ZORUNLU NÜFUS MÜBADELESİNİN SONUÇLARI

Girit ile ilgili Kitaplar
Cevapla
Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 5670
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

ZORUNLU NÜFUS MÜBADELESİNİN SONUÇLARI

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 19 Oca 2020, 18:57

ZORUNLU NÜFUS MÜBADELESİNİN SONUÇLARI

Birinci Dünya Savaşının ardından dünya kamuoyunda eski imparatorlukların yerine ulus-devletlerin kurulmasının tarihsel gelişmenin gideceği yönü temsil ettiği fikri hakimken,çeşitli halkları homojenlik alanları olması düşünülen bölgelerde toplayan pek çok nüfus değişimi yaşanmıştır.Dağılan Almanya,Avusturya-Macaristan ve Rusya imparatorluklarında muazzam nüfus hareketleri görülmüştür.O dönemde,Yunanistan ile Türkiye arasındaki nüfus mübadelesi de eski imparatorluk düzeninin çökmesinin kaçınılmaz sonuçlarından biri olarak değerlendirilmiştir.Çok büyük kitlelerin yaşadıkları yerlerden zorla başka bölgelere yerleştirilmesi anlamına gelmesine karşın,nüfusların yer değiştirmesi,coğrafya ile millet şeklinde yorumlanmış ve ulus-devletlerin oluşum sürecini hızlandıran bir yöntem olarak kabul görülmüştür. (Hirschon,2007:54-55).

Nüfus mübadelesine karar verildiği zaman,Yunanistan ve Türkiye,ulus-devlet oluşumu bakımından farklı aşamalarda bulunuyordu.Yunanistan neredeyse yüz yıldır ulus-devlet olarak varlığını sürdürmüş durumdaydı ve milliyetçi ideale uygun bir ideoloji oluşturmuştu.Böylece Yunanistan’a gelen Anadolulu Rumlar,uzun zamandır mevcut olan bir devletin ideoloji ve politikasına uyum sağlamaya çalıştılar.Anadolu’dan gelenlerin etkileri ise en çok sol politikaya verdikleri destek ile kültür,edebiyat ve müzik alanlarında belirgin şekilde görünüyordu.Oysa nüfus mübadelesinin,Türk toplumu üzerindeki etkisini daha geniş kapsamlı ulus-devlet oluşum sürecinden ayırmak kolay değildir (Hirschon 2007:50).
On yıllık savaş bittiğinde ve Türk-Yunan nüfus mübadelesi tamamlandığında artık Türkiye’nin toplumsal dokusu değişmiştir.On yıllık savaş,tehcir ve mübadele sonunda,Türkiye nüfusu dinsel bakımdan homojen bir yapıya bürünmüştür (Hirschon,2007:154).
Mübadele sözleşmesi kapsamına girmek demek,ilgili hükümetlerin,mübadillerin geride bıraktıkları mallarının karşılığı olarak kendilerine eşdeğerde mal verme yükümlülüğünü üstlenmesi demektir.Ne yazık ki,hem gidenler hem de gelenler bu konuda mağdur olmuşlardır.Büyük çoğunluk geride bıraktıklarının karşılığını alamamıştır.Aynı dine mensup olmalarına karşın farklı kültürden gelmeleri;bazılarının geldikleri ülkenin dilini konuşamamaları,coğrafi şartların farklılığı,ekonomik ve sosyal konumlarının değişmesi gibi nedenlerle her iki ülke mübadilleri yeni vatanlarında uzun süre uyum güçlüğü çekmişlerdir (Özsoy,2007:15).

Ekonomi üzerindeki etkiler iki ülke için de büyüktür.Ancak mübadeleye dahil olan toplulukların farklı karakterleri,bu etkilerin de yine farklı türden olmasına yol açmıştır.Finans,sanayi ve ticaret,büyük oranda Hıristiyan nüfusun,yani Rumların ve Ermenilerin elinde olduğu için Türkiye bu göçle,girişimci sınıfını kaybetmiştir.Tüccarların ve işadamlarının yalnızca İstanbul haricindeki,ticaret merkezi olan şehirlerden ve limanlardan göç etmesi,bölgedeki ekonomik hayatı kökünden sarsmıştır.Uluslar arası ticaret bağlantıları zarar gördüğü ve mübadelede yitirilen tarım uzmanlarının ve esnafın yerine kolayca yenisi bulunamadığı için Osmanlı ekonomisinin temel dayanağı olan tarım ürünü ihracatı da büyük darbe yemiştir.Diğer yandan,bu boşluk,terk edilmiş işyerlerini sahiplenen bazı Türk girişimcilerine,örneğin Ege sahillerindeki zeytinyağı üreticilerine fırsat sağlamıştır (Hirschon.2007:21-22).

Kuşkusuz bu aşamada önemli olan,kısa sürede üretim yönünden yitirilen ekonomik gücün,yeniden kazanılmış olmasıydı.Oysa savaş ekonomisine ayrılan kaynakları,birdenbire üretime dönük sektörlere aktarmak hiç de kolay olmamıştı.Öyle ki tarım sektöründe,savaşın bitimini izleyen yıl olan 1923’te,ciddi bir üretim artışı gözlenmiş değildi.Türkiye,tarım üretimini artırmak için bu yıl içindeki girişimlerinden,önemli sayılabilecek bir sonuç alamamıştı.Muhtaç çiftçiye dağıtılan tohumluklar,yeterli düzeye ulaştırılamamıştı.Anadolu’nun işgali yaşamış kısımlarının pek fakir düşmüş çiftçisine,elden geldiği ölçüde yardım edilmek istenmesine karşın,büyük ölçüde bu insanlar zamanında tarlalarını sürüp işe başlayamamışlardı.Aynı şeyi,sermaye kesimi için de gözlemlemek olasıdır.

Oysa tütün tarlaları,üzüm bağları,ipek kozası çiftlikleri,halı tezgahları da Yunanistan’a gitmediğine ve Türkiye’de kaldığına göre üretimin ilk elde düşüklüğü yüzünden,belirgin kayıplar olmakla birlikte bu iş kollarındaki açığın,başka işkollarındaki canlanmayla doldurulması ve bunda da en etkin rolü Yunanistan’dan gelen mübadele göçmenlerinin oynaması son derece doğaldı.Gerçekten de,gelişmeler bu yargıyı doğruluyordu.1925 yılıile 1927 yılı arasında pamuk,tütün ve fındık üretimindeeski üretim düzeylerine kısa sürede ulaşılmıştı (Arı,2010:179-180).

Hem tarım sektöründe hem küçük sanayi konusunda Yunanistan’dan gelen mübadele göçmenleri önemli ölçüde becerilerini Türkiye’ye aktardılar.Buna karşın,Türkiye’yi terk eden Rumlar da becerilerini Yunanistan’a taşıdılar.Kısacası,her iki ülke için de ekonominin değişik sektörlerine ve iş kollarına göre kayıplar ve kazançlar söz konusu oldu.Bu kayıp ve kazançlar,ekonominin genel karakterini ve yapısını değiştirdiği gibi uzun vadede ekonomi üzerinde olumlu ya da olumsuz yönde rol de oynadı.Örneğin Yunanistan’a göç eden Anadolulu Rumlar,ticaret ve sanayi işkollarındaki becerilerini,girişimciliklerini,üzümcülük,tütüncülük,halıcılık ve hatta sınırlı da olsa ipekböcekçiliği konusundaki deneyimlerini Yunanistan’a aktardılar.Yunanistan,bu iş kollarında belli kazançlar elde ederken aynı iş kollarında bunun tersi olarak Türkiye’de kayıplar söz konusu olmuştur.Bu,genel ekonomik yapı içinde dengelerin bozulması anlamına gelir ve kuşkusuz her iki ülke için de geçerlidir.Gerçi gelen göçmenlerden bu işkollarındakiler kayıpların bir kısmını geri kazandırmışlardır,hatta boşluk gösteren sektörlere,diğer sektörlerden kaymalar da olmuştur.Ne var ki,bunun yeterli bir hareketlenme olduğu söylenemeyeceği gibi sonuçta giden 1.200.000 Rum’a karşılık Türkiye’ye gelenlerin sayısı 500.000 bile değildi (Arı,2010:177).

Türk-Yunan halkları arasındaki zorunlu nüfus mübadelesinin Yunanistan’daki sonuçları da bizimkine benzer olmuştur.

Zorunlu olarak göçe tabi tutulmuş Rumların iskanında,aileler ve hemşehriler beraber kalmak istemişler ve farklı yerlere nakli reddetmişlerdir.Ayrıca aileler geldikleri bölgelerin iklimine ve arazilerine benzer yerleri seçerek yeni yerleşim yerleri kurmuş ve oraya yine geldikleri şehir veya kasabanın adını vermişlerdir.Mesela Makedonya’da Mersina (Mersin),Nea Sparte (Yeni Isparta),Nea Trapezounda (Yeni Trabzon),Anatole,Nea Savastıa (Yeni Sivas) gibi benzeri sayılabilecek birçok yerleşim yeri kurulmuştur.Yunanistan’ın hemen her yerinde en az bir mübadil derneği vardır.Ege,Orta Anadolu,Trakya ve Karadeniz kökenlilerin kurdukları derneklerin sayısı 150’den fazladır.Atina’da faaliyet gösteren Küçük Asya Araştırmaları Merkezi yıllar önce Rum mübadillerin göç anılarını kayıt altına almış,1375 tanığın anlatımlarından 300 bin sayfalık bir arşiv oluşturmuştur.Bu tanıklıkların özetleri ‘’Exodos’’ adı altında yayımlanmıştır.Toplumun belleğinde mübadele-zorunlu göç,hep canlı tutulmuştur.Ne yazık ki bu çalışmalarda mübadele konusu tek yanlı olarak ele alınmış ve yorumlanmıştır.Zorunlu göçün diğer bir tarafı olan Müslümanlar pek dikkate alınmamıştır (Özsoy,2007:15;Yalçın,1998:17-145).

Mübadele,Yunanistan’da kültürel hayatın her alanında son derece etkili olmuştur.Anadolu’dan alınan göçlerle birlikte,heykel,resim ve oymacılıkta Bizans gelenekleri yeniden ortaya çıktı,Ortodoks Hıristiyan ilahiyatı yeniden canlandırıldı.Bunların ikisi de ulus devletteki Batılı modellerden daha da çok etkilenmiştir.Yeni gelenler,farklı yemek kültürlerini de beraberinde getirmiş ve bunlar,kimliğin göstergesi olmuştur.Anadolu’dan gelen göçmenlerin popüler şehir müziği,özellikle ‘’rebetika’’ üzerindeki etkileri çök dikkat çekmiştir.Diğer yandan Yunanistan’ın dört bir yanındaki köylerde mülteci yerleşimlerinin kurulmasıyla beraber Pontus ve danstaki yerel gelenekler daha zenginleşmiştir.

Mübadelenin Yunanistan’daki edebi arayışlar üzerindeki etkileri de büyük olmuştur. ‘’kayıp vatan’’ imgesinin verdiği ilhamla Yunanistan’da farklı bir edebi tür ortaya çıktı.Şiir ve tiyatro da bu yerinden edilme deneyiminden yoğun bir şekilde ilham aldı.Diğer yandan,mübadelenin Türk edebiyatında 1990’lara kadar pek bir etkisinin olmaması da göze çarpmaktadır (Hirschon,2007:25).

Göçmen mahalleri oluşturmuş oldukları dayanışma ağı ile Anadolu’ya ve göçmenliğe ait –deyim yerindeyse- bir kültürün de merkezi olmuşlardı.Bu sözlerle yalnızca mutfak,yemek ve şarkılar (rebetikalar ve Anadolu ninnilerini), yalnızca dildeki gelenek-göreneklerdeki ve evlerdeki süslemelerdeki hatta bahçelerinde göze çarpan farklılıkları kastedilmemektedir.Farklı bir yaşam anlayışı,farklı bir kültür anlayışı kastedilmektedir.Göçmen olmaları onları bir yandan göçmen mahallerine kapanmaya zorlarken aynı göçmenler yaşadıkları yerlerde tamamen dışa dönük bir hayat sürdürüyordu.Günlük yaşamlarında muazzam bir cemiyet hayatı oluşturmuşlardı.Bu toplu hayat evlerinde mahalle meydanlarında,gittikleri tavernalarda ve mahalle lokallerinde,hatta mahallelerindeki yollarda bile kendini belli ediyordu.Kapalı göçmen mahallerizamanla kent merkezindeki açık ve dışa dönük yaşamın merkezi olurken göçmenlerde yaşama biçimleriile farklı bir kültürel yaşamın öncüsü oldular.Bu kültürel gündelik yuaşam ne kent soylunun ne de kırsal kesimin kültürüydü; o şehre özgü bir halk kültürüydü.Göçmen mahalleri sayesinde daha halk tipi daha canlı ve daha dışa dönük bir kültür gelişti.Karagöz oyunları ve sıradan insanların dışarıda yemek yemesi de bu kültürün dışa vurumlarıydı.Göçmenlere ait olarak başlayan bu kültür zamanla Yunan halk kültürü oldu (Anagnostopulu,2005:79-80).

Mübadele ertesinde,her iki tarafta da tortusu kalan kızgınlıklar yıkım,yok etme,kasten ihmal etme eylemlerine dönüşmüştür.80 yılda yaşananlar,insanlardan tarihi,pratik,manevi ya da duygusal bağlarla ilişkili olmadıkları yapıların bakımını beklemenin boş olduğunu göstermiştir.Bu nedenle kasıtlı tahribin yanı sıra,ihmal ve el değiştirme nedeniyle de mübadillerin geride bıraktıkları taşınmaz kültür varlıklarından büyük kayıplar verilmiştir.Bilanço henüz net olarak ortaya çıkarılmamıştır,ancak geride bırakılanlarla bu gün hala ayakta duranlar arasında büyük fark olduğu açıktır.

Günümüze gelindiğinde ise 1920’lerdeki olaylara nesnel bakanlar çoğunluktadır.Aradan geçen yıllar duyguları dinginleştirmiş ve savaşı yaşamamış kuşakların çevrelerine geniş bir perspektiften bakabilmelerine olanak vermiştir.Giderek Türkiye ve Yunanistan ülke halkları arasında gelişen dostluk ortamı da bir çok olumlu projenin filizlenmesine zemin hazırlamaktadır (Ahunbay,2005:285-286).

Çukurova Bölgesi Girit Göçmenleri
Halk Kültürü Araştırması kitabı

Yrd.Doç.Refiye Okuşluk ŞENESEN




Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir