ANTALYA’DA GİRİT GÖÇMENLERİ: GÖÇ, İSKAN VE SİYASET

Girit Konulu Dergiler
Cevapla
Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 2167
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 790 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

ANTALYA’DA GİRİT GÖÇMENLERİ: GÖÇ, İSKAN VE SİYASET

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 01 Eyl 2019, 23:06

ANTALYA’DA GİRİT
GÖÇMENLERİ: GÖÇ, İSKAN VE SİYASET

evren dayar

Toplumsal Tarih


1897-1912 yılları arasında Antalya’ya beş bine yakın Giritli göçmen iskân edildi. Göç süreci kentin demografik yapısını büyük ölçüde değiştirmiş, yerliler ve göçmenler arasında bazı gerilimlere neden olmuştu. Giritliler açısından göç sürecinin ilk sonucu ise mutlak bir yoksulluktu. Ne var ki Giritliler lisan meselesi başta olmak üzere birçok başka sorunla da mücadele etmek zorunda kalmış, kentteki siyasi fırkalaşmanın tarafı olmuştu.
EK 1.png
EK 1.png (306.89 KiB) 78 kere görüntülendi
Osmanlı dönemine ait Girit haritası.

19.yüzyılın ikinci yarısında Girit, Hıristiyanlar ile Müslümanların çatışmalarına sahne oldu. Özellikle 1866 ila 1898 arasındaki sürekli huzursuz- luk döneminde Müslümanlar kırsal alanlardan Hanya, Resmo, Kandiye ve Sitya gibi kentlere, Hıristiyanlar ise kentlerden kırsal bölgelere göç etti. Bu dönemde her iki taraf da kar- şılıklı katliamlara ve mal tahriplerine girişti. Müslümanlar köylerine geri dönmeye çalıştıklarında ya düzensiz silahlı kıtalar tarafından soyuluyor ya da evlerinin tahrip edilmiş olduğuna tanık oluyorlardı. 19. yüzyılın sonbaharına gelindiğinde ise adanın Müslüman halkı kırsal bölgelerde olan mallarının büyük bölümünü satmak zorunda kalmış, Küçük Asya ve Suriye gibi daha güvenli bölgelere gitmek için Girit’i terk etmeye başlamıştı.1

1898 Kasım’ında Osmanlı ordusunun adadan ayrılması, Girit’in bağımsız- lığının ilanı ve Aralık ayında Prens Georg’un yüksek komiser olarak adaya varışı sonrasında süratle gelişen olaylar silsilesi Müslümanların köylerine dönmek için besledikleri son umutları da yitirmelerine neden oldu. Bu dönemde 40.000 ila 48.000 Müslümanın Edirne’den Trablus’a kadar olan geniş yay üzerine, en az kırk kent ve kasabaya kaçıp yerleşti- ği tahmin edilmektedir.2 girit’ten antalya’ya göç süreci ve göçmenlerin iskânı

Girit Müslümanlarının Küçük Asya’da iskân edildiği bölgelerden biri de Antalya’ydı. Kente gelen göçmenle- rin sayısı 22 Şubat 1897’de 752 kişiye ulaşmıştı.3 Müslümanların başlangıç- ta düzensiz olan bu hareketliliklerinin önü alınamayan kitlesel bir göçe dönüşmesi bir süre sonra Babıâli’nin meseleye müdahale etmesine neden oldu ve Giritlilerin İzmir’e sevk edilmesi kararlaştırıldı; fakat taleplerin

karşılanmasında İzmir limanının yetersiz kalması göçmenlerin iskân edilebileceği başka bölgelerin aran- masını gerektirince, neticede Konya Vilayeti’nin 30.000 nüfusun iskânı için uygun olduğu kabul edildi.4


Öte yandan başlangıçta Giritlileri Babıâli’nin bu kararına ikna etmek hiç kolay olmamış, göçmenler iklim şartlarının elverişsiz olduğu gerekçesiyle Konya’ya iskân edilmek istememişti. Ayrıca, bu dönemde adayı terk etmek zorunda kalanların büyük bölümü çatışmalar bittiğinde tekrar Girit’e dönmeyi umuyor, ailelerinin ve akrabalarının orada olduğunu söylüyor, bu nedenle adanın çok uzağına düşmek istemiyordu.5

Giritlilerin Konya’nın iklim şartla- rına yönelik bu itirazları Muhacir Komisyonu tarafından kabul edildi ve İzmir’de bulunan 3.500 göçmenin Konya’ya değil, iklimi daha mutedil olan Antalya, Alanya, Kaş, Manavgat ve Elmalı’ya iskân edilmesi karar- laştırıldı.6 Ancak Elmalı gibi dağlık bir bölgeye yerleştirilmek istenen Giritliler bu karara da karşı geldi ve kendilerini İzmir’den iskân edilecekleri bölgelere götüren vapurlara yolculuk esnasında el koyarak Antalya iskelesine çıktılar.7

İzmir limanında bulunan 3.500 göç- menin Antalya’ya sevki bittikten sonra ise bu defa akrabalarının daha önce Antalya’ya giden kafileler için- de olduğunu iddia edenler kente gelmeye başladı; bu şekilde Girit’ten Antalya’ya yönelik göçler (önceki kadar yoğun olmamakla birlikte) 20. yüzyılın başlarına kadar devam etti.8 Bu sürecin sonuna gelindiğinde ise 1897 ila 1912 arasında Antalya ve çevresine beş bine yakın göçmen yerleştirilmişti.9

Bu dönemde Küçük Asya’da Giritlilerin iskânı için birçok yeni köy ve mahalle oluşturuldu; bu köy ve mahallelere Osmaniye, Ahmediye, Selimiye, İhsaniye, Sultaniye, Hami- diye gibi isimler verildi. Antalya’da göçmenlerin iskân edildiği Şarampol mevkiindeki mahalle ise 1899’da Ha- midiye adını aldı.10 II. Meşrutiyet’in ilanından sonra sakinlerinin tale- biyle bu ad Osmaniye olarak değiştirildi, burada inşa edilen camiye Reşadiye, ilk mektebe Meşrutiyet adı verildi.11 Bunun dışında göçmenler için Murtuna’da oluşturulan köyün adı İhsaniye oldu; Side’de iskân edil- dikleri mahalleye Selimiye, Serik’te yerleştirildikleri köylere Ahmedi- ye ve Kadriye adları verildi. Alanya Hasbahçe’de oluşturulan göçmen mahallesi ise Sultaniye olarak adlandırıldı.12 Antalya’daki iskânın ilk sonuçları

Giritliler için göç sürecinin görünür ilk sonucu mutlak bir yoksulluktu. Gerçekten de birçok aile çok güç şartlar altında yolculuğu çıktıkları ve kısa bir süre sonra adaya döneceklerine inandıkları için sahip oldukları birçok şeyi geride bırakmış, beraberlerinde çok az şey getirebilmişti. Üstelik göçmenlerin kente gelmeye başladığı tarihten kısa bir süre önce çıkan Kaleiçi yangını koşulları daha da güçleştirmişti. Yangın Antalya’da beş yüze yakın evi yok etmiş,13 altı yüz aileyi evsiz bırakmış,14 bu neden- le yüzlerce insan yıllarca meskensiz olarak sokak aralarında “sersefil bir vaziyette” yaşamak zorunda kalmıştı.15 Kentin içinde bulunduğu bu koşullar göçmenlerin hayat şartlarını daha da zorlaştırıyordu.16

Kitlesel göçün neden olduğu yoksulluğun günümüze ulaşan birçok kanıtı vardır. Bunlar içinde en çarpıcı ola- nı ise Antalya şer’iyye sicillerinin tanıklık yaptığı çocuk icarlarıdır. Göç sürecinin hemen akabinde şer’i mahkeme huzuruna çıkarak “fakr u zarûret” içinde olduğunu ikrar eden birçok göçmen, çocuklarını, hiçbir süre belirtmeksizin hizmet için varlıklı hanelere icar etmiştir. Sicillerde tesadüf edilen bu sözleşmeler, kesinlikle, göç koşullarının neden olduğu yoksullukla ilişkilidir.17
EK 2.png
EK 2.png (423.95 KiB) 79 kere görüntülendi
“Girit’te 1312 isyanı:
Müslümanları katlettikten sonra kendilerini takip eden Osmanlı askerinden Selino civarındaki Hıristiyanların dağa firarı.” Girit’in Mazisi, Hali ve İstikbali, Konstantiniyye, 1328.



[/size][/color][/i][/b]
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 2167
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 790 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: ANTALYA’DA GİRİT GÖÇMENLERİ: GÖÇ, İSKAN VE SİYASET

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 01 Eyl 2019, 23:21

EK 3.png
EK 3.png (343.38 KiB) 75 kere görüntülendi
1861 yılı dolaylarında Girit’in etnik haritası; kırmızı renk Müslümanları, mavi renk ise Hıristiyanları temsil ediyor.

Öte yandan –yoksulluğun etkileri ne denli çarpıcı olursa olsun– kitlesel göçün Antalya için çok önemli baş- ka sonuçları da olmuştu. Göçmenler
20. yüzyılın başlarındaki milliyetçi çatışma döneminde aktif bir rol üst- lenmiş ve Antalya’ya geldikten kısa bir süre sonra yerli Rumlarla çatış- mış, bu çatışmalar özellikle kırsal bölgelerde birçok asayiş sorununa yol açmıştı.

Esasında çatışmaların en önemli ne- deni adadaki olayların hatırasının hâlâ canlı olması ve Giritlilerin Antal- ya’daki Rumları adada yaşananlardan sorumlu tutmasıydı.18 Aslına bakılırsa iki toplum arasında bu sebeple yaşa- nabilecek muhtemel çatışmalar Kon- ya Vilayeti tarafından da öngörül- müş, 1897’nin yaz aylarında Dâhiliye Nezareti’ne bir yazı gönderen Vilayet, Antalya ve Alanya’ya iskân edilen Giritlilerin Rumlarla çatışabileceği ih- timali üzerinde durmuştu. Telgrafta, her iki kentte de Hıristiyan nüfusun fazlalığı dikkate alınacak olunursa önemli sorunların ortaya çıkma ihti- maline değiniliyor ve “muhacirlerin bazı taşkın hareketlerinin ecnebi konsoloslukların şimdiden dikkatini çektiği” belirtiliyordu.19

Vilayetin bu çekincesinde ne denli haklı olduğu bir süre sonra anlaşıldı. Gerçekten de Antalyalı Rumlar ve göçmenler arasındaki çatışmalar Gi- rit meselesine ilişkin kitlesel duyar- lılığın arttığı dönemlerde şiddetlen- miş, 1910’daki boykot sürecinde do- ruk noktasına ulaşmış, bu tarihte An- talya iskelesine gelen Yunan vapur-


ları boykota uğrarken olaylar kent- teki Giritliler ve Rumlar arasındaki gerilimi tırmandırmıştı.20 Örneğin 25 Haziran 1910 sabahı bir grup göçmen, Hıristiyan esnafın dükkânlarına gi- derek “Dükkân açmayacaksınız, biz boykotaj yaptık” demiş, daha sonra bunlara yüz kadar ekmekçi, gezici es- naf ve kahveci katılmıştı.21

Rumlara yönelik boykotlar 1913 baş- larında İttihat ve Terakki müfettişi- nin kente gelişinden sonra çok daha sistematik bir hal aldı ve Giritlilerin denetiminde gerçek bir ekonomik savaşa dönüştü. Bu dönemde göç- menler diğer Müslümanları Hıristi- yanlarla alışveriş yapmamaları için zorluyordu.22

Daha kötüsü ise olan biten her şe- yin olayları sükûnetle takip etmeyi tercih eden yerel yetkililerin gözleri önünde cereyan etmesiydi. Bu ne- denle 15 Şubat 1913’te Patrikhane’den Dâhiliye Nezareti’ne iletilen bir telgrafta Antalya’daki göçmenlerin Rumlara dönük “asayişi ve emniyeti ihlal eden” davranışlarından şikâyet edilmiş, kent civarında katledilen Panayotis ve Savas’ın katillerinin göçmenler olduğu ifade edilmişti. Patrikhane’nin iddiasına göre, yaşa- nanlar nedeniyle Antalya’daki Hıris- tiyanlar endişe içinde bulunuyordu.23

Bu ve benzeri örneklerde açığa çıkan endişelerin, şiddet sarmalının nasıl olup da kırsal bölgelere sıçradığının bir başka tanığı ise Antalyalı Rum Georgos Pehlivanidis’tir. Hatıraların- da bu dönemde yaşanan boykotları ayrıntılı olarak tasvir eden Pehliva- nidis olayların ticari hayat üzerinde de çok olumsuz etkileri olduğunu yazar:

Türkler ve Rumlar arasındaki ticaret yasaklandı ki, bu uygula- maya “boykotaj” adı verilmişti. Çarşıya “boykotajcı” kabadayı- lar salınmıştı ve bu kabadayılar devamlı çarşıda dolaşarak şu parolayı söylüyorlardı: “Sağa bak, sola bak, boykotaj var!” İn- sanlar onlardan çok korkuyordu. Eğer bir Türkü bir Hıristiyanın dükkânında görürlerse, onu dö- verek dışarıya atıyorlardı. Hıris- tiyan mağazalarında her türlü hareket durmuştu. Tehditler kent dışına da yayılmıştı.24
yerliler ve göçmenler: lisan meselesi ve toplumsal kapanma

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Küçük Asya’ya yer- leştirilen göçmenlerin yerli nüfus- la ilişkileri çoğu zaman başarılı bir toplumsal uyum süreci olarak tasvir edilmiştir. Mesela Kemal Karpat, ge- lenekler, ortak kültür ve din sayesin- de göçmenlerin yerli halkla oldukça kolay uyum sağladığını yazar.25 Ne var ki göçmenlerin iskân edildikle- ri bölgelerde yaşadıkları güçlükler düşünüldüğünde uyum kavramının bu şekilde vurgulanmasını anlamak güçtür.26 Göçmenler ve yerliler ara- sındaki ilişkilerin ilk safhalarını an- lamakta uyum kavramından ziyade, Anastasia Karakasidou’nun 20. yüzyıl



başlarında Yunan Makedonya’sın- daki göçmen deneyimini tanımladı- ğı “toplumsal kapanma” kavramını kullanmak çok daha doğrudur; çünkü yerliler ve göçmenler arasındaki iliş- kilerin bu erken safhasında göçmen- ler, hâkim kanının aksine, seçici bir toplumsal kapanma içine girmiş, toplumsal ilişkilerde kendi sınırları içine çekilmişlerdir.27

Antalya açısından böyle bir toplumsal kapanma sürecinin en önemli kanıtı evlilik sözleşmeleridir. Bu sözleşmeler, Antalya’ya iskânlarının üzerinden yirmi sene geçmiş olma- sına rağmen Giritlilerin sadece di- ğer göçmen Giritlilerle evlendiğine tanıklık yapar. Örneğin 17 Mart 1918 ila 12 Mayıs 1919 tarihleri arasında Antalya’da akdedilmiş olan evlilik sözleşmelerini içeren “Münâkehât Defteri”nde Giritlilerin meskûn ol- duğu Osmaniye Mahallesi’ndeki tüm evliliklerin mahalle içinden yapıldığı görülür.28 İki istisna örnek olan Ha- midiye ve Kadiriye ise sadece Giritli göçmenlerin bulunduğu köylerdir.29 Göçmenlerin bu tercihi daha son- raki yıllarda da devam etmiş, hatta 1960’ların başlarına kadar varlığını sürdürmüştür.30

Giritlilerin yerlilerden uzak durarak birbirleriyle daha sıkı bağlar kurma- sının birçok nedeni vardı. Bunlardan en önemlisi ise “lisan meselesi”ydi, çünkü göçmenler Antalya’ya gel- diklerinde Türkçe bilmiyor, sadece Yunanca konuşuyordu. Gerçekten de Giritliler anadillerini uzun yıllar unutmamış, mahkemelerde tercüman vasıtasıyla konuşmuş,31 Antalya Mutasarrıfı Sabur Bey’in 2 Eylül 1914 tarihli bir telgrafında da belirttiği gibi resmi makamlara bile hemen her zaman Yunanca müracaat etmişlerdi.32

Giritliler anadillerine ilişkin bu “muhafazakâr” tutumlarını uzun yıllar sürdürdü. Bu nedenle 1920’li yıllarda Antalya kamuoyu sık sık göçmenlerin Türkçe konuşmaya davet edildiğine tanık oldu. Örneğin Akdeniz gazetesinde yayımlanan bir ilanda, belediyelerde Türkçe dışın- da bir lisan kullanılmaması gerektiği
halde Antalya’da buna dikkat edil- memesinden yakınılıyor, kentliler Türkçe konuşmaya davet ediliyor- du.33 Bu dönemde Antalya Türk Ocağı tarafından yapılan çağırılarda da so- kakta Türkçeden başka bir lisan konuşulmaması talep ediliyor, “Türkün diyarında Türkçeden başka bir lisan ile konuşmanın” gönüllere acı verdiği dile getiriliyordu.34

Göçmenler ve yerliler arasındaki ilişkiler üzerinde oldukça belirleyici olan lisan meselesi 1930’lu yıllarda da varlığını devam ettirdi. 1935 son- baharında Antalya’da bulunan Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) müfettişi Adnan Bey de (Menderes) bu meseleye değinmiş, bu tarihte bile kentte müstakil halde yaşayan ve Türkçe konuşmayan Giritli mahallesinin varlığına dikkat çekmişti.35 Antalya Milletvekili Rasih Efendi (Kaplan) ise 1937 yılında Dil Bayramı etkinlikleri nedeniyle Osmaniye Mahallesi’nde verdiği bir söylevde, mahallede hâlâ Yunanca konuşulmasını şu sözlerle eleştirmişti:

Asırlarca Girit’te mücadele ettiniz, dedeleriniz, babalarınız da bu uğurda kan döktü. Asırlarca kendileriyle mücadele ettiğiniz bir unsurun dilini konuşmanız hâlâ muvafık mıdır? Dedelerinizin, babalarınızın bu uğurda ne kadar kan döktüklerini hepiniz bilirsiniz. Bütün dünyanın gözü önünde cereyan eden bu kanlı hadiselerden sonra yurdunuz- dan, yuvanızdan olarak burada toplandınız. Sizi yurdunuzdan, yuvanızdan edenlerin dilini çocuklarınıza aşılamak öğretmek ve o masumlara bu dili konuşturmak, dedelerinizin babalarınızın döktükleri kana hürmetsizlik olmaz mı? Aranızda anlaşma yapın, analar, babalar ant için, evlerinizde bu dili konuşmayın, çocuklarınızı ihmalinizle alıştırdığınız bu dili konuşmamaları için sokaklarda kontrol edin. Biz de yapacağınız bu teşekküle Halkevi kanalından yardım edeceğiz. Bir an evvel sizi istemediğiniz bu dilden kurtarıp kendi öz dilinize kavuşturacağız.36

Lisan meselesinin, Rasih Efendi’nin başka bir yerde ifade ettiği gibi, uzun yıllar Giritlilerin Antalya’da “müttehid bir fırka halinde” ve “kendi başlarına ayrı bir mahalle teşkil ederek yaşamalarına”, aynı dini inancı pay- laşmalarına rağmen yerli Müslüman toplumla bütünleşememelerine neden olduğu açıktır.37 Lisan meselesinin neden olduğu güçlüklerin 20. yüzyılın ikinci yarısında bile varlığını devam ettirdiği düşünüldüğünde, iki toplum arasındaki bölünmüşlüğün uzun yıllar mevcut kalmasına şaşırmamak gerekir.
EK 4.png
EK 4.png (118.36 KiB) 75 kere görüntülendi
1918-1919
yıllarına tarihlenen Antalya Münâkehât Defteri’nin bir sayfası.

[/size][/color][/i][/b]
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 2167
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 790 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: ANTALYA’DA GİRİT GÖÇMENLERİ: GÖÇ, İSKAN VE SİYASET

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 01 Eyl 2019, 23:32

Kaynakların sınırlı olduğu
bir toplumda siyasi bölünme
EK 5.png
EK 5.png (271.04 KiB) 73 kere görüntülendi
Müslüman Giritliler.

1920’li yıllarda Antalya’da yerliler ve göçmenler arasındaki bölünmenin açık olarak takip edilebileceği bir başka alan ise yerel siyasi hayattı. Ancak Giritli göçmenler ve yerli Müs- lümanlar arasındaki siyasi bölünme göç sürecinin başlarında değil, Giritlilerin Antalya’daki nüfuzunun artmasına da neden olan I. Dünya Savaşı’nı takip eden dönemde ortaya çıkmıştı.

Göçmenlerin kentteki nüfuzunu artıran en önemli neden, I. Dünya Savaşı’nın ortaya çıkardığı koşulların Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki ilişkilerin niteliğini değiştirmesiydi. Bu dönemde Antalya’da Rum- lara ve Yahudilere yönelik eylemlerin ön saflarında “Giritli fedailer” yer almış,38 göçmenler bu eylemlerde yerli Müslümanlarla birlikte hareket etmişti. Ayrıca, kentin Rum eşrafı Mayıs 1915’ten itibaren başlayan teh- cir nedeniyle Antalya’dan uzaklaştırılmış,39 savaş yıllarında onların yerini, Giritli Zeki (Şeremetzade), Ahmed Muhtar, Kaçarali Süleyman, Remzi Bey gibi göçmen tüccarlar almıştı. Bu suretle daha önce Rum tüccarların işgal ettiği birçok idari ve ticari mevkiinin yeni sahibi Giritli tüccarlar olmuştu.

Öte yandan göçmenler ve yerli Müslüman eşraf arasındaki bu birliktelik sürekli olmadı. Hatta bu işbirliği (Remzi Bey ve Ahmet Muhtar gibi Giritli tüccarlar yerel Müdafaa-i Hukuk teşkilatının etkin isimleri arasında yer almasına rağmen)40 daha Milli Mücadele yıllarında ortadan kalkmaya başladı, Rumların 1922 Ekim’inde kentten ayrılmalarından sonra da yerini uzun dönemli bir iktidar mücadelesine bıraktı. Bu mücadelenin ilk ipuçlarını 27 Aralık 1921 tarihinde Antalya’dan Emniyet-i Umumiyye Müdürlüğü’ne çekilen bir telgrafta da görmek mümkündür. Bu telgraf- ta Giritli Ahmet Muhtar ve Kaçarali Süleyman’ın Batı Anadolu’yu işgal eden Yunan ordusunun iaşesini sağladığı iddia edilir.41 Yine bu dönemde Haydar Rüştü’nün çıkardığı Antalya’da Anadolu gazetesinde de Ahmet Muhtar ve Giritli tüccarlar aleyhinde yazılar yayımlanmıştır.42

Göçmenlere ilişkin şüpheler Cumhuriyet’in ilk yıllarında da varlığını devam ettirdi. Bu nedenle yerel basın göçmenlerin hareketliliğini sürekli takip ediyor,43 Akdeniz gazetesinde yayımlanan bir ilanda da ifade edildiği gibi dükkânlarını mavi ve beyaz renklere boyayanlar bile bu şüphenin hedefi olabiliyordu.44

Tüm bu şüphelerin iki toplum arasındaki bölünmeyi daha da artırdığı muhakkaktır. 1926’nın başlarında belediye reisliğine Giritli Zeki’nin seçilmesi ise göçmenler ve yerliler arasındaki ilişkileri toplumsal bö- lünmenin ötesine taşımış, iki toplum arasındaki siyasi bölünmenin habercisi olmuştur.45

giritli zeki’nin belediye reisliği

Giritli Zeki, 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başları arasında Antalya’ya iskân edilen göçmenler arasında bu- lunuyordu. Kente gelen göçmenler içinde en varlıklı olan oydu. Ticari ilişkileri sayesinde Antalya’da zenginliğini daha da artırmış, II. Meşrutiyet döneminde Antalya’nın en önemli tüccarlarından biri olmayı başarmıştı. I. Dünya Savaşı yılların- da ticari itibarına dayanarak Loyd Triestino’nun Antalya acenteliğini almış, Antalya Ticaret Odası reisi olmuş, İttihad ve Terakki için çalışmış,46 İtalyan işgali döneminde 4 Nisan 1919’da İttihad ve Terakki Murahhası Mehmed Emin Bey’le birlikte Antalya’dan Rodos’a sürgüne gönderilmiş,47 sürgünden döndük- ten sonra 1919 sonlarında Zahire Borsası’nın reisliğine getirilmişti.48

Giritli Zeki’nin nüfuzunun artışı Cumhuriyet’in ilk birkaç yılında da devam etti. Örneğin 1926’da yayın hayatına atılan ve 1928’e kadar neşriyatına devam eden Yeni Türkiye gazetesinin en büyük destekçisi oydu. Yine bu tarihte hem fırka mutemet vekili olmuş hem de belediye reisi seçilmişti.49

Ne var ki Giritli Zeki’nin bu son iki mevkiyi de uhdesine alması (aleyhin- deki birçok şikâyet dilekçesi dikkate alınacak olursa) kentte dedikodulara neden oldu. 27 Mart 1926 tarihinde, bu dedikoduların araştırılması için CHF Mıntıka Müfettişi İsmail Hakkı Bey’e çekilen bir telgrafta, Giritli Zeki hakkında “çirkin ve ağır ithamlarda bulunulduğu” ve bu kimselerin fırka merkezine ve bazı mebuslara telgraf çektiği bildirilmişti.50 İsmail Hakkı Bey’in CHF Kâtib-i Umumiliği’ne verdiği cevapta ise “Antalya’nın tekmil patırtısının esasen namuslu bir adam olan” Giritli Zeki’nin belediye reisi olması olduğu ifade edilmiş, seçimlerde, sabık Belediye Reisi Hasan (Zühtübeyzade) ve Keskici Mehmet ile eski mutemet vekili Karakaşzade Hüsnü’nün51 alenen kendisine muhalefet ettikleri ve kentteki dedikoduların şahsi menfaatten kaynaklandığı belirtilmişti.52

Giritli Zeki aleyhinde CHF Kâtib-i Umumiliği’ne iletilen şikâyetler daha sonra da devam etti. Örneğin Haziran 1927 tarihli bir telgrafta 7 Haziran gecesi kentteki bir “café chantant”da içki içen Giritlilerin Safiye adındaki kadına sarkıntılık etmesinden hatsız olan mekân sahibi Âyanzade Hüseyin Efendi’nin, “Böyle yapacaksanız Giritliler benim mekânıma gelmesinler” dediği ve bu sözler “Giritlilik vaziyeti taşıyanların hiddetlerini tahrik ettiğinden” kendisinin sandalyelerle darp edildiği iddia edilmişti.53

Bu meseleyle ilgili Âyanzade Hüseyin Efendi’nin Kâtib-i Umumiliğe çektiği telgrafta da olay esnasında mekânda bulunan Belediye Reisi Giritli Zeki’nin “Göreyim sizi Giritliler, öldürün şu Türkleri” dediği öne sürülmüştü. Aynı telgrafta, Belediye Reisi’nin Antalya’da Giritliler ve Türkler arasında bir ikililik yarattığı, “zaten pek hususi bir kitle teşkil eden efrad-ı milleti yekdiğerinin aleyhine tahrik ettiği” ve “Türklüğü hakir gördüğü” de vurgulanıyordu.54 Öte yandan bütün bu iddiaları araştırmak için Antalya’ya gelen Mıntıka Müfettişi tarafından bir kere daha iddiaların dedikodu olduğu ve Giritli Zeki’ye muhalif olanların basit bir asayiş meselesini dahi onun aleyhine kullandığı ifade edilmişti.55

Giritli Zeki aleyhindeki şikâyet ve ihbar telgrafları sadece bu örneklerle sınırlı kalmadı. Örneğin 5 Şubat 1928 tarihinde eski Meclis-i Umumi azası Hüseyin Hilmi ile İbrahim Ali imzasıyla CHF Kâtib-i Umumiliği’ne
iletilen bir ihbarda Giritli Zeki’nin “milli bayram ve merasimlerle ala- kalanmadığı” dile getirilmiş, Belediye Reisi’nin hiçbir gerekçe göstermeden Antalya Tayyare Cemiyeti’nin mera- simine iştirak etmediği bildirilmişti. Bu ilgisizliğin delili olarak ise Antalya’daki Giritliler tarafından çıkarılan Yeni Türkiye gazetesinin bu meseleye kayıtsız kalması gösterilmiş ve gazete şu sözlerle yerilmişti:

Tayyareciliğimize ve şehitlerimize karşı gösterdiği şu hürmetsizliği derin bir hissi nefretle karşılayarak Antalya Türklerinin hissiyatına tercüman olan bu telgrafı arz ediyoruz.56

Giritli Zeki aleyhinde ortaya atılan iddialar arasında en dikkat çekeni ise Antalya gazetesinin sahibi Mehmed Emin’in CHF Kâtib-i Umumiliği’ne ilettiği 26 Ocak 1928 tarihli telgrafta yer alıyordu. Mehmed Emin bu telg- rafında, İtalyanların kendisiyle birlikte Rodos’a sürgüne gönderdiği Giritli Zeki’yi “memlekette Türklük ve Giritlilik ihdas etmekle” suçluyordu:
EK 6.png
EK 6.png (73.22 KiB) 71 kere görüntülendi
Antalya’ya iskân edilen göçmenlerin önde gelen isimlerinden Giritli Zeki (Şeremet) 1926 yılının başlarında belediye reisliğine seçilmişti.


İstanbul’dan takdim eylediğim ariza da da arz eylediğim vecih- le zat-ı âlinizle görüşmeyi ve memleketin hali hazır şekil-i idaresi hakkında izahat vermeyi çok arzu ediyor idim. Antalya’ya avdetime müteakip yine teessür- le karşılaştım. Kendisine Allah tarafından mebus namı veren ve sevmediklerini, daha doğrusu rakip gördüklerini fırka merkezine muhalif olarak tanıtan ve memlekette Türklük ve Giritlilik ihdas eden Fırka Mutemet Vekili ve Belediye Reisi Zeki Bey, öte- den beri olduğu gibi İstanbul’da bulunduğum iki buçuk ay müddet zarfında memleket gençlerini bü- tün bütün darıltmış ve mukabilen gençler tarafından alenen hakaret görmeye başlamıştır. Hakaret gördükçe gençleri mütemadiyen muhalif göstermekte ve mutemet vekilliği nüfuzundan istifade ederek iş’aratını hükümet-i ma- halliyyeye tasdik ettirmektedir. Bu hal memleket üzerinde öteden beri ikililik vücuda getirmiş ve ati itibariyle pek fena bir vaziyete düşüleceği anlaşılmakta bulu- nulmuştur. Bunu anlatacak bir makam ve zevat bulamıyorum. Fırkanın mıntıka müfettişi ve Kü- tahya Mebusu İsmail Hakkı Bey gelmiş ve gençler bütün safahatı, Zeki de hazır olduğu halde alenen ikame eylemişler ise de ma’ tees- süf heyet-i idareye bir Giritli daha ithal eylemek suretiyle mukabele görmüşlerdir. Bu vaziyet karşısın- da, bu memlekete, bu memleketin gençliğine Allah acısın demekten başka elden bir şey gelmiyor.57

Aleyhindeki iddialar nedeniyle Gi- ritli Zeki, Mart 1928’de önce fırka mutemet vekilliğinden, daha sonra da belediye reisliğinden istifa etmek durumunda kaldı.58 Onun istifasının ardından yapılan Nisan 1928 seçim- lerinde belediye reisliğine, Mehmed Emin’in yakın arkadaşı Dr. Galip Bey (Kahraman) getirildi.59 Dr. Galip Bey’in belediye reisliğine getirilmesi yerli Müslüman eşrafın yerel siyaset üzerindeki hâkimiyetini pekiştirdi. Ne var ki bunun kısa süreli bir zafer olduğu çok çabuk anlaşıldı. 1930 yı- lında Rodoslu Dr. Burhanettin Bey’in (Onat) girişimleriyle kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın (SCF) Antalya teşkilatının kentteki en büyük des- tekçisi Giritli göçmenler olacaktı.60

Serbest Cumhuriyet fırkası
ve giritliler

SCF Antalya şubesi Dr. Burhanettin Bey’in girişimleriyle 12 Eylül 1930’da kuruldu ve kısa bir süre içinde faa- liyete geçti. Yeni fırka Antalya’daki ilk hedefini Ekim ayında yapılması düşünülen belediye seçimlerine ka- tılmak olarak açıkladı. Seçimler için kentte mitingler düzenlendi, kahve- hane konuşmaları yapıldı, broşürler dağıtıldı.61

Birkaç gün devam edecek seçimlerin ilk gününde (7 Ekim 1930) oy sandıkları açıldığında SCF’nin oyların %85’ini aldığı görüldü; Osmaniye Mahallesi’ndeki Giritliler ve nüfus mü- badelesinden sonra Antalya’ya iskân edilen mübadiller kitlesel olarak bu fırkayı desteklemişti. Bu tablo karşısında şaşkınlılarını saklayamayan CHF’liler duruma hemen müdahale etmek zorunda kaldı. 8 Ekim’de SCF idare azasından Remzi Bey bir baha- neyle tutuklandı, SCF’li bir seçmen Belediye Reisi Dr. Galip Bey tara- fından yumruklandı, Kırcamii’ndeki seçim sandıklarına müdahale edildi, arabulucu olmak için burada bulu- nan Giritli Seyit Ali Bey (Pamir) ise “Sen sus burası Giritli mahallesi değil, Müslüman mahallesi” denerek susturuldu.62

Gerginlik daha sonraki günlerde de devam etti; SCF idarecileri ölümle tehdit edildi, 14 Ekim’de ise beledi- yenin önünde oy kullanmak için top- lananlara jandarma bölüğü müdaha- lede bulundu, fakat kalabalığı dağıtmak mümkün olmadı. Olaylar, ancak aralarında Dr. Burhanettin Bey’in de bulunduğu SCF yetkililerinin tutuklanmasıyla önlenebilecekti.63

Seçim günlerinde açığa çıkan bu tablo, kesinlikle, kentteki toplumsal bölünmenin neden olduğu gerilimin bir sonucuydu ve bu tarihe kadar açık bir çatışmaya dönüşmeyen bölünme siyasi bir çatışmaya dönüşmüş- tü. Başka bir ifadeyle, bu tarihte göç sürecinin bir başka önemli sonucu daha ortaya çıkmış, göç, sadece yerliler ve göçmenler olmak üzere iki toplumsal grubun doğmasına sebep olmamış, onları birbirine muhalif siyasi fırkalara taraf yapmıştı.

Antalya olaylarının etkisi o denli büyük olmuştu ki konu TBMM’deki görüşmelerde de ele alındı, hatta bu nedenle Antalya milletvekili Rasih Efendi ile SCF’nin kurucusu Fethi Bey (Okyar) arasında sert tartışmalar ya- şandı. TBMM’deki konuşmasında Ra- sih Efendi, Osmaniye Mahallesi hal- kının tamamen SCF’ye iltihak ettiğini, SCF ileri gelenlerinin halkı CHF’ye karşı kışkırttığını, Antalya çarşısı- nı iki gün işgal ettiklerini, Meclis-i Umumî azasından Hasan Bey’i cadde üzerinde dövdüklerini, SCF’li esnafın

EK 8.png
EK 8.png (110.08 KiB) 69 kere görüntülendi
Giritli Kaçaroğlu ailesi Antalya’ya iskân edilen göçmenler arasında yer alıyordu.
Fotoğrafta Rauf Kaçaroğlu çocuklarıyla birlikte.
EK 9.png
EK 9.png (264.42 KiB) 69 kere görüntülendi
EK 10.png
EK 10.png (123.46 KiB) 69 kere görüntülendi
Giritli İbrahim’in Antalya’daki akrabalarına gönderdiği fotoğraf.

Fotoğrafın arkasında Yunanca (Giritlice) şu not düşülmüş: “Sevgili büyük ninem ve sevgili dedem, fotoğrafımızı gurbetten bir hatıra olması için size gönderiyoruz. Gönderdiğim bu fotoğrafla size daha yakın olmayı umut ediyorum. Vedat rahat durmadığı için iyi çıkmadı. İbrahim.”

[/size][/color][/i][/b]
[/size][/color][/i][/b]

Resim gelecek

Giritli göçmenler Antalya iskelesinde.
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 2167
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 790 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: ANTALYA’DA GİRİT GÖÇMENLERİ: GÖÇ, İSKAN VE SİYASET

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 02 Eyl 2019, 00:08

EK 11.png
EK 11.png (247.93 KiB) 65 kere görüntülendi
EK 12.png
EK 12.png (295.47 KiB) 65 kere görüntülendi
EK 13.png
EK 13.png (100.58 KiB) 65 kere görüntülendi
1897 ila 1912
arasında Antalya ve çevresine
beş bine yakın Giritli göçmen iskân edilmişti.


dükkânlarına Fethi Bey’in fotoğraflarını astığını iddia ediyor, SCF’lilerin bu tavrını “halk arasına boykot sokmak” olarak tanımlıyordu.64

Ekim 1930’daki olaylı seçimlerden birkaç ay sonra Mustafa Kemal de Antalya’ya bir seyahat yaptı ve ge- lişmeleri yerinde inceledi. Mustafa Kemal’in seyahati sırasında hazırlanan bir raporda seçimlerde çıkan olayın sorumlularının hâlâ yargılanmadığı belirtiliyor ve olaylara neden olanların ağır bir şekilde cezalandırılması talep ediliyordu.65 Öte yandan, Antalya mebusu Rasih Efendi’nin 16 Mart 1931 tarihli raporundan da anlaşıldığı kadarıyla me- selenin halledilmesi hiç de kolay olmayacaktı. CHF Kâtibi Umumiliği’ne iletilen bu raporda Antalya’da hükümet otoritesinin hâlâ zafiyet içinde olduğu, Osmaniye Mahallesi’ndeki Giritlilerin “müttehit ve muhalif bir cephe halindeki vaziyetlerini devam ettirdikleri” ve “Giritli olmayanları tehdit ettikleri” iddia edilmişti. Kentin nüfus yapısına da değinilen raporda, “çok zaman evvel Antalya’ya gelen Giritlilerin burada ayrı bir mahalle teşkil ederek kendi başlarına yaşadıkları ve aralarında hâlâ Yunanca konuştukları, yerli halkla bir türlü kaynaşamadıkları” ifade ediliyor, ayrıca, nüfus mübadelesinden sonra Antalya’ya gelenler arasında da kente intibak edememiş, SCF’ye destek çıkmış çok sayıda mübadilin olduğu belirtiliyordu:

Antalya merkezde fırkamız aleyhinde propagandada bulunan sabık Ziraat Müdürü Akif Bey, Dr. Burhanettin’in Serbest Fırka’ya memuriyetinden sonra onun- la birleşmiş, kendilerine uygun birkaç kişiyi de yanlarına alarak faaliyete başlamış, Giritli Kaçarali Süleyman vasıtasıyla bütün Giritlileri elde etmiştir. Sadece CHF’yi değil, devletin temelini sökmeye müteveccih bu şuursuz faaliyet ve propaganda, bilhassa Antalya’da mühim bir kitle teşkil eden Giritliler ve mübadil muhacirler üzerinde müessir olmuştur. Belediye intihabı sırasında çıkan kargaşalıklar tetkik edilirken Antalya’daki Giritlilerin şayan-ı dikkat görülmüştür.66

Raporda ifade edilenlere göre, İzmir ve Antalya’daki Giritliler arasında CHF aleyhine gizli bir anlaşma vardı. SCF’nin faaliyetleri sırasında her iki kentteki Giritliler büyük rol oynamış, hayvan ticaretiyle iştigal eden Antalya’daki Giritliler ticaret için Isparta ve Burdur köylerine her gittiklerinde hükümet aleyhinde propaganda yapmaktan geri kalmamıştı:

Antalya’da Giritlilerin ve mübadillerden bir kısmının vaziyetleri, buraya gönderilecek idare ve zabıta amirlerinin çok kuvvetli ve liyakatli zevattan seçilmelerini icap ettirmektedir. Belediye intihabı esnasında zuhur eden hadiseler mevcut idare ve zabıta amirlerinin vaziyete hâkim olamayacak kadar zayıf olduklarını meydana koymuştur.67

Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 2167
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 790 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: ANTALYA’DA GİRİT GÖÇMENLERİ: GÖÇ, İSKAN VE SİYASET

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 02 Eyl 2019, 00:23

14 Ekim’de belli başlı SCF yetkililerinin tutuklanmasından sonra devam edi- len seçimlerin sonucunda ise reylerin çoğunu CHF’nin aldığı görüldü. Ne var ki CHF’ye tek rey dahi atılmayan Os- maniye Mahallesi’ndeki seçim sandı- ğından yüzlerce CHF pusulasının çık- ması, seçim sonuçlarının ne denli şa- ibeli olduğunun da göstergesiydi.68 20 Ekim 1930 tarihinde fevkalade olarak toplanan Belediye Meclisi’nin sonun-
72 da ise Karakaşzade Hüsnü belediye reisi seçildi.69 Onun belediye reisliğine getirilmesiyle, uzun bir süre için, yerli Müslüman eşrafın yerel siyaset üzerindeki hâkimiyetine karşı göç- menlerin ciddi bir meydan okumaya kalkışmasının önüne geçilmişti. Bu süreç Demokrat Parti’nin kurulduğu 1950’li yıllara kadar devam etti.
Bitirirken

Antalya’da yerliler ve Giritli göçmenler arasında yaşanan ve bir süre sonra siyasi çatışmalara da dönüşen toplumsal bölünmeyi nasıl değerlendirmek gerekir? Bu bölünmenin tek sebebi, göçmenlerin yerel kültüre uyum sağlamamakta ısrarcı olmaları, bu suretle “dede ve babalarının döktüğü kana hürmetsizlik etmeleri” midir? Toplumsal bölünme neden ve nasıl siyasi bir bölünmeye dönüşmüştür? Siyasi bölünmede kültürel farklılıkların bir payı var mıdır?
Tüm bu sorulara bir cevap ararken ihtiyatlı olunması ve kültürel ortaklıkların toplumsal bütünleşmeyi te- min etmek için kesinlikle yeterli olmadığının hatırda tutulması gerekir. Toplumsal bütünleşme, yerel kay- nakların hem yerliler hem de göç- menler için yeterli istihdam imkânı yaratmasıyla mümkün olabilir. Bu nedenle toplumsal bütünleşmeyi, aynı dili konuşmak ve aynı dine mensup olmaktan ziyade (kültürel ortaklıklardan çok), yerel kaynakların yerli ve göçmen nüfus tarafından bir arada kullanılabilmesiyle tanım lamak daha doğru olacaktır.


Giritlilere yönelik şikâyet dilekçelerinin içeriği ve CHF müfettişlerinin bu şikâyet dilekçeleri hakkındaki düşünceleri göz önüne alındığında da, bu şikâyetleri, bir gerçeğin yazıya dökülmüş ifadeleri olarak değil, yerel kaynaklara hâkim olmak için sürdürülen iktidar mücadelesinin tanıkları olarak değerlendirmek daha gerçekçi görünmektedir. Bu iktidar mücadelesinde kültürel farklılıkların bir çatışma aracı olarak kullanıldığı açıktır. Gerçekten de göçmenler ve yerliler arasındaki kültürel farklılıklar, özellikle kaynakların sınırlı olduğu bir coğrafyada ve uzun savaş yıllarının hayat şartlarını herkes için kötüleştirdiği koşullarda tarafların bir diğerini acımasızca itham etmesi için yeterli olabilmiştir.

Giritlilerin Antalya’ya geldikleri ilk yıllarda kültürel farklılıklar ve özellikle de lisan meselesi gibi nedenler- le yerli Müslümanlarla kaynaşmakta birçok güçlük çektiği doğrudur. Ne var ki bu dönemde bu tür güçlüklerin siyasi bir bölünmeye neden olduğunu söylemek mümkün değildir. Hatta göçmenlerin kentteki etkinliği ve nüfuzu I. Dünya Savaşı yıllarında artmıştır. Ancak İtalyan işgalinin sona ermesi ve Ekim 1922’de kent nüfusunun önemli bir bileşenini oluşturan Rumların Antalya’yı zorunlu olarak terk etmeleri koşulları büyük ölçüde değiştirmiş, kaynaklar üzerinde yürütülen yeni iktidar mücadelesinin tarafları yerliler ve göçmenler olmuştur.

Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 2167
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 790 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: ANTALYA’DA GİRİT GÖÇMENLERİ: GÖÇ, İSKAN VE SİYASET

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 02 Eyl 2019, 00:26

Antalya’da Giritliler ve yerliler arasındaki tüm bu çatışmaların esas sebebinin yerel kaynaklar üzeri- ne yürütülen bu mücadele olduğunu ifade eden ilk kişi ise Nâzım Hikmet’tir. Nâzım Hikmet yerliler ve Giritliler arasında Cumhuriyet’in ilk yıllarında Antalya’da yaşanan bu çatışmalara Memleketimden İnsan Manzaraları’nın dördüncü kitabında değinmiştir. Gerçi kitapta isim kullanılmamış, Antalya “üç nokta kenti” olarak tanımlanmıştır. Ancak 20. yüzyılın ilk yarısındaki görünümünü bilenler için “üç nokta kenti”nin Antalya olduğu çok açıktır. “Üç nokta kenti”ndeki Giritli tüccarlarla yerli eşraf arasındaki çekişmeye değinen şair, bu çekişmede yerlilerin tarafını tutan CHF Müfettişi’ni şu şekilde konuşturmuştur:

…Giritli şirketin pis, kırık pirincine 35 veriliyor, fakat beğenilmiyor bir öz Türkün malı. Sonra bu buhranlı yıllarda biz uğraşıp duralım, parti, hükümet, meclis, Türk vatanında Türkü hâkim kılacağız diye!70 evren dayar
Antalya kent müzesi koordinatörü




dipnotlar

1 Girit’te Müslümanlara yönelik şiddet eylemleri için bkz. Katilena P. Stathakou, “Victimisers or Victimised? The Role of Christian Atrocities in the Voluntary Emigration of Cretan Muslim in the End of the 19th Century”, Tülin Selvi Ünlü (yay.haz.), Mersin the Mediterranean World and the Twentieth Century-Intersecting Trajectories (16-17 October 2008) (Mersin, 2010), s. 19-20.
2 Stathakou, agm, s. 21.
3 BOA.DH.EO. 465-1314/517, s. 117.
4 Ali Rıza Gönüllü, “Antalya’da İskân Edilen Muhacirler (1878-1923)”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi 26 (2009): 311.
5 BOA.Y.MTV. 188-119.
6 BOA.Y.MTV. 188-57.
7 Örneğin 750 kişilik son göçmen kafilesini Elmalı’ya götürmek için İzmir’den yola çıkan Nimet-i Hüda Finike limanına doğru hareketlendiğinde göçmenler vapura el koymuş, vapurun istikametini Antalya iskelesine çevirmişti. Bkz. Mehmet Yılmaz, Konya Vilayetinde Muhâcir Yerleşmeleri
1854-1914, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, yayımlanmamış doktora tezi (Konya, 1994), s. 167, 252.
8 BOA.Y.MTV. 201-6.
9 Fahriye Emgili, “Girit’ten Antalya’ya Yönelik Göçler”, Necdet Ekinci-Hatice Akın (yay. haz.), Son Bin Yılda Antalya Sempozyumu (Antalya 18-19 Aralık 2003) Sempozyum Bildirileri (Antalya, 2006), s. 157.
10 BOA.BEO. 1593-119456.
11 BOA.İ.DH. 1483-32.
12 BOA.DH.MKT. 2427-120.
13 BOA.Y.A.HUS. 335-66, lef. 2.
14 BOA.DH.MKT. 431-57.
15 BOA.DH.MKT. 2154-71.
16 BOA.BEO. 517-14.
17 Evren Dayar, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Dönemlerinde Antalya’da Çocuk İcarları”, Toplumsal Tarih (2014): 32-37.
18 Kaleiçi yangını ve yangın sonrasında yaşanan mesken buhranı da Rum cemaati ile Giritli Müslümanlar arasındaki karşılıklı kuşkuları artırmış, Rumların, göçmenlere ev verilirken kendilerinin yüzüstü bırakıldığı serzenişlerine neden olmuştu. Bkz. BOA.Y.PRK.AZJ. 38-97.
19 BOA.Y.MTV. 193-64.
20 BOA.DK.KMS. 105-12/2.
21 BOA.DH.MUİ. 108-1/9.
22 Greek Patriarchate, Persecution of the Greeks in Turkey 1914-1918 (Constantinople, 1919), s. 92-93.
23 BOA.DH.H. 47-57.
24 Georgos Pechlivanídis,
Attáleia kai Attaleiótes, Pamfylía, Lykía, Pisidía, Kilikía (Atina, 1989), s. 368.
25 Kemal Karpat, Osmanlı Nüfusu (1831-1914) Demografik ve Sosyal Özellikler, çev. Bahar Tırnakcı (İstanbul, 2003), s. 26.
Nedim İpek de göçmenlerin yerli halkla kaynaşmasının kolay olduğunu iddia etmiştir. Bkz. Nedim İpek, Rumeli’den Anadolu’ya Türk Göçleri (1877-1890) (Ankara, 1990),
s. 239.
26 Bu vurgunu en önemli nedeni, meselenin, “Anadolu’nun Türkleşmesi” gibi sosyal bilimlerle çok da ilişkili olmayacak bir tarzda ele alınması ve neye göre yapıldığı belli olmayan bir nicelik (Anadolu’daki Türk nüfusun sayısının artışı) hesabıyla ilişkilendirilmesi olsa gerektir.
27 Anastasia N. Karakasidou, Buğday Tarlaları

Kan Tepeleri: Yunan Makedonyasında Millet Olma Aşamasına Geçiş Süreçleri 1870-1990, çev. Nurettin Elhüseyni (İstanbul, 2010), s. 209-210.
28 Antalya Şer’iyye Sicili 68/10 (22 Mart 1334/22 Mart 1918), Antalya Şer’iyye Sicili 68/19 (12 Nisan 1334/12 Nisan 1918), Antalya Şer’iyye Sicili 68/40 (8 Mayıs 1334/8 Mayıs 1918), Antalya Şer’iyye Sicili 68/53 (12 Mayıs 1334/12 Mayıs 1918), Antalya Şer’iyye Sicili 68/64 (26 Mayıs 1334/26 Mayıs 1918), Antalya Şer’iyye Sicili 68/80 (12 Haziran 1334/12 Haziran 1918), Antalya Şer’iyye Sicili 68/81 (14 Haziran 1334/14 Haziran 1918), Antalya Şer’iyye Sicili 68/82 (15 Haziran 1334/15 Haziran 1918), Antalya Şer’iyye Sicili 68/97 (4 Temmuz 1334/4 Temmuz 1918), Antalya Şer’iyye Sicili 68/98 (12 Temmuz 1334/12 Temmuz 1918), Antalya Şer’iyye Sicili 68/118 (29 Ağustos 1334/29 Ağustos 1918), Antalya Şer’iyye Sicili 68/sayfa 102 (5 Kânûn-ı sâni 1335/5 Ocak 1919), Antalya Şer’iyye Sicili 68/sayfa 109 (26 Kânûn-ı sâni 1335/26 Ocak 1919), Antalya Şer’iyye Sicili 68/sayfa 114 (5 Şubat 1335/5 Şubat 1919), Antalya Şer’iyye Sicili 68/sayfa 118 (10 Şubat 1335/10 Şubat 1919), Antalya Şer’iyye Sicili 68/sayfa 124 (4 Şubat 1335/4 Şubat 1919), Antalya Şer’iyye Sicili 68/ sayfa 134 (22 Şubat 1335/22 Şubat 1919), Antalya Şer’iyye Sicili 68/sayfa 153 (17 Mart 1335/17 Mart 1919), Antalya Şer’iyye Sicili 68/sayfa 156 (12 Nisan 1335/12 Nisan 1919), Antalya Şer’iyye Sicili 68/sayfa 165 (20 Nisan 1335/20 Nisan 1919), Antalya Şer’iyye Sicili 68/sayfa 165 (6 Mayıs 1335/6 Mayıs 1919).
29 Antalya Şer’iyye Sicili 68/sayfa 112 (25
Kânunusani 1335/25 Ocak 1919); Antalya Şer’iyye Sicili 68/sayfa 153 (14 Nisan 1335/14 Nisan 1919).
30 Mehmed Yurduseven, Antalya İhsaniye Köyü İncelemesi (İstanbul, 1960), s. 101.
31 Antalya Şer’iyye Sicili 57/167 (11 Ağustos 1317/24 Ağustos 1901), Antalya Şer’iyye Sicili 57/168 (12 Ağustos 1317/25 Ağustos 1901), Antalya Şer’iyye Sicili 70/182 (21 Nisan 1325/4 Mayıs 1919).
32 BOA.DH.ŞFR. 440-70.
33 Akdeniz, 5 Ağustos 1341.
34 Akdeniz, 21 Teşrinisani 1341.
35 BCA.CHP.K. 490.01.0.0-618.27.1, s. 8.
36 Muzaffer Deniz, Cumhuriyetin İlk Yıllarında Antalya Şehrinde Eğitim (1923-1950), Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, yayımlanmamış doktora tezi, 2009, s. 209-210.
37 BCA.CHP.K. 490.01.0.0-618.28.1, s. 117.
Topluluk bağlarının bu bilinçli niteliği güçlü bir mahalle kültürüne de yol açmıştır.
Antalya’da bir mahallenin adını taşıyan yegâne futbol takımının Şarampol İdman Yurdu olması bu nedenle şaşırtıcı değildir. Bkz. Antalya, 11 Teşrinisani 1340.
38 Dâniş Remzi Korok, “18 Ay İtalyan İşgali Altında Antalya ve Havalisinden Notlar 43”, Yeni Sabah, 22 Nisan 1941.
39 BOA.DH.EUM. 3. SB. 5/29, lef. 1, BOA.DH.EUM. 3. SB. 8/79, lef. 4, BOA.DH.EUM. 3. SB. 8/79, lef. 1/1. Tehcir daha sonraki yıllarda da devam etmişti. Örneğin Dâhiliye Nezareti
17 Şubat 1916’da Kaş sahilinde ve sahile yakın köylerde eli silah tutan Rum erkeklerin dâhile sevk edilmesini emrini vermişti. Bkz. BOA.DH.EUM. 3. SB. 13/85, lef. 2/1. Yunanistan’ın savaşa gireceğinin kesinleşmesinden sonra Rum tehciri daha geniş kapsamda ele alınmış, 1917’nin başlarından itibaren özellikle sahil

bölgelerindeki Rumlar iç bölgelere sevk edilmeye başlanmıştı. 26 Mayıs 1918 tarihinde Fethiye, Kaş, Kalamaki, Demre, Finike, Ağva ve Antalya sahillerindeki Rumlar üç dört günlük mesafeye (örneğin Akseki ve Bozkır’a) sevk edildi. Bkz. BOA.DH.ŞFR. 87/306, BOA. DH.ŞFR. 88/198, BOA.DH.EUM. 3. SB. 8/79,
lef. 4.
40 Süleyman Fikri Erten, Milli Mücadele’de Antalya, Antalya, 1996, s. 26.
41 BCA. 30.10.0.0-106.694.7.
42 İleri, 19 Aralık 1951.
43 Örneğin Antalya gazetesinin 10 Eylül 1925 tarihli nüshasında Girit muhacirlerinden Kaptan Eşref’in Andifli’de Türk doktor varken hastasını Meis’e götürdüğü iddia edilmişti. Bkz. Antalya, 10 Eylül 1341.
44 Akdeniz, 28 Nisan 1341.
45 Antalya, 18 Mart 1926.
46 Mazlum Adıson, Antalya’nın Kara Günleri, Evren Dayar (yay. haz.) (Antalya, 2012),
s. 98-99.
47 BOA.HR.SYS. 2558-1.
48 Babalık, 10 Kânunuevvel 1329.
49 Antalya, 17 Mart 1926.
50 BCA.CHP.K. 490. 01-1903. 1, s. 147.
51 Akdeniz, 26 Temmuz 1341.
52 BCA.CHP.K. 490. 01-1903. 1, s. 141.
53 BCA.CHP.K. 490. 01-1903. 1, s. 132.
54 BCA.CHP.K. 490. 01-1903. 1, s. 130.
55 BCA.CHP.K. 490. 01-1903. 1, s. 127.
56 BCA.CHP.K. 490. 01-1903. 1, s. 123. Yeni
Türkiye gazetesi göçmenlere dönük tüm bu ithamlara yanıt vermiş olmalıdır.
Gazetenin sadece iki nüshası günümüze ulaşabildiğinden, maalesef, bu yanıtlar hakkında ancak dolaylı ve tek taraflı olarak (Antalya gazetesi nüshaları aracılığıyla) bilgi edinilmektedir. Örneğin Yeni Türkiye’nin 20 Kasım 1926 tarihli nüshasında “Vatanperverlikte İnhisar” başlığıyla yayımladığı makalesinde Dr. Giritli Cemil Süleyman, Antalya’da “ahali-i asliye” ve göçmenler arasında bir ayrım
yapıldığını dile getirmiştir. Üstelik bu makale bu konuda Yeni Türkiye’de neşredilen ilk makale de değildi. Ondan bir ay kadar önce Dr. Giritli Cemil Süleyman Yeni Türkiye’de “Yerlilik ve Yabancılık” başlıklı bir makale daha kaleme almıştı. İtalyan işgaline kentte kimlerin destek verdiği konusunda yaşanan bir tartışma nedeniyle gazetenin 20 Kasım 1926 tarihli nüshasında yayımlanan bir diğer makalede ise Rodoslu Mehmet Nuri, Antalya gazetesi ve sahibi Mehmed Emin’i kentteki tüm göçmenleri vatana ihanet etmekle itham ettiğini yazmıştı. Bkz. Antalya, 21 Teşrinisani 1926.
57 BCA.CHP.K. 490. 01-1903. 1, s. 126.
58 BCA.CHP.K. 490. 01-1903. 1, s. 117-118.
59 Zümrütova, 15 Nisan 1928.
60 BCA.CHP.K. 490. 01-618.28.1, s. 117.
61 Muhammet Güçlü, Dr. Burhanettin Onat ve Hayatı (Antalya, 2004), s. 56-57.
62 Güçlü, age, s. 66. 63 Age, s. 68-75.
64 Age, s. 83-85.
65 Cemil Koçak, Belgelerle İktidar ve Serbest Cumhuriyet Fırkası (İstanbul, 2006), s. 316.
66 BCA.CHP.K. 490.01.0.0-618.28.1, s. 117.
67 BCA.CHP.K. 490.01.0.0-618.28.1, s. 118-119.
68 Güçlü, age, s. 74-76.
69 Resmi Antalya, 24 Teşrinievvel 1930. 73
70 Nâzım Hikmet, Memleketimden İnsan
Manzaraları (Ankara, 1987), s. 401.
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Cevapla

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir