olmuş teknik resim hocamız da maşallah her kusuru kırmızı kalemle işaretleyen mağrur bir komutan edasında
fırlama arkadaşlar onun övünme merakını bildiklerinden her ders öncesi omuzlara alıp onere ediyorlar zaten okuldaki adının yanında lakabı deli birtek gücü bana geçiyor ve her seferinde güzelim çizimler kırmızıyı yani o rı yiyor ben nereden para bulup yeni şöhler kağıt alacağım ve açıkçası alsam da yemek parasını nasıl denkleyeceğim işte böyle bir gün bende deliriverdim ve o gün bu gün beni
delilikte kimse geçemedi ve benim resimler kırmızı ile çizilmekten kurtuldu deli deliden çok korkarmış sonunda çözümü sahte delirmekte bulup yırtım bu badireler geçince vede o güzel ilkbaharına erişince bende artık bir istanbullu gibi gönlümün çalan kemanlarına eşlik edecek sazendeler kervanına katıldım anlayacağınız yolda gördüğüm güzele abayı yakan bir aşık olma sezonu başladı istanbul benim içinde emirganıyla kandırasıyla gülhane parkıyla adalarıyla modalarıyla yaşanan bir cennet oldu sonucu malum lisede iftehardan başka notu olmayan ester lotodaki beraberlikler gibi her dersten kalan biri olmuş ve buna da bir çözüm bulma konusunda da babamın mektubu yettide arttı bile oğlum kunduracı hayri beye iyi bir çırak gerkiyor yazılı mektubu beni avarelik günlerimden hayatın gerçeklerine ve o amansız çalışma tempoma döndürmeye yetti
sonra yeni bir ilgimin olduğunu toplumsal olaylara duyarlı biri olduğumu da o mektuptan sonra anlar oldum ben neyim kimim ereğim ne ne için okuyorum okumanın beni götüreceği okyanuslarda kırılan dümenimin tamirini kim yapacak ben birilerinin yönlendirmesi ilemi yönümü ve yolumu bulacağım işte bu fikir ve ufuk turlarım benim sosyal olgunlaşmamda önemli rol oynadı önceleri anarşizm tandanslı devleti ve düzeni acımasızca eleştiren bireyi hep önde tutan bir sol yanım vardı sonraları bireyin ve bireyselliğin toplumsal olayları çözmede pekde doğru bir yöntem olmadığı fikri oluştu ve ben kendimi okuldaki fikir tartışmalarının odağında ateşli bir konuşmacı olarak kürsüde buluverdim nasıl ve neler konuştuğumu ve neler anlattığımı inanın şimdi bile pek anımsamıyorum ama bu beni diğerlerine karşı biraz temkinli arkasını önünü kontrol edebilen şüpheci ve temkinli bir yapıya yöneltti kısaca yavaş yavaş olgunlaşmaya ve kendime özgü toplumsal bir protest yaşamı benimsemeye başladım ilk eylemim sınıfta herkesi aynı sırada oturmaya zorlayan takım tezgahları hocasıyla yaptığım seviyeli ağız dalaşıydı benim konuşmamla sınıftakilerin sanki beni beklercesine spontane protestosuyla sınıfı terk etmesi ve bu yöntem kaldırılıncaya kadar derse girmemesi benim egomu birazda okşayan ilk protest bir eylemim olmuştu ilk defa kendi kendime sen neymişsin be ester deyip yeni harman sigaramı zevkle tüttürür ve yeni öğrendiğim devrimci türküleri mırıldanır olmuştum bir ölürüz bin doğarız biz halkız halkın örgütlü gücü gibi şimdi gülüp geçtiğm tatlı su solculuğu günlerim
yeni harman sigarası sigarayı lise sondan itibaren 1996 yılına kadar dolu dolu içtim adeta içmedim yedim onu onsuz birşeyi hayal dahi edemiyordum içime çekip burun deliklerinden dumanı çıkarmak ne de güzel şeydi yokluğunda zihnim durur adeta çalışmayan bir beynim olurdu nasıl olduda bir ayrılmaz dost olan bu yoldaşımı birdenbire terk ediverdim

sanırım eşimin amcasını oksijen tüpüyle gördüğüm o gün bendeki kötü durum buna yol açmıştı bir insanın üç ay gibi kısa bir zaman sürecinde yokolması beni ziyadesiyle yaraladı ve ben sevgilimi görmemek üzere terk ettim şimdi içenlere başka bir gözle bakıyorum
üzerlerine sinen nikotin kokusu beni rahatsız ediyor adeta onlara ikinci sınıf muamelesi yapıyorum tabiki buna hakkım yok ama o koku nedense beni rahatsız ediyor
bunları sırf sigaraya olan tiksintimi anlatmak için değil onun bende bıraktığı boşluğu nasıl doldururum yeni bir sevgili nasıl edinirim sorusunu sizlerle paylaşmak için anlattım şimdi bir sevgilim var adeta sigara kadar sadık olduğum yeni sevgilim

kendime ait mini bir ekosistemim var eskiden bu yana oluşan çiçek merakım şimdi beni içine çeken bir tutku halini aldı isteyenlere hediye edilmek üzere tohumlar ekiyorum bu sayede yeni dostlar yeni meslekler ve yeni para kazanma kapıları ediniyorum
bugünlerde tavukçu komşumu ikna edebilirsem kümeslerde çıkan ve yok pahasına satılan tavuk gübrelerini satın almak üzere bir şirket bile kurmayı düşünüyorum yakında ucuza alabileceğim bir linyit ocağının değerlendirilmeyen tozlarına talip oldum
inşaat için satılan perlit hurdalarınıda parasız alabileceğim anlaşılınca çayın taşıyla göğün kuşunu vurmaya yani yine yel değirmenlerine saldırmaya karar verdim herhalde batırılacak biraz param kaldı onlarıda buralara savurayım bakalım sonu neye varacak
yapacağım şey atılan tavuk gübreleri toz kömür vede perliti karıştırıp içerisine bağlayıcı bir reçine koyup şömine odunu yapmak kokusunu gidermek içinde koku giderici bir formül ilave edeceğim bu yazımın arasına bunu sıkıştırdım ki şayet beni okurken ah zavallı birazcık aklı vardı onuda boku bokuna kaybetti demeyesiniz diye bu işimi arada anlatıvereyim istedim açıkcası esteriniz boktan işlere daldı hadi hayırlısı eniyi önce senin hayır dualarına ve iyi dileklerine ihtiyacım var diğerlerini bilemem ama bu boktan işten yırtarsam artık ne yaparım bilemem kılavuz karga örneği
yeni harman sigarası sigarayı lise sondan itibaren 1996 yılına kadar dolu dolu içtim adeta içmedim yedim onu onsuz birşeyi hayal dahi edemiyordum içime çekip burun deliklerinden dumanı çıkarmak ne de güzel şeydi yokluğunda zihnim durur adeta çalışmayan bir beynim olurdu nasıl olduda bir ayrılmaz dost olan bu yoldaşımı birdenbire terk ediverdim

sanırım eşimin amcasını oksijen tüpüyle gördüğüm o gün bendeki kötü durum buna yol açmıştı bir insanın üç ay gibi kısa bir zaman sürecinde yokolması beni ziyadesiyle yaraladı ve ben sevgilimi görmemek üzere terk ettim şimdi içenlere başka bir gözle bakıyorum
üzerlerine sinen nikotin kokusu beni rahatsız ediyor adeta onlara ikinci sınıf muamelesi yapıyorum tabiki buna hakkım yok ama o koku nedense beni rahatsız ediyor
bunları sırf sigaraya olan tiksintimi anlatmak için değil onun bende bıraktığı boşluğu nasıl doldururum yeni bir sevgili nasıl edinirim sorusunu sizlerle paylaşmak için anlattım şimdi bir sevgilim var adeta sigara kadar sadık olduğum yeni sevgilim

kendime ait mini bir ekosistemim var eskiden bu yana oluşan çiçek merakım şimdi beni içine çeken bir tutku halini aldı isteyenlere hediye edilmek üzere tohumlar ekiyorum bu sayede yeni dostlar yeni meslekler ve yeni para kazanma kapıları ediniyorum
bugünlerde tavukçu komşumu ikna edebilirsem kümeslerde çıkan ve yok pahasına satılan tavuk gübrelerini satın almak üzere bir şirket bile kurmayı düşünüyorum yakında ucuza alabileceğim bir linyit ocağının değerlendirilmeyen tozlarına talip oldum
inşaat için satılan perlit hurdalarınıda parasız alabileceğim anlaşılınca çayın taşıyla göğün kuşunu vurmaya yani yine yel değirmenlerine saldırmaya karar verdim herhalde batırılacak biraz param kaldı onlarıda buralara savurayım bakalım sonu neye varacak
yapacağım şey atılan tavuk gübreleri toz kömür vede perliti karıştırıp içerisine bağlayıcı bir reçine koyup şömine odunu yapmak kokusunu gidermek içinde koku giderici bir formül ilave edeceğim bu yazımın arasına bunu sıkıştırdım ki şayet beni okurken ah zavallı birazcık aklı vardı onuda boku bokuna kaybetti demeyesiniz diye bu işimi arada anlatıvereyim istedim açıkcası esteriniz boktan işlere daldı hadi hayırlısı eniyi önce senin hayır dualarına ve iyi dileklerine ihtiyacım var diğerlerini bilemem ama bu boktan işten yırtarsam artık ne yaparım bilemem kılavuz karga örneği
ben yine bu aralar uçmaya başladım uçtuğumu yazılardaki kronolojik değişimlerden anlıyorsunuzdur sanırım ama olsun ben buyum işte hiçbir konunun önceliği yoktur benim için beynim adeta temel olarak bir filitreden yoksun olarak imal edilmiş ilginç olan konular doğal olarak ötekilerini kovuyor zihnimden ve yeniler mutlaka beni kısa bir süre toplumdan soyutluyor
şimdi düşünce olarak korumacılık güdülerim baskın çıktı ya her şeyde aşırı derecede muhafazakar davranıyorum düşüncelerimi bile zihnimde fazla yer etmesinler diye sıralayıp numatralıyorum şimdiki numara 100 numaralı düşünce bu bildiğiniz yüz numaralı yani tuvaletli bir düşünme şekli okuduğum bir yazıda yediklerini sindirme konusunda en tembel yaratıklardan biri de insanmış bunu nereden çıkarıyorum yapılan incelemelere göre dışkılar ihtiva ettikleri enerji değerlerine göre sınıflandırılıyorlar bu işte birinciliği tavuk gübreleri alıyorlar tavuğun sindirim sistemindeki ilkellik verilen yemlerin iş görmeden atılmalarına yol açıyormuş ve bu nedenle tavuk sanayinde tavuk yemlerine ve tavuk dışkılarına başka gözle bakan sanırım benim gibi bir uçarı bir insan benin düşüncelerimi yıllar önce israilde uygulayarak patent bile almış anlayacağınız gene yayan kaldım ama ben yinede yılmadan araştırmaşlarıma ve bu arada yarım kalan o nun hikayesine kaldığım yerden devam edeceğim neme lazım unutmadan yazayım da ne olur ne olmaz sonra unutuveririm
kapı hızlıca çalındı bir dakika izin isteyip alelacele giyindim ve hızla kapıyı açtım karşımda uzun boylu temiz giyimli ve gülümseyen bir simayla s.m duruyordu şirketten geliyorum sana bir uçak bileti getirdim yarın sabah ankaraya kalkan uçakta yer ayıttım inince seni taksiyle alıp merkeze götürecekler dedi ve kibarca izin isteyerek gitti
askerden yeni gelmiştim üç aylık naylon askerliğim henüz bitmiş ve okuduğum gazetedeki ilan ilgimi çekmişi falanca ilde yeni kurulacak işletmemizde montaj mühendisi olarak çalışacak denizlide zaman zaman kalacak bir mühendis aranıyor
ben bu işe girerim dedim kendi kendime ve müracatımdan sonra iki gün içinde ankaraya çağırılıyordum ve hayatımda ilk kez uçağa binecektim işte maceralı hayatımın başlangıç anı o günden sonra tamamen değişti bu sitede yazı yazmaya başladığımda şiaka yollu da olsa onun hikayesini anlatırken bölümler içine sıkışmış olarak kendi hikayemden de bazı bölümleri ister istemez anlatmak zorunda kalmış ve bazı yerlerinde anlattığım kişnin yerine sanki kendimi anlatıyormuşum gibi algılanmasın diye bu küçük girişi yaptım

mezun olduktan sonra hemen başlamıştım çalışmaya ve bu değişiklik hemen kendini hissettirmişti ailede soranlara annem ve babam gururla bir oğlumuz ege üniversitesinde diğeride falanca inşaat şirketinde mühendis olarak çalışıyor bu iki tümceyi söylerken duydukları gurur dolu sözleri ve parlayan gözlerini bir çok kişiden duymuşumdur onlar bizim için yaşamışlardı sevincimiz sevinçleri acımız acıları olmuştu kıt imkanları ile iki insan yetiştirmişlerdi ele güne avuç açmadan dimdik ve inançla

bu öğünme onlar için az bile deniyordu toz kondurmuyorlardı bizlere biz onların birer idolü olmuştuk adeta yaşam ilksiri gibiydik aslında durum hiçte öyle değilmiş babam emekliye ayrıldıktan sonra diabet krizleri oldukça sıklaşmış ve yarattığı yeni olumsuzlukları dışa göstermeden iyi hasta rolünü oynar olmuştu hep dışa karşı vakur ve dik ama birbirlerine açıldıklarında hastalıklarınıanlatırken bile sevgi dolu ve kederli hep söyledikleri mürüvetlerini göremeden ölme korkuları idi
onun hikayesini biraz özet geçerek anlatmaya devam edeceğim sıkıntılı ezip geçen ama bir okadar da anılar dolu bir üniversite hayatım olmuştu taşrada okuyan büyük şewhrin hırgürüyle karşılaşmamış saf ve temiz bir ege çocuğunun kitaplara sığmayacak olaylar ve anılar dolu bir serüveni yazılı mektuplarda ve dökülen yaşlarda okunan dualarda ve çekilen sıkıntılarda ve yeni yazılarda kaldı bu kısımda ise hayatın bizlere biçtiği rolleri oynamaya kendini zorunlu hisseden amatör oyuncuların hayat denilen acımasız sahnede ne denli yırtıcı ihtiraslı ve adeta canavarlaşmasının hikayelerini anlatacağım bu rolde konumları hep aynı kalan ve saflıklarından ve de sevgi ve vericiliklerinden hiç ödün vermeyen o iki güzide insanda yaşamları sona erinceye kadar bende derin izler bırakarak bu dünyadan ayrılıncaya kadar yalın ve gösterişsiz rollerini oynadılar tiyatro bilinen yaşam tiyatrosu oyuncular anadolunun değişik yörelerinde yaşayan basit insanlar yalnızca başlangıcıyla şimdiki boyutu arasındaki zaman dilimi sanki cumhuriyetin yaşam öyküsü gibi ben bunu yine biraz abartarak anlatacağım
bunu yaparken yaşanan benim atmış yıllık hayatımın en az elli yılını içerdiği için cumhuriyetin de önemli bir diliminde yaşanmış entrikalar çıkar ve rant şavaşları mutlaka olacak ve bu şavaşlardan ben ester her seferinde onurlu ve acı bir mücadele vererek hep galip çıktım
ama bu mücadele meşhur pirus savaşı gibi kimsenin işine yaramayan devamlı ülkenin kaybettiği bir savaş oldu ben isterdim ki bu mücadelelerde ben hep kaybetsem ama sonuçta olsun kaybettim ama ülkem kazandı diyebilmeyi ne çok isterdim
bu mücadeleyi anlatabilmek için şimdiki telefon bağımlısı arkadaşlarıma meslekdaşlarıma hep aynı örneği veriyorum yer denizli fabrika çalışıyor ama kazanları çalıştırmak için değil durdurmak için bir bidon fuel oil dilenmek için denizli vilayetine yaptığım ziyareti unutamıyorum eceviti düşürmeye azmetmiş rant çevreleri elbirliği etmiş ülke yakıt karaborsasında ve ben şirketin en yetkilisi kapı kapı yakıt arıyorum fabrikayı çalıştırmak için değil durdurmak için
bu günlere baktığımda kriz diye sunulan bahaneler o kadar yapmacık ki insan düşünmeden edemiyor ülke tamamen gizli bir el tarafından felç edilmiş ve vatandaşların da basiretleri bağlanmış şimdilik bu girişten sonra mühendislikçilik oynadığım günlerden bahsederek konuları sizlerle paylaşmaya devam edeceğim
bu gün arife günü içimde tarifsiz bir boşluk var eskiye özlem sevdiklerinin yokluğu ve burukluk bunların tümü beni allak bullak etti adeta sağlıklı düşünmemi engelledi özlemle eski günlere dalıverdim ve küçükken yaşadığımız bir kurban bayramı gözümün önünde canlanıverdi
ilkokul birinci sınıfta nasıl aldıysak kapkara bir kurbanlık koyun almıştık tam olmasa bile şimdiki başkan obama gibi birşeydi yer yokluğundan evin arkasındaki küçük bahçeye evin içinden geçirerek yerleştirmiştik tabi yerleri kirletmesin diye gazeteler yaymıştık
o zamanlar evimiz kira eviydi ve birinci kat bir evdi kurbana bütüm ihtimamı göstermiş olmamıza karşın hırçınlığı bir türlü geçmek bilmiyordu ilk boynuzu ben ve annem al kara kurban gibi olmasın esprisini mıştı bu işte bir gariplik vardı sonra pencerenin camlarını indirdi kesilinceye kadar birkaç kişinin canını yaktı ve hayatımızda konuşulurken kara kurbandan önce yada sonra kavramını yerleştirdi ailemize sonunda hırçınlığının nedenini öğrenince ona hak vermemek işten bile değildi nasıl olduysa beyninden kesildikten sonra bir dikiş iynesi çıkmıştı biz aile olarak bunu bir ilginç anı olarak belledik ve diğer kurbanları alırken kara kurban espirisini gülerek anlatır olduk babam ailecek kasap soylu bir aileden geldiği için ve usulüne uygun kurban kestiği için çoğu kez hatırlı dostlarımızın kurbanlarını kaserken bende onun sadık yamağı olurdum koyunun şişirilmesi işini pek beceremesemde et dağıtılması konusunda uzmanlığım oldukça iyidir bu arada yamağa verilen küçük hediyecikleri almamam konusundaki babamın ısrarlarına karşın cebime konan çukulatalar ve cep harçlıkları hala anımsarken özlemle o günleri anarım
biraz sonra bayram namazı için yakınımızdaki bostanlı camisine gideceğim ve bu görev esnasında küçüklüğüme dönüm babamın yanında namaz kıldığımı ve onun göz ucuyla benim onu nasıl taklit ettiğimi görüp mutlu olduğunu hissedeceğim ve sonra onunla birlikte komşularımızın kurbanlarını kestiğimiz o güzel günlere gitmek üzere onun mezarını ziyaret edeceğim bu bayram onların yokluğu ve hatıralar bi başka hüzün verdi ve sonuç iyiki sizlerin çocuğu oldum ve iyiki o güzel günleri yaşamama vesile oldunuz nur içinde yatın toprağınız cennet olsun
ugün kendimle hesaplaşabilmek için şahane bir fırsat bürom oldukça tenha ve ben önceden vermiş olduğum söz nedeniyle buradayım
gelenler açık olduğumu görünce sevinçle sevdiklerini arıyorlar ben yanlız kalıp kendimle hesaplaşabilme düşüncemden iş yoğunluğu nedeniyle başarılı olamıyorum oysa gelirken nede hayaller kurmuştum eski davranışlarımı analiz edip yanlış olanları not alıp ilersine ait bir yol planı hazırlamayı düşlemiştim siyasal öngörülerimdeki sığlaşmayı ve kendimi biraz boşvermenin nedenlerini ve ayrıca ailemin üzerinde dolaşam kara bulutların hayırlısı ile dağılmasını arzulayarak şimdilik bu hesaplaşmayı ileriki bir tarihe bırakmayı seçtim eşimi üzen rahatsızlığının biran önce sonuca ermesini dilemekten başka birşey şimdilik gelmiyor elimden insan bazen ne degüçsüz olabiliyor o herşeyi yapan dağları deviren gücümden eser yok şimdi ne olmuştu da ben bu kadar yeise düşmüştüm sanırım bu sıkıntılarım bayram sonrası yapılacak detaylı incelemelerle aydınlığa kavuşacak ve ben o günlerin geçmesi için bir şeyler yapamıyacağım ve böylece abuk sabuk şeylerle birazcık kendimi avutmaya çalışarak pazartesiyi bekliyeceğiz
benim için önümüzdeki hafta inşaalah bir kabusa dönüşmez
erken kalktım içimdeki sıkıntı boğucu bir karabasana dönüşmeden kendimi sokaklara atmak istiyorum amaçsızca ve de etrafımla ilgilenmeden yürümek zaman ve mekan beni nereye götürürse oraya gitmek istiyorum içimdeki sıkıntının beni tamamen esir almasından beni yönetmesinden endişeliyim böyle durumlarda yüzüme bir iyimserlik maskesi geçiririm dışarıya karşı müthiş verici olurum bu büründüğüm rol aslında bir bakıma yapmacık ama ben bu rolü hayatımda çok oynadım bu kez de başaracağımı umuyorum
uzun zamandır çevremdekilerimin mutlu olmaları için ne de çok çaba harcadım adeta bu hani bilirsiniz sıradan bir sözdür söylenir
komiğin görevi güldürmektir onun üzülmeye ağlamaya sıkılmaya hiç hakkı yoktur işte ben şimdi komiği oynuyorum içim kan ağlasa da etrafıma pozitif davranmaya vede içimi asla dışa vurmamaya söz verdim ve bu sözü bana verdirene saygım v sevgim gereği hep oynuyacağım ve ben oyun bitip perde insede komiğin yüzündeki o yapmacık gülümsemeyi kederli ve dehşet bir ağlamaya asla döndüremiyeceğim söz bitanem bu oyunu sonuna kadar oynuyacağım ve sen artık oyun bitti diyene kadar
aslında oyun hiçbir zaman bitmez oyunu yazan senaristin elinde okadar değişik malzemeler vardır ki mutlaka yeni bir versiyon daima vardır ben bugün senaryoyu yazana ilk defa yalvardım bu sefercik senaryoda bir iltimas istiyorum o hüzünle bakan gözlerin o ürkek metin ve vakur durmaya gayret eden gözlerin gülmesini ve o endişe dolu bakışların bir gülme seline bir mutluluk gözyaşına dökülmesini ne de çok istemişimdir doktordan gelecek o cevap bize ne de moral verecek bunu biliyorum ama sonucu en son ben öğrenmek istiyorum ve gerekirse bunu hiç öğrenmesem de olur
yakınlarımda bu aralar o denli sağlık sorunları yaşandı ve ben bunlara artık yetişmek hepsine özverili bir şekilde koşmak istemiyorum
ben biraz yanlız kalıp doyasıya ağlamak o anne karnında durulan cenin pozisyonunda elimi ağzıma sokup o küçümen sorumsuz ve beyni boş halime dönmek istiyorum dünyanın sorunlarını insanlığın düştüğü düşürüldüğü doğanın karşılaştığı sorunları vede daha binlerce değişik şeyi öğrenmek istemiyorum ben sorunsuz çocukluğumu üzerine salça sürülmüş ekmeğimi ve de sorunsuzca oynadığım çocukluğumu geri istiyorum bu isteğim sizlere fantazi gelebilir ama gerçek ben şimdiki ester yerine kırlarda amaçsızca dolaşan dünya yansa umurunda olmayan yalnızca dört kişilik o minik dünyamda yaşamak doyasıya gülmek ve de hiç bir şey öğrenmek istemiyorum

öğrendim de ne oldu yerine getiremedim yapamadım değiştiremedim öbür düşünceler çıkarlar ihtiraslar menfaatlar bunu hep engelledi ve ben artık yoruldum evet yoruldum artık öğrenmek istemiyorum öğrenmiyeceğim dünya yuvarlakmış güneş yakarmış insanlar aldatırmış hemcinslerini kazıklarmış artık umrumda bile değil bitanem iyisin değilmi bak daha miniğimizin mürüvetini göreceğiz bitanem cesaret diyebilme gücünü hissedinceye kadar sokaklarda mecnun gibi dolaşacağım o nun hikayesi bu gün yeni bir senaryo yazılıncaya kadar tozlu raflarda kalacak önemli bir değişiklik yaptı senarist beni sarstı düşlerimi kararttı beni yamaktan alı koydu başlarken kendime verdiğim sözümü unutturdu senaryo başka bahara kaldı dedi şimdi bahar değil şimdi hüznü oynayacaksın şimdi akmayan göz yaşlarını içine atıp bir polliyanacılık yapacaksın söz senaristim ben onu da oynarım en iyisini oynatım hemen rolümü ver derhal başlayayım çalışmaya bırak benimle ilgili sıkıntılarımı ilaçlarımı da almıyacağım sırf moral olsun diye yüzüme sahte maskeler yapacağım ve ben artık gülen bir komil rolünü oynuyacağım sırf onlar mutlu olsun diye içim kan ağlasa bile
aslında öyle bir teknoloji hayal etmiştim kırlara gittiğimde bile düşündüğüm şeyleri kafamdan geçen şeyleri eve döndüğümde masamın üzerinde temize çekilmiş bir şekilde sunan bir sanal sekreterim ester bey durum raporu masanızda yeni düşüncelerinizin redaksiyonu henüz tamamlanmadı ama birazcık bize de acıyın o kadar değişik vede o kadar uçuk şeyleri düşünmeyin artık yazmada ve temize çekmede oldukça zorlanıyoruz bu size asla iteatsizlik gibi gelmesin ama yazıcılar bundan biraz şikayetçi
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar:6927
Kayıt:05 Haz 2019, 22:41
Konum:İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: 0NUN HİKAYESİ Ali Müfit Çetingül

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 07 Oca 2024, 19:59

zihninizi biraz durma moduna getirmenizi ve biraz az düşünmenizi istiyorlar umarım haddimizi aşmamışsızdır birden beni bir gülme krizi tuttu sonunda ben de fırttırmaya başladım hiç böyle abuk şeyler olurmu

biraz fütürist düşüncelerden uzak duracağım hoş zaten düşünüyorum da ne oluyorki toplumda kıvılcım etkisi yapacak şeyler hep yanlış anlaşılıyor bizim toplumumuz düşünme eylemini hiç önemsemiyor kömür akp den çarşaf chp den cennet bilmemne partisinden adeta onlar oturacaklar parti ileri gelenleri ellerinde ordövr tabağı seçmeni kuş sütüyle besleyecek
sahip biraz kaz ciğeri ver kaykal bana iki topluk ferrace en siyahından olsun mümkünse ipekli olsun
çalışmadan ter dökmeden yan gelip yatmak tam bana göre getir ılan üstüne bi de alkolsüz kola nasılsa oyum hepinize tak tak tak
bayramda aradığım yanlızlığı anladımki bulamıyacağım değişik bir plan yaptım bu sefer iç hesaplaşmamı ziyaretlerine gittiğimde mezarlıkta yapacağım orada kalabalıklar olsa bile herkes üzüntü ve sevinç arası bir burukluğu beraberce yaşadıkları için dua yerine onların mezarları başında mırıldanarak birşeyler söyleyen beni nasılsa fark etmezler

onlara söyleyeceklerimi daha doğrusu kendime söyliyecekjlerimi sizlerle biraz antrenman yapayım da orada bocalamayayım

hiçbir zamam beni çalış diyeüsteleyen bir ailem olmadı okula yani ilkokula başladığımdan beri ders çalışma benim insiyatifimde oldu
karneler hep başarılı idi hayatta da öyle aman aman sıkıntı çekip parasız kaldığım dönemlerim çok değildir ama geri dönüp baktığımda arkamda bıraktığım öyle bolca paralı vede bolca gayrimenkullü bir yaşam değil çevrem benim için sormadan anlatan bir ansiklopedi deyimini kullanır ama bunun öyle para kazandıran bir yönü hiç olmadı hayatımda bir boşluk hissediyorum sanki yeni bir şey bulamayan bir bilimadamının duyduğu akademik kaygu değil bu tamamen eksik kalmış yönleri varmış gibi geliyor yaşamımın

izlediğim bir belgeselde buluş manyağı bir japon mucidin buluşlarını anlatan röportajcı onun 30 yıldır her yediği besini fotoğrafladığını ve sonra bu besinlerin yenilmesinden sonraki kısa süreçte bedenindeki değişiklikleri kayıt altına almasını da pek normal saymamakla birlikte bende ilginç bir etki uyandıran kısmından söz etmek istiyorum

hayat hiçbir şekilde değişiklikler göstermese ve yaşamımız bizden öncekilerle aynı benzeş evreleri geçirmiş olsaydı vücudumuz buna nasıl bir tewpki gösterirdi diye düşünürdüm ve bunun sonuçlarının neden olacağı yeknesaklığı ve buna karşı vücudun tepkilerini bilmek isterdim işte öz eleştiri ana fikrim bunun üzerine bizleri neden toplumua karşı duyarlı yetiştirdikleri için anneme ve babama başuçlarında biraz sitem etmek istiyorum kaza olur etkilenirim yangın olur yardıma koşarım hasta olur yakın uzak demeden ziyaretine giderim düğün olur hediyemle katılırım doğum olur kutlarım kendi doğumum gibi sevinirim

ama buna karşılık bu yükler daima bende değişen bir duygu grafiği dansı meydana getirir buna ne tansiyonum ne şekerim nede bilmen ne varsa o duyularım isyan eder ve allak bullak olurum şöyle orta zekada suya sabuna karışmayan kimsenin derdini ve sevincini dert edinmeyen bir kişilik olmayı beceremedim zannederim beni oluşturan anne ve babamlarda en az benim kadar beceremediler belki kızım da beceremiyecek
aslında biz insan oğullarının bazı bireyleri bunu pekala beceriyor ve bu tiplerde hayli önemli yerlere yükseliveriyorlar nerden geldiyse aklıma chp lideri baykal geliverdi nedense son günlerde her konuşmada aynı örneği verir oldum
görevi muhalefet lideri asla iktidar olmayı istemeyen bir yapıda ve yaşamında öyle maskeleri takabiliyorki benim bunu yapabilmem mümkün değil kırıcı olduğu halde üzüntü duymayan eleştirirken adeta konuşmasını yaşayan konuşma bittikten sonra eleştirdiği kişiyle gerektiğinde sahte de olsa öpüşebilen bir kişilik ben asla böyle bir yapıda olamam olmak da istemem ve de konuşmalarımda bu davranışları yerden yere vurduğum için adım son günlerde baykal düşmanına çıktı mezarda bunu anlatacağım bizimkilere sanırım bu davranışım bana onlardan miras yalakalık yapmayan zaman ve mekan ayırt etmeden anında bu tepkimi kusuveren yapım bu yapımı onlarla paylaşacağım ve bu yönümü eleştirmeyip onlara beni neden daha keskin yetiştirmedikleri için gıyaplarında şakayla karışık sitem edeceğim babamın söyliyeceklerini duyar gibiyim ben esterime kararında aşıladım biliyorum ki daha fazlasını verseydim bu işi partizanlığa kadar taşırdı deyişini duyacağım hakikaten ben böyle bir toplantıda ağızlarını açmayan chp milletvekillerine herhalde başkaca birşeyler de söylerdim neyse daha devam etmek isterdim ama malum bayram gelen gidene de ser verip sır vermemek gerekir boşaldığım bir zamanda bu konuyu biraz daha açmak isterim
bayram kahvaltıları küçük topluluğumuzun vazgeçilmez burjuva keyfi bu bayramın üçüncü günü yine bir araya geldik bu sefer çok değil yedi aile bir aradaydık beşi eski ikisi yeni katılmıştı aramıza ama onlarda yabancı değil bizlerin çocuklarının yani topluluğun çocuklarını aslında bizler kendi çocuklarımız gibi gördüğümüz için onların kurdukları evliliklerde bizi ayrıca mutlandırıyor

kuş sütünün eksik olmadığı imece ile hazırlanmış bir kahvaltı sofrası ve hasretle kucaklaşan ve gözlerden mutluluk danlayan buğulu gözler bu arada afilanın baypas ameliyatının bitip evine geldiğini de orada öğrendik

bizlerin bu mutluluk tablosunun uzunca devam etmesini diledim içimden ve bayramın bu günü içişleri bakanı tarafından yapılan ihtilalle evde tutsak edildim gelenleri karşılamak ve gidilecek yerlere gitmek için eskiden kurban kesme telaşının çıkan ve bağışlanan kurumlarla büründüğü bu yeni durun eskinin güzel adetlerini alıp götürsede yeni bir yardımlaşma kültürünü beraberinde getirdi yine kapı zili ve ben yine seromoniye katılmak üzere sizlerden uzklaşıyorum

bu gün bize dua edin
hayatımın en sıkıntılı günüydü bugün anlamsız boş ve yavan hiçbirşey beni avutmuyor ve de artık beynimi boşaltmak istiyordum bunları sizinle paylaştığımı kimse bilmiyor anlatamasam ölecek gibi hissedeceğim kendimi
operasyonun ilk kısmının başarılı geçtiğini öğrendim ve başkaca birşey düşünmeden uyumak için hiç değilse o manevi yorgunluğu atmak için uyuyacağım ne zaman uyanırım bilmiyorum kendimi çaresiz hissediyorum
sonuç aşağı yukar belli oldu ve ben dualar içinde hayırlı sonucun biran önce bizlere ulaşacağı 30 aralık gününü iple çekiyorum işe gidişim formalite sadece gittim diyebilmek için evdekilere bilhassa eşime ters gelebilecek şeylerden kaçınabilmek için tamamen üç maymunu oynuyorum önlem olarak başlangıç aşamasında olduğu için operasyonel bir tedavi uygulanacak ve başlangıç aşamasındaki sa lı hücreler alınacaktı yapılan tetkiklerde bunun doğru fakat eksik bir uygulama olduğu kanaatine varıp yılın son günü operatif bir tedavi ile biriciğimi bıcak altına yatıracaklar
teselli etmek zor çünkü mesleği biyoloji olunca ona ne söylesem boş yalnızca dua ediyorum tanrı onu bize bağışlasın kendim için değil yanlızca kızım için birbirlerine o kadar bağlılar ki tarifsiz bir acı çekiyorum ve ben ne yapsam artık anlamsız bu biyolojik olarak bir gerçek aynı üzüntülü durumları 10 yıl evvel baldızımda da yaşadık ve kaderin cilvesi bu filim tekrar vizyona girdi
tek değişen şey teknolojilerin biraz daha gelişmesi aletlerin ve tekniklerin biraz daha ilerlemiş olması ben durumu anlatırken bir tiyatro sanatçısı gibi son ana kadar sahnede olcak ve acıları üzüntüleri i
çime atacağım ve yine tavanarasının deli esteri oyununu oynamaya gayret edeceğim hayatta bu oyunu çok kez oynadm içim kan ağlarken güldüm güldürdüm inanın bunu yapmak o kadar zor ki ne çare hayat işte bu ve biz hayat denilen bu yolda verilen rolleri oynayan aktörleriz kimimiz molyeri kimimiz hamleti kimimiz nazımı oynuyor hayat acımasızca senaryoyu yazmaya devam ediyor
yazgımız çok önce çatılmıştı ben ve ağabeyim iki kardeşle evlenmiştik ve onun dalyan gibi bir oğlu benimde dünya tatlısıbir kızım olmuştu günler aylar bazen tatlı bazen acı bazen umut dolu akıp geçti bu arada ülkemizin geçtiği badireler de bizlerde ekstra katmerli yaralar bıraktı güzel yıllarımız oldu güzel anılarımız birikti zamanı gelince bunları da anlatacağım ama şimdi kısaca değinerek geçiyorum ve bu yıllar adeta ülkemizin geçirdiği badireler gibi yıllar oldu zaman zaman zirvede zaman zaman dipler de
nedense benim yazgım bir türk filmi gibi hüzün neşe ve olaylar bir şark masalı gibi ve ben bu masalı hep acı buruk bir şarap tadıyla yaşadım hiç pişman olmadım her acısında güçlenerek büyüyerek çıktım bu savaştada inşallak böyle olur tanrım dualarımı kimse görmedi ağlamalarımı kimse duymadı bana bize biriciğime kol kanat ger sana sığınıyoruz merhametini esirgeme bizden

yazgımız çok önce çatılmıştı ben ve ağabeyim iki kardeşle evlenmiştik ve onun dalyan gibi bir oğlu benimde dünya tatlısıbir kızım olmuştu günler aylar bazen tatlı bazen acı bazen umut dolu akıp geçti bu arada ülkemizin geçtiği badireler de bizlerde ekstra katmerli yaralar bıraktı güzel yıllarımız oldu güzel anılarımız birikti zamanı gelince bunları da anlatacağım ama şimdi kısaca değinerek geçiyorum ve bu yıllar adeta ülkemizin geçirdiği badireler gibi yıllar oldu zaman zaman zirvede zaman zaman dipler de
nedense benim yazgım bir türk filmi gibi hüzün neşe ve olaylar bir şark masalı gibi ve ben bu masalı hep acı buruk bir şarap tadıyla yaşadım hiç pişman olmadım her acısında güçlenerek büyüyerek çıktım bu savaştada inşallak böyle olur tanrım dualarımı kimse görmedi ağlamalarımı kimse duymadı bana bize biriciğime kol kanat ger sana sığınıyoruz merhametini esirgeme bizden

uzunca bir süre yazmaya cesaret edemedim sanki gizli bir el beni yazmadan alıkoyuyor gibi hissediyordum
yazacak o kadar çok şeyler vardı ama ben biraz kendimi dinlemeyi yeğledim bu biraz beni rahatlattı ve güç toplamama yol açtı yaşantımda birşeylerin kötü gittiğini hissediyordum ben artık yaşlandım galiba bunu ilk kez itiraf ediyorum
yaşamıma yön veren o çocuksu ben birden bire yok olmuştu esprilerim artık canlı değildi ve ben gerçekten biyolojik olarak yaşlandığımı hissediyordum buna yol açan şeylerin neler olduğunu irdelemek de fayda etmiyordu ve bu gerçekle yüzleşmeye ve bu durumu kabullenmeye ve yeni evreyi anlamak için önceki yaşantımla şimdiki arasındaki farklılıkları
yada benim farklı olarak nitelediklerimi yazmaya karar verdim
ilk farklılığım uyku düzenimdeki değişikler oldu ben artık biolojik olarak erken yatıp saat 03 olduğunda uyanmaya ve saat 06 ya kadar bilgisayar başında yeni bir konuya odaklanma gibi bir garip huy edindim ve akabinde iki saatlik bir uyku ve işe gitme heyecanımda bir istesizlik ve bir boşverme adeta bir tembellik ve vurdumduyazlık
bu beni aşırı sinirli ve de gergin bir sağlık durumuna soktu bunun için bir danışmandan yardım bile almayı düşünür hale geldim bunu çözümleyip sonuçlarını sizlerle paylaşacağım ve onun hikayesine kaldığım yerden ve daha çabuk bir şekilde yeniden devam edeceğim şimdilik bu kadar yazabildim ne de olsa ihtiyar olmayı yeni yeni kabullenir oldum
bu durumu kabullendim ve artık yaşlı genç kategorisinde devam etmeye başladım çalışmalarımda ilginç güzelleşmeler oldu ve ben daha bir çalışır ve çevreme daha toleranslı bakar oldum
otobüste yer vermeyen gençlere artık kızmıyorum oturmak onların hakkı biz yaşlı gençler ayakta da işi götürebiliriz devir gençlerin devri onları kollamak ve kucaklamak gerek
bizler bu durumlada başedebiliriz çünkü biz zaten yaşlı genç olarak hayata yeniden başladık ve bakışlarımız hayatı yorumlamamız değişmedi yalnızca saçlarımızdaki tek tük siyahlıklar yeini tamamen beyazlıklara bıraktı bu kadar kusur olsun artık yine çalışacağız toplumun tüm katmanlarıyla birlikte yaşamaya ve özellikle hayatı sevmeye devam edeceğiz acısıyla tatlısıyla
sıkıntılı günler geride kaldıysa benim yüreğim hala neden kasvetli ve ben neden karamsarım ülkemde iyi işler olduğunda ben yerimde duramaz naralar atan ben şimdilerde artık bu şeylere sevinemez olduysam bunun nedeni acaba eski araştırıcı yönümden ve merak genimden bir şeyler mi kaybettim yoksa bu iyi şeylere sevinsemde onları yapanların bir müddet sonra toplum tarafından el bebek tutulması gerekirken hoyratça aşağılanıp tarihten silinmesi için ayrıca bir linç kampanyasına bile gerek kalmadan basitçe yalan haberlerle onurlarının ayaklar altına alınmalarını görmem veya okumam mı beni karamsarlığa sürükledi artık ben de üç maymunları mı oynamalıyım yoksa bu edepsiz gidişe son bir kez daha dur diyenlerle bir mi olmalıyım yoksa adam sende mi demeliyim gerçekten bunu bilmiyorum ve çaresizim yaşlı bedenim durma koş haykır pes etme diyor genç yanım ise dur tamkinli ol durumu kontrol et dostunu düşmanını iyice tanı ortam nasıl onu izle diyor sizce genç tarafı mı mı yoksa eski umarsız ihtiyar yönümü mü dinleyeyim kararsızım gerçekten
artık otuz yılımı geçirdiğim acı tatlı anılarımı saklayan evim yok yeni evimize geçmeye sayılı günler kala onu bir ankaralıya satıverdik güle güle otursun bizim geçirdiğimiz güzel yılların daha güzellerini geçirmesi en büyük dileğim
benim aslında içimi hüzünlendiren ve sizlerle paylaşmak istediğim şey bu değil anılar nedense günümüzde pek de önensenmiyor yada bana öyle geliyor bense zaman zaman onları yeniden yaşayabilmeyi çok isterim ve bazan bunu başardığım bile oluyor sanki gizli bir el beni o güzel anlara götürüveriyor ve ben o doyulmaz anıları yeniden yaşıyorum ve birden güne döndüğümde yüzümde ttatlı bir gülümseme ve vücudumda tarifsiz bir mutluluk yorgunluğu
bunu gel de matematiksel olarak izah et sanırım denklemlerini bile yazmak yüzyıllar alır buna ben kendimce ışık hızıyla sevdiğim işeylere dönüş sendromu diyorum ve kendimce hep yapılabilirmiş gibi kabul ediyorum ve sizlere tavsiyem eski güzel ve mutlu günlerinize arada sırada olsa bile bir geri dönüş yolculuğu mutlaka yapın o yolculuktan tad alacağınıza adım gibi eminim
o yolculuklardan aklımda kalan birini anlatarak sizleri biraz güldüreyim bundan yaklaşık elliiki sene evvel sokağımıza bir bankacı çift taşınmıştı ama bu çiftin yaşamı bizim yörede o yıllarda pek de hoş karşılanmıyacak garip bir durumu
işaret ediyordu yeni çift yaşca birbirlerine denk değildi ve biz buna rağmen hoşgeldin ziyaretine gittiğimizde beni daha da meraklandıran şeyin evlerinde bir yer köpeği beslemeleri olmuştu kuzguni bir fare büyüklüğünde yer köpeği
bundan daha önemliside yaşlı bayan ve genç eşi benim onuruma mı desem piyanolarında karşılıklı bir düet yaparak beni güldürmüşler ve benide şarkılarına ortak edebilmek için yapmadıkları şaklabanlık kalmamıştı onların mutlu hallerinden çok etkilendiğim için sdevgi denen olgunun yaşla pek ilgisinin olmadığı iki kişinin ortak istemlerinin belirlediği bir birliktelik olduğu ve bu yüzden mutlu çiftlerde mutlaka bir karşıtlığın olması gerektiği tezimi o günlerde düşündüğümü bile sizlerle paylaişabilirim ksarşıtlık yada farklılıkların beraberliği daha bir kalıcı olabiliyor bazen ortak düşüncelere sahip olan kişilerin birbirlerini önemsememeye başlamaları sanırım artıl çözebilecekleri yeni bir gizemlerinin kalmamasından artık tek kişilikmişcesine birbirlerinin varlığını farketmemeye başlıyorlar o nedenle kendimi böyle olmadığım için şanslı addediyorum
küçücük bir telgraf ama onlar için anlamı büyük bir roman gibiydi mezun oldum stop geliyorum
stop o zamanların en hızlı ve en anlamlı haberleşme araçları olarak tercih edilirdi şimdilerde adı bile anılmıyor
nede zor du benim için üniversiteye başlarkende kalacak yerim yoktu bitirirkende olmadı ama sonunda i.t.ü den yüksek mühendis olarak mezun olmuştum ve hayatım boyunca gerekmedikçe söylemediğim bir titr sahibi olmuştum ve bu hep böyle kaldı
ama bu ailem için aynı şey demek değildi onlar haklı olarak bir öğünme ve gurur öğesi olarak bunu yaşamları boyunca tadtılar doyasıya ve ben bu haklı öğünmelerini hep anlayışla veironik bir durum olarak karşıladım
yokluklardan yaratılmış bir sanat eseri gibiydim onlar için tüm olanaklarını bizlere hasreden adeta bizler için yaşayan iki kutsal insan bu öğünmelerini hiç de çok görmedim kendim içinse önemsemediğim bir ekstra
başta diplomanın birçok şeyi çözebileceği gerçeği sonraları bende gerçeğin bu olmadığına asıl öğrenmenin yeni başladığı fikrinin yerleşmesine yol açtı ve ben hala öğreniyorum bıkmadan usanmadan uçsuz hayat yolunda kırık yelkenlerime hayat rüzgarları doldurarak bilgi denizinde yolumu bulamadan durmadan yol alıyorum romandaki ihtiyar balıkçı gibi hayalimdeki
en büyük balığı bilgiyi yakalamaya çalışan ihtiyar yalnız balıkçıyı oynamaya devam ederek
bu yakalama ne kadar devam edecekse o zamana kadar
büyük balığı yakalama uğraşıyla hayatın ve ummanın ıssız zorlu derinliklerine dalmışken birden kendimi bambaşka bir alemde buluverdim
buraya bizimkiler yeni evimiz diyorlar aylardır süren tadilat ve düzenleme sonunda yerleşivermişiz ama bana sorarsanız ben yine eskilerin koyu derinliklerinde çocukluğumun geçtiği o vahalarda
sevgilisini arayan mecnun rollerindeyim adeta zokayı yutmuş bir balık gibiyim yani büyük avı avlama yerine avlanan birini oynuyorum
benim neyime böyle bir semtte oturmak ben kimim ki basit bir insanoğlu insanlık denilen sevdanın peşine düşmüş erdemi gündüzün fenerle arayan bir garip ester hasanın oğlu onun bi tanesi işte o kadar şan şöhret makam hırs böbürlenmek üstten bakmak bana ters ama burası beylerin zenginlerin varsılların kısacası aristokrat burjuvaların at koşturdukları bir arena ve ben garip donkişot ne yapacak buralarda işte tam bu düşüncelere dalmışken imdadıma yönetici yani eski deyimle kapıcının sevimlimi sevimli küçücük kızı yetişti gülen gözleri sevecen şakıması ile can yoldaşımı buluvermiştim bile sana çuku alayım mı dediğimde gülen minik iki ateşli bakış
neyleyim başka şeyi işte sevgilim işte biricik arkadaşım biri atmışında diğeri onyedi aylık ben mutluyum gerisi vız gelir tırıs gider krizmiş teğetmiş işşizlik başını almış gidiyormuş kürt sorunuymuş ülke tehlikedeymiş şeriat gelecekmiş vs. acaba öylemi yoksa ben yine kafamı kuma gömerek rahatlayan bir deve kuşumuyum yine kuşkuculuk uf bıktım artık sizlerin dertlerinden ben artık kapıcının çocuğuyla oynamak istiyorunm izinleri olursa onu parklara götürüp gezdirmek açıkcası yukarıdaki dertleri biraz olsun düşünmemek istiyorum acaba sizce yapabilirmiyim

buranın ençok sevdiğim yeri uçsuz bucaksız bakımlı bahçeleri tam beni cezbeden adeta ruhumu okşayan yanları pazar günü işe gitmeden bir saatimi bu ortak bahçelerin yabani otlarının kuruyan kısımlarını temizlemekle geçirdim hayret dolu bakışlara aldırmadan bir görev bilinciyle ve de zevkle çöpleri toplayan görevlilerin meraklı bakışları altında kimbilir içlerinden neler dediklerini umursamadan
yakında onlar beni ben onları isimleriyle tanıyıp sizlere anlatılacak bir küçücük hikaye bile anlatacak kadar ahpap oluveririm şimdilik karşıluklı selamlaşma evresindeyiz

bu güzellikler içinde tek kötü şey yakınlardaki atrıtma tesislerinden zaman zaman deşarj anında
ortama yayılan kötü kokular bu sorunu da bunları biliyormusunuz başlığı altında derlemeye çalıştım ama yapılanlar görgüsüz ve bilgisiz zenginliğin yanlış uygulamaları onun da gerçek çözümünü
inşaallah deneme yanılma yöntemi ile bulurlar burada biraz müstehzi bir ifade ile güldüğümü söylemeden edemiyeceğim görmemişin çocuğu sendromu

garip bir duygu tatmanızı öneririm otobüsüm keyifle yolalırken durakta durdu kapıya yakın olduğum için gözgöze geldik onunla ve birden yarimden kalktım ve hızla özürlüler rampasını indirdim o arada görevlide otobüsü rampa tarafına yatırdı ve birlikte tekerlekli sandalyede oturan hemşehrimizi otobüse bindirdik buna aldırmayanların şaşkın bakışları altında o gün para kazanmam umrumda bile değildi gözlerde okunan minnet duygusu ve içten söylenen bir teşekkür benim için en güzel ve en helal bir paradan daha önemliydi
vede alınmasına vesile olan tüm yöneticilere bu modern araçlar için gönül dolusu teşekkürler iyiki izmirliyim iyiki gavur İzmirliyim

bir kır düğünü düşünceler ve ben
çok yakın bir dostumuzun kızının düğününe davetliydik geçen hafta ve ben o buruk tadı sizlerle paylaşmadan biraz bencilce kendime saklayıp doyasıysa hazzını yaşamak istedim ama içimdeki sese kulak verip yazmaya karar verdim benden iki yaş büyük bay x ailesi ve kızları y son derece iyi eğitim almış ve büyük bir kuruluşun mali departmanında üst düzey yönetici ailenin üzerine titrediği iki evlatlarında büyüğü
bu mutlu günlerinde dostlar arasında yenen bir düğün yemeğindeyiz ve nikah memuresinin anonslarını dinlerken irkiliyorum ve bir an eşimle gözgöze geliyoruz ve ısrarlı bakışlarıma dayanarak anlatmaya başlıyor
halanın çocuk yapma özelliğinin olamaması nedeni ile eniştenin nüfusuna geçirildiğini bunun bilerek ve rıza ile yapılan bir iş olduğunu anlatmasına karşın bende birazda merakın uyandırdığı bir garip duygu ile sanki olayın kahramanlarını ilk kez görüyormuşcasına merakla kareme yani bakış alanıma diğerlerini sokmadan altı kişiyi özel ve haz dolu bakışlarla izlemeye başlıyorum
aslında enişte ama fiiliyatta baba aslında hala ama fiiliyatta anne sanal bir huşu aleminde kızlarını evlendiriyorlar ve bu an hiç kaybolmasın diğye değişik açılardan eserlerini kayda alıyorlar ve bir köşede gerçek anne ve baba fazla ortalıklarda dolaşmadan onların bu mutluluklarını doyasıya yaşamalarına olanak sağlıyorlar ve oraya gelenler içinde bir ben saf ester bu güne kadar olayı bilmeyen tek uzaylı yaşlı gözlerle sanal anne babanın sevinçlerine ortak olmak için hiç yapmadığın bir şeyi yapıp şerflerine rakı kadehimi sanal olarak kaldırıp içiyormu gibi yapıp onların mutluluklarına ortak oluyorum
benden aslında adam olmaz ya neyine senin romantiklik sen bu güne kadar her şeyi karakök üstel fonksiyonlar penceresinden izlemiş ester hayat ve gerçekler işte sanada göz yaşı döktürebiliyor ve isteyerek severek ağlattırıyor hayat yanlızca matematik fizik vs değil his duygu ve hayal gücü bilmem sizcede öyle midir
o arada minik bir davetli kendinden geçmişcesine karadenizlilerin meşhur oyunu kolbstıyı oynuyor ve bu garip ester de parmaklarıyla masaya hafifçe vurarak tempo tutuyor
bir zamanların sıkı devrimcisi bak ne hallere düşürüveriyor yaşam seni ask entrika hep burjuva adetleri diyerek eylem yapan ester şimdi bir burjuva düğününün baş öğesi dur bakalım hayatta daha neler gelecek başına budamı acaba diyalektik materyalizmin bir tezahürü
hayat senin başına ne çoraplar örecek bilinmezki
sıkıntılı günler sanki geride kalmış gibi görünüyordu üniversiteden mezun olmuş bir inşaat şirketinin makina ve tesisat bölümüne yerleşmiş ve de yeniden bir düzen kurma yolunda oldukça yol almıştım
öğlenleri iş arasında kordonda kısa yürüyüşler ve hayattan ve hayata dair her şeyden biraz olsun tad alır olmuştum
bu arada ağabeyimle beraber kiraladığımız bekar evimiz adeta sığınılacak bir liman görevi üstlenmişti
çalkantılı üniversite hayatından sonrası bu düzenli yaşam beni ve ailemi adeta kenetlemiş ve bizi tekrar bir araya getiren bir vesile olmuştu
küçük entel zevkler ve gençlik heyecanları da maceralı geçen üniversite yıllarının üzerine yavaş yavaş hayat toprağı atarak yeni bir yaşam fideliği hazırlar gibiydi
toplumsal olaylara ve yapılan mücadelelere daha bir eleştirel daha doğrusu başka bir gözlükle bakar olmuştum bu arada kendi davranışlarımı alışkanlıklarımı acımasızca eleştirdiğim adeta kendi kendimi yargıladığım bir dinginlik dönemi
bizlerin çabası bir başkaldırı ama tamamen gençlik heyecanının verdiği özünde masumiyet taşıyan vede bir süreğenliği olmayan protest bir durumdu
aslında herkeste az yada çok olabilen bulunulan toplumla dozu artıp azalabilen içgüdüsel bir enerrji boşalımı gibi birşeydi rasyonel akıldan uzak tamamen gençlik dinamizminin verdiği bir toplumsal başkaldırı yani karıncaların ana kıraliçeye isyanları gibi bir şey özünde düzeni olumlu etkileyecek rasyonaliteden ırak bir toplumsal düşünüş
şimdi tamamen gerçeklere dayalı ayakları yere basan ve kavrayıcı bir düşünce sistemine gereksinim olduğuna dair birikimlerim o zamanlarda oluşmaya başladı ve giderek kendi eleştirel çizgisini geliştirerek bu gün
lere ulaştı
aslında her bireyın az veya çok çeşitli zamanlarda kendisine egemen olan ruh haliyle hayata bakışını sorguladığı ve bunlarda bazı değişikliklere gittiği dönemleri olmuştur ve bu dönemler o bireyin en verimli olduğu altın çağların başlangıcını teşkil eder bu dönem sonunda topluma artık eleştirel larak değil
devamını sağlayacak taraftar bakışıyla baktığı yaşlanma dönemi daha doğrusu korumacılık kendi değerlerini üstün görme dönemi yani muhafazakarlık dönemi başlar
şimdi ben bu dönemimi yaşıyorum ve hayatı bu gözle yeniden tanımlamak yorumlamak ve konumumu bu rada bir yerlere yerleştirme çabası içinde günlerimi yeni bir arayış evresinde geçiriyorum bu evreleri bir hikaye formatı içinde sizlerle paylaşmak istiyorum belki içinde incir çekirdeği emsali bir ilgi yumağı oluşturuverir

başıma bir bandana taktım ve derhal vücuduma dövmeler yaptıracağım ve kendimi metal müzik yapılan bir yere atıp başlayacağım oynamaya
ya biz bunları ne zaman yapıyorduk yemekten öncemi yoksa yemekle birliktemi
hadi ilaç vaktiniz geldi sonra altınızı bağlayacağız yaramazlık yapmak yok
ha sonra tavanarası kaka şey sakın oraya bakmayın murat amca kızar size
yazmak salt kafandakileri ortama dökmek midir böyle olsaydı benim için basit bir işlevi olurdu
sıkı bir çalışmayla onları bi şekilde yazıver sen sağ ben selamet derler ya bu işin kolaya kaçan kısmı
yazmak aslında kişinin kendinle hesaplaşabilmesidir çoğu kez yazılanlar içinde bile yazmaya cesaret edemediğiniz bölümler olabilir işte yazıyı ve hesaplaşmayı canlı tutan şeyler bunlardır
bu demektir ki o yazı ileride biraz daha cesaret bulunduğunda yinelenecek ve detaylanacaktır
bu benim için olduğu kadar herkes için geçerli olan evrensel bir kuraldır
yani kıral çıplakmış deyimi buna tam uyan bir deyim işte ozaman gerçek kişiliğiniz olaylara bakış açınız ve size yüklenen misyon gerçek şekliyle açığa çıkar
ben yazı yazarken düşünen adeta rahatlayan bir yapıya sahibim ve bu özelliğim itribariyle yazarken
bir konu seçmemeye özen gösteririm ve çoğu kez yazı beni nereye götürürse oraya gider ve adeta bu hayat sörfünün zevkini çıkarırım
şimdi biraz kendimi eleştirerek bu sörfün dalgaları arasında dolaşmak ve hayat denen olgudan biraz tad almak istiyorum hayata değiştirici gözlükle değil mevcut durumun tadına varmak istiyorum
hep toplumsal yararı ön plana alarak yaşadım gördüm ki sen başkalarının yararına ve de yerine düşündükçe dışlanıyorsun sanki sana ne bizim yararımızdan denircesine kaba davranışların bakışları artık beni yormaya ve sıkmaya başladı
eskiden olduğu gibi olayları eleştirmiyorum ve olayların beni sürüklemek istediği mecraya gitmemek için direnmiyorum sanki bi şekilde düzeni değiştirmeye değil düzenin seni değiştirmesine olanak sağlayan bir yapıya büründüm
bunu bilerek ve bilinçli olarak yapıyorum amiyane tabirle keleğe yatıyorum
bu sayede hayatı yalın olarak menfaatleri için yaşayan kimseyi umursamayan insanların davranışlarını gözlemliyorum bazan beni acıtsa da bunun da ayrı bir felsefesi olduğu kanaatine vardım yani olayların akışına kürek çekmek
bu felsefi yaklaşımın sonuçlarını daha doğrusu bendeki sonuçlarını yarattığı değişimi beni ne kadar etkilediğini sizlerle paylaşmayı çok istiyorum
özetle ilkelerimizin esiri mi olalım yoksa hayatın girdaplarında onun bizi götürmek istediği anaforlara ve gizemlere teslim olarak onun bir figüranı mı olalım
doludizgin baştan kara ne derseniz deyin gailesiz ve plansız yaşamak istiyorum
bu güne kadar planlı ve ilkeli yaşadımda boyum mu uzadı yoluma kırmızı halı mı serdiler hep başım belaya girdi sonunda ceremesini çeken yine ben oldum artık uslandım etliye sütlüye karışmadan ot gibi yaşayacağım artık tavuk eti de yemek istemiyorum anlatılanları dinledikten sonra vejateryen olmaya karar verdim yediğimiz pilçlere o kadar ilginç bakım ve büyütme teknikleri uyguluyorlar ki benim midem artık onları kaldıramaz hale geldi
biz insanlar dünyanın en vahşi yaratıkları olmuşuz otuz güne yakın bir sürede hayvancıkları kesilecek hale getirebilmek için yapmadığımız canbazlık kalmıyor ve ne garip bir son kesilen piliçlerin sakatatları yine sonraki partilere yem olarak kullanılıyor ve o sevimli yaratıklar otuz bilemedin kırk günlük yaşamlarında tamamen bir köle yaşamı sürüyorlar ve güzel restoranların tabaklarında veya ayaküstü atıştırılan yerlerde döner içi olarak son günlerinihuzur içinde geçirecekleri bir sığınma limanı ölüm onlar için bu esaretten kurtuluş
yakın bir zamanda sizler için bu çileli hayatları daha detaylı yazacağım
umarım okudukça sizlerde benim gibi sıkı bir vejateryen olacaksınız
uzandım yatağıma ve daldım hülyalara
birzamanlar genç idealist gözüpek yılmaz korkubilmez saf bir estercik vardı amacı gayesi ereği ne derseniz deyin bir umudu vardı o umut ona korkunç bir çalışma azmi veriyordu
dağları delebilir amacı için çölleri aşabilirdi birazda safcaydı fakirim bir aferinle yapamıyacağı iş çözemiyeceği sorun yok sanırdı herkesi kendi bilir bilgisini parasını umutlarını ve de güzellikleri herkesle paylaşmak isterdi sık sık da aşık olurdu uçan kuşa esen rüzgara salınan selvi boylulara
gönlü zengindi kuru ekmek bile mutlu edebilirdi çoğu kez
zor öğrendi ama pir öğrendi artık doğruluk dürüstlük eski zamanlarda kalmıştı şimdi in olan katakulli düzenbazlık ilkesizlik ve riya
ama bunları öğrenememişti yada öğrenmek istememişti doğrusu onun çağında bunlar revaçta değildi
zahir yemeğin parasını peşin öderdi son sözü önceden derdi vede ikircikli ve yalanlı yaşamay beceremezdi
babacığım bizlere neden dürüstlüğü öğretin anneciğim neden yardımlaşın diye başımın etini yediniz bakın bunlar artık geçerli şeyler değil bize neden rüşveti öğretmediniz çalmayı vede arsız olmayı bilerek insanları kazıklamayı ben şimdi mutsuzum
arsız olmak istiyorum yakışmıyor diyorlar hırsız olmak istiyorum artık çok geç diyorlar
ben ne yapayım eski moda dürüst ve de ilkeli olarak öleceğim yazık değilmi bana
ne yaptınız bize ne kötü örnek oldunuz artık bundan sora millet vekilide olamamki öf
sıkıldım artık ben de hırsız uğursuz dolandırıcı velhasıl çounluğun özlediği insan olmak isti
yorum
bir ıslık tutturdum yolda yürüyorum bir hayale dalmışım onun mahmurluğu sanki bir yeni dünyada yaşıyormuşum herkes kimseyle ilgilenmeden bir konu üzerinde harıl harıl çalışıyor adeta gizli bir yarış sanki
konu verimlilik problem her insana aynı birim enerji depolanmış onlar da bu enerjiyi prodüktif kullanarak daha uzun yaşamanın sırlarını arıyorlar
kimisi az yürüyor enerji tüketmemek için kimisi hiç konuşmuyor kimisi gülmüyor bir diğeri
adeta yaşamıyor
içlerinde birisi ise diyorki ben her şeyi yapmak istiyorum özgürce yürümek doyasıya gülmek hayattan zevk almak dahası adam gibi yaşamak süre ne olursa olsun yaşamım özenli mutluluk veren ve kısa bu bana yeter
ve sonunda benim gibi yapmış gülmüş sevmiş vermiş karşılık beklemeden enerjisinin bitmesini hiç düşünmeden
param yok ama umudum sonsuz ben teknik resim dersinde en heyecanlı ve meraklı öğrenci resim masamda var verilen ödevleri bir bir çiziyorum malzemeler de ateş pahası aydinger kağıtlar rapido kalemler şöhler kağıtlar derken ester nalları dikecek kadar aç ve uykusuz rahmetli olmuş teknik resim hocamız da maşallah her kusuru kırmızı kalemle işaretleyen mağrur bir komutan edasında
fırlama arkadaşlar onun övünme merakını bildiklerinden her ders öncesi omuzlara alıp onere ediyorlar zaten okuldaki adının yanında lakabı deli birtek gücü bana geçiyor ve her seferinde güzelim çizimler kırmızıyı yani o rı yiyor ben nereden para bulup yeni şöhler kağıt alacağım ve açıkçası alsam da yemek parasını nasıl denkleyeceğim işte böyle bir gün bende deliriverdim ve o gün bu gün beni
delilikte kimse geçemedi ve benim resimler kırmızı ile çizilmekten kurtuldu deli deliden çok korkarmış sonunda çözümü sahte delirmekte bulup yırtım bu badireler geçince vede o güzel ilkbaharına erişince bende artık bir istanbullu gibi gönlümün çalan kemanlarına eşlik edecek sazendeler kervanına katıldım anlayacağınız yolda gördüğüm güzele abayı yakan bir aşık olma sezonu başladı istanbul benim içinde emirganıyla kandırasıyla gülhane parkıyla adalarıyla modalarıyla yaşanan bir cennet oldu sonucu malum lisede iftehardan başka notu olmayan ester lotodaki beraberlikler gibi her dersten kalan biri olmuş ve buna da bir çözüm bulma konusunda da babamın mektubu yettide arttı bile oğlum kunduracı hayri beye iyi bir çırak gerkiyor yazılı mektubu beni avarelik günlerimden hayatın gerçeklerine ve o amansız çalışma tempoma döndürmeye yett
yukarıda yazdığım üniversite yıllarımı ne kadar özlediğimi bilemezsiniz şimdi herşeye sahibim
açda değilim umudum da eksilmedi fakat eksik giden birşeyler var
çevre artık o eski çevre değil takdir edilmek onere edilmek velhasıl gençlerin deyimiyle gaza getirilmek olmayınca sanki yaşam yavan bir yiyeceğe benziyor
ben bu arada haddimi aşarak hepinize seslenmek istiyorum hayatınıza anlam katacak heyecanlarınızı canlı tutacak azıcıkta benim gibi tahtalarınızı biraz eksiltiverin hayat kısa bir bakıyorsunuz bir gazetede iki satırlık bir veda yazısı işte o anlarınız hep uzak olsun diye hayatı biraz komik tarafından görmeye başlayın göreceksiniz sizi saran karabasanlar birden yok olacak yeni ve kaliteli bir yaşam yeşeriverecek işte hayata yeniden sarılmak için benim iksirim de bu sizinki nedir merak da ediyorum
küçükken hülyalara dalardım nedense her seferinde esas adamı ben oynardım mahallenin düşkün kızını korur kollar sonunda onun başkasını sevmesini ağlamaklı gözlerle seyreder ve üzüntülü bir şekilde uyanırdım ter içinde ve kabus görmüş olarak bu nedenle hep lamba açık olsun isterim uyurken ve de karanlığı hiç sevmem adeta karanlık hep yok olsun isterim deceler hiç doğmasın ve ben hiç uyumadan yaşıyacağım kadar yaşayayım çocuk aklı işte bu uykusuzluğa tahammülüm iş hayatın da da benim kurtarıcı meleğim oldu ve sonraları bir özelliğimi keşfettim ben kaaos denecek bir ortamda daha özgün ve başarılı fikirler üretmeye başladım ve bu hep böyle devam etti
en iyi para kazandığım dönemler sanayinin dibe vurduğu dönemlerdeki ilginç icatlarım oldu bunlardan hep büyük haz duymuşumdur
şimdi yine ucu bucağı olmayan kurtlar sofrasında ben yine donkişot ester yeni bir maceraya yelken açıyorum bu işte ön sezilerim çok para kazanacağımı müjdeliyor ve beni heyecanlandırıyor
ben yine darma dağanık bir şekilde yeni uğraşlara dalmak üzereyim biraz sol tarafımda hareketsizlik hissetsemde bunu hamlığıma yoruyorum kendime gaz veriyorum ihtiyar tilki devir senin devrin yine döviz kıtlığı başladı yine ihracat küçüldü
ve ben ellerimi oğuşturarak tüm yerli üreticiler gün doğduğunu müjdeleyerek kollarımı sıvadım bu uğraşta siz kardeşlerime de roller düşmekte bizlere yapacağınız tek şey kendimize güveni canlı tutmak üzerimize örtülen ölü toprağını silkelemek
yeni mezunlar korkmayın aç kalmaktan korkmayın risk alın asla yılmayın başkaları için değil kendiniz için çalışın
bilgisayarı iyi biliyorsanız kendinize ait bir web sitesi hazırlayın ve fikirlerinizi ana hatlarıyla sitenizde anlsatın parayı düşünmeyin para mutlaka gelecektir inanın bana bu günler genç girişimcilerin günü
her yeni projenizi bana yazın ve benden maddi destek isteyin bildiklerimi imkanlarımı tamamen emrinize amade kılayım beraber el ele sloganını benimseyin tek ve bencil olduk bu güne kadar ülke ne uzadı ne kısaldı
artık bilgi paylaşıldığında değer kazanıyor biri bulacak ama biri kullanmaz ise buluşun ve üretimin yararı yok
şimdi en yararsız gibi görünen işler para kazandırıyor bu vesileyle site kurmasını becerenler bizim içinde bi zahmet bişeyler yapsınlar elimde kendini ispatlamak için yırtınan bir sürü genç var biz gücüz biz bilgiliyiz ama dişlilerimiz ölü noktada kaldı bir küçük can suyu istiyoruz diyorlar bu can suyu yerliyi tüketmek ona inanmak onu ne pahasına olursa olsun desteklemek bu katı bir şövenizm değil pragmatik bir duruş yok olmamak için güçlerin optimizasyonu
bu bir rüya ama istenirse neden gerçek olmasın bırakın büyükbaşlar ne yaparsa yapsın gevezeliğe prim vermeyelim başarılı olursak bizim eğlencemize kisae laf edemez kimimiz horon teper kimimiz sirtaki kimimiz balalayka kimimiz şeyhşamil kimse bizlere kaşın üstünde gözün var diyemez
işsizler size sizden başka yardım eden bulunmayacak mutlaka onurlu ve güzel bir işiniz olacak yeterki güvenin birbirinize ve de bu ülkenin yokluklarda küllerinden yeniden kendini yarattığı inancına
rüya görmüştüm ama bu rüya gerçek olacak buna yürekten inanıyorum güneş ufultan doğdu ışıkları gözümü kamaştırmaya başladı bile
babamın dinç sesini duyar gibiyim oğlum seni kıbrısa gönüllü yazdırdım ilk sırayada kendimi özdeyişi hala kulaklarımdan gitmiyr
bu gün onun ölümünün otuzuncu yıl dönümü silkelendim uyandım söz baba durmak yok cumhuriyeti yıktırmayacağız
ne pahasına olursa olsun söz baba
bugün annemin yani o nun hikayesindeki esas onun ölüm yıl dönümü ve ben onsuz geçen koca iki yılı geçirdim
yıllar ne de çabuk geçiyor babamın ölümündende yaklaşık dolu dolu otuz yıl geçmiş
o anlar insana kolay kolay lkolay geçmeyecek gibi görünsede bi şekilde hayat devam ediyor bizede sanki o günler birlikte yaşanan günler bir filim gibi geliyor ve bu flimde bende oynamıştım denilen cinsten aslında yaşam sanki gerçekten sanal denilecek kadar kısa sürede insanda tanımlanamaz değişikler yapıyor bu tutarsızlıklar arasında sevdikleriniz birer birer sahneyi terk ediyor ve sahne yeni oyuncularla yeniden ve bambaşka bir kurgu ile devam ediyor
bazen kendi kendime biz bu oyunda varmıydık diyecek kadar olaylar çabucacık değişiveriyor eskiden bizlere toz kondurmaysan anne ve babamın yerine bu kez ben ve eşim geçmiş aynı duyarlılığı ve özeni bizler gösterir olmuşuz bu inceliği ve özeni nereden kapmışız bu bazen bende korkunç bir yanılgıya bile yol açıyor ve ben yaşadığımdan bile habersiz bir ortak bilinç ve davranış etkilemesi benliğimi kavrayıveriyor kendimi babamla özdeşleşmiş buluveriyorum
tam bir erenler doğması şeklinde benliğim onların içinde eriyiveriyor sanki
ama yaşadığımız evredeki umarsız ve yavan olayları gördükçe eskiye olan özlemim artmaya başlıyor işte bu anda flim kopuyor ve başımı korkunç bir umutsuzluk cenderesi kaplıyor ve ben eski güzel çocuksu günlerimin zamanına dönmeye can atar hale geliyorum
açıkcası simdiki rahat ve varsıl konumum yerine eski orta halli günlerimizin özlemini çekiyorum
demekki ben buraların ve bu çağın insanı değilmişim hissine kapıldığım çok oluyor
açıkcası ben bu maddeci medeniyetten haz duymuyorum
elimde yarım ekmeğe sürülmüş domatez salçalı ekmeğimle dünyanın bana ait olduğu çocuksu günlerimi dahacası annem ve babamı özlüyorum
iyiki bizi dünyaya getirdiniz iyiki vesileyle sizin gibi mükemmel insanların çocukları oldum nur iide yatın her nerede iseniz
bir eski izmir hikayesi anlatmaya başlıyorum bana anlatan malum puslu bir izmir sabahı erken kalkılmış ataerkil aile çoktan işbölümünü bitirmiş evin direği sabah namazını kılmak için camiye oradan da ikiçeşmelikteki halilaki baharatçı dükkanını açmak üzere herkezden evvel kalkılmış eller bahçe dibindeki kuyudan çekilmiş buz gibi suyla yıkanmış ve abdest seremonisi için sırayla evin gelinleri kurulama bezlerini yerlerine koymuşlar ve sırası gelen günlük harçlıklarını neşeyle keselerine yerleştirmekle ve de birbirlerine efendibaba bugün sana ne kadar verdi diyerek günlük geyik muhabbetlerini yapmaktaydılar
bu mutat hergün tekrarlanan ama zevle tekrarlana adeta bir dinsel motife bürünen bir seremoniydi
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar:6927
Kayıt:05 Haz 2019, 22:41
Konum:İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: 0NUN HİKAYESİ Ali Müfit Çetingül

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 07 Oca 2024, 20:01

annemin anlatımı ile
annemin ailesi 10 erkek bir kızdan müteşekkil tipik bir girit klanı gibiydi
baba bir gork tavuk misali evlatlarına geniş bahçe içerisinde bir birini görmeyen küçük evcikler inşa etmişti durumları düzelen evlatlar birer ikişer yuvayı terk ediyor boşalanlara yeni evliler yerleşiyordu
o gün evde garip bir telaş oluşmuştu gelinlerle birlikte çeyizlerinin eksikliklerini tamamlama telaşıyla ingiliz iğnesi sol dizime batıverdi diye anlatmıştı annem o telaşla iki çeşmelikten kestane pazarına yayan olarak inilmiş ve iyneyi çıkaracak ehil bir kişi aranmıştı
nalbant benzeri görevli iki saat dizde yaptığı arkeolojik kazılarda iyneye rastlayamamış malum iğne benim doğumum esnasında vücudun uygunsuz bir yerinden arzı endam eyleyivermişti ve bendeniz bu vesile ile çelik iğnelerin vücuttaki gezintileri konusundaki doktora tezimi hazırlayıvermiştim nereden nereye
aylardır kafamı kurcalıyan şeylerin sonunda nedenini buldum ve eski neşeme ve canlılığıma kavuştum
beni uyuşukluğa iten şey merak denilen o gizli araştırma enerjimin bi şekilde azalmasıymış
bunuda uykularımdan üçer saat azaltarak eski araştırıcı kimliğime dönmekte buldum şimdi ne gam kaldı ne hastalık şimdi kendimi türk tipi güneş pili yapımına odakladım daha önceki yazılarımda değindiğim küllerimden yeniden doğma efsanesini yeniden yazmak için durmadan çalışıyorum artık beni kimse durdurmasın diye
ortalıkta gözükmüyorum yakında izmirli arşimet olarak hamamdan evreka diye fırlarsam şaşmayın
bu arada ülkenin ne gereksiz bir siyasi çalkantıyla gündemini gerçeklerden uzaklaştırıp ağız dalaşına girmesi bile eskiden olduğu gibi beni heyecanlandırmıyor sadece gülüp geçiyorum maksatları yine kutuplaşmalar yaratarak insanların birbirini katletmesi bu arada büromda toprak yerine yanlızca atık çay içinde büyüyen
üç bitkimin yaşam savaşını not ediyorum ve evde oluşan güç ve iktidar savaşını şimdilik taktik gereği kaybettiğimi ve üç kişilik ailede üçüncü olduğumu belirtmek isterim
satrançta böyle küçük pirus zaferlerine imkan tanınır kazanmak için gerekirse veziri bile feda etmekten çekinmemek gerekir şimdi cephe gerisinde güç ve taktik topluyorum
zaferim yakın olacaktır
bunu kutlamak için topladığınız atık çayları benim için küçük birer saksıya koyar ve en sevdiğiniz çiçeklerden birini onun kahverengi bağrına koyarsanız sizde ester klanının bir ferdi olursunuz ve yararlı bir şey yapmanın eski şeylerden yeni ürünler çıkarmada oluşan mutluluk iksirinin sizleride daima iyiye güzele doğruya yönlendireceğini bilmenizi isterim her minik çaba bizleri o kara deliğe o muazzam enerjiye bir adım daha yaklaştıracak yani kara delik aslında insan zekası içınde gizli onaulaşıldıkça o güzel bir sevgili gibi nazla sizden uzaklaşıyor ama sabırla araştırarak sebat ederek ona ulaşmak mümkün
evde büyük telaş bir yanda davetiyeler yazılıyor diğer tarafta kızımın oturacağı yakınımızdaki eve adımbaşı annesi tarafından birşeyler götürülüyor perdeler ısmarlanıyor monte ediliyor anlıyacağınız evde hummalı bir faaliyet ve bu arada mutat olan ramazan davetleri için de hhzırlıklar yapılıyor
bizim izmirimizin güzel adetlerinden biriside ramazan ayında herkesin bir hşgörü iklimine girmesidir
sahilde içkisini içenede orucunu tutanada ibadetini yapanada velhasıl kimse kimseye karışmadan ve yaşamına saygı göstererek beraber ve birlikte yaşamaya özen göstermesidir

şimdi anlatmak isediğim şeyde bununla ilgili son zamanlarda bir açılımdır tutturduk ve bununla birlikte
etrafımı gözlemlediğimde bu izmirimizde biraz iyi karşılanmamışa benziyor gibi zira insanlar ne zaman böyle bir konu açılsa söyledikleri şey nları burada hiç dışlamadık ki oluyor ama illede ayrışmak ayrılmak istiyorlarsa evli evine köylü köyüne söylemini dile getiriyorlar
bu söylem izmirlinin bıçak kemiğe dayanmadan söyliyeceği bir söylem anlıyacağınız işler biraz iyie gitmiyor galiba hayırlısı demekten öte söyliyecek bir şey bulamıyorum aslında benim de bir çözümüm olmasına rağmen onu hep dillendirmek istemiyorum zorla bizi sevmelerini istemek sanki bana biraz riya gibi geliyor biz her ne kadar onları hala canımızdan bir parça görsek de ayrılık ateşi gönüllerine düştü ise bu çokta önem arzetmiyor onlar için ama ufukta birilerinin çirkin emelli birilerinin bu iş olu dediklerini ve riyakar bir gülüşle ellerini oğuşturduğunu görür gibiyim
evdeki tatlı telaş arasına önümüzdeki perşembe günü kayınvalidemin acilen çıkan göğüs tümörünün ameliyatı telaşı ve üzüntüsü girdi bu nedenle biraz uzak kalırsam beni hoş görün her şey doğanın çizdiği senaryoya göre gelişiyor biz verilen her rolü oynayan figüranlarız şimdilik perdeler açık hayat devam ediyor acısıyla tatlısıyla bizler yavaş yavaş oyuna ve oyunculara vede seyircilere selam verirken yeni figüranlar sahnede yerlerini aldılar bile doğaçlama oyuna başladılar bizse verilen textleri ezberlemrekle unutmak arasında bir yerdeyiz oyun bütün haşmetiyle devam ediyor kimileri rol geregi gülüyor kimileri ölenine ölenlerine ağıtlar mersiyeler yakıyor kendi lerince olaya hayat vererek senaryoda yerini ve tiradını tamamlayan buruk veya neşeli terk ediyor yaşam denen büyük sahneyi kimisi soneleri söylüyor kimisi zılgıtları kimisi gazelleri gözü yaşlı olan da var gözü yeni açılan da
deli numarası yapmak değil maksadım o işin latifesi ama topluma baktığımda çoğunluk bişeyleri oynuyor gibi gerçekleri oynayan benim gibisi az bulunur
öğünmeyi sevmem ama mühendisliğim fena da sayılmaz etrafıma baktığımda kalitenin özenin kıvrak yaratıcı zekanın kaybolduğunu gençlerin çoğunluğu demeyeyim belki benim çevremde karşılaştıklarım cin olmadan şeytan çarpma diye bir deyim vardır o deyime uygun bir hazımsızlık içinde para nedense hep ön planda bu nedenle çoğu paranın halledemiyeceği dostlukları sevecenlikleri vede sayıp anlatılamıyan manevi doyumları pekde önemsemiyorlar benimkisi ironik bir durum yaşıma rağmen yapacak çok işim çizecek çok planım herşeyden ötesi kazanmaya aç fetedilecek nice dost gönlün olduğu bir rind felsefedir yaşamı dost kazanma sanatı olarak görürüm para çalışılınca mutlaka kazanılır diye düşünürüm paradan daha önemli daha anlamlı daha geçerli şeyler var örneğin sen ve ben her nekadar sosyolojik olarak karşıt olsak da bizi birbirimizin yazılarına yanıt verme nezaketine odaklayan işte paradan daha önemsediğimiz şeyler bu nedenle ben tahtası eksik deyimi ile gerçek deliliği değil tasavvufa özgü abdal denilebilecek ince çizgiyi kastetmiş olabilirim
gerçek deli olabilmek için daha bin fırın ekmek yemek gerekir bendenize de ne yazık ki ekmek yemek diyabetimden ötürü zinhar yasak bende sanal delilikle yetiniyorum şöyle evreka deyip şu son çalışmalarımı
yapabilsem de o zaman gerçek üşütüklük neymiş gör bakalım aziz dostum eniyi
bayramda tüm görevler yerine getirildi ayın 26 sında minik evden uçacak hayırlısıyla
bizde uyku düzeni yoktu şimdi tamamen kayboldu evde stresten ve heyecandan ben bile bazen
gerçekten panikliyorum yapılacakları unutuyorum sonra bir yığın sitem ve kinayeli söz
bu arada biraz hafifledim de hem cüzdansal olarak hemde fiziksel olarak dişi kuş durmadan yeni yuvaya birşeyler taşıyor minik kuşta son nazlarını ve ağlarım giderim tiratlarını yapıyor bendenizse nedendir bilinmez tanımlanamayan bir duygu seli içindeyim
kendimi oyalamak için sıklıkla geceleri baykuş gibi internetin başında gündüzleride ayakta uyuyan ağaçlar misali işyerinde yarı uykulu yarı uyanık gün sayıyorum şu bir hafta hayırlısı ile kazasız belasız bir geçse çok da mutlu olacağım ve de beni meşgul eden araştırmalarıma ve miniksiz geçecek günlerime bir çare bulma uğraşına gireceğim sevgi dedikleri şey bu olsa gerek
bende biraz ağır izler bırakacağa benziyor inşallah bunu atlatırsam kendimi tamamen bilimsel çalışmalara adayacağım belki uyumama olayını çözerek yirmidört saat çalışma moduna girebilirim tabi kısa bir süre şöyle onbeş yıl kadar bu bile bana çok şey kazandırır
müthiş bir şey herkes beni uyuyor sanacak ama ben farklı birşey yapıp onları şaşırtacağım tam üşütükçe bir şey eniyinin gülümsediğini görür gibi oluyorum
eniyiciğim işin aslı şu etrafı bir kere inandırdıktan sonra gerisi zaten geliyor seni uyanık gördüklerinde fiziken sen aslında ayakta uyuyorsun ama görüntü seni yalanlıyor çaktınmı işin sırrını ne yaparsın bu yaştan sonra değişmek çok zor bende kolayını böyle buldum
ık rahatlıkla düşündüklerimi yazabilecek zaman ve zemin buldum sayılır cebren ve hileyle miniğimin odasına el koydum ve burası benim için ayrıbir mabet görünümüne bürünüverdi onsuzluğa alışmak aslında çok zor ama hayatın akışı böyle doğup büyüyoruz ve ayrılmam dediğin anda yuvadan ucuveriyoruz bizlerde yapmadık mı bunu şimdi canından kanından olan bir şey sanki başka alemlerdeymiş gibi bir hisle doluyum
anne kuşla hergün iletişimdeler bense pek yüz vermiyor görünüyorum ama kulağım telefon konuşmalarında dedikoducu
meraklı tazeler gibi konuşulan her konuyu merak edip kulak kabartıyorum
ama inanın sevimli ve hoş bir duygu tadmanızı çok isterim bu aralar yeni meraklar da edindim koleksiyonculuk merakım yanında gülüyorum yazarken yararlı olma yanında bazen zararlı bile oluveriyorum
geçenlerde bırakılmış bir mont gördüm ve güzelce paketledim ve ihtiyacı olan birine ulaştımak üzere büroma geldim
eşimden acele bir telefon yöneticinin montunu götürmüşsün acele akşama getir birden beni gülme krizi tuttu ve
bu robinhut görevime artık son verme zamanımın geldiğine karar verdim
yanlışlıkla yöneticiyi de montsuz bırakacaktık
işte böyle dostlarım esteriniz baştan kara vurmuş aylak gemi gibi demir atacak kuytu bir liman arıyor derken büromda gözlerimin yaşarmasına yol açan telefondan bahsetmeden geçemiyeceğim
hiçbir satırını atlamadan yazma telaşı dolu dizgin gidiorum nasılsa pinkfloyt sağolsun redaksiyonları vede okunabilir formata getirme görevini üstlenmişti o yüzden ben sadace yazıyorum allah okuyanlara sabır versin
adnanım aradı ve hoşbeşten sonra sana vedaya geleceğim helallik de alacağım deyince benim jeton düştü ne oluyor demeden anlatmaya başladı hacca gideceğini vede olurda dönmez ise helalleşmek istediğini anlattı
adnanı tanımazsınız ender zeki insanlardan biridir halakızımın oğlu adeta benim ruh tersim desem yerinde
sırdaşım iş ortağım ve de dert ortağım
iş ortağım dediysem hırs dolu enerji dolu günlerimdeki proje danışmanım fikir küpüm pratik zekam ve her şeyim
benden yaşca dört yaş küçük ama zekaca yüz kat büyük biri yapamıyacağı proje yok
son yıllarda geçirdiği büyük üzüntüler yuvasının parçalanması müzik eğitimi gören kızının ona yüz çevirmesi gibi özel nedenler sonucu huzuru dine daha da bağlanmakta buldu ve eskiden olan yatkınlığı onu daha koyu bir dindar yaptı
gerçeği söylemem gerekirse yobaz olmayan aydın birdindar her şeyiyle gıpta edilecek bir yaşamın özlemini arama çabası ve mistik bir hayat felsefesi ilerki yazılarımda bu konuyu detayları ile anlatacağım ve ozaman nasıl yetiştirilirse öze dönüşün gerçek bir modeli olduğuna sizler de inanacaksınız
bizler ortalama kültür düzeyli cumhuriyet neslinin son kalıntılarıyız olmadık şeylere kızar pire için yorgan yakarız işte adnanım da böyle biri
üzüntülerini sevinçlerini beraber yaşadığımız zaman zaman güldüğümüz zaman zamanda acılı günlerde hele cenaze merasimlerinde camide beraber göz yaşı döktüğümüz kardeşim adnan
gidipte dönmemek var deyip bize gelmek isteyişi inanın bana çok dokundu ama inançları gerçek inançlarını bildiğim için gözümden yaşlar dökülüp ağladım
ne sivri projelerimiz olmuş tu neler yapacaktık dünyayı adeta biz yeniden keşfedecektik ne zihni sinir projelerimizvardı
önceki yazılarımda bir nebze bahsetmiştim sivri külahlı dondurma sevdiği içöin adını sivri koyduğumuz adnanımız adını da rahmetli başbakana ailesinin sevgisi nedeniyle konulan kankam seni çok özliyeceğim güle güle git ve de gel sakın oralarda kalayım deme ne olur

adnanı anımsamanız için önceki yazılardan bir alıntı
karşıyakada liseyi okuduğum sıralar genelde ülkenin yirmiyedi mayıs ihtilalinden sonraki sarsıntılı yıllara raslar akrabalarım içinde dayımlar hariç babamın tüm akrabaları derinliğine göre azveya çok demokrat partinin sempatizanı olmuştular yada en azından ona meyilli ve istekliydiler hatta torunlarına adnan ismi adnan menderese olan sevgi neticesinde verimiş olanı bile vardı
rahmetli dedem yani gerçekte halamın kocası babamın manevi babası olması dolayısı ile bizim ailemizin dedesi son derece dini görüşleri derin bir insandı çocuklarını ve torunlarını bizzat dini bilgiler öğrenmeleri için özel promosyon ödülleri dağıtırdı bunlardan biride her sure ezberleyene ısmarladığı dondurmalar

bunu ençok hakedende halazademin oğlu adnan olurdu herkes dondurmasını altı düz küllahta yerken o nedense sivri külahlıyı tercih etmesinden ötürü adı aile arasında sivriye çıkmıştı lise çıkışında uğradığım dükkanda adnanı kızdırmak isteyenler ona hep boş sivri külahlı dondurma ikram ederler oda hışımla bu muzip sokak komşularının arkasından hışımla koşardı
şimdi adnan benim sırdaşım ve ben onun markopaşasıyım bu ilişki herhalde ölünceye kadar devam eder
adnanla ilgili yaşadığım tatlı anılarımı da sırası gelince daha detaylı anlatacağım ama titizliği ve tertipliliği benim tamamen tersim bu bile nasıl biri olduğu konusunda sizlere bir ipucu verecektir
evdeki büyük otoritenin zoruyla hayırlısı domuz gribi aşısını da yaptırdık üç vakte kadar bişeyler olmazsa yazmaya devam ederim şu aralar bedenimde ufak tefek değişikler başladı sanki burnum düzleşmeye başladı kulaklarım iri ve uçları sivyi ve tüylü oldu geceleri acaba buz dolabı yerine çöp kovasına yönelirmiyim diye beni bir telaş aldı bu şakaların ötesinde ülkemizdeki bu garip duruma da üzülmemek elde değil öyle yada böyle tıp otoritesinin imajına bir çizik atıldı bilim için sonderece üzücü bir şey
tarafsız larak tartışılsın ama baştan konsensüs sağlanmayınca herkes ne yapacağını şasırıyor
aşının kırıklığı geçince güzel şeyler yazmak dileğiyle
aşıdan ölmedik ama vurulduktan sonra sıkı bir aşıcı olduk en yakın arkadaşımız bu işin türkiyedeki yegane otoritelerinden biri olunca işin boyutları konusundaki öngörülerini dinleyince baya canım sıkıldı bu konuda yine geri kalmış olmamız beni fena halde ürküttü
bu ara dikkat ettiyseniz ben artık eğitim kısmında çok sık yazmaz oldum şimdi daha ekili bir yöntemi deniyorum bu sitede yandaş bulamayınca işi dahada büyüterek bir bilgilendirme portalı kurmak üzere herkesi mail bombardımanına tutuyorum ya benimlesiniz yada karşı tarafta formatı ile kendimce taarruza eçtim işin özü şu bizler sahip çıkmaz isek bu iş yıllarca sürümcemede kalır bu arada sizlere bilimsel bir soygun aracından söz etmeden geçemiyeceğim akıllı elektrik sayaçları tuzağına dikkat edin faturalarınızı inceleyin eskiye nazaran ödediğiniz rakam anormal arttı ise hemen dilekçe ile sayacınızın akıllı tarife ile değil tekli tarifeyle çalışması konusunda ısrarcı olun
ne de olsa kazığı yiyen daha iyi hissediyor yani bir büyüğümüzün deyimiyle damdan düşmüş birinin dediklrine kulak verin şimdi sizlere bilinmeyen birinden solar yenilikler konusunda devamlı bir bilgi mail i geliyorsa o çatlak bilinki ester dir yemiyor içmiyor kanunun biran evvel mecliste görüşülmesi içn yeni yöntemler uyguluyor burnum pra kokusunu iyi alır genç mühendisler son on ılın para getirecek yeni iş koluna bilginizle ve enerjinizle katkıda bulunun çağı bu sefer yakalıyalım özellikle üçüncü nesil solar cells konusunu sakın atlamayın türkçe dil seçeneklerine solar fırçalar yazın ne dediğimi daha iyi anlarsınız
artık adamlar iki boyutlusunu bıraktı üç boyutlu ve transparan olanına yöneldi
bu aralar onun hikayesini anlatma hevesim yeniden devam ettiği için formumun zirvesindeyim
nedeni de bayramın son gününü onun mezarını otlardan ve kurumuş yapraklardan temizlerken onun beni yamayı unuttun serzenişine kapılır gibi olmam yol açtı
bu arada anlatmadan geçemiyeceğim yoksulluğun yada işsizliğin boyutlarının gerçek görüntüsü de merhamet sömürüsü işnin geldiği yeni sektör mezarlık parsellenmesini de yeni bir yazımda sizlerle paylaşmak üzere
işn gerçek tarafı insanlar nasıl yetiştirilirse kolay kolay başka bir formata yönlendirilemiyor
eskiden mektuptan başka ileti tanımayan bizler artık mailler facebook lar vs derken tamamen başka görünümlü olduk ama aslına bakarsanız eskilerin deyimiyle alışmamışın ayağında don durmaz örneği bizim yeni yeni öğrenmeye başladığımız bu yenilikleri gençler adeta sular seller gibi yuttukları halde
içerikleri bana nedense biraz yapmacık geliyor artık uyu diyen içişleri bakanımı dinleyip izninizle uyuyorum
sabahleyin durakta bekliyorum gözüm ilginç bir atık toplayıcıya ilişti bineceğim otobüste gelmeyince onu izlemeye başladım büyük bir ciddiyetle çalışıyordu çöp poşetlerini açıyor içlerindeki naylon şişeleri ve diğerlerini arabasına bağladığı çok gözlü heybesine ayrı ayrı atıyor işi bitince yere düşürdüğükalıntıları da büyük bir özenle konteynere yerleştiriyor ve bilahare öbür konteynerlere ulaşmak için motorunu çalıştırıyor ve bu böylece torbasını doldurup gün ağarıncaya kadar devam edeceğe benziyor çok erken saatlerde yapılan yeni bir iş neviydi
o arada iş bulamayanlar ise aylak aylak kahvrde vakit geçiriyorlardır diye iç geçirdim bu çocuk ileride acımasız bir iş adamı olur sezilerim yanılmaz sonra evlenir çoluk çocuğa karışır işini büyütür metres tutar çocukları internet kafelere gider iddea bayilerine dadanırlar hazır parayı çatr çatır yerler baba mirası çabuk bitince işsiz kalırlar onların çocukları olur çöp toplamaya başlarlar içlerinden biri işi büyütür ve döngü aynen devam eder bu olaylar ülkemizde aynen yaşanmışmıdır diye düşünürken otobüsüm geldi ve beni rüyalarımdan uzaklaştırıverdi otobüste kendi kendime döngü döngü diye tutturmuşum döngü de ne ki
bir pazar günü hikayesi

güzel bir aralık sabahı henri bir umutla yatağından kalktı canı hiç giyinmek istemiyordu nöbetçiydi iş yerinde zorunlu olarak yapacaktı görevini istemiye istemiye yüzünü yıkadı birkaç lokma birşeyler atıştırdı servisine güç bela yetişti
her ayın son pazr günü değiştirme vardiya nöbeti vardı madene inenler tatil yapabilsinler diye konmuştu bu nöbet
baretini giydi madenci lambasını aldı son kez aydınlıa baktı ve asarsöre bindi
işi dehlizlerde oluşan metan gazı ölçümlerini tutup arkadaşlarının güvenle çalışmasını sağlamaktı
aynı zamanda sendika temsilcisiydi bu nedenle sık sık işverenin gözetmenleriyle tartıştığı da oluyordu ama her seferinde dediğini kabul ettirdiği için arkadaşları tarafından sevilen biriydi
görevini büyük bir titizlikle yapar dı taki o gün içerisinde oluşan garip sıkıntıya anlam verememişti ölçümler de istediği gibi çıkmamıştı derhal arkadaşlarını uyarmak için alarm sinyalini çalıştırmak için sinyal odasına gelinceye kadar birden korkunç bir gürültü ile kendinden geçti
sanki içki içmiş gibi vücudunu tatlı bir rehavetin kapladığını hissetti gözünden arkadaşları yeni nişanlandığı sevgilisi akrabaları vede mücadeleleri geçti hatırlamıyordu hiçbirşeyi
karartılar içerisinde yeşil önlüklü arkadaşı cerrak vistalin i görür gibiydi sonra ortalık yine simsiyah karanlığa büründü
hemşire tanya noreyavanın teması ile gözlerini açtı bu gün nasılsın diyen güler yüzlü tanyanın sesi ile birden acı gerçekle karşılaşıverdi adeta bir insan yumağını andıran vücuduna ilişti gözleri ve tüm uzuvlarının yok oldunu farket ti birden kendini unutuverdi arkadaşlarım diye haykırdı acı gerçek ona kendi halini unutturdu adeta hiç biri sağ değil di tek kurtulan kendisiydi buna kurtuluş denirse

o olaydan sonra madenciler sendikasının başkanlığına seçtirdi kendisini ve kısa yaşamında hiç bir maden kazası olmadı

öldüğünde sendikalı işçiler onun için bir kez daha madene indiler ve sağladığı güvenlik önlemleri için sonsuz sevgilerinin anısı olarak mezarına en derinden en güzel siyah elması çıkardılar ve bu elmaslarla mezarını süslediler gururla ve minnetle son görevlerini kusursuz yaptılar
tıpkı patagonya denilen muz cumhuriyetinde olduğu gibi
alışkanlıklar kanıksama bıkkınlık hayattan zevk almama isteksizlik vede beklenen son
bunlar bir hikayenin sonuna yaklaşıldığında beklenen mutat sonlara başlangıç öğeleridir bunlardan nekadar uzak durulmaya çalışılsada biolojik ömür bir an gelecek bunlardan kaçınsanız da işlevini yerine getirecek çabaları birer birer önünüze koymaya başlar

sizin için önemli olan şeylere çevrenizin umursamamaya başladığını görmek bir ömür uğrunda ölmeye bile çekinmediğiniz ilkelerinizin önemsenmemesi değişen değer yargılarının tümü size ters gelmesi gibi kısaca özetlenebilecek olguların tümü bazen yaşama karşı bir isteksizliği başkaları önemsemesede sizin önemsemeye başlamanız

bu felsefi düşüncelere düşmeme bugün okuduğum bir gazete haberi neden oldu boğaziçi köprüsünde son bulan iki hayat

kendi elleri ile yaşamlarına son veren iki sevgilinin öyküsü aslında öykü öyle leyla ile mecnun masalı gibide değil
bir anlık karar verme ve şuursuzca uygulama ben tplumda yeşermeye başlayan bu yeni trende kafanı bozacak kadar taktım insanları yaşamlarına kendi iradeleri ile son vermeye iten nedeni biraz araştırmaya adamak istiyorum

doğduğumuzda bir gerçekle karşı karşıya olduğumuzun farkında bile olmadan her canlıda mutlaka bulunan yaşama içgüdüsü ile hayata tutunmak için annelerimizin süt veren göğüslerine haşince saldırır insan yavrusu tıpkı diğer canlılarda olduğu gibi sonra etraf çevre ve yaşanılan fiziki evren sizi kendi sarmalına alır ve onun istikameti ile karakteriniz yoğrulur
toplumun istediği çarklar o küçük bedeni şekillendirir ve siz iradeniz dışında bu serüvende dümensiz bir gemi gibi yol alırsınız
şimdi olaylara baktığımızda ister siyasi olsun ister ekonomik yönlendiriciler bir dönem kısa pantalonları ile çocukluk denen masum evreden geçmiştiler masum olan küçük bedenler biraz palazlandıklarında kendilerinden yaşca büyük olanların yaşamlarını örnk alarak bir rol modele öykünürler bu modelle sonra özdeşleşirler

şimdilerde bir kısım çocukların emniyet güçlerine taş atmayı özümsemeden banimsemeleri ve sonucunda hiçbir gerekçe ile
izah edilemiyecek taraf olma militan olma sonunda dağda son bulacak bir yaşam sarmalında mahfolan bir yaşam hikayesi
biz erişkinler bu sarmalı yok etmek için çaba göstermeyince bundan siyasi yada parasal menfat umanlar sayesinde hayatlarının baharında yok olan bedenler

gelin bu anlamsız şeye bir son verelim hiç olmazsa bir kez deneyelim yani göle bir maya çalalm

tutmasını da gönülden arzuluyalım işin özü mazaret üretmeden öldürmeden sevgi ellerimizi uzatalım şavaş baltalarımızı karşılıklı gömelim ve içimizde olumlu kıvılcımlar ateşliyelim ölüm denen mukadder olgunun hiç olmazsa son evresinden yaşlı gözler bedbin buruk yaşam öyküleri yerine tersi düşüncelere imkan tanıyalım
bu gün sizlere değişik bir öykü anlatacağım öykü dediysem yine bizim bildik öykü
hani isteyenin okuduğu yrden masala dahil olduğu öykü şimdi sizi 1972 senesine götüreceğim ad lazım değil bir mühendis mektebi hemide yüksek mühendis yetiştirem bir mektep adı o zamanlar pek meşhur öğrencileri birazcık solcu yada öyle görünüyor
her neyse oradan garip bir ademoğlu telgraf çekiyor sanki matah bir iş yapmışcasına
mezun oldum stop geliyorum stop bu iki kelimeyle başladı ve de kırk yıla yakındırda sürüyor bu zavallının öyküleri
hayalleri vardı anlatsa gülünecek idealleri vardı ulaşılsa bilinecek sevgileri vardı kurda kuşa sarışına esmere ama hala idealleri uğruna yaşıyor sevgileri uğruna koşuyor
hayalleri uğruna her panelde tartışıyor kimi zaman yuhalanıyor kimi zaman gülünüyor ama o hiç mi hiç yılmıyor bu adamı sizler tanırsınız biraz inatçı biraz da utangaç ama aslında çenesi açılmaya görsün susturabilene aşkolsun işte o adam bu yaşından sonra yeniden okullu oldu bu öyle bildiğiniz okullardan değil halk okulunda öğrenci şimdilerde bildiklerini herkesin anlıyabileceği bir formatta kaleme alabilmek için yeniden yollara düşecek ve yeni hayaller peşinde amansız mücadelelere girecek kiminde mağlup kiminde muzaffer işte şimdi onun hikayesinde sahne değişti bildiklerini unutan anneme beni yani esterini anlatan eni bir öğretmen geldi onun görevi anında unutmaya karşı tek çözüm olan devamlı anlatma aynıyı binlerce defa tekrarlama suretiyle unutmayı yenmeyi aklına koyan akıllı deli esterin yaşam öyküsü tekmili birden bu cadır tiyatrosuna hoş geldiniz bu tiyatroda geçen isimler hayali olaylar yaşanmamış yemin edebilirim ayağımın birini kaldırıp işte yemin ediyorum olaylardakiler tamamen uydurmadır ben bile burada anlatılanlar tamamen hayal mahsulüdür
sene 1972 izmire dönüyorum içimde tarifsiz bir sevinç dolu o anda bir işe gireceğimi hayal ediyorum ve yol boyunca adeta mühendisçilik oynuyorum bir ara içim geçiyor ve uyuyorum arkası yarın
yarını bekleyemedim sırrı kaçar kafamdakileri belki unuturum diye hemen anlatmaya başlıyorum bu otobüs aslında ölenleri öbür dünyaya taşıyan bir otobüs ölenler sırası geldiğinde sahneye geliyorlar ve yaşamlarını o ana kadar başlarından geçenleri yolculara bir tiyatro oyunu edsıyla adeta yaşarcasına anlatıyorlar
ben sıranın bana gelmesini bekleyen bir his içinde anlatılanları dinliyorum bunlar bana bildik gibi geliyor yani de ja vu hani fransızca olayı görüpte ben bunu yaşamıştım dercesine sahnedeki kişyi yavaş yavaş çıkarmaya başlıyorum
ama garip bir şey kafamı kurcalıyor bu sefer de aynısı oluyor anlatıcılar serüvenlerini anlattıkça sahne değişiyor ve anlatılan yerlerle birlikte anlatan da yaş olarak küçülüyor sanki geriye sarılan bir film gibi
anlatan kişi görünüm olarak babamı andırıyor sahne bir sahil kasabası izmire seksen kilometre uzaklıkta aliağayı hemen geçince çaltıdereden sonra yaklaşırken zakkum fidanları arasından görünüyor sahilde denize sıfır olarak uzanmış özel bir teknikle yapıldığı belli olan bir sayfiye evi eve zum yapıldığında bir salıncak ve salıncakta çocukça sallanan avurtları çökmüş zayıf biri görünüyor sallayan kişyide tanır gibiyim
sallayan kişi yavrusunu kollayan bir anne edasıyla yaşlı çocuğu yumuşakça bir hareketle örtüyor ve çaktırmadan beyaz saçlarını eliyle sıvazlayarak düzeltiyor
yaşlı kişi boğuk bir sesle denizi seyrederek yanındakine biz hiç yaşamamışız be nazif diyor bu güzellikler bu deniz ve bu insanlar bizse dağ köylerinden birinden öbürüne koşuşturmaktan çocuklarımıza yeni ve güzel bir hayat sağlamak için koşuşturmaktan vakit ve para bulup böyle güzel bir yaşamı hiç yaşamadık be nazifim
birden irkiliverdim nazifim deyimini birtek babam söylerdi anneme ve bu oyuncular bu replikleri nereden biliyorlar diye kendi kendime sorarken acı gerçeği anlayıverdim bu benim icat ettiğim makinanın ilk gösterimi gibiydi her düşünce anında canlanıyor ete kemiğe bürünüyordu ve ben nasıl istersem sahne anında değişiyor ve olaylar kronolojik olarak tekrarlanıyordu birden içimde dayanılmaz bir istek belirdi ve ben makinaya o komutu veren düşüncemi ilettim olay önceki sahneden bir iki ay kadar sonrayı gösteriyordu ve sahne değişti yer karşıyakadaki çamlık semti oluverdi ve bir pazar günü nişanlımla birlikte şakrandaki yazlıklarına gittiğimiz gün gözümün önüne geliverdi ve ben o günü şen şakrak vede mutlu geçirmiş karşıyakaya dönüyordum birden sokağa yaklaştığımızda yeşillikler içindeki kiralık evde garip bir durum ortay çıkmıştı evin içi çok kalabalıktı birden arka odaya girdiğimde acı gerçekle karşılaşıverdim babam üzerine beyaz bir çarşaf kapatılmış üzerine de bir adet ekmek bıçağı konmuş olarak öylece yatıyordu ve bir yaşlı yüksek sesle tebarike okuyor du
güneşli bir pazar günü makina yine arızalandı sanki bana nazire edercesine eskiyle yeniyi aynı ekranda gösteren bir çok modlu televizyon gibi çalışıyor

ekranın bir yarısında bir fotoğraf belirmesiyle donup kalması bir oldu fotoğrafta sol göz kapağı hafifce diğerine nazaran düşük olan bir ilk okul talebesi ekranın öbür tarafında bu resmi inceleyen ve birbirleriyle sürekli konuşan beyaz önlüklü insanlar bunlardan bir tanesini gözüm biryerlerden tanır gibi oldu
konuşmalardan sonra hareketlenmeler başladı sorular sorular adeta ahret soruları gibi

bunlardan bir tanesinin yüzünün şakülü kaçmış gibi geldi bana ve son kararı o verdi

miyasteni evet teşhis konmuştu küçüklükte çekilen resimler hastalığı ele vermişti

çalışırken yorulmak ve devamlı ışık altında göz kapaklarının istemsiz kapanması

makinada öyle diyordu demek ki bendeki hastalığın tanısı buydu ve ben aniden herşeyi bi

len makinaya öyle şiddetli bir yumruk vurmuştum ki birden ortalık aydınlanıverdi ben

yine nöbet geçiriyordum ve ne yazık ki kullandığım ilaçlarım bitmiş ve ülkede ecevit hükümeti olduğu için ilacımın yurt dışından getirilmesi için kaptan pilota dolar verilmesi gerekiyor ve ben bunu bulmakta zorlanıyorum

ne üzücü günler param var ve ben ilaç getirtemiyorum ve krizler içinde hayaller görüyorum

miyasteni zalim bir kas hastalığı ve ben bu hastalıkla yaşamaya gayret ediyorum

yorucu işler sonunda birbirini tetikleyen hastalık nöbetleri

geceleri uyumaya korktuğum ve uyanık kalmak için hep çalıştığım yıllar ve durmadan tekrarlayan kasılma nöbetleri

uyanıksınız gözleriniz açık ve siz bedeninizi hareket ettiremiyorsunuz ve tek çare vücudunuzu sivri bir şeyle uyarmak acı eşiğini aşarak ani bir hareketle kalkmak

kahrolunacak bir durum tek çözümü bir doz mestinon almak ve ben bu ilacı getirtemiyorum
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar:6927
Kayıt:05 Haz 2019, 22:41
Konum:İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: 0NUN HİKAYESİ Ali Müfit Çetingül

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 07 Oca 2024, 20:03

işte o anda televizyon benzeri garip icadım bu güne zumladı ve star tv de bazı ilaçlarla birlikte bazı önemli ilaçların bulunamadığını anlatan spikerin sesi ile bu kabus sona erdi gerçek gündemime dönüverdim

neşeli cıvıl cıvıl bir insandı nikahında şahidi babam olmuştu akrabalar arasında sevecenliği cana yakınlığı bir taneydi evliliği ankarada oturmayı gerektiriyordu
eşi devlet opera ve balesinde viyolensel çalıyor konuştuğunda oturaklı vede cana yakın bir kişi izlenimi bırakıyordu
bunları düşünüyordum kalabalıklar içinde gözleri yaşlı ve ağlayanlar arasında makinam gene yapacağını yapmış beni üzüleceğim bir anıma götürüvermişti bugünlerde bana hep ters davranıyor istemediğim zamanında beni hep yaralamış olaylara zum yapıyordu
hani size miysasteni rahatsızlığımdan dem vurdum ya aklı sıra bana nazire yaparcasına önüme bu sahneleri tekrara tekrar getiriyor
o kadar emek vermemiş olsam parçalamak işten bile değil

önceleri güzel bir evlilik yaşamı doğan bir deniz bebek ve başlayan hastalıkla başlayan sorunlar miyasteni teşhisi ile bakımını yaptırabilmek ve yorgunluklarına
çare bulunur ümidiyle dönülen baba ocağı ve gaddarlaşan vede küstahlaşan bir eş hastalığı bahane edip çocuğunu anneden uzaklaştırmak isteyen gerçek narsist bir baba
bekleşen kalabalık sonunda cenazenin ankaradan gelmesi ile birlikte bir ağlama krizine girmiş insanlar tedavi için götürüldüğü doktora bile ulaştırılamadan otel odasında son bulan bir yaşam ölüm birden gelmişti miyasteni sonucu duran kalp ve soğuk bir vücut vede onu ankaradan alıp izmire getirn can kardeşim halazadem adnan hani önceki bölümlerde anlattığım sivri külahta dondurma yediği için adı sivriye çıkan halazade oğlu adnan
artık ben bu makinayı kırmazmıyım dedim ve onu parçalarına ayırdım ama ne yazık ki yedi canlı sanki her parçasından bana üzülecek haberleri vermeye devam eden bir bela kutusu haline gelivermişti durdan çüşten anlamıyor devamlı bana inat beni üzecek şeyleri
göstermeye devam ediyordu tek bir farkla üç kötü şey arasında nedamete gelip bir iyi şeyde gösterebiliyor ve de ben bütün bildiğim duaları okuduğum da sanki eniyi tarafından
içine yerleştirilen nedamet virüsü sayesinde aşağıda anlatacağım iyi olayıda
bana inat gösterir oldu devamı var

mestinon tedavim yıllarca sürdü küçük bir kutu ve portakal renkli minicik haplar bir tane kullanıldığında yaşamınız tamamen kaliteli kazara unuttup ta kullanmadığınız anda
zindana dönen bir yaşantı adeta o gün ben seni benzeteceğim diyen bir iblis gibi
vücudunuz birden günün yorgunluğuna esir düşüyor ve siz birden uyumayla ayıklık arasında kalkmaya uğraşıyorsunuz ve maalesef bunu başaramıyorsunuz beyninizden giden kalk sinyalleri kaslarınıza ulaşamıyor

yıllar geçti nöbetler azaldı ve ben artık mestinon kullanmadan yaşamımı sürdürmeye başladım yaşamıma bir kalite gelmeye başladı ve de ben bu illetimi unutur gibi oldum ama bunun sinsi vede geç ilerleyen bir hastalık olduğunu unutmadan ya o beni ya ben onu burası çok bilinmeyenli bir denklem

bu denklemi çözmek için çok denemelerim oldu tek başarılı olanı da pozitif düşünmek olumlu bir işyapmak devamlı mutluluk dolu senaryolar yazmak ve okumak çevreye yardımcı olmak yeşile doğaya vede insanlara arka çıkmak
bu uğurda çok paralar harcadım ama gerçek dinginliği gülen bir gözde seni anlayan minik bir elde ve de evdeki huzurda buldum

onlara bir şey olacak ve ceremesini ben çekecekmişim gibi gerksiz düşünceleri kafamdan atmaya gayret ettim bu arada bir alışkanlığım yerleşti ve hep devam eder gazetelerdeki ölüm ilanları onları son satırına kadar okurum onlardan kendime öykünmeler çıkarırım
hele şecere ilanlarına bayılırım
çogu birbirinin aynıdır ve aynı kalemden çıkmışa benzer

eşrafından nın dünürü nın canı ciğeri hakkın rahmetine kavuşmuştur


bunları sizleri üzmek için yazmıyorum ama insanların vazgeçemiyecekleri alışkanlıklarına bu garip esterinkinin biraz farkı olduğunu size inandırabilmek için
içinizden şimdiye kadar normaldi zavallım son günlerde iyice tozuttu diye geçirdiğinizi de çok iyi biliyorum
dünyada herkesin kendine göre bir sentezi olur kimisi para kimisi şan şöhret bende olmayan arkadaşlarımı biriktiririm
herkes birbirine en candan arkadaşlarından söz eder bense en iyi arkadaşımı içimde barındırıyorum ben ona o bana bazen koltuk çıkıyoruz ben eskiden içimdekileri ona anlatarak teselli bulurdum şimdilerde ise tavanarasına anlatarak huzur buluyorum içimi boşaltıyorum dertlerimden ve beni huzursuz eden şeylerden arınıyorum artık uykumda ne beni rahatsız eden bir zorlama ve kaslarımı kareketsiz eden bir durum var ve 25 senedir de mestinon kullanmıyorum ya hastalığı yendim yada o beni sinsi bir köşede kıstırmayı bakliyoe ama bu arada her kesimden insanlarla arkadaşlık kurmaya özen gösterdiğimi de yazmadan geçemiyeceğim ve ben eski utangaç ben artık nişanlarda nişan yüzüğü takıp nutuklar atacak kadar kabımı yırtıp bir konuşma virtiözü bilem oldum
yani kısacası o utangaç ürkek yılgın adamdan atak hakkını arayan yırtık vede susmayan geçimsiz denecek kadar inatçı bir kişilik olup çıktım bunun nedenide yaptığım herşeyi bilen makinem sayesinde oldu tabiki mecazi anlam da kullanıyorum ama bu bile beni cesaretlendirmeye aklıma geleni yazmada engel tanımaz bir kişiliğe büründürmeye yetiyor
tavsiyem siz
şimdi ester böyle garip bir adam bu adam ne yapar ne eder bu da ileriki yazılarda sizlerin karşısına gelecek kiminiz güleceksiniz kiminiz kırık diyecek ama ben mutlu ve de huzurlu olacağım her şeye rağmen
uzun değişik anlamlı üzüntülü şen vede vazgeçilmez bir yaşantım oldu bu süreç içinde ben buradaki anlatımlarımı her konuşmanda değişik isimler altında değişik formatlarda anlata geldim hepsinde çakışan tek şey ben beni vücuda getiren ve beni şekillendiren insanlara hepayrı bir anlam yükledim işin özünde ana tema anlattığım o lar içinde hep ana özneye bi şekilde kendimi monte etmiş olmam dı yani kısaca bu anlatmaların ortak paydası yani onun hikayesi aslında benim hikayeme dönüşüyor olması idi

bu nedenle artık bu bölümden sonra anlatacaklarımda özne ben olacağım ve bu atmış yıllık zaman diliminde ben dediğim iç dünya oluştuktan sonra dış dünyanın etkileşmesiyle nasıl
değişiyor onu sizlere açık seçik anlatacağım

teorim şu ben her dönem ayrı bir insan oldum çevre beni etkiledikçe yaşantım düşüncelerim vede dış görünüşüm hitap şeklim insanlara iltifat ve espiri anlayışlarım beyenilerim kısacası beni ben yapan her şey toplumun etkileşimi sonucu tanınamaz bir görünüme büründü işte icat ettiğimi söylediğim herşeyi bilen kutu dediğim espri anlayışımla kendime bukalemun örneği her kılığa girip okılıkta uzun süre kalamıyan bir
değişik kişilik olarak bakmak istedim
bunun yararları değişken olabilen fikirlerim geniş bir sentez yeteneği kazandı hoşgörü eşiğim büyüdü kolay kızmayan sabırla ve tevekkülle davranan şimdiki durumuna evrildi kısacası ben şimdi eskilerin deyimiyle akil adamlar arasına katıldım bundan sonra bu akil adamlığa gelinceyekadarki formasyon değişimlerine hangi sosyolojik olaylar yol açtı bu olaylardaki davranışlarımın zamanla değişmesi gibi özel olayları akil adamlık gözlüğü ile yeniden yorumlayacağım bu seferki hikayenin kahramanı benim tersim olan bir yönümü yani duygusal yönümün evrimini işlemek istiyorum her dönemimde aşık oldum kurda kuşa esmere sarışına sonuç nice oldu şimdi ne durumda bunu da anlatacağım kısaca bende hiçbir gizem kalmayıncaya kadar
gözlerimi açtığımda bana bakan dört çift göz gördüm sonra ortalık biraz daha belirginleşti ve yatakta oturan sıska ama atik hareketlerle sevincini belirten ona abi de diye belletilen kişyi ve en nihayet kapının önünde ev sahibimiz feymanım teyze ile mhirin babası mehmet dedeyi

hoş ozamanlar bu isimlerin hiçbirini bildiğimi söyleyemem işte yeni ile eskiyi anlatmak böyle oluyor sanki olayları önceden belletiyorlar sonra sen onları yaşayıveriyorsun
kalsiyum eksilkliği ile geliverev havale nöbetlerinden birisi bitmiş deniyor ve de yaşadığım için topluca tanrıya şükrediliyor sene 1952 imiş anlatıldığına göre sosyal güvenlik kurumunun en iyi çalıştığı yıllar

baş doktor annem cankurtaran şöförü babam ve siren sesi çıkaran ağabeyim vede dualara eşlik eden candan komşular hepsinin ortak kanaati bu seferde yırttı bu garip yavrucak
başımıza gelecekler var ama hiç karşı koymıyacağız bırakın müserrah ona herşey
bu laf yaşamım boyunca söylenecek ve ben ailenin müserrak olarak büyüyecek yegane imtiyazlı ferdi oluyorum yediği önünde yemediği ardında
ali kıran baş kesen cinsinden önceden izinli her şeye inanın bu özgür yaşamımı geçirdiğim bilimum gereksiz hastalıklara borçluyum
aslında ben yedek malzemelerden yapılmış bir hilkat garibesiyim
oluşumumda ikinci dünya yıllarının yoksul bir ülkesinin hele köylerde yaşayan bir öğretmen ailesinin çocuğu olmamın rolü olsa gerek
ingiliz kumaşından elbise diktirmek istiyorlar ama kumaş ve terzi karaborsa neyse eldekilerle imece dikilen tulumlara fit oluyoruz bu sayede toplumsal bakışımızın temelleri o yıllarda şekilleniveriyor
yazarken gösterdiğim özensizlik bile o günlere özgü silgi kalem defter hakgetire bulunabilirse sarı renkli bir defter işte okula başlamanın mükafatı kalemler öyle kokulu kalemler nerede kargıya takılarak yazar hale getirilmiş birbucuk santim boyuna kalıncaya kadar elle yazılan sonra kargıya konularak boyu uzatılan yıllar bunlar
önlükle ise yıkanmaktan gri renge dönüşmüş muhtemelen ağabeyimin küçülen önlükleri
ben o günleri inanın çok arıyorum
herşeyi bilmek zorunda olan ama esas görevleri ders vermekten öte öğrencilerine sıcak baba ve ana özlemini derslerde unutturmamayı gerçek ders belleyen ilk okul öğretmenlerim
ders aralarında ter bezlerini tembihlenmeden sırtıma sokan öncekilerini sanki görevleriymiş gibi kurutan ve özenle beni göz uçlarıyla takip eden hiçbiri şimdi hayatta olmayan öğretmenler ha laf aramızda fortrandan bile imla kurallarına yazılım
özenine dikkat eden öğretmenler ama o zamanda bende önceden verilen bir yaşama avansı olduğu için sökmüyor ama ta ki sefik mete öğretmene gelinceye dek

ester özgür dediler yazılarımı yediler son yazdığım yazılar sizlere ömür bende ne olduğunu bilmiyorum ama ne yazık ki yoklar
artık hiçbirşeyi dert etmemeye programladım kendimi ve de anlattıklarımı nasılsa yine yazacağım ve bu böyle uzayıp gidecek

ben şimdi değişik bir yönünden bakmak istiyorum vede bu tezime ne ad koyacağımı da bilemiyorum insanlar doğdukları zaman beş aşgı üç yukarı birbirlerinin benzeşi

olanaklarına göre iyi yada kötü birşeylere sarılarak yaşama atılıyorlar anne sütünü emip mışıl mışıl uyuyorlar varlık kategorilerine göre bir yaşam standardı tutturarak
çevrenin onlara kuracağı tuzaklara yakalanmadan ayakta kalmaya çalışıyorlar bu herkes için geçerli hapisteki öcalan bile çocukluk döneminde hepimizin geçirdiği evrelerden geçmedimi ama gel gör ki okumaya toplumun değer yargıları hakkında bir şeyler düşünmeye başladığı dönemlerde de o kişilik dediğimiz gerçek kimlik çıkmamacasına insanın üzerine yapışıveriyor bendekide öyle oldu herkes gibi geçen o güzel ve mutlu çocukluk yaşamı ilerleyen eğitim evrelerinde beni öbürlerinden tamamen farklı bir konuma itti
ben mutlu olamıyorum çevremi çaresiz gördüğümde tarifsiz bir sıkıntı kaplıyor içimi
fabrikalara yönetici oluyorum sanki tüm şeyden sorumlu benmişim gibi üzülen mutsuz olan yine ben oluyorum herkesten çok sorumlu davranmaya sanki kendimi mecbur hissediyorum

ellerin derdini içimde duyuyorum onlardan çok üzülüyorum bu değişik insan yapısından bıktım usandım nemelazım diyerek köşeme çekilip ayaklarımı uzatıp ben de acaba vurdumduymaz olamazmıyım diye kendime yapmacık işlevler vehimler uyduruyorum ama nafile
bu benim genlerime zamanında sirayet etmiş bir hastalık gibi
toplumsal düşünüp toplumsal mutlu olabilmek bunun ütopik bir şey olduğunu aslında çok ta
iyi biliyorum

şimdilerde takındığım vede artık yaşamsal gördüğüm saplantılı enerji etkinliklerine maydonoz olma halim gibi sana ne be kardeşim herkes ne yaparsa yapsın ister çok para versin ister parasınla sigara sarıp içsin sana ne yok yine hastalığım beynimi esir alıyor olmadık dualara amin deyiveriyorum ve her toplantıda söylenen malum sözler gibi sözlere muhattap kalıveriyorum bırak be abi bize anlatma biz paramızı sokağa saçmak istiyoruz hatta onları üst üste koyup gerekirsepabuçlarımıza ayaklarımızı vurmasın diye
takoz yapmak istiyoruz diyecek kadar beni deli eden arkadaşlarım var
ben varyemez insanlardan değilim ama hastalık derecesinde maksimum fayda teorisinin
bir iyileşmez hastasıyım

bende onlar gibi olmak istiyorum tabağımı yiyemiyeceğim kadar yemekle doldurup onları ziyan etmek istiyorum elektrikleri boşuna yakmak istiyorum evimi aşırı ısıtıp camları pencereleri sonuna kadar açıp müsrif olmak istiyorum
avazım çıktığı kadar bağırıp ey ülkemin insanları bende sizler gibi bugün kızıp yarın unutup kızdıklarıma metiyeler düzmek istiyorum kısacası bu yaşımdan sonra bende herşeye karşı vurdumduymaz olup idarecilerimize methiyeler yazmak istiyorum
avazım çıktığı kadar durmak yok bende sizinle beraber yola devam demek istiyorum
acaba bena ne oluyor sizce hastalıklarımdan kurtulup demokratikleşiyormuyum

Gönderen ali mufit zaman: 16:49

https://esterinkisi.blogspot.com/2012/0 ... ayesi.html
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Cevapla

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir