CUMHURİYETİN DOSTLUK ELİ; TÜRKİYE’YE YERLEŞTİRİLEN GÖÇMENLER Dr. Fulya D.Karakoç

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6148
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: CUMHURİYETİN DOSTLUK ELİ; TÜRKİYE’YE YERLEŞTİRİLEN GÖÇMENLER Dr. Fulya D.Karakoç

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 25 Eki 2020, 17:30

1934 Göç Yasası kapsamında Bulgaristan’dan Türkiye’ye gelen ve gelecek olan göçmenler “İskanlı Göçmen” statüsüne alınarak tamamına devlet elinin uzatılması sağlandı. Çıkarılacak vizelerin de “serbest göçmen” yerine “göçmen” vizesi olarak verilmesi kararlaştırıldı.58

Göçmenlere yardımın finansmanı için Mashall yardım planı çerçevesinde A.B.D.’nden 30 Milyon TL gönderilmişti. Diğer yabancı devletlerden gelen yardımların toplamı ise 250 Bin TL’dir. 1950-60 Yılları arasında göçmenlerin yerleştirilmesi faaliyetlerinin finansmanının %28’i bu kaynaklarla karşılanmıştır.59

Göçmenlerin tüm mal varlıklarını geride bırakarak yoksul bir şekilde Türkiye’ye gelmek zorunda kalması üzerine yardım komiteleri kurulmuş, nakdi ve ayni yardım toplanmış; bu çalışmalar Göçmen ve Mülteciler Türkiye Yardım Birliği adıyla düzenli hale getirilmiştir.60 Bu yolla yurt içinden 252.537 TL, yurtdışından 9.188.054 Tl toplam 9.438.851 TL olmak üzere nakdi, ve yine yurt içi ve dışından yiyecek, içecek, battaniye, yatak, yakacak, hububat, ders malzemesi olmak üzere toplam 5 milyon Tl değerinde ayni yardım yeni gelen halka ulaştırılmıştır. Destek sağlayıcılar arasında aynî yardımla Amerikan Ekonomik İşbirliği İdaresi (The U.S. Economic Cooperation Administrati- on), teknik destekle Uluslararası Göçmenler Örgütü (International Refugee Organization), tıbbi malzemeyle Dünya Sıhhat Teşkilatı İcra Konseyi, kuru besin malzemesiyle Amerika’da bulunan ve kiliselerin ortak kurumu olan World Council of Churhes de yer almıştır. Ulaşan ya da hükümet tarafından ayrılan yardımların tümü toplamda 85 milyon TL’na ulaşmıştır.61

Bulgaristan’dan Türkiye’ye gelen göçmenlere en büyük yardım Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti eliyle yapılmıştır. Bu kapsamda, kurulan misafirhanelerde bir süre ağırlanmalarının ardından, sağlık hizmetleri, iskan bölgelerine nakilleri ve geldikleri yerlerde bazı acil ihtiyaçları karşılanmıştır. Göçmenler önce 1934’de yürürlüğe girmiş olan 2510 sayılı İskan Kanunu’na tabi olmuştur. Göçmenler için iskan sahası olarak seçilen batı illerindeki 40 valiliğin cevaplarında 7.211 çiftçi ve 1117 sanatkarın ailesi olmak üzere yaklaşık 41bin kişilik iskan müsaitliği yer alınca; konunun valilikler yoluyla değil, resen ve hükümetten çözülmesine karar verilmiş, 40 ilde toplam 32.446 ailenin yerleştirileceği düzenleme yapılmıştır.62

Göçmenlerin yaşayacağı meskenler hazırlanırken bir yandan da kendilerinin bir an önce üretici konuma geçmelerini sağlayacak uygulamalara başlanmış, bu kapsamda İş ve İşçi Bulma Kurumu tarafından göçmenlerin iş ve sanat durumlarının tespitine, iskan edildikleri yerlerde topraklandırılmalarını sağlamak üzere çalışmalara başlanmıştır. Çiftçiyi Topraklandırma Kanununun uygulandığı yerlerde toprak komisyonlarına bu görev verilmiş, ihtilafa konu teşkil etmemek üzere devlete ait topraklardan dağıtım yapılmış ve yerli halkın ihtiyaçları da imkan nisbetinde göz önüne alınmıştır.63



57 Çolak, a.g.m., s.128; Krş. Ayın Tarihi, Nr.204, Kasım 1950, s.37.58 Bilal Şimşir, Bulgaristan Türkleri, İstanbul, 1986, ss.225-226.
59 Çolak, a.g.m.; Krş. Cumhuriyet, 10 Ocak 1951; Oral Sander, Balkan Gelişmeleri ve Türkiye(1945-1946), Ankara, 1969, s.80.
60 Çolak, a.g.m., s.130; Krş. Prof. Dr. Ali Tanoğlu, “Bulgaristan Türklerinin Son Göç Hareketi (1950-1951), İ.Ü. İktisat Fakültesi Mecmuası, C.14, İstanbul, Ekim 1952-Temmuz 1953, s.141.
61 Çolak, a.g.m.; Krş Oral Sander, a.g.e. ss.80 ve 148; Krş. Cumhuriyet, 2 Şubat, 4 Temmuz, 21 Ekim 1951.
62 Çolak, a.g.m.; Krş. Tanoğlu, a.g.m., ss. 128-161. Sayfa 13 / 20
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6148
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: CUMHURİYETİN DOSTLUK ELİ; TÜRKİYE’YE YERLEŞTİRİLEN GÖÇMENLER Dr. Fulya D.Karakoç

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 25 Eki 2020, 17:38

BULGAR ZULMÜNDEN KAÇAN SOYDAŞLAR: 1989-1990 SOYDAŞ GÖÇÜ
BELGE 3.png
BELGE 3.png (747.41 KiB) 149 kere görüntülendi
Bulgar hükümetinin 20. yüzyılın başlarından itibaren uyguladığı baskı ortamı, şiddet ve zulüm siyaseti altında soydaşlarımız ezilmeye ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmeye başlamıştır. Müslüman-Türk halkının gelenek ve göreneklerini, dini inanç ve sünnet gibi tüm adetlerini yasaklayan Komünist Bulgar Rejimi; 1984-1985 yıllarında Türkçe yer adları ve kişi isimlerinin değiştirilmesi gibi çok daha ağır uygulamalara başlamıştır. Her an Bulgar kolluk kuvvetlerinin denetimine tabii tutularak çok zor bir yaşam süren soydaşlar, bu olumsuzluklara dayanamayarak vatan saydıkları topraklarından vazgeçmek; göç etmek zorunda kalmışlardır. (Fotoğraflar; Bursa Göç Tarihi Müzesi)


1990 yılı sonunda Türkiye sınırına kadar günlerce zor şartlar altında yol almış, 100.000’i Razgrat ve Kırcaali sancaklarından olmak üzere, toplam 212.688 kişi Anadolu topraklarına ulaşmıştır. Bunların 52.997’si Bursa’ya yerleştirilmiştir.


Yugoslavya’dan Gelen Göçmenler


1923-1933 Yılları arasında Yugoslavya’dan 26.120 aile toplam 108.179 kişi Türkiye’ye serbest göçmen olarak gelmiştir. 1934-1940 aralığında ise 5.894 kişi iskânlı olarak yerleştirilmiştir, 1934-1947 sürecinde 3.139 kişi serbest göçmen olarak topraklara girmiş olup bunun 2.277 kişilik kısmı 1936-47 aralığında gerçekleşmiştir.64

Yugoslavyadan yapılan göçlerin nedenleri arasında, Türk evlerinin mahremiyetine saygı duyulmaması, Türk olmayan unsurların ve komünistlerin evlere mecburi kiracı olarak yerleştirilmesi, kıyafetlere müdehale edilmesi, hanımların örtülerine yasaklama getirilmesi, okullarda komünist propaganda yapılması, Slavlarla zorunlu evlilik yapılmasının istenmesi ve Türklerin Slav köylerine zorunlu iskanı sıralanabilir. Ayrıca dini tatillere saygı gösterilmemesi, camilerin kapatılması ve depo olarak kullanılması, camiye gidenlerin hapsedilmesi,dini okulların kapatılması gibi din hürriyeti alanındaki sebepler de bunlara eklenebilir.65

Ekim 1968’de Avrupa Konseyi İskân Fonu İdare Meclisi ve İdare Komitesi toplantısında Köy İşleri Bakanlığınca sunulan verilere göre 1952-1967 yılları arasında 175.392 kişi serbest göçmen olarak Yugoslavya’dan Türkiye’ye gelmiştir. Aynı dönemde Türkiye Göçmenler ve Mülteciler Dernekleri Federasyonu tarafından Yugoslavya’dan gelen göçmenlere ilişkin konuları içeren metin Türkiye Hükümetine sunulmuştur.66 1950-1967 Aralığında Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Türkistan ve diğer ülkelerden toplam 176 bin kişi gelmiş olmasına karşın sadece Yugoslavya’dan 175- bin kişi göç etmiştir.67 Üstelik 1967 Sonrası da buradan gelişler devam etmiştir ve 1952-1975 aralığındaki sayının toplam yaklaşık 296 bin olduğu ve 1990’ların ortalarında ise 350 bine ulaştığını ifade eden araştırmalar bulunmaktadır.68

Cevat Geray, Köy Hizmetleri Bakanlığı kayıtlarına dayanarak 1953-1960 aralığında Yugoslavya’dan Türkiye’ye 151.889 kişi göç ettiğini saptamıştır. Boşnak kaynakları da Karadağ ve Sancak’dan da aynı dönemde önemli göç geldiğine işaret etmektedir. (Sadece Sancak’tan 13.074 kişi gelmiştir.) Burada belirtmek gerekir ki, Belgrad yönetiminin Stalin etkisindeki dönemde Türkler, Türkiye’nin 5. kolu olarak görülmüş, yoğun baskı altında tutulmuş Türkçe konuşma ve yayın yasaklanmış, bazıları idam edilerek Türk toplumu korkuya sevk edilmişti. Bunun ardından 1948 nüfus sayımında bölgedeki Türkler kendilerini Arnavut olarak kaydettirmiş daha sonra da bölgeden Türkiye’ye yapılan göçlere katılmışlardır.69
Ortak kültürel geçmişin varlığı ve Müslüman ülke olması nedeniyle Türkiye, Bosnalılar tarafından güvenli bir ülke olarak algılandığından çoğunluğu kadın ve çocuk olan göçmenlerin tercihi olmuştur.



63 Çolak, a.g.m., ss.136-137; Krş. Cumhuriyet, 20 Ekim 1950, 14 Ağustos 1951, Tanoğlu a.g.m., s.158.
64 Ağanoğlu, “1687’den…”, s.3940; Krş. M. De Vergottini, Göçmen Hareketleri, Çev. Nüzhet Yakut, Ankara, 1949, s. 57.
65 Aynı yer.
66 Ağanoğlu, “1687’den…”, s.3940; Krş. Naim Öktem, “Rumeli Türklerinin Dilekleri”, Türk Dünyası Dergisi, S.9, İstanbul, 1968, s.47.
67 Ağanoğlu, “1687’den…”, s.3941; Krş. Şerafeddin Yücelden, “Yugoslavya’dan Sessiz Türk Göçü”, Türk Dünyası Dergisi, S.11, İstanbul, 1968, ss.12-16.
68 Yusuf Sarınay, “Cumhuriyet Döneminde Balkan Ülkelerinden Ankara’ya Yapılan Göçler”, Yeni Türkiye Rumeli ve Balkanlar Özel Sayısı, S.69, Mart Haziran 2015, Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, s.4065; Krş. Şerafeddin Yücelden, “Yugoslavya’dan Sessiz Türk Göçü”, Türk Dünyası El Kitabı, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1976, s.1094.
69 Baklacıoğlu, a.g.m., ss.201-202; Krş. F.Shehu ve S. Shehu, Ethnic Cleansing of the Albanians Territories 1953-1957, Dukagjini, Priştine, 1994, s.30; C. Geray Türk İktisadi Gelişme Projesi, Türkiye’den ve Türkiye’ye Göçler ve Göçmenlerin İskanı 1923-1961, SBF Maliye Enstitüsü, Ankara, 1962, Ekler; Nucan Özgür, Fahri Kaya ile yapılan röpor- taj, Üsküp, Ağustos 1998; E. Musovic, “O Posleratinim Migracijama Sancackih Muslimana u Tursku i Makedoniju”, Institut za İstoriju u Sarajevo, 1990, s.456.
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6148
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: CUMHURİYETİN DOSTLUK ELİ; TÜRKİYE’YE YERLEŞTİRİLEN GÖÇMENLER Dr. Fulya D.Karakoç

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 25 Eki 2020, 17:46

Romanya’dan Gelen Göçmenler

1923-1938 Yılları arasında Türkiye’ye Romanya’dan 75.771’i iskânlı olmak üzere toplam 113.710 kişi göç etmiştir. Bunların önemli kısmı 4 Eylül 1936’da imzalanan ve Dobruca’daki Türklerin tamamının beş yıl içinde Türkiye’ye göçürülmesini içeren anlaşma çerçevesinde gelmiştir.70 Romanya’dan göçler daha sonra kısmen azalmış, 1939-1960 aralığında 3.576’sı iskânlı olmak üzere 7.631 kişi gelmiştir.71 Bu arada Arnavut demograf Hakif Bajrami, 1953-1966 yılları arasında Türkiye’ye 412 bin kişi göç ettiğini belirtir.

Çağdaş Süreçte Yaşanan Göç Hareketleri


Yugoslavya’nın ayrışmasından sonra Sırpların yol açtığı iç savaş sonrasında Türkiye Cumhuriyeti, 1992-95 Bosna savaşı sırasında 20 bin Bosnalı ve 1998-99 Kosova savaşı sırasında 17.746 Kosovalıya mülteciye geçici sığınma hakkı tanımıştır. Bu kişilerin Türkiye’deki yakınlarının yanında bulundukları süreç, Boşnak ve Arnavutlarla bir arada bulunmalarının getirdiği farkındalıkla Yugoslavya göçmenleri arasında hemşehriliğin ve etnik kimliklerin tanınmasını getirerek göçmen kimliğinin gözden geçirilmesine neden olmuştur.72

İkinci bin yılın başlarında Türkiye daha çok dış göç alan ülke olarak tanımlanmaya başlamıştır. Türkiye’nin aldığı dış göç, işçi, profesyonel, yabancı öğrenci, emeklilerden ve hedef ülkeye geçmekte başarısız olarak kalanlardan ve sığınmacılardan oluşmaktadır. 2011-2014 aralığında sayıları 2 milyonu aşmış olan Suriyeli mülteciler de buna kitlesel sığınmacılar olarak eklenmiştir. Bu, daha önce değinildiği üzere, Türkiye’nin karşılaştığı ilk örnek değildir. 1989’daki komünizm çöküşü öncesi Bulgaristan gelen Türk ve Pomak kökenliler; ardından 1991’de Saddam Hüseyin ve ordusundan kaçan çoğunluğu Kürt yaklaşık yarım milyon Iraklı kitlesel sığınmada bulundu. Türkiye Cumhuriyeti gelenlere cömert davranmış, insani yardım ve empati duygusuyla yaklaşarak sınırlarını açmış, topluma uyumlarını desteklemek üzere politikalar üretmiştir. Etnik olarak soydaş olarak kabul edilen sığınmacıların vatandaşlık hakkı alması için hızla gereken yasal düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Üstelik bu konularda uluslar arası desteğe başvurulmamıştır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği dahi süreçte kayda değer bir katkıda bulunmamıştır. Sadece Irak göçmenleri için ulusal güvenliğe tehdit oluşturabileceği yaklaşımı nedeniyle sınır kapılarının açılmaması için direnç gösterilmiştir, alternatif çözüm olarak ise güvenli bölge uygulaması yürürlüğe konulmuştur.73



70 Sarınay, a.g.m., s.4065; Krş. H. Yıldırım Ağanoğlu, Osmanlı’dan Cumhuriyete Balkanlar…, s.332 vd.
71 Ağanoğlu, “1687’den…”, s.3943.
72 Nurcan Özgür Baklacıoğlu, “Yugoslavya’dan Türkiye’ye Göçlerde Sayılar, Koşullar ve Tartışmalar”, Türkiye’nin Göç Tarihi: 14. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Türkiye’ye Göçler, Der. M.M. Erdoğan ve A.Kaya, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2015; s.197; Krş. M. Gümüş, “Türkiye’nin İltica ve Göç Alanındaki Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Eylem Planı”, Stratejik Gündem, USAK, Ankara, 2006, s.14; K.Kirişçi, “Turkish Asylum Policy and Human Rights : Adjusting to International Norms and EU Accession Requirements”, Kabasakal-Arat (Der.), Human Rights Policies and Prospects in Turkey, University of Pennsylvania Press, 2007.



73 Kemal Kirişçi ve Sema Karaca, “Hoşgörü ve Çelişkiler: 1989, 1991 ve 2011’de Türkiye’ye Yönelen Kitlesel Mültecş Akınları”, Türkiye’nin Göç Tarihi: 14. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Türkiye’ye Göçler, Der. M.M. Erdoğan ve A.Kaya, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2015; s. 297; Krş. A. İçduygu ve D.B.Aksel, “Turkish Mıgration Poli- cies; A Critical Historical Retrospective”, Perceptions, 18 (3), 2013.
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6148
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: CUMHURİYETİN DOSTLUK ELİ; TÜRKİYE’YE YERLEŞTİRİLEN GÖÇMENLER Dr. Fulya D.Karakoç

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 25 Eki 2020, 17:50

Suriyeli mülteciler durumu biraz daha farklı seyretmiştir. 2011 Yılı Nisan ayından itibaren Suriye yönetiminin muhalefete baskısının artması sonucu küçük gruplar halinde Suriyeli mülteci girişleri başlamış, senenin sonunda Türkiye Cumhuriyeti Suriye yönetimiyle diplomatik ilişkilerini kopararak muhaliflere destek olmaya başlamıştır. Bu politikada beklenti Suriye yönetiminin kısa sürede çökmesi ve daha demokratik bir ortama geçilmesi olduğundan, geçici olarak misafir edilen Suriyelilerin geri dönerek Türkiye’nin gönüllü elçileri haline gelmesi öngörülmüştür. Ancak beklentilerin gerçekleşmeyip ülkenin savaş ortamına girmesi nedeniyle daha büyük göç dalgalarıyla karşılaşılması söz konusu olmuştur. Iraklı mültecilerde uygulanan yaklaşımın tersine “açık kapı” politikası ile gelişleri desteklenerek geçici koruma sağlanmıştır. Haziran 2014’e gelindiğinde beşte biri mülteci kamplarında, geri kalanıysa zor koşullar altında kentsel yerleşimlerde olmak üzere toplam iki milyon Suriyeli mülteci Türkiye’de bulunuyordu. Bu noktada çok sayıda ve uzun süre kalacak oldukları gerçeği ortaya çıktığından, kalıcı çözüm ve entegrasyona yönelik fikirler tartışılmaya başlanmıştır. Yerel halkın misafirperver yaklaşımı ise tam bu süreçte sayılarının artması ve kamusal hizmetlerin zorlaşması nedeniyle hızla aşınmaya başlamıştır.74

Türkiye Cumhuriyetinin geleneksel uygulaması Türk soyu ve kültürüne mensup kişilerin ülkeye göçünün desteklenmesi yönünde olmuştur. 1934 İskan Kanunu bu yaklaşımı destekler nitelikte zemin hazırlamıştır. 2006’da yasaya getirilen değişiklik bu kapsamı korumanın yanı sıra entegrasyonlarının mümkün olabileceği düşüncesiyle başka mültecileri de kapsam içine alınabilmesini getirmiştir. Bu göç hareketleri soğuk savaşın bitimine dek devam etmiş, etnik olarak Türk olanların yanı sıra Arnavutlardan Tatarlara kadar yaklaşık 1,6 milyon kadar çeşitli etnisite den ama genellikle Müslüman ve eski Osmanlı topraklarında yaşamış olan insanı da kapsamıştır.75

1989’da Bulgaristan’dan gelen göç sırasında Türkiye yönetimi kalıcı çözüm ve yerel entegrasyon imkanı sunmuş, üstelik bu hizmetleri sırasında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komisyonuna da başvurmaksızın bunları gerçekleştirmiştir. Oysa Cenevre Sözleşmesi Avrupa dışındaki olaylardan kaynaklanan göçleri mülteci kapsamına almamakta, geçici koruma sağlamaktadır. Soğuk Savaş dönemi boyunca Sovyet Bloku ülkelerinden gelen göçmenler geçici olarak Türkiye’de bulunmuş ve batılı ülkelere yerleştirilmişlerdir. Bulgaristan'dan gelen büyük göç dalgası buna önemli bir istisna teşkil etmiştir.76

2013 Yılı Nisan ayında Yabancı Uyruklu Kişiler Kanununda yapılan köklü değişiklikler sonrasında ilk ve geniş kapsamlı sığınma yasası yürürlüğe girmiş ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından yönetilecek olan gelişmiş bir statü belirleme sistemi uygulamaya konmuştur. Bunların yanı sıra kitlesel mülteci akınlarına açıkça yer verilmiş ve geçici koruma imkanı öngörülmüştür. Daha önemli bir nokta mülteci olarak değil soydaş olarak görülmüş olmalarıdır.

1934 İskan Kanunu göçmenlere hızla vatandaşlık verme yaklaşımında olup ilaveten arazi, besi ve çiftlik hayvanları, tarım aletleri ve kredi tahsisi sağlanmasını içeriyorken; tüm bu hükümler 1970’lerin başlarında kaldırılmıştır. Yakın zamanda, bu yaklaşım yeniden yürürlüğe girmiş ve kanun hem vatandaşlık kazanımı teşvik edilmeye hem de kolay konut kredisi alımı, motorlu taşıtları gümrüksüz getirme gibi desteklemeleri de içerir hale getirilmiştir.77


74 Kirişçi ve Karaca, a.g.m., ss.298-299.
75 Kirişçi ve Karaca, a.g.m., s. 299.
76 Kirişçi ve Karaca, a.g.m., s.300
77 Resmi Gazete, 29.06.1989.
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6148
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: CUMHURİYETİN DOSTLUK ELİ; TÜRKİYE’YE YERLEŞTİRİLEN GÖÇMENLER Dr. Fulya D.Karakoç

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 25 Eki 2020, 18:01

Sonuç

Cumhuriyet, devraldığı konuksever uygulamaları, çağdaş sosyal gelişmeleri dikkate alan, insan odaklı yaklaşımı ilke edinerek son derece başarılı bir biçimde yürütmüştür.

1. “Memleketin nüfusu şayan-ı teessüf bir derecededir. Zannederim ki bütün Anadolu halkı sekiz milyonu geçmez. Şimdi biz bunu telafi etmek istiyoruz. .. hudud-ı milliye haricinde kalan, aynı ırk ve harstan olan anasırı da getirmek ve onları da müreffeh bir halde yaşatarak nüfusumuzu tezyid etmek lazımdır… bence Makedonya’dan ve Garbi Trakya’dan kâmilen Türkleri buraya nakletmek lazımdır.” Atatürk ulusal sınırlarımız dışında kalan topraklardan kültürel bağımız olan göçmenleri Türkiye’ye kabul edip, onların “müreffeh” bir şekilde yaşatmayı amaçlamıştır. En başta Lozan görüşmeleri sırasında Yunanistan’da kalan ve güç koşullarda yaşayan soydaşlarımızın (mübadillerin) uluslar arası bir anlaşmayla Türkiye’ye getirilip yerleştirilmeleri önemli bir başarıdır. 12 Ocak 1934 Tarihinde Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’yı Nobel Barış Ödülüne aday göstermek üzere bir mektup gönderen Venizelos’un gösterdiği gerekçe anlamlıdır. Bu mektupla Mustafa Kemal Paşa’nın barış için “yeni ve vahim tehlikeler ortaya çıkaracak, hoşgörüden yoksun ve istikrarsız bir ortamda hasımlarıyla birlikte olmayı başararak” ne denli barışçıl olduğuna işaret edilmektedir.

Cumhuriyetin kazanımları bağlamında göç ve göçmen siyasetinin temellerinin atılması Atatğrk döneminin “Dünyada Barış” ilkesine dayalı dış politikasının da uygulanması ile ilgilidir. Gerek Yunanistan’da gelen mübadil göçmenler, gerek Bulgaristan’da baskı altında başlayan göçler, gerekse Romanya sahasında yaşayan Dobruca’daki Türklerin göçürülmesi gibi karşı tarafın yarattığı siyasal sorunlar olmasına karşın Atatürk’ün Cumhuriyetinin ikili anlaşmalar yaparak soruna ılımlı (mutedil) bir biçimde yaklaşıp göç hareketini yönetmesinin sağladığına tanık oluyoruz. Örneğin; mübadil konusu hem Türk-Yunan İkili Anlaşması hem de Lozan Barış Anlaşması kap- samında karara bağlanmış, göç hareketi bu uluslararası anlaşmalar bağlamında uygulamaya dökülmüştür. Cumhuriyetin ilanından sonra Bulgaristan’da Türklere yönelik baskı uygulanması ardından yaşanan göç dalgası ise 18 Ekim 1925’de Ankara’da Türk-Bulgar İkamet Sözleşmesi imzalanmasıyla normalleştirilen bir boyuta taşınıyor. Bu süzleşme göçlere engel çıkarılmaması, göçmenlerin taşınır mallarını götürebilmeleri ve taşınmaz mallarını tasfiye edebilmelerini içermekteydi. Böylece ilk kez Bulgaristan’dan Türkiye’ye gerçekleşen göçler Atatürk Cumhuriyetinin siyaseti iyi bilen sağduyulu yaklaşımı ile belirli bir düzen içine sokuldu. 1923-1938 Yılları arasında Romanya’dan Türkiye’ye 113.710 göçmen gelmişti. Bunların önemli bir kısmı 4 Eylül 1936’da imzalanan ve Dobruca’daki Türklerin tamamının beş yıl içinde Türkiye’ye göçürülmesini içeren anlaşma çerçevesinde geldi.

2. Atatürk döneminde Türkiye Cumhuriyeti göçmen kabulünü titiz bir örgütlenme içinde düzenlemiş ve başarıyla uygulamıştır. Bu siyaset elbette Cumhuriyetin önemli bir kazanımı ve göçmen konusuna değerlilik felsefesine uygun bir yaklaşımı olarak hep sürdürülmesi gereken bir olgu olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda göçmenlere yönelik başlangıçta aşağıdaki düzenlemeler yapılmıştır.

a. İmar ve İskan Vekaleti kurularak İskan yasası çıkarılmıştır. Ayrıca Dahiliye Veka- letine bağlı olarak İskan Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Bu bağlamda göçmenlerin iskanına yönelik eleştiriler de değerlendirilmiştir. “Görevlilerin yetersizliği, bürokratik mekanizmanın Osmanlı bürokrasisinin uygulamalarına benzediği” saptanmıştır. 1935 Yılında İskan Genel Müdürlüğü Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti bünyesine aktarılmıştır. Türkiye göçmenlerin yerleştirilebileceği alanlara bölünerek her iskan alanında alt birim olarak mıntıka müdürlükleri oluşturulmuştur. Bu müdürlüklere bağlı sevk ve ulaşım, iaşe, iskan, tarım birimleri oluşturulmuş, imar mühendisi ve doktor görevlendirilerek yeterli memur ve katip verilmiştir. Yine bu bağlamda 27 Kasım 1923 tarihinde “Muhacirin Misfirleri Talimatnamesi” çıkarılarak tüm ayrıntılar bu yönergeye dahil edilmiştir. Ayrıca Cumhuriyetin Ziraat Bakanlığı fidanlıklara önem vermiş, arazi vergilerinde bağışlama uygulamıştır. Kozacılığı korumak amacıyla önlemler de alınmıştır. Bu bağlamda dut ağaçlarının çürük ve yaşlı olanları dışındakileri yakmak ve pazara naklederek satmak yasaklanmıştır. İpek böcekçiliğinin fennî yöntemlerle yapılması için bir yönetmelik hazırlanmıştır. Ülke tabanında Atatürk’ten başlayarak en alt kademedeki memura kadar giderek bu duyarlılık ve iş yapma isteği kısa zamanda sonuç- larını vermiştir. Mübadillere sağlanan yaşam ortamının kısa sürede onlar tarafından değerlendirildiğini görüyoruz. Örneğin Mudanya Tirilye Belediyesinin 1925 yılında 2.061 Lira olan geliri iki yıl sonra yaklaşık iki misli artarak 5.418 Liraya yükselmiştir.

b. Cumhuriyet Yönetimleri Atatürk’den sonra göçmen sorunuyla karşılaştıkları sıralarda aynı duyarlılık ve yaklaşım içinde olmuşlardır. 1934 Yılında yürürlüğe giren 2510 Sayılı İskan Kanunu zamanla değişime uğrasa da bu yaklaşımın temelini teşkil etmektedir. 1951 Yılından sonra Bulgaristan’dan gelen göçmen dalgası karşısında yeni yaklaşımlar görmekteyiz. İş ve İşçi Bulma Kurumu tarafından göçmenlerin iş ve sanat durumlarının tespitine, iskan edildikleri yerlerde topraklandırılmalarını sağlamak üzere çalışmalara başlanmıştır. Çiftçiyi Topraklandırma Kanununun uygulandığı yerlerde toprak komisyonlarına bu görev verilmiş, ihtilafa konu teşkil etmemek üzere devlete ait topraklardan dağıtım yapılmış ve yerli halkın ihtiyaçları da imkan nisbetinde göz önüne alınmıştır. Bu bağlamda ülke düzeyinde devlet kuruluşları yanında sivil bir örgütlenmeye gidilerek halkın göçmenlere yaptığı yardımlar toplanmış ve dağıtılmıştır. (Göçmen ve Mülteciler Türkiye Yardım Birliği) 1950’li yıllarda ayrıca komünist ideoloji ile halkına yaklaşan ve bir bakıma etnik arındırma yapan Bulgaristan’ın bu tutumuna karşı Batı dünyasının kuruluşlarından da destek sağlanmıştır. Destek sağlayıcılar arasında aynî yardımla Amerikan Ekonomik İşbirliği İdaresi (The U.S. Economic Cooperation Administration), teknik destekle Uluslararası Göçmenler Örgütü (International Refugee Organization), tıbbi malzemeyle Dünya Sıhhat Teşkilatı İcra Konseyi, kuru besin malzemesiyle Amerika’da bulunan ve kiliselerin ortak kurumu olan World Council of Chur hes de yer almıştır.

c. 1934 İskan Kanunu göçmenlere hızla vatandaşlık verme yaklaşımında olup ilaveten arazi, besi ve çiftlik hayvanları, tarım aletleri ve kredi tahsisi sağlanmasını içeriyorken; tüm bu hükümler 1970’lerin başlarında kaldırılmıştır. Yakın zamanda, bu yaklaşım yeniden yürürlüğe girmiş ve kanun hem vatandaşlık kazanımı teşvik edilmeye hem de kolay konut kredisi alımı, motorlu taşıtları gümrüksüz getirme gibi desteklemeleri de içerir hale getirilmiştir.

3. İkinci bin yılın başlarında Türkiye daha çok dış göç alan ülke olarak tanımlanmaya başlamıştır. Türkiye’nin bu yakın dönemde aldığı dış göçler, işçi, uzman, yabancı öğrenci, emekli gibi unsurlarla hedef ülkeye geçmekte başarısız olarak kalanlardan ve sığınmacılardan oluşmuştur. 2011-2014 aralığında sayıları 2 milyonu aşmış olan Suriyeli mülteci de kitlesel sığınmacı olarak bu tabloya eklenmiştir. Bu göçler, daha önce değinildiği üzere, Türkiye’nin karşılaştığı ilk örnekler değildir. 1989’daki komünizm çöküşü öncesi Bulgaristan gelen Türk ve Pomak kökenliler; ardından 1991’de Saddam Hüseyin ve ordusundan kaçan çoğunluğu Kürt yaklaşık yarım milyon Iraklı Türkiye’ye kitlesel sığınmada bulundu. Türkiye Cumhuriyeti gelenlere cömert davranmış, insani yardım ve empati duygusuyla yaklaşarak sınırlarını açmış, topluma uyumlarını desteklemek üzere politikalar üretmiştir. Etnik olarak soydaş kabul edilen sığınmacıların vatandaşlık hakkı alması için hızla gereken yasal düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Üstelik bu konularda uluslar arası desteğe başvurulmamıştır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği dahi süreçte kayda değer bir katkıda bulunmamıştır. Sadece Irak göçmenleri için ulusal güvenliğe tehdit oluşturabileceği yaklaşımı nedeniyle sınır kapılarının açılmaması için direnç gösterilmiş, alternatif çözüm olarak ise güvenli bölge uygulaması yürürlüğe konulmuştur.

Ancak Suriyeli göçmenler meselesinde Cumhuriyetin ilk dönemlerinde olduğu gibi muhacirlerle halkı bütünleştiren ve kısa sürede onları entegre eden bir yaklaşım gözlenmiyor. Bu konuda elbette Suriye’de barış sağlandığı takdirde bir kısım göçmenin kendi topraklarına dönme ihtimali var. Ama yine de Suriyeli göçmen toplumu üzerinde Tubitak gibi kuruluşların ve üniversitelerin de katkısıyla ciddi çalışmalar yapıp, onların dışlanmış bir toplum haline dönüştürülmemeleri, gelenek- sel Türk konukseverliği içinde yan yana yaşamalarına ortam hazırlanması gerekli görülmektedir.



Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Cevapla

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir