Mudanya’da Mübadelenin Kökeni ve Kültürü Fulya Düvenci Karakoç Funda Düvenci Tunçdöken

Girit Konulu Dergiler
Cevapla
Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6148
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Mudanya’da Mübadelenin Kökeni ve Kültürü Fulya Düvenci Karakoç Funda Düvenci Tunçdöken

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 19 Eki 2020, 18:51

Mudanya’da Mübadelenin Kökeni ve
Kültürü

Fulya Düvenci Karakoç* Funda Düvenci Tunçdöken


Giriş

Mudanya’nın Giritlilerini, Girit’in Mudanyalılarını tarih ve halk- bilimi metodolojisiyle çalışmak, bir yandan literatür ve ulaşılabilen yeni belgeler, bir yandan hem Girit hem Mudanya’da saha çalışmaları ve sözlü tarih araştırmaları ile yıllara yayılı olarak gerçekleştirilen bir proje olup, hem sosyal bilimlerin farklı iki disiplinini hem de Güney Marmara sahil coğrafyasında duymaya alışık olunan Rumca yer ve yemek isimlerini en eski sahipleriyle buluşturmak ve unutul- maya yüz tutmuş hikayelerini ortaya koymak bakımından anlam taşımaktadır.
Bu kapsamda Girit’e seyahat, orada yayınlanmış Osmanlıca belgelere ulaşmayı sağlarken; Mudanya’da saha araştırmasında izlerini bulacağımız Rumca kalıntıların o topraklardaki Tükçe izdüşümlerine erişmeyi de mümkün kılmıştır. Araştırmanın Bursa ayağında çok sayıda Girit kökenli Mudanyalı aileye konuk olmak ve kimi neşeli kimi hüzünlü hikayelerine kulak vermek de sosyal bilimlerin insana dokunduğu güzel örnekler olarak belleklerde yerini almıştır.
Çok sayıda mübadil veren ve alan Mudanya’da sözlü tarih görüşmeleri ile ortaya konan unsurları iki başlık altında toplamak mümkündür. Bunlardan ilki, kalanların yani kendini bildi bileli komşuluk ettiği Anadolu Hıristiyanlarının doğdukları topraklardan ayrılmak üzere bindiği gemileri teknelerle açıklara kadar uğurlayan Müslüman halkın, gidenlere dair anlattıkları ve bu anlatılanların bu- günkü Yunanistan ve Girit Adası halkındaki izleridir. İkincisi ise, inanışı buradakilerle aynı ancak konuştukları dil farklı olan yeni ge- lenlerin getirdikleri yaşam biçimleri ve bunların yine sözü edilen topraklarda kalan izleridir. İki başlığın birleşme noktası, Tirilye’nin Zeytinbağı adına direnmesinde, Plotanya, Manikoz gibi yöre isimlerini hala kullanmayı sürdürmesinde, “biz böyle yaparız” diye anlattıkları ortak hale getirdikleri yemeklerinde, Girit’te rastladığımız taksi şöförünün maşallah demeyi büyükannesinden bu yana sürdürdüklerini kıvançla anlatmasında ortaya çıkan ortak kültürdür.
Bu çalışma, adada bir Osmanlı toplumsal yapısının “oluşum”, ardından da mübadelenin gerekli hale geldiği toplumsal “çözülme” süreçlerine kaynaklar ışığında ve çok yönlü olarak odaklandıktan sonra, Mudanya’da Girit’ten gelen kültürel öğelere işaret etmeyi hedeflemiştir.

Girit’te Osmanlı Halkı Nasıl Oluştu?


Girit’teki Anadolu insanı varlığı, kuşatma ve sonrası süreçte Osmanlı yönetiminin kararıyla yerleştirilen yeniçerilerden ibaret olarak kabul edilegelmiştir. Adıyeke, konuyla ilgili araştırmalarında adadaki Müslüman nüfus varlığının, adanın ilk kuşatılması ve Hanya ile Resmo’nun ele geçirilmesi tarihi olan 1645’den başlayarak 1720’lere dek süren kitlesel din değişikliklerine dayandığını savunmuş ve şeriyye sicillerinde 17. Yüzyılda çok sayıda bireysel zaman zaman da köylerin toptan (cemhu) din değişikliğini yansıtan kayıtlarını işaret etmiştir.1 Ancak araştırmamız sırasında farkedildi ki, bir kısım kendi isteğiyle gelen ve/veya ailesini de getiren Osmanlı unsurları burada çok güzel bir kültür alışverişi imkanı yaratmıştır ve Girit’teki Müslüman varlığı bir avuç yeniçeriden etkilenmiş olan yerli halkın ihtidasından ibaret olmayıp, uzun süren kuşatma yılları boyunca ve sonrasında Anadolu’dan gelerek buraya yerleşen ve kaynaşarak çoğalan geniş bir topluluktan da ilerlemiştir.2
Bu süreci açıklamak için biraz daha geriye dönerek başlamak uygun olur. Girit’in Osmanlı hakimiyetine geçişinden önce adayı Venedikliler (Latinler) yönetiyordu. Katolik- Ortodoks çelişkisi, Osmanlı öncesi dönemde adada uyumlu bir yaşama engel teşkil etmiş, yanı sıra aynı dönemde Ege ve Akdeniz’deki özellikle Cenevizlilerin denetiminde bulunan adalardan sorunlar çıktıkça Girit’e göçler sözkonusu olmuştur.3 Ardından uzun süren Osmanlı kuşatması ve savaşlar gündeme gelmiştir. Bu süreçte Girit’in yerli Hıristiyan halkından bir kısmı başta Nakşa ve Kaşot olmak üzere diğer adalara göç etmiş ve Ege Denizi’nde adalar arasında nüfus hareketliliği yaşanmıştır.4 Girit seferinden hemen önce 1643 yılı sonunda Kaputan- ı Derya Eyaleti alaybeyilerine ve 1644 yılı başında da sancakbeylerine hüküm gönderilerek ve çavuş, katip, zaim ve tımar erbabının savaş gereçleriyle hazır olmaları istenmiştir.5 Bu bilgi, adaya ilk temastan itibaren çeşitlilik arzeden bir Osmanlı toplumsal yapısının dokunmaya baçlamasını işaret etmek bakımından önemlidir.
Osmanlı Devleti’nin Girit’te aldığı ilk toprak Hanya ardından da Resmo olmuştur. Kandiye’nin ve dolayısıyla adanın tamamının Osmanlı egemenliğine geçmesi ise 20 yıldan çok süren kuşatmanın sonuçlanmasıyla gerçekleşebilecektir. Bu uzun süreçte, tamamı kendi hakimiyetinde olmayan, Akdeniz’in ortasında pek çok saldırıya açık bir noktada, üstelik yaşayan Müslüman Osmanlı halkının da bulunmadığı bu kentlerde Osmanlılar yerleşik düzen kurmaktan çekinmemiştir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşunun tarihi nüfus kalabalıklarının yer ve yurt değiştirip yeni ülkelerde kendilerine vatan kurma faaliyetlerinin tarihi olarak tanımlayan Barkan, Osmanlı Devleti’nin klasik dönemdeki iskan politikasının belli bir plan dahilinde yürütüldüğünü savunur. Buna göre önce boş ve ıssız yerlere dervişler yerleştirip, imar işleri ve devlete bağlılık fikrini yerleşmesi sağlanırdı. Ardından kurulan arazi vakıfları aracılığıyla arazi dökümü yapılır ve toprak denetimi sağlanırdı. Sürgün uygulaması ile de nüfusu çok ve verimsiz topraklardan nüfusu az ve verimli topraklara iskan kaydırılarak dengenin korunması sağlanmaya çalışılırdı. Bu kapsamda hem sürgünlerin seçileceği hem de gönderileceği yerlerin kadılarına haber verilir, yerel görevlilerin seçimine göre hareket edilirdi.6 Ancak insanların yaşadığı yerlerin kendi istekleri dışında değiştirilmesi çok yıpratıcı olabilmekte ve denge kurma hedefi ile yapılmış olan bu tür uygulamalar, toprakların Müslümanlaştırılması için yeterince etkili olmamakta7; üstelik Tekeli’nin ifadesiyle iskan uygulamalarının teknolojik bir sınırı da bulunmakta8 olduğundan ilerleyen süreçlerde uygulama azalmıştır.
Bu nedenle Girit’e de bir zorunlu iskan olarak büyük gruplar götürülmedi ancak Anadolu’nun farklı yerlerinden, farklı sosyal statü ve mesleklerden çok sayıda Müslüman adaya yerleşerek ilk yıllar- dan itibaren Müslüman toplum düzeni kurdu. Adada yaşayan Hıristiyan halk ile iletişim kurabilmek için öğrendikleri Rumca, daha sonra adada konuşulan yegane dil haline geldi. Adanın Osmanlı hakimiyetine geçişinin ardından Hıristiyan halkın bir kısmı yerlerine geri döndü. Yerli Hıristiyan halk ve Müslüman azınlık uyum içinde yaşamaya başladı.
Osmanlı’nın adanın tüm hakimiyetini ele geçirmeyi beklemeksizin kurduğu sosyal, idari ve iktisadi hamleler bu yeni yapının oluşmasında son derece önemlidir. Önce liva (sancak), nahiye ve köy yapılanmalarına gidildi. Bu kapsamda Resmo sancağı ve Milopo- tama, Amari, Ayvasil nahiyeleri örgütlendi. Ayrıca Resmo sancağındaki adli ve beledi işler ile merkezi yönetimle yapılan yazışmaları yürüten bir de kaza (kadılık dairesi) oluşturulmuştu. Resmo’ya ilişkin en eski Şer’iyye Sicil defterlerinin (1647-1657) kayıtları toplam 1066 belge, 8 berat (işe başlama evrakı), tümü ver- gilendirmeyle ilgili olan 4 kanunname, 12 tahrir, 67 buyruldu (üst makamdan gelen emir), 33 tezkire (resmi makamlar arası yazışma),
51 temessük (borç alacak kefalet arazi tasarrufu ile ilgili vesika) ve
27 mürasele (kadılar ve kazaskerler arası yazışma ya da nahiyelere gönderilen yazışmalar) ve mahkeme kararlarını içermekte9 ve bize adada kurulan yeni düzenin ilk günden itibaren etkili biçimdeki işleyişini işaret etmektedir.
İdari ve adli düzenlemelerle eşzamanlı biçimde tahrir işlemi ile topraklar da detaylı kayıt altına alınmıştır. 1651 Yılında Resmo sancağına ait köylerin tahrir kayıtlarında hane sayısı 4-110 arasında değişen 59 köy ve toplam 2073 hane bulunmaktaydı. Ortalama hane nüfusunun 5 kişi olduğu düşünülürse bu veri 10.000 kişilik bir kırsal kesim yerli nüfusuna işaret etmektedir.10
Osmanlı yönetimi adanın ilk idari örgütlenmesi sırasında kimi toprakları “hâss-ı hümâyun”(Padişah hassı) statüsüne sokarak (Rustika, Zuridi, Artos köyleri, vb) gelirlerini Osmanlı sarayına tahsis etmişti. Bazı topraklar ise dirlik olarak düzenlenmiş ve Anadolu’dan gelen, muhtemelen kuşatmaya katılan kişilere kimi köyler dirlik olarak tahsis edilmişti. Örneğin, Resmo sancağının korumasına Aksaray Sancağı Alaybeyi Ahmet Ağa ile sipahilerden Mustafa Bey, Ali Bey, Hüseyin Bey, Mehmed Bey ve Hamza Bey görevlendiril- mişti.11 Görüldüğü gibi Girit’e kapıkullarının yanısıra, Anadolu Türk kökenli kişiler de gelip yerleşmişti. Resmo sicillerinde “bey” sanını taşıyan birçok sipahinin bulunması bu kişilerin daha sonra adada kaldıklarını göstermektedir.
Ayrıca bu ilk kayıtlarda, farklı köylerde çok sayıda “beşe” sıfatlı yeniçeri ve yine çok sayıda “bey”, “ağa” sıfatlı ya da sipahi kökenli Müslümanların bulunduğu görülmektedir. Bilindiği gibi ağa sıfatı, zeamet sahibi Osmanlı askerleri için; “bey” sanı da tımar erbabı için kullanılmaktadır. Ayrıca “dizdar” (kale komutanı), “miralay” (alay bey) gibi başka askeriler ve “Yahya Efendi” gibi ulemadan kişilerin ve “çelebi” gibi kalemiye sınıfının da kayıtlarda yer aldığı görülmektedir. Farklı yerleşim alanlarında “Anadolu sipahilerinden Abdullah Bey”, “Aksaray Sancağından Abdullah Çelebi”, “Resmo Kadısı Ahmed”, “Aksaray Sancağı Alaybeyi Ahmed Ağa”, “Rumeli Kethüdası Ahmed Ağa”, “Aksaray’dan Paşa Bey oğlu Ahmed”, “Resmo Voyvodası vekili Ahmed Bey”, “Çorum’dan Ahmed Bey”, “Çorum Miralayı Ali Ağa”, “Karasi Miralayı Halil Ağa”, “Karaman Miralayı Halil Ağa”, “Adana Alaybeyi Hasan Ağa”, “Aksaray eski Miralayı Hüseyin Ağa”, “Aksaray sipahisi Hüseyin Bey”, “Akhisar sipahisi Mehmed Bey”, “Hacı Mehmed Ağa oğlu Mehmet Bey”, “Adana’dan Bayram Bey”, “Aksaray Miralayı Osman Ağa”, “Adana’dan Ramazan Bey” gibi isimlere de rastlanmaktadır. Tahrir Defteri kayıtlarında da toprak sahibi “Arnavut Mehmet”, “Foçalı Mehmet” gibi isimler; İstanbul sakinlerinden olup Resmo şehrinde oturan Reis sıfatı nedeniyle kaptan olduğu anlaşılan “Esseyyit Halil” gibi kayıtlar dikkati çekmektedir.12 Çok sayıda kayıttan örnek olarak sunduğumuz bu isimler bize Anadolu’dan Resmo’ya göç ve yerleşmeler olduğunu göstermektedir. Bazı Arab, Bağdadi ya da El-Hac, Boşnak ve Arnavud lakaplı isimlere de rastlanmaktadır. Bunun yanısıra sefer süresinde kadırga ve kalyonlarda ihtiyaç duyulan kürekçilerin temini hazineye maliyetin düşürülmesi amacıyla avarızhane yöntemiyle Osmanlı tebaasının vergi yükümlülükleri arasına konulmuş olmasından hareketle, bu kişilerin de reayadan ya da esnaftan, güçlü kuvvetli erkeklerden seçilerek gönderildikleri söylenebilir. Girit için 1656-1657 yıllarında esnaftan 2.108 kürekçi temin edilmiştir.13 Bu bilgiler Osmanlı illerinden adaya yerleşimler olduğunu göstermektedir. Nitekim fetihten sonra adaya Anadolu’dan nüfus nakilleri yapılarak bir dengeleme siyaseti de takip edilmiş, zamanla adada Müslüman nüfus hızlı bir gelişme göstermiştir.14








* Doç. Dr., fulyaduvenci@yahoo.com
** funda.tunc@outlook.com



1 Nükhet Adıyeke, “Girit Muhacirlerinin Terk-i Mal Etmelerine Dair”, Geç-
mişten Günümüze Göç II, Ed. Osman Köse, Canik Belediyesi Kültür Yayın-
ları, Samsun, 2017, ss. 1109-1110.
2 Fulya Düvenci Karakoç ve Funda Düvenci Tunçdöken, Mudanya’nun Ak-
denizli Konukları: Giritliler, Gaye Kitabevi, Bursa, 2008, ss.21 vd.
3 1382 yılında Tenedos adası sakinleri Girit’e göçe zorlanmıştı. Bu konu hk.
Bkz. W. Heyd, Yakın Doğu Ticaret Tarihi, çev. E. Ziya Karal, Türk Tarih
Kurumu Yayınları, Ankara, 1975, ss.584-585.
4 Cevdet Küçük, Ege Adalarının Egemenlik Devri Tarihçesi, SAEMK Araş-
tırma Projeleri Dizisi 6/2001, Ankara Üniversitesi Yay, Ankara, 2001, s. 54.
5 İdris Bostan, Osmanlı Bahriye Teşkilatı: XVII. Yüzyılda Tersane-i Âmire,
TTK Basımevi, Ankara, 1992, s. 232.
6 Bkz. Ömer Lütfi Barkan, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Bir İskan ve Koloni- zasyon Metodu Olarak Sürgünler”, İ.Ü. İktisat Fakültesi Mecmuası, S. IX, İstanbul, 1951, s.551-552.
7 Bkz. Fikret Babuş, Osmanlı’dan Günümüze Etnik- Sosyal Politikalar Çer-
çevesinde Göç ve İskan Siyaseti ve Uygulamaları, Ozan Yayınları, İstanbul,
2006, s.12.
8 İlhan Tekeli, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Günümüze Nüfüsun Zorunlu Yer
Değiştirmesi ve İskan Sorunu”, Toplum ve Bilim, 1990, s.49.
9 Konularına göre sınıflanmış olan bu kayıtların 12’si köle azadı ya da satışı
konusunda, 8’i vasi tayini konusunda, 6’sı iş akdi konusunda, 75’i ihtida hakkında, 1 vakıf tesisi, 1 vakıfla ilgili karar, 205 nikah akdi, 3 boşanma, 8 nafaka, 1 hıdane (terbiye velayeti), 55 tebenni (evlat edinme), 55 miras da- vası, 1 vasiyet, 6 tereke, 40 borç, 25 sulh ve ibra, 21 hibe, 10 kefalet, 6 rehin akdi, 190 satış (ev, tarla, bağ, arsa, çiftlik, bostanlık, yağhane, değirmen, zeytinlik ile ilgili), 8 hırsızlık (merkep, koyun hırsızlığı, sadece 1 tanesi para ve eşya hakkında), 31 gasp (30 tanesi gayrimenkul tecavüzüne ilişkin), 18 cinayet, 15 zina kaydı bulunmuştur. Vergiyle ilgili kayıtlarsa 5 cizye, 3 ha- raç, 3 öşür kaydından ibarettir. Mustafa Oğuz, Girit (Resmo) Şer’iyye Sicil Defterleri (1061-1067), Marmara üniversitesi Türkiye Araştırmaları Ensti- tüsü Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul, 2002. ss.21-49.
10 Oğuz, Resmo Şeriyye Sicilleri 1061- 1067, kayıt no: 931.
11 Oğuz, Resmo Şeriyye Sicilleri 1061- 1067, kayıt no: 17
12 822 Nolu Resmo Tahrir Defteri’nde s.45 vd. açıklamalı terimler sözlüğünde ağa, alaybey, aşçı, beşe, bey, cebe, cebeci, çelebi, çeribaşı, derviş, dizdar, efendi, hatun, hoca, imam, keşiş, koca(papazlara), kethüda, mirliva, muha- fız, mütevelli, sipahi, şeyh sıfatları geçmekte, adadaki sosyal grupları ve sta- tüleri belirtmektedir. İlk iskan edilen Müslüman nüfus arasında bu kadar çe- şitli zümrelerden insanların olması ilginçtir.
13 Ayrıca kürekçi temin etmekle yükümlü sancaklar; Biga, Karasi, Aydın, Men- teşe, Hamidili, Teke, Alaiye, Çankırı, Sultanönü, Ankara, Bolu, Kastamonu, Karahisar-ı Sahib, Kütahya, Saruhan, Hüdavendigar, Sivas, Amasya, Ço- rum, Canik, Karahisar-i Şarkî, Karaman eyaletinin tüm sancakları, Vize, Çirmen, Dukakin, İskenderiye, Mora, İlbasan, Yanya, Ohri, Delvine, Av- lonya, Rodos, Midilli, Eğriboz, İnebahtı, Karlıili idi. Alatçılar (halatçı) ise Gelibolu’dan temin edilirdi. Girit seferinde alatçı sayısı 103’e çıktı. Bostan, a.g.e., ss.91,92,96. Girit seferi sırasında mevcut 13.433 kürekçinin İstanbul, Çeşme ve İğriboz’dan donanmaya katılmaları düşünüldü. Bu bağlamda Kas- tamonu, Bolu, Hüdavendigar, Biga, Sultanönü ve Çankırı livalarıyla, Edirne, Bursa, Mudanya, Gelibolu, Evreşe, Üsküdar, Mankalya, Balçık, Varna, Midye ve Pravadi kazalarının kürekçileri İstanbul’a, Aydın, Sığla, Saruhan ve Menteşe, Hamidili, Karasi, Teke, Alâiye, Karahisar-ı Sahib, Ankara ve Kütahya livalarının kürekçileri Çeşme’ye, Tırhala, Karlıili, İğriboz, İne-bahtı, Köstendil, Üsküp, Avlonya, Delvine, Yanya, İlbasan ve Paşa livaları- nın kürekçileri İğriboz’a sevkedilerek donanmaya katıldılar. Bostan, a.g.e., s. 199.
14 Cemal Tukin, “Girit” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi,C.14, İstanbul,
1996, s.88.
15 Bkz. Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğunun Ekonomik ve Sosyal Tarihi,
C:1 1300-1600, Eren Yayınları, İstanbul, 2009, s.328.
16 Tukin, a.g.e., s.85 vd.
17 İngiliz yazar Robet Pashley’in 1834’de yazdığı kitaptan aktaran Bruce Clark, İki Kere Yabancı Kitlesel İnsan İhracı Modern Türkiye’yi ve Yunanistan’ı Nasıl Biçimlendirdi?, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2008, s.33.
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6148
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: Mudanya’da Mübadelenin Kökeni ve Kültürü Fulya Düvenci Karakoç Funda Düvenci Tunçdöken

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 19 Eki 2020, 19:05

Girit’te Barış Ortamının Bozulması ve Nüfus Değişimine Giden Süreç

İnalcık, daha 13. Yüzyılda serflere bağımlılık nedeniyle adadaki halkın Latinlere karşı nefretinin körüklendiğini, bunun da Girit Rumlarının Venediklilere karşı “korkunç” isyanlara kalkışmalarına neden olduğunu ifade etmiştir.15 Bu tespit adadaki yerli halkın, kendi egemenli için kararlar vermesi ve isyan çıkartabilecek organizasyonel yapıya sahip olmasına ilişkin özelliklerinin çok eskilere dayandığını düşündürmektedir. Girit Venedik hakimiyetindeyken Katoliklerin Ortodoks Kilisesi malvarlığına el koyması üstüne çıkan ilk isyanın ardından 150 yıllık süreçte 20’den fazla ayaklanma olmuştur.16 Osmanlı dönemine gelindiğinde, önceleri Müslümanların, Hıristiyan komşularının çocuklarına vaftiz babası olmaları yagın bir davranış iken17, yaşanan gelişmeler adadaki toplumsal yapının nüvesinde yer alan ayaklanma eğilimini canlandırmış görülmektedir.
17. Yüzyıl sonlarında, Osmanlı yönetiminde bulunan Akdeniz adaları halkları gibi Giritlilerin de bir kısmı Latin ırkına mensup Katolik, bir kısmı Ortodoks mezhebine mensup Rum ve bir kısmı da Osmanlı Müslümanıydı. Latinler el altından diğer Avrupalılara yardım edip aldıkları bilgileri Venedik, Papa ve Malta yetkililerine iletmekteydiler ancak Girit’teki kalelerde hem kapıkulu hem de yerli muhafızların bulunması nedeniyle isyana cesaret edilemiyordu. Savaş yıllarının getirdiği mali yükler adalar halkının yükümlülüklerini arttırınca halkın tepkisine neden olmuş, Arnavutluk’ta ve adalarda is- yanları gündeme getirmişti. 1720’den sonra adada yaşayan iki farklı cemaat arasında güvenlik sorunları oluşmaya başlamıştı. Bundan sonra merkezi yönetim, Müslüman cemaatten gelen talepleri değerlendirmiş ve adadaki iki cemaatin yerleşimlerini ayırma ile başlayan ardından çeşitli düzenlemelerle süren asayiş çabalarına girişmişti.
1720’de Resmo’da Hıristiyan delikanlılar Müslüman elbisesi giyerek silahlı gezip rahatsızlık veriyorlardı. Vali Mehmet Paşa muhafız ve kadıya yazı gönderip suçluların yakalanmasını istedi ve herkesin kendi giysileriyle gezmesini zorunlu hale getirdi. Giyim kuşama getirilen bu sınırlamayla güvenlik sorunlarının önüne geçileceği düşünüldü. Bundan bir yıl sonra valinin bir yazıyla Girit’te Hıristiyan ve Müslüman halkın ayırt edilir hale gelebilmesi için evlerinin işaretli olmasını, hamamda ve at üstünde de ayırt edilmesi güç olduğundan belirleyici unsurlar şart koşulmasını emretti. Dayanak, bu belirsizliklerin İslam fıkhına uygun olmamasıydı. Bunun üzerine gayrimüslimlerin hamama kollarına çıngırak takarak gelmesi ve ata uzun olmayan eğerle binmesi yönünde düzenleme getirildi.18 Müslüman hanelerin kapısının yeşile boyanması da evlerin ayırt edilmesi için yapıldığını sandığımız bir uygulamaydı.19 Adadaki huzur ortamının geri dönüşü olmayan bir bozulmaya başladığı günler gelmişti. Sırbistan, Karadağ, Hersek, Bosna ve Bulgaristan’da olduğu gibi Girit’te de yabancı devletlerin desteği ile milliyet fikri geliştiren gayrimüslim halkla Müslümanlar arasında çatışma ve kıyıma varan gerginlikler ortaya çıkacaktı. Özellikle Rusya’nın desteği ile yönetimden memnuniyetsizliğini bahane eden bu gruplar Müslümanlara karşı saldırılara başladılar. Sözü edilen saldırıların her birinde destek veren Avrupa ülkelerinin de Babıali’ye eş zamanlı baskısı gündeme geliyordu.20 Girit’in Osmanlı merkezi yönetimi ile ilişkilerinde Yunan bağımsızlık hareketi önemli bir kırılma noktası olmuştur. 1830’da Londra Konferansı’nda Yunanistan’ın bağımsızlığı karara bağlanırken, Girit’e ilişkin de kararlar alındı. Bu bağlamda Osmanlı Devleti, önceki isyanlara karışmış olan Giritliler için af ilan edecekti. Bunun yanı sıra alınan kararlarda Girit halkının her türlü baskıya karşı himaye edilmesi de yer aldı. Bunun üzerine adada yaşayan Hıristiyan halk ya tam bağımsızlık ya da Yunanistan’a dahil olma isteği ile itiraz ettiler. Denilebilir ki, Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasını sağlayan bu anlaşma, Girit halkının Osmanlı ile uyumlu yaşam sürecini sona erdirdi. Artık bağımsızlık ya da Yunanistan’a bağlanma idealini taşıyan adalı Hıristiyanlar, Osmanlı düzeninin adadaki unsurları olan Müslümanlarla çatışmalara başladılar. İnalcık, 1839 yılından itibaren Büyük Yunanistan projesi kapsamında adaya komiteciler sokularak bir dizi isyan hareketlerinin örgütlenmeye başladığını belirtir.21
Bundan sonra adada barış ortamı geri gelememiştir. 30 Mayıs 1913’de imzalanan Londra Barış Anlaşması’nın Girit’e ilişkin şartı; uzun hikayenin bir başka dönüm noktasını oluşturmuş; Osmanlı Devleti ada üzerindeki tüm haklarından altı büyük Avrupa Devleti lehine vazgeçmiştir.22
Girit’in Osmanlı hakimiyetinden çıkışını takip eden yaklaşık 10 yılllık süreç ise ada Müslümanları için daha sıkıntılı olmuştur. Hanya Mevlevîhanesi Şeyhi Mehmet Şemseddin Efendi’nin Konya’ya Çelebi Efendi’ye yazmış olduğu 1911-1913 yıllarına ait mektuplar, Girit’in bu bunalımlı günlerinde ada Müslümanlarının durumunu gözler önüne sermektedir. Örneğin “adada vâki olan elim buhran dolayısıyla bütün islam ahalinin maruz kalmakta olduğu üzüntü verici durum” (1911), “geleceklerinden endişe eden islam ahalinin sabır ve metanet göstermeleri ve hicret etmemeleri” (1912), “geçen sene Hilal-i Ahmer Cemiyeti (Kızıl Ay Derneği) Genel Merkezinden gönderilen nizamname dikkate alınarak Hanya’da Hilal-i Ahmer tesis edildiği, Hanya’nın İslam ahalisinin geleceği için nakdî yardım toplandığı”(1912), “dergahımızın mensuplarının bir kısmı vefat ettiği için, bir kısmı da başka diyara göç ettiği için, yeni yetişenler de zamana uydukları için sema ve sefadan mahrum bir halde bulunulduğu”(1913) belirtilmektedir.23
Adada direniş başlayınca 1897’de kırsaldan kentlere Müslüman göçleri yoğunlaşmıştı. İngiliz, Rus, Fransız ve İtalyan temsilcilerin ikamet ettiği uluslararası bir şehir olan Hanya’nın nüfusu güvenlik nedeniyle kırsaldan gelen iç göç nedeniyle 9.500’den 20.000’e yükselmişti.24 Aynı dönemde Anadolu’ya göçler de başlamıştı. Bu kapsamda H.1310-1316 (M.1894-1900) arasında 35 bin Müslüman adadan ayrıldı. Tarih aralığı H.1296-1316 (M.1890-1900) olarak genişletilirse adadan ayrılan Müslümanların sayısı 175.900’e yükselmektedir.25 Buradan 1890-94 aralığında yaklaşık 140 bin kişinin Osmanlı Devleti’ni diğer topraklarına göçtüğünü görüyoruz.
1913’de değişen yönetim koşulları sonrasında Girit’te kalan Müslüman Anadolu halkı Müslüman cemaatlerinin örgütlemesi ile yaşamlarını sürdürdüler26 ve basın etkinlikleri de devam etti. İstikbal gazetesinin 23 Mayıs 1917 tarihli ulaşılabilen son sayısı adadaki yaşamın zorluğunu ifade etmek üzere “Alem devr-i deccalda bulunuyor” başlığı ile yayınlanmıştı.27 Bundan sonra, zaten deneyimlenmekte olan göç, henüz başaramayanlar için de kaçınılmaz hale gelmiş ve mübadele hayata geçmiştir.28 Böylece tarihte ilk kez iki ülke vatandaşlarını karşılıklı olarak zorunlu göçe tâbi tutmuştur.29


18 Adıyeke, a.g.e., ss. 97-98.
19 Kazancakis’in Kaptan Mihalis adlı romanından esinlenerek bu tespiti yapan Adıyeke, a.g.e., s.98
20 Bkz. TTT Cemiyeti, a.g.e., s.254.
21 Halil İnalcık, “Helenizm, Megali İdea ve Türkiye”, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Yıl:8, Sayı:31, Şubat-Mart-Nisan 2005, s.14.
22 Girit’in Osmanlı’dan kopması kamuoyunda önemli boyutta olumsuz etki ya- rattı. Bu durumun Yunanistan’ın Megali idea çerçevesinde uzun uğraşlar so- nucu oluşturulduğunu düşünenler, 1919’dan itibaren Anadolu’da yaşanan Türk Yunan savaşı sırasında İzmir’in “Girit faciasına” benzemesinden endi- şeliydi. Krş. Zafer Çakmak, İzmir ve Çevresinde Yunan İşgali ve Mezalimi, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2007, ss.76 ve 268.
23 İsmail Kara, “Hanya Mevlevîhanesi: Şeyh Ailesi- Müştemilatı- Vakfiyesi”, İslam Araştırmaları Dergisi, Sayı.1, İslam Araştırmaları Merkezi, İstanbul, 1997, s.146-150.
24 Hüseyin Kâmi Hanyevi, Girit Tarihi, s.51’den aktaran Johann Strauss, “The Ottoman Press in Crete”, V. Milletlerarası Türkiye Sosyal ve İktisat Tarihi Kongresi Tebliğler, TTK Basımevi, Ankara, 1990, s.56. “Hayat artık tahammül edilmez olmuştu” cümlesi, özellikle Yunanlıların gücü ellerine geçirdilerinde sistematik olarak yaktıkları Müslüman köylerini düşününce epeyce haklılık azanıyor. Clark, a.g.e., s.32.
25 Bu dönemde göç eden ada Müslümanları Ankara, Konya, Adana, Suriye, Halep, Karahisar’a yerleştirildi. Bu konu hk. bkz. Sawsan Agha Kassab, “II. Abdülhamid Döneminde, Osmanlı Vilayetleri’ne İskan Edilen Giritli Göç- menler”, Osmanlı, C.4, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 1999, s.697 vd.
26 Bu konu hk. ayrıntılı bir çalışma için bkz. Kara, a.g.e.
27 Johann Strauss, “The Ottoman Press in Crete”, s.66.
28 Türk Yunan Nüfus Değişiminin uygulanmasına ilişkin detayların izlenebileceği çok sayıda bilimsel araştırma yayınlanmıştır. Bkz. R. HIRSCHON, He- irs of the Greek Catastrophe, The Social Life of Asia Minor Refugees in Piraeus, Berghahn Books, Oxford, 1989 ve Crossing the Aegean, an Appra- isal of the 1923 Compulsory Population Exchange between Greece and Turkey, Berghahn Books, Oxford, 2003; M.A. Gökaçtı, Nüfus Mübadelesi: Kayıp Bir Kuşağın Hikâyesi, İletişim Yayınları, İstanbul, 2005; İ. Erdal, Müba- dele: Uluslaşma Sürecinde Türkiye ve Yunanistan 1923-1925, IQ Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2006; M. Belli, Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübade- lesi, Ekonomik Açıdan Bir Bakış, Belge Yayınları, İstanbul, 2006; N. Baş- gelen, Anavatana Göç Edenler, Türkiye Cumhuriyeti'nde Mübadil, Muhacir ve Mülteciler (1923-1938), Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2008; K. Arı, Büyük Mübadele Türkiye’ye Zorunlu Göç 1923-1925, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2008;
29 1944 yılında Polonya ve Sovyetler Birliği, 1946 yılında da Çekoslovakya ve Macaristan arasında gerçekleştirilen nüfus mübadeleleri, Türk-Yunan mübadelesini örnek almıştır. Yücel Bozdağlı, “Türk Yunan Nüfus Mübadelesi ve Sonuçları”, TSA, Yıl 18 S: 3, Ocak/January 2014, s.30.
30 Ekim 2008’de Türkan Yarar ile yaptığımız görüşmede babası Süleyman Yücer’e evle birlikte kahvehane verildiğini öğrendik. Deniz kenarında bulunan Çardaklı Kahve’yi uzun yıllar işletmiş. Süleyman Bey’in Girit’teyken de benzer bir iş yaptığını sanıyoruz.
31 Hayrünisa Güven’in kayınpederinin ve daha sonra da eşinin bu yolla Burgaz’dan kiraladığı zeytinliklere ilişkin belgeler bulunmaktadır. Safinaz Güven’in dedesinin ve babasının da Burgaz’da kiraladıkları zeytinliklere ilişkin eski belgeler bulunmaktadır.
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6148
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: Mudanya’da Mübadelenin Kökeni ve Kültürü Fulya Düvenci Karakoç Funda Düvenci Tunçdöken

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 20 Eki 2020, 08:44

Mudanya’ya Nakil Olan Girit Kültürü

Ekonomi

Mudanya’ya nakil olan bir kültür var mıydı yoksa Anadolu Rumlarının kültürüyle yeniden mi karşılaşılmıştı diye sormak mümkün- dür. Bunun yanıtı hem evet hem de hayır olacaktır. Çünkü din ya da dil kaynaklı ögelerden kaynaklananların benzerlikleri bulunurken, mekansal kökenli kültürel olgular adaya özgü ve Mudanya’da görü- lenden farklı olabilecektir. Nitekim kahve ve sakız ikramı bunlara örnek olmak üzere yerel zirai üretimden kökünü almakta ve buraya taşınmış görünmektedir.
Ekonomik bakımdan bu kadar önemli olan Mudanya’nın, savaş ve sonrasında kaybettiği nüfusa bağlı ekonomik daralmanın kapatılabilmesi için benzer özellikler taşıyan yörelerden gelen çalışkan mübadillerin iskan edilmesi planlanmıştı. Bu kapsamda çok sayıda Giritli Mudanya’ya, Burgaz’a (Güzelyalı), Siği’ye (Kumyaka), Tirilye’ye (Zeytinbağı) ve Dereköy’e yerleştirildi. Mudanya’da eski Rum mahallesindeki boş evlerin çoğuna yerleştirildiklerinden burası artık Giritli Mahallesi olarak anılır olmuştu.
Girit’ten gelen Müslümanlar genellikle adadaki faaliyet alanları dikkate alınarak iskan edilmiştir. Bu bağlamda ticaretle uğraşanlara dükkan, tarımla uğraşanlara tarla ve zeytinlik verilmiştir.30 Bazıları kısa zamanda verilen alanları verimli hale getirmiş ve yeni alanları kiralama yoluyla işlemeye koyulmuştur.31 Devlet tarımsal araç gereç ve donanım kredisi sağlayarak bu girişimleri desteklemiştir. Bu gayretler kentin ekonomik hayatını kısa sürede eskisinden iyi hale getirmiştir.
Mübadillerden başarabilenler gemiyle gelirken dokuma tezgahlarını getirmiş yahut gelir gelmez hızlıca edinmiş olduklarından özellikle hanımlar ev tekstil ürünleri konusundaki ihtiyaçlarını kendi dokumalarıyla gidermeye başlamışlardır.32 Taşıması zor olmasına rağmen dokuma tezgahlarını yanlarında getirmelerinin nedeni, günlük yaşamdaki kumaş ihtiyaçlarını dahi bu tezgahlardan karşılıyor olmalarıdır. Çocuk ve yetişkinlerin giysi kumaşları, havlu çarşaf gibi ev eşyalarının üretilmesi, günlük ya da çeyizlik battaniye dokumaları için öncelikli olarak yanlarında getirilen ahşap tezgahlar, Mudanya’ya yerleştikten sonra aile ekonomisine yaptığı katkıyla da zahmetli yolculuğunun bedelini sahiplerine ödemiştir.
Mübadiller kısa sürede kendi ekonomilerini oluşturmuşlardır. Bu tespiti somutlaştırmak üzere örnekler olarak, Giritlilerin ilk ticari işletmelerinden biri olmak üzere adadaki dükkanının mallarını taşımış olan ve hemen burada faaliyete başlayan bir tüccardan söz etmek mümkündür. Özellikle yerlilerle lisan konusunda birlik oluşana dek ihtiyaçların temini bu dükkandan yapılmıştır.33 Kasap dükkanı açıldığını, başka bir aile reisinin ise et nakliyesi üzerine iş kurduğu da sözlü tarih çalışmaların çıkarımları arasındadır.34
18. Yüzyıldan itibaren sabun endüstrisindeki gelişim Girit’te hem Rum hem Müslüman ailelerin sabun imalatına girmelerini ve bunu önemli bir faaliyet haline getirmelerini sağlamış ve ekonomik gelişmelerine önemli katkı sunmuştur.35 Mudanya’da da eskiden beri zeytinyağının devamı olarak sabun imalatı bulunmakta olduğundan mübadele sonrasında bu konu, iki kültürün ortak alanına iliş- kin başlıklardan biri haline gelmiştir.

Dil ve İletişim


Elbette adada konuşulan yaygın dil olan Rumca bir süre sonra Müslüman halkın da lisanı olmuş ve Mübadele sonrasında dini kimlikleri gereği topraklarından uzaklaşmak zorunda kalan mübadillerin yeni yerlerinde önceleri yabancı algılanmalarına neden olmuştu. Çoğu Türkçe bilmeyen Giritli mübadiller için bu durum, yerli halkla kaynaşma sürecinin uzama nedeni olmuştur. Konuşulan dilin farklılığı, paradigmal olarak eski Rum komşuları hatırlatmakta olduğun- dan olsa gerek, Kuran bilmelerine şaşırıldığına36 ve ölüleri neyle yı- kadıklarının sorulduğuna37 dair hatıralar aktarılmıştır.
Mübadillerin ilk yıllar evliliklerini kendi aralarında yaptıklarına ilişkin bilgi verilmiştir.38 Küçük yaşta gelenlerin buradaki okullarda Türkçe öğrenmeleri ile zaman içinde birbirlerine çok benzeyen bu iki kültürün üyeleri sıcak ilişkiler kurmaya başlamışlardır.39 Halkın iletişim sorununun erken aşılması için yönetimce bazı tedbirler uygulanmış ve 1930’lu ve 40’lı yıllarda Yunanca konuşulması yasaklanmıştır.40

Sanat ve Spor

Mudanya’dan ayrılan Rumların kilisede bıraktıkları enstürmanlarla Giritli mübadiller bando takımı kurmuştur. Bu olgu, Mudanya’daki Rumlarla, Girit’teki Müslümanların ortak kültürel ögesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kilise kaynaklı olarak müziğin yaşamdaki yerinin genişliği, nüfusun çoğu Hiristiyan olan Girit’te ortak yaşam kültürü ögesi haline gelmiş ve Mudanya’ya taşınmış olmalıdır. Futbol takımı Dinç spor da onların kurduğu sosyal oluşumlardandır. Takımın formaları Girit’teki doğal dokuda çok bulunan gelincik tarlalarını hatırlatmak üzere yeşil- kırmızı hazırlanmıştır.41

Mutfak Kültürü Unsurları


Girit mutfağı, sık ve bol kullanılan zeytinyağı ve deniz ürünleri bakımından Akdeniz mutfağının bir kolu olarak görülebilir. En büyük özellikleri arasında, doğada yabâni olarak yetişen otların sıkça yer alması, kıyma yerine parça kuzu eti kullanılması, eğer kıymalı bir yemek örneğin dolma hazırlanacaksa, yemeğin kıymasının satırla doğranması sayılabilir.
Adadan gelirken Maltız Keçi getirmeyi başardıkları ve bunun sütünden çeşitli mandra ürünleri imalatını sürdürdükleri görüşmelerde ortaya çıkan bilgiler arasındadır.
Hardal (vruvez): Haşlama salata;
Hindibağ (roriko): Çiğ ya da haşlama salata; Rezene Arapsaçı (Marasa): Yemek ya da kızartma; Kuşkonmaz (avronez): Yemek ya da kızartma; Yılan otu (asfaraça): Yemek ya da kızartma; Şevketibostan (askolubruz): Yemek;
Yabani soğan (askordulakuz): Yemek;
Sütlü ot (çhohuz, talağu mustaça, ağalaçirez ve skuloz): Çiğ ya da haşlama salata;
Labata (labata ve peraçuna): Yemek, börek ya da sarma;
Ebegümeci (amoloşez): Yemek; Gelincik (Koçinorez): Yemek;
Köpek dometesi (stifno ve strufika):Haşlama salata;
Kuzukulağı (oksinarez): Haşlama salata; Yabani pırasa (ağriyoçendane): Yemek; Acı hardal (sinavri): Haşlama salata;
Yabani semizotu (glistira): Yemek ya da salata; Yabani bezelye (papulez): Çiğ salata;
Dikenotu (ağavanuz): Haşlama salata; Horoz otu (vlita): Yemek;
Yabani soğan (kolkokaça): Yemek;
Isırgan (acihnires): Yemek ya da börek; Mantar (amanituş): Yemek olarak tüketilir.

Şevketibostanlı, enginarlı, bamyalı, bezelyeli, fasulyeli, pata- tesli, arapsaçlı, kabak çiçekli et yemekleri, terbiyeli oğlak, işkembe dolması, bulgurlu sütlü tarhana, koruk suyu, aromalı kahve çeşitleri, paskalya çöreği, nohut ekmeği, katmerya, kulurya, çullama ve çeşitli soslar bu zengin mutfağın kapsamında yer almaktadır.42

Girit’teki bol narenciye ve meyveler çok çeşitli reçel yapımında mutfağı zenginleştirmiştir. Bugün Giritlilerin evlerinde bu reçeller kahvaltılık olarak ya da içki mezesi olarak kullanılmaktadır. Daha dikkat çekici bir kullanım alanı olarak ise çay ya da kahve yanında misafir ikramı yapılmasından söz edilebilir. Bu uygulama için özel ayrılmış tepsi, minik kaşıkların konulduğu bir kadeh, kirlisinin konulacağı su dolu ikinci bir kadeh ve küçük reçelliklerden oluşan setlere görüşmelerde rastlanmıştır.

Halk Kültürü Unsurları


Mutfak kültürünün günlük hayata yansıması olarak Girit mübadili kadınların, yemek hazırlarken mutlaka önlük giydiği, önlüğün füme ya da siyah gibi koyu renk bir kumaştan seçildiği yönündeki



42 Bunların yanı sıra Girit yemek kültürüne ilişkin çok sayıda yemeğin görseli
ve yapım tarifleri için de Bkz. Karakoç ve Tunçdöken, a.g.e., ss.99-100.


bilgiler hanımların özenini ve titizliğini sergilemesi bakımından dik- kat çekicidir. Kahvaltıyı peynir, zeytin gibi alışık olduğumuz ürünlerin yanında adaçayının eşliğinde yapmaları, yine kahvaltı olarak tarhanayı sıkça tercih ettikleri, zeytinyağlı yemekleri sıcak servis etmeleri de öne çıkan kültürel ögelerdendir.
Cemiyetlere ilişkin kültür de farklılıklarıyla öne çıkmaktadır. Ni- şanda, kız tarafı un kurabiyesi hazırlamakta, genellikle bu işe eli yatkın olan bir komşu üstlenerek, mahallenin tüm kızları için zamanı geldikçe hazırlamaktadır. Pudra şekeri, toz şeker havanda dövülerek elde edilmektedir. Hazırlanan un kurabiyeleri ailenin genç bir üyesi ya da maiyetindeki bir kişi tarafından damat evine gönderilmekte, karşılığında, getirilen kişiye bahşiş ya da mendil, çorap gibi küçük hediyeler verilmektedir. Erkek tarafı, geline büyük oval kulplu bir tepsi içinde giysi ve terlik jelatinle kaplayıp kurdele ile süsleyerek sunmakta, küçük bir tepsi içinde, kahve, şeker ve sakızı da benzer şekilde süsleyerek sunumuna ilave etmektedir.
Sözlü tarih görüşmeleri sırasında mübadil kadınların becerikliliği ve hamaratlığından sıkça söz edilmiştir. Beyaziş, kanaviçe ve tığ konusundaki maharetleri bugüne ulaşan ev tekstili örneklerinde göze çarpmıştır.
Sağlıklı beslenmeyi, doğadaki otları kullanmayı iyi bilen eski Giritli, yeni Mudanyalılar, çocuklarının hızlı gelişmesi ve çabuk yürümesi için uygulandığı ifade edilen bir adetten söz etmişlerdir. Buna göre çocukların ayak ve bacakları başta olmak üzere vücutlarına zeytinyağı ile masaj yapılmaktadır. Bu olgu, Unesco Zeytin Yolu Çalıştayı sırasında yapılan sözlü tarih görüşmelerinde, Tirilye’de yaşayan yerli halkın eski Rum komşularıyla ortaklaşmış kültür öğesi olarak da karşımıza çıkmış olduğundan ayrıca dikkat çekicidir.
Halk hekimliği hemen her hanede öne çıkmaktadır. Bu kapsamda özelde öksürük için, genelde ise bağışıklık kuvvetlendirmek üzere sıkça adaçayı içilmektedir. Keskin kokusu olan karabaş yağını karın ağrısına karşı sürülürken; bulantıya karşı nane, ishale ise kekik kaynatılıp içilmektedir. Yaraya, zeytinyağda bektilen kudret narından,43 başağrısına ise nane yağından sürülmektedir. Adet sancısına nane ve kekik kaynatılarak sıcak içilmektedir.44 Kuşdili (arizmari), mercanköşkü (macorana), adaçayı (faskomilo), nane (avarsamo), kekik (ariğani) mide ve bağırsak hastalıklarına; pelin (melisina) ise bunların yanı sıra sarılığa iyi geldiği düşünülen bitkiler olarak bildirilmiştir. Bu bitkiler demleme yöntemiyle içilmesinin yanı sıra ku- rutularak baharat olarak da kullanılmaktadır.
Halk hekimliği ilk yıllarda ve uzun süre kırık çıkık konusundaki müdehalelerde de öne çıkmıştır. Yumurta akı ve ev sabunu rendesini karıştırarak oluşturdukları harcı, kırığa sardıkları, mukavvanın etrafına sürerek bekletip, alçı oluşturduklarına ilişkin bilgiler edinilmiştir.
Halk edebiyatına ilişkin de çok sayıda mani, fıkra ve hikayenin aile geleneğinde aktarılarak yaşatıldığı görülmüştür. İsim ve lakaplarla ilgili de zengin bir varlık dikkati çekmiştir. Bu noktada öne çıkan bir unsur olarak bazı hanımlara isminin yanında hanım eki kullanıldığı ve bu kişilerin yaşları ilerlediğinde yine hanım eki korunarak teyze ilavesiyle anıldığı belirtilmelidir. İsim konusunda başka dikkat çekici nokta da geliş hikayeleriyle etkileşimli adlar taşıyan mübadillerdir. Bunlardan bir örnek, Nusret gemisinde doğan bebeğe Nusriyet isminin verilmesidir.45 Görüşmelerde tekraren ifade edilen bir husus da aile kültüründe hanıma verilen önemdir.


32 Mudanya ve Dereköy’de ziyaret ettiğimiz evlerde bu tezgahlarda dokunmuş ve hala kullanılmakta olan çok sayıda divan örtüsüne ve bugün sehpa üzerinde örtü olarak kullanılan el havlularına rastladık.
33 Ali Pekman’ın 18.11.2008 tarihinde aktardığı bilgiler.
34 Hayrünisa Güven’in kayınpederi kasaptı, babası ise et nakliyesi ile uğraşıyordu. İş arkadaşlıkları daha sonra dünürlüğe dönüştü.
35 Adıyeke, “Girit Muhacirlerinin…”, s.1110 Krş. Yolande Triantafyllidou “L’Industrie du Savon en Crete au XVIIIe Siecle: Aspects Economiques et Sociaux”, Etudes Balkaniques, No.4, Sofia, 1975, s.82.
36 Mustafa Bayraktar ile Kasım 2008’de Burgaz’da yaptığımız görüşme. Görüşmede Mustafa Bayraktar, “Girit Mübadilleri gavurdur diye söylenti çıkmış, gavur olsa döner miydik!” ifadesinde bulunmuştur.
37 Kemale Doğruer ile Mudanya’da yaptığımız görüşmede Siği’de geçen çocukluğuna ilişkin anlattıkları. Kemale Hanım babaannesi öldüğünde, İslami şartlara göre hazırlanıp gömülen daha sonra Mevlüd-ü Şerif’in tamamı okutulan, üçüncü gün helvası yapılan törenlerin konu komşuda gelen mübadilleri Müslümanlığı ile ilgili şüphe bırakmayacak nazarla izlendiğini aktarmıştır.
38 1924-1944 yılları arasında, Girit Mübadil ailelerinden sadece iki kız, İkbal Hanım ve Gülnihal Hanım, yerli Müdanyalılar Nuri Bey ve Faik Bey ile evlenerek öncülük ederler. Gülnihal Hanım ile evlenen Faik Bey’in ailesi uzun süre çocuklarıyla konuşmadan yaşarlar. Kendi kültürünü korumak isteyen taraflar bu evliliği onaylamamıştır.
39 Yaptığımız görüşmede Hayrünisa Güven Rumca bilip bilmediği sorusuna verdiği yanıtta bilmek istemediğini belirtti. Anne ve babasının Rumca konuşmasına da çok kızarmış. Mudanya’da doğan bu kız çocuğu, yaşı büyük olduğu için okula gitmeye çekinip Türkçe öğrenemeyen yakınlarının eski Mudanyalılar tarafından yadırgandığını fark edip böyle bir tavır geliştirmiş olmalı.
40 18.11.2008 tarihinde Ali Pekman ve Mehmet Akbaş’ın verdiği bilgiler jandarma başçavuşunun uyardığı ve uymayanları para cezasına çarptırdığı yönündeydi. İbrahim Kara da annesinin konuşmalarını işiten başçavuşun “Burası Türkiye, Türkçe konuşun hanımlar” diyerek onları uyardığını hatırladığını anlattı.
41 Fahrettin Bahçuvancı ile Ekim 2008’de yapılan sözlü tarih görüşmesi.
42 Bunların yanı sıra Girit yemek kültürüne ilişkin çok sayıda yemeğin görseli
ve yapım tarifleri için de Bkz. Karakoç ve Tunçdöken, a.g.e., ss.99-100.
43 Melek Ekinci ile Eylül 2008’de yapılan sözlü tarih görüşmesi.
44 Safinaz Güven ile Ekim 2008’de yapılan sözlü tarih görüşmesi.
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6148
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: Mudanya’da Mübadelenin Kökeni ve Kültürü Fulya Düvenci Karakoç Funda Düvenci Tunçdöken

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 20 Eki 2020, 08:44

belge kapak.png
belge kapak.png (680.45 KiB) 386 kere görüntülendi
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Cevapla

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir