Giritli Mübadillerin İki Dillilik Hadisesinin Türk Romanı Üzerindeki Sosyokültürel Etkileri

Girit ile ilgili Tezler
Cevapla
Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 4612
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1097 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Giritli Mübadillerin İki Dillilik Hadisesinin Türk Romanı Üzerindeki Sosyokültürel Etkileri

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 11 Haz 2019, 18:43

- Ali ERKEN
Türkiye Yugoslavya Arası Serbest Göç Mutabakatı ve Sonuçları (275-282)

Chapter 2: Caucuses, Balkans and Germany: Migration and Literature
Kafkaslar, Balkanlar ve Almanlar: Göç ve Edebiyat



- Esra AKSÖYEK
Elveda Balkanlar: Unutulan Vatan Romanına Psikososyal Bir Bakış (285-302)
- Hacire AKTAŞ
Makedonya 1900’de Toplumsal Trajedi (303-317)
- Ayhan AYPAK
Giritli Mübadillerin İki Dillilik Hadisesinin Türk Romanı Üzerindeki Sosyokültürel Etkileri
(319-348)
- Pınar ALÇİÇEK
Türkler Almanya’da: Göçle Gelen Kültürel Kimlik Sorunu (349-371)
- Faruk ÇAM
A Critical Book Analysis from Transnational Perspective-The Lowest of Low (373-383)
- Meryem SALIM
Osmanlı Dönemi Yazılı Kaynaklarında Geçen Bulgarca Alıntılar (385-399)
- Embiye KAZİMOVA
Osmanlı Döneminde Bulgarca Yazılan Türkçe Ders Kitapları (401-408)

Chapter 3 - Syria: Refugees and their Education
Suriye: Mülteciler ve Eğitim Sorunları



- José Rafael Medeiros COELHO
Suriyeli Mültecilerin Osmanlı’dan Günümüze Türkiye Topraklarından Brezilya’ya Göç Yolculuğu
(411-430)
- Ramazan ÇINAR
Zorunlu Kitlesel Göçler ve Toplumsal Uyum Süreci: (Suriyeli Sığınmacılar Örneği) (431-449)
- Hilal ÇAKMAK
Türkiye’deki Suriyelilere Yönelik Eğitim Politikalarının Uyum Sürecine Etkileri (451-468)
- Sabri ÖZ and Nazlıcan DİNDARLIK
Türkiye’de Mültecilerin Yaşadıkları Alanlara Yönelik Gıda ve Yardım Lojistiği (469-493)
IX

319-348



Giritli Mübadillerin İki Dillilik Hadisesinin Türk Romanı Üzerindeki Sosyokültürel Etkileri
Ayhan AYPAK



Özet

İlgili çalışma 30 Ocak 1923’te Lozan Anlaşması’na bağlı olarak imzalanan Yunan ve Türk Halklarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol gereğince Yunanistan-Türkiye arasındaki karşılıklı nüfus değişiminde Yunanistan ve Türkiye’nin birçok yerinden göç eden Mübadillerden bir zümre olan Giritli Müslüman Mübadillerin ve bahsedilen mübadeleden yirmi-otuz yıl geriye dönük Girit’ten Anadolu’ya kendileri göçen Giritli Müslümanların göç öncesi ve sonrasında yaşadıkları iki dillilik problemlerini Türk romanında bir tür haline gelen mübadele romanlarından araştırma niteliği taşımaktadır. İlgili romanlarda yaşanan dil ile ilgili problemler ve sosyokültürel sonuçları farklı romanlar üzerinden çalışılarak bir araya getirilmiştir.

 Celal Bayar Üniversitesi, Manisa - ayhanaypak@hotmail.com
Giriş

İnsanlık var olduğundan bu yana çeşitli sebeplerden sürekli göç eden yahut göçe maruz kalan toplumlar bu göç dalgalanmalarının sonunda ister istemez sosyal, siyasal, ekonomik kırılmalar yaşamışlardır.
Yakın tarihteki göçlerden biri de 30 Ocak 1923’te Lozan Anlaşması’na bağlı olarak imzalanan Yunan ve Türk Halklarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol gereğince Türk topraklarında yerleşmiş Rum Ortodoks dininden Türk uyruklarıyla, Yunan topraklarında yerleşmiş İslam dininden Yunan uyruklarının, 1 Mayıs 1923 tarihinden başlayarak, zorunlu mübadelesine (exchange obligatoire) girişilmiştir.1 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması’na kadar İstanbul’da yerleşik olarak bulunan Rumlar ve Batı Trakya’da da Mondros Ateşkesi’ne kadar yerleşik olarak yaşayanlar Mübadele dışı tutulmuştur ve bu durum Etabli Sorunu adıyla Lozan Anlaşması’nda yer almıştır.
Mübadele gereğince Yunanistan’ın Yanya, Selanik, Kavala, Drama, Serez, Midilli, Sakız, Girit başta olmak üzere birtakım yerleşim yerlerinden birçok Müslüman Türk daha önce hiç yaşamadıkları, hatta görmedikleri Anadolu’nun İstanbul, Çanakkale, İzmir, Edirne, Tekirdağ, Bursa, Samsun, Manisa, Ayvalık, Bodrum, Antalya, ve Adana başta olmak üzere birçok şehrine göç ettirilmiş, Anadolu’da adı geçen şehirlerdeki Rumlar da Yunanistan’da Türklerden boşalan şehirlere göç ettirilmiş ve yerleştirilmişlerdir.
Mübadele süreci 1923-1926 arası tamamlanıp 1930 Ankara Anlaşması ile kesinlik kazansa da Mübadele sonucunda yaşanan siyasi, sosyal, ekonomik ve hepsinin toplamında yaşanan sosyokültürel kırılmaların etkileri, her iki millet için de uzun yıllar devam etmiş hatta ikinci ve üçüncü kuşak mübadiller üzerindeki etkileri farklı nostaljik duygularla halen devam etmektedir.
Mübadele üzerine uzun yıllardır Türkiye’de ve Yunanistan’da tarih, sosyoloji, ekonomi ve daha birçok bilim alanında incelemeler, araştırmalar, akademik çalışmalar yapılırken Mübadele ve mübadil hayatlar, hayatın yansıması olan edebiyatta dolayısıyla edebiyat tarihinde de yerini almıştır.
Mübadelenin Türk edebiyatına nazaran Yunan edebiyatında hayli erken yer aldığı görülmektedir. Yunan edebiyatında Mübadele, göç gerçekleştikten hemen sonra 1930’larda Yunan romanına girerken Türk edebiyatında birkaç eserde bahsedilmesinin dışında ana konu


1 Yücel Bozdağlıoğlu, “Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi ve Sonuçları”, TSA / YIL: 18 ÖZEL SAYI S: 3, Ocak/January 2014, 9-32 - http://dergipark.gov.tr/download/article-file/200497 erişim: 9 Kasım 2018.



olarak Mübadele ancak 1990’larda Türk romanına girebilmiştir. Bu durumunun sebebinin Yunanistan’ın 1830’larda ulus devlet olarak kurulumunu tamamlamasının ardından Yunan romanının aynı yıllarda gelişim gösterirken Türk edebiyatında roman türünün ancak Tanzimat Dönemi’yle 1872’de Şemsettin Sami’nin Taaşuk-ı Talat ve Fitnat romanı ile ilk örneğinin verilmesinin ve Türk edebiyatının romanla geç tanışmasının sonucu olduğu düşünülse de bu edebiyat tarihi açısından çıkarılabilecek bir sonuç olabilir. Oysa Türk edebiyatında Mübadelenin geç işlenmesinin sebeplerini araştırmak için siyasi tarih ve sonuçlarına bakmak gerekmektedir. Mübadeleden sonra Yunanistan’ın nüfusunun zaten az olması ve gelen göçmenlerin sayıca fazla olması ülkenin demografik ve ekonomik yapısını derinden etkilemiştir. Yunanistan’a giden iki üç aileye bir ev düşmüş, türlü ekonomik sıkıntılar yaşanmış bunun sonucunda Yunanistan’dan Avrupa ve Amerika’ya yeni göç hareketleri ortaya çıkmıştır. Tüm bu olumsuzluklar sonucunda Yunanistan mübadele meselesinin olumsuz etkilerini bir ulusal sorun haline getirmeyi başarmıştır. Türklerin Mübadele diye nitelendirdiği göçü Yunanlar Felaket olarak nitelendirmişler ve bu konuda pek çok sanatsal ve akademik çalışmanın ortaya çıkmasına katkıda bulunmuşlardır. Yunan yazar Dido Satiriyu’nun 1962’de yayınladığı Matomena Homata romanı Türkçe Kanlı Topraklar Üzerinde anlamına gelirken Türkçe çevirisinin adı Benden Selam Söyle Anadolu’ya olmuştur. Olumsuzluklardan ötürü Yunanistan mübadeleyi hatırlamayı tercih ederken Türkiye unutmayı tercih edip ilerleyen yıllarda mübadeleye daha duygusal ve nostaljik bakmayı tercih etmiştir. Bu durum da Türkiye’de bu konudaki çalışmaların sınırlı ve kısır kalmasına yol açmıştır.2 Sonuç olarak iki toplum arasındaki mübadele algısı 1990’lara gelene dek Türk edebiyatında mübadele temalı edebi eserlere fazla rastlanmamasının sebebini açıklamaktadır.

Türk edebiyatında mübadele tema olarak 1990’larda karşımıza çıksa da kavram olarak ilk kez 1937’de Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf romanında Giritli mübadillerle karşımıza çıkmaktadır. Yine Sabahattin Ali’nin 1947’de yayınlanan Çirkince hikayesinde Giritli mübadiller konu alınmıştır. 1990’lara gelene dek Türkiye’de yaşanan birçok sosyal ve siyasal kırılma Türk romanına girerken mübadele, Feride Çiçekoğlu’nun 1992’de yayınlanan Suyun Öte Yanı romanına dek tema olarak ele alınmamıştır. Onu takip eden yıllarda Ahmet Yorulmaz’ın Savaşın Çocukları/Girit’ten Sonra Ayvalık (1997) ve onu takip eden nehir roman serisi Kuşaklar ya da Ayvalık Yaşantısı (1999) ve Girit’ten Cunda’ya ya da Aşk’ın Anatomisi

2 Bo Yücel Bozdağlıoğlu, “Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi ve Sonuçları”, TSA / YIL: 18 ÖZEL SAYI S: 3, Ocak/January 2014, 9-32 - http://dergipark.gov.tr/download/article-file/200497 erişim: 9 Kasım 2018.

(2002); Yaşar Kemal’in dört ciltten oluşan Bir Ada Hikayesi roman serisi farklı etnik kökenlere sahip bireylerin bir arada yaşamını anlatırken mübadeleyi dört romanda da vurgulamasıyla mübadele kavramı Türk romanında yerini almıştır. Bahsedilen romanların açtığı yolda mübadele tema olarak birçok romanda karşılaşılan bir tema haline gelmiş hatta popüler bir roman türü haline gelmiştir.
Mübadele temalı romanlar incelendiğinde bu romanların çoğunun genelde mübadil yakınları yani ikinci ve üçüncü kuşak mübadiller tarafından yazıldığı görülmektedir. Bahsi geçen yazarların nostaljik bir geçmiş arayışından yazma gereksinimleri duymalarından dolayı bazı eserlerde tür kaygısı ortaya çıkmaktadır. Bazı anlatılar anı türüne daha yakın olsa da gerek popüler bir tür oluşundan gerekse anı ve romanın olay ele almasından dolayı pek çok esere roman denilmiştir. Bahsi geçen eserlerin bir kısmında tür kaygısının yanı sıra anlatım hataları, anlatım bozuklukları da göze çarpmaktadır.
Mübadele romanlarının aslında mübadelenin beraberinde birçok yan temayı barındırdığı hatta bazı romanlarda aşk
temasıyla eş değer olduğu görülmüştür.
Yunanistan-Türkiye Nüfus Mübadelesi’nin aslında Yunanistan ve Türkiye’nin çok farklı coğrafyalarından göç eden insanları kapsayan bir göç olayı olmasına rağmen Girit Mübadillerini anlatan romanların hayli fazla oluşu dikkat çekmiştir. Bu bağlamda çalışmamızda Giritli Mübadilleri anlatan romanlar incelenmiş ve romanlarda diğer göç ve mübadele romanlarında da karşılaşılabilecek olan yarım kalan aşklar, vatan özlemi, ekonomik sorunlar gibi göç temasını besleyen yan unsurlar bir tarafa bırakılarak Giritli Mübadilleri spesifik olarak etkileyen dil sorunu üzerinde durulmuştur.
Giritli Mübadilleri anlatan romanlar incelendiğinde, romanların bir kısmı Giritliler henüz mübadil olmadan Girit’te yaşadıkları dönemde geçmekte iken bir kısmı mübadeleden önce Girit’teki iç karmaşıklıklardan, Balkan Savaşı’ndan sonra Girit’in Yunanistan’a bırakılmasından dolayı Anadolu’ya göçen ve daha sonra 1923 Mübadele Sözleşmesi ile Mübadil sayılacak Giritlileri anlattığı, bir kısmının ise mübadeleden sonra Anadolu’ya yani yeni vatanlarına uyum sağlamaya çalışan Giritlileri ve gerek yaşadıkları gerekse anlatılan anılardan dolayı nostaljik duygular besleyen iki ve üçüncü kuşak mübadillerin anlatıldığı sonucuna varılmıştır.
Farklı dönem ve kuşakları anlatan ve başrollerinde Giritli Mübadiller olan romanlarda doğrudan insanı ve beraberinde göç eden insanı etkileyecek birçok yan tema ve konu ile



karşılaşılsa da daha önce de bahsedildiği üzere Giritli Mübadillerin bahsedilen birçok kavramı daha da etkileyen dil hadisesinin önemli bir husus olduğu düşünülmektedir.
Çalışmamızda Giritliler diye de bahsedilen Giritli Türkler ya da Giritli Müslümanların gerek Girit’in kozmopolit yapısı gerekse tarihsel süreçte Girit’in Minos Uygarlığı ile başlayan tarihi sürecinin Arap istilası, tekrar başlayan Bizans dönemi daha sonra Ceneviz ve Venediklilere bırakılması, ardından Osmanlı hâkimiyetine geçerek çok farklı dini ve ırki farklıların harmanlanması sonucunda karşılaştıkları ve henüz o dönemde belki farkında bile olmadıkları ancak göç sonucunda Anadolu’ya geldiklerinde yaşadıkları dil sorunu ele alınmıştır.
Tarihi gerçekliklerin yanı sıra çalışmamızda baz alınan Giritli Mübadilleri içeren romanlar incelendiğinde Giritliler kendilerini Türk ve Müslüman olarak tanımlasalar da romanların pek çoğunda Giritli Müslümanların bildikleri Türkçe kelime sayısının aslında çok az olduğu (bazı romanlarda 50 kelimeyi geçmediği) görülmekle beraber kendilerinin Yunancanın bir şive ya da ağzı olarak tanımlanabilecek Girit Yunancası ya da Giritçe adı verilen dili konuştukları tespit edilmiştir. Kendilerinin bahsedilen dili kullanmaları ada içerisinde yaşadıkları pratik yaşamda yadırganacak bir unsur olmasa da zaman zaman bazı roman kahramanlarının kendilerini Türk ve Müslüman olarak tanımlamalarına rağmen hiç Türkçe bilmemelerinin ya da çok az Türkçe bilmelerinin, namazlarında dahi Giritçe dua etmelerinin bazen şaşırılacak bazense hayıflanılacak bir unsur olarak nitelendirmesinin yanı sıra Giritlilerin Anadolu’ya yerleştikten sonra Türkçe bilmeyip Giritçe konuşmalarının bazen kendilerinin farkında olarak bazen farkında olmadan çok farklı sosyokültürel sonuçlara yol açtığı romanlarda açıkça görülmekle birlikte romanlarda Girit’te yaşayan Türklerin, Türk ve Müslüman kimliğine sahip olup da Türkçe bilmemeleri farklı görüşlerle ifade edilmiştir.


Giritçenin Giritli Müslümanlar Tarafından Kullanılmasının Gerekçeleri ve Giritçenin Dil-Kültür İlişkisi Açısından Meydana Getirdiği Sosyokültürel Farklılıklar
Giritli Mübadilleri konu alan romanlar incelenirken Yunancanın bir şivesi ya da ağzı olarak nitelendirilebilen Giritçe diye de tabir edilen dil ve bunun beraberinde dil-kültür ilişkisi bağlamında meydana getirdiği sosyokültürel sonuçlar ve bazen de sorunlar sık karşılaşılan bir hadise olarak kayıtlara alınmıştır.

Bu bölümde incelenen romanlardan daha çok Giritli Mübadiller göç etmeden ya da göç ettirilmeden önceki dönemde, henüz Girit’te yaşarken geçen hayatlarında kendilerinin varoluşlarını sorgularken karşılaştıkları dil açmazı ve bunun sonuçları ortaya koyulmuştur.
Romanlarda, Giritli Müslümanların Giritçe konuşmalarının sebepleri bazen yazarın araştırma ya da yorumlarıyla bazen yazarın ilahi bakış açısı ile anlatımıyla bazen ise roman kahramanlarının diyaloglarıyla ifade edilmiştir.
Girit’ten Cunda’ya ya da Aşkın Anatomisi romanında Giritlilerin henüz Girit’te yaşadığı yıllardan Mübadele öncesinde kimlikleriyle tezatlık gösteren dil algıları ve zamanla asimile olarak değişen yaşam ritüelleri, Müslüman ve Hıristiyanların birlikte yaşamları şu şekilde ifade edilmektedir:
“Oysa birlikte mis gibi de geçinip gidiyorlardı. Hatta öyle ki bir avuç kalburüstü Türk hariç bu insanların çok büyük kesimi dillerini bile unutmuşlar: “Türküm, elhamdülillah Müslümanım!” biçimindeki kalıplaşmış cümlenin bile yarısını Türkçe yarısını Rumca söylüyorlardı. Halkın çoğunun Türkçe sözcük haznesi, yirmi-otuz sözcüktü. Namazlarını, belleyegeldikleri Kur’an sureleriyle kılıyorlar, dualarını Rumca yapıyorlardı. Bir yaştan sonra kadınları, Anadolu’dan süregelmiş rengarenk giysilerini bir yana atıp Rum kadınları gibi karalar giyiyorlardı.”3
Romandan alınan kısımda Türklerin dillerini unuttukları, zamanla kendilerini Türk ve Müslüman olarak tanımladıkları kelimelerin bile Türkçeden uzaklaştığını anlatmakla beraber Giritçenin yani Yunancanın İslam dinine uygun ibadet edilse de inanç sistemlerine girdiği ifade edilmiştir. Aynı zamanda kadınların giyimlerinin Anadolu’dan geldiklerindeki gibi renkli kıyafetler yerine Yunan kadınlarının giydiği siyah kıyafetlerle değiştiği ifade edilmiştir. Giritli Türklerde dille başlayan değişimin inanç sistemleri ve giyimlerini örnekleyen alıntı aslında dille gelen asimilasyonun günlük yaşamda basit gibi görülen ve zamanla alışılagelip normalleşen birçok yaşam stilini nasıl değiştirdiğini gözler önüne sermektedir.
Yine Girit’ten Cunda’ya ya da Aşkın Anatomisi romanında Giritli Türklerin dil hadisesine bu kez iki farklı dinden karşılıklı olarak yapılan evlilikler kaynak gösterilerek
değinilmiştir:
“Bazı Türk erkekleri, cilveli Rum kadınıyla evleniyor, doğan çocuklar Rum annenin aşıladığı görenek ve terbiyeyle yetişiyordu. Fakat kadın, kocasının ve çocuğunun dinsel inançlarına karışmıyor, karışamıyordu çünkü aile yapıları ataerkildi yani erkek egemendi ailede. Türk



3 Yorulmaz, A. 2007: Girit’ten Cunda’ya ya da Aşkın Anatomisi, İstanbul: Remzi Kitabevi, s. 33



toplumundaki katı kurallardan bunalmış ergenlik çağındaki kızların da Rum erkeğine aşık olmalarının yolları açıktı; böyleleri de kilisede evlenerek Rumlaşıyordu.” 4
Girit’ten Cunda’ya ya da Aşkın Anatomisi’nden alının kesitte birlikte yaşayan iki toplumun birçok konuda birbirlerini etkilemelerinin kaçınılmaz olduğu görülmektedir. Kadın-erkek ilişkilerinde de birbirlerinden etkilenip aile kurumunu nasıl kurduklarını ve iki farklı milletten ortaya çıkan melez aile yapısının nasıl oluştuğu hakkında genel bir bilgi verilmiştir ancak her ne kadar kurulan ailelerin ataerkil düzene sahip oldukları vurgulansa da evlenen Hıristiyan kadın evlilik sırasında din değiştirsin ya da değiştirmesin aile kurumuna beraberinde getirdiği dili bir çırpıda değiştirememiştir. Girit’te bulunduğu çevrede Türkçenin az bilinmesinden Yunanca konuşma alışkanlığını kolayca değiştiremeyeceği gibi pratik yaşam alışkanlıklarını da çok kolay değiştiremeyeceğinden değiştirse de geçmiş yaşamından izler kalacağından Giritli ailelerde kaçınılmaz bir karma kültür meydana gelmiştir. Kültürü oluşturan en önemli unsurun dil olduğu da göz önünde bulundurulursa bu karma kültürde yine iki dillilik ya da Türkçeye uyum sorunları ile karşılaşılmaktadır.
Kuşaklar ya da Ayvalık Yaşantısı romanında da romanın başkahramanı Aynakis Hasan tarafından Girit’te yaşadıkları dönem Türkçe bilmemelerine rağmen Türkçeyi ana dilleri gibi kabul etmeleri ve bunu bilmedikleri için zaman zaman hayıflandıkları, köyün imamının dahi duayı Rumca yapması gibi şeklen tezat görülen durumlar şu şekilde ifade edilmiştir:
“…Biz dilimizi bile bilmiyorduk mülazımım. Güler misin ağlar mısın… Köyün imamı bile dil bilmiyordu! Sayılı kelimler bilmek iş değildir ki… Arapça olarak ezberlediği Kuran’ı okur, okutur, Kuran’dan okuduklarıyla namaz kıldırır, ayetler okur, duayı ise Rumca yapardı! Anam anamdı ama hepten babamdan da cahildi! Babam Anadolu’dan gelen Osmanlı askerinin oğludur, kökü Konya olur, Amasyalı olur, Muğlalı olur, Arnavut olur, Rumelili olur… Hasılı Osmanlı tebaasından bir Türk’tür o fakat anam için böyle bir şey söylemek zor. Namaz kılan, oruç tutan, kocasına saygılı, çocuk yetiştiren, kadere inanan bir kadın… Ama kökü? Bilmiyoruz… Tıpkı Osmanlı padişahlarının anaları gibi Kuzey Afrikalı bir Berberi mi, Venedik artıklarından mı, yoksa Bizans kalıntılarından mıydı? Tanrı bilir.”5

Kuşaklar ya da Ayvalık Yaşantısı romanından alınan kesitte Türkçe kelimelerin sınırlı olarak bilinmesinin hayıflanılacak bir unsur ve buna bağlı olarak camilerde Arapça namaz kılındıktan sonra duaların Rumca yapılmasının tezat bir durum olduğu ifade edilirken Aynakis Hasan

4 Yorulmaz 2007: Girit’ten Cunda’ya ya da Aşkın Anatomisi, s. 33-34
5 Yorulmaz, A. 2006: Kuşaklar ya da Ayvalık Yaşantısı, İstanbul: Remzi Kitabevi, s. 52

annesinden yola çıkarak yine Girit’in tarihten o zamana dek süregelen kozmopolit yapısı, buna bağlı oluşan insan prototipini ve iki farklı dinden yapılan evlilikler sonucu kadınların zamanla Müslüman olarak görülmesine rağmen aslında kökeninin bilinemediği ifade edilmiştir. Daha önce de bahsedilen gibi ritüelleri etkileyen dil unsurunun bir temelinin de iki toplum arasında yapılan evliliklerle ilişkilendirildiği incelenen romanlardan elde edilen bir sonuçtur.
Savaşın Çocukları ya da Girit’ten Sonra Ayvalık romanında, Giritli Müslümanların sosyal yaşamlarında, din algılarında ve dini vecibelerini yerine getirmedeki farklılıkların, Türk olduklarını savunup Türkçeyi ana dilleri olarak nitelendirilmelerine rağmen Yunanca konuşmaları daha önce de bahsettiğimiz nedenlerden biri olan etnik köken sorunsalıyla ilişkilendirilmesi romandan alınan bir kesitte romanın baş kahramanı Aynakis Hasan tarafından şu şekilde ifade edilmiştir:
“En önemlisi eklemeyi unuttum: Din duygumuz. Biz Girit Türklerinin, tek tek ya da toplu biçimde işlenen cinayetlerden yılmamızı önleyen, bu din duygusu olmuştur. Köylerimizin kuşatılması, ırktaşlarımızın öldürülmesi, papazlarla ve okullarla yapılan Rumlaştırma girişimleri, temelde hep boşa çıkmıştır. Gerçi, yaslarımızda onlara bakarak karalar giydik; Rumcayı anadilimiz yerine koyduk ama dinimizle Türklüğü hiçbir zaman unutmadık. O denli ki, Girit Türkü’ne, hem de Rumca olarak. ‘Türk müsün Mehmet?’ yanıtı hem Rumcadır hem de hazindir: ‘Meryem adına yemin ederim ki Türk’üm.’ Bu iki şeye sarıldık hep. Siz dilediğiniz kadar bir ulusu ulus yapan niteliklerin ilki dil birliğidir, deyin. Genel olarak elbette ki böyledir. Ama biz Giritliler, bu kuralın -olumlu anlamda- dışında kalmış bir topluluktuk. “Biz Türk’üz!” diyor da başka bir şey demiyorduk. Öteki Türk topluluklarını küçümsemek için değil de din ve ulus inançlarımızın ne denli güçlü duygular olduğunu belirtmek amacıyla söylüyorum bunları… Giritlinin kendini tamamen Türk hissetmesinin nedenleri hakkında bir örnek vereceğim: 1645’te adaya çıkan Türk askeri, yanında kadın taşımamız olamazdı; sonradan Anadolu’dan, Rumeli’den Türk kadını gelmiştir, getirilmiştir; fakat kadından yana topumuzun kökeni, Anadolu ve Rumeli kadını değildi herhalde. Padişah III. Ahmet’in annesi bile Rabia Gülnuş Emetullah Valide Sultan, Giritlidir. Girit’in alınması 1669’da tamamlanır, III. Ahmet’in doğumu ise 1673’tür. Bu, şu demektir: Sonradan Valide Sultan olacak kadın, Girit’in zaptı tamamlanmadan çok önce saraya gönderilmiş bir savaş ganimetidir; Venedik, Bizans ya da Kuzey Avrupa kökenlidir.



Adaya çıkan Osmanlı Türkü’nün soyundan gelmiştir; demek ki ataerkildir Girit Türkü. İşte bu ataerkillikti bizi ayakta tutan, kadına egemen olan, çocuğunu Türklük-Müslümanlık duygularıyla yetiştirmesini sağlayan.”6

Savaşın Çocukları ya da Girit’ten Sonra Ayvalık romanından alınan kesitte de görüldüğü üzere dil unsuru, kendilerine göre algıladıkları İslam algısı ve bu durumun beraberinde getirdikleri farklı ya da tezat diye nitelendirebileceğimiz durumlardan yola çıkılarak tarihi kökene ait birtakım çıkarımlar yapılmış ve sonucunda o dönemde Girit’te var olan düzenin ataerkil bir düzen olduğu ifade edilerek Giritlilerin Türk ve Müslüman kimlikleri adeta müdafaa edilmiştir.


Giritli Müslümanların Ana Dil Karmaşasını Bir Sorun Olarak Algılamaları

Giritli Mübadilleri konu alan romanlar incelendiğinde pek çok romanda Giritli Müslümanlar yaşamlarının her alanında Giritçe yani Girit Yunancası konuştukları görülmektedir. Pratik yaşamda insanın konuştuğu dili sorgulamaması gerekirken Giritli Müslüman Türklerin dinler ve milliyetleriyle konuştukları dil ve dil-kültür ilişkisi beraber değerlendirildiğinde ortaya çıkan sosyokültürel farklılıklar zaman zaman roman kahramanları tarafından hayıflanılacak bir unsur olarak nitelendirilmiş. Türk olduklarını ifade etmelerine rağmen Türkçe konuşmamanın ayıp hatta utanç kaynağı olduğuna kadar giden ifadelere rastlanılmıştır.

Ahmet Yorulmaz’a ait Savaşın Çocukları ya da Girit’ten Sonra Ayvalık, Kuşaklar ya da Ayvalık Yaşantısı, Girit’ten Cunda’ya ya da Aşkın Anatomisi nehir romanlarının kiminde başkahraman kiminde ikinci dereceli kahraman olarak geçen ve daha önce de yaptığımız alıntılarda adı geçen Aynakis Hasan Giritli Müslümanların Türkçe bilmemelerinden adeta yakınmakta, utanç duymaktadır.

Savaşın Çocukları ya da Girit’ten Sonra Ayvalık romanında Aynakis Hasan kendisi gibi diğer Giritli Müslümanların Türkçe bilmemeleri hakkında şu cümleleri kurmuştur:
“Dil konusunda geveleyip duruyorum, en kabadayımızın elli kadar Türkçe sözcük bildiğini söylersem, sakın ayıplamayın beni. Hele okuryazar olanlarımız o kadar azdı ki iki elin parmaklarını geçmezdi sayıları.”7

6 Yorulmaz, A. 2006: Savaşın Çocukları ya da Girit’ten Sonra Ayvalık, İstanbul: Remzi Kitabevi, s. 15-16
7 Yorulmaz 2006: Savaşın Çocukları ya da Girit’ten Sonra Ayvalık, s. 14

Yine Savaşın Çocukları ya da Girit’ten Sonra Ayvalık’ta Girit’te esir düşen Üsteğmen Kemalettin Bey ile Aynakis Hasan arasında Hasan’ın Türkçe bilmemesi üzerine şu muhavere geçer:
“Hasan” dedi. “Türkçen yok gibi bir şey. Olmaz bu. Ayıp şey!”

“Ne yapayım Kemalettin Bey?” dedim. “Köyde kentte bu kadarını öğrenebildim.” “Otuz kırk sözcükle Türkçeyi biliyor sayılmazsın. Bunu ilerletmemiz gerekiyor.”8
Aynı olay Ahmet Yorulmaz’a ait Kuşaklar ya da Ayvalık Yaşantısı romanı, Savaşın Çocukları ya da Girit’ten Sonra Ayvalık romanıyla nehir roman olarak devam ettiğinden Aynakis Hasan’ın Türkçe bilmemesinden duyduğu hayıflanma ve Üsteğmen Kemalettin Bey ile bu konuda aralarında geçen ifade romandan alınan kesitle şu şekilde aktarılabilir:
“… Arkadaşlık ettik. Bu arkadaşlıktan büyük yararlar sağladım. Ondan hayatı öğrendim, mantık ve en önemlisi dilimizi öğrendim. O da nasıl oldu bak … Kendisini ikinci, üçüncü ziyaretimdeydi, Türkçemin ne denli az, yetersiz ve gülünç olduğunu, zabitliğiyle hemen kavradı. ‘Hasanaki’ dedi bana, arada hemen belirteyim, Girit’te bana öyle sesleniyorlardı; neyse efendim, ‘Bildiğin on beş yirmi kelime Türkçeyle bir yere varamazsın; hem Türk olup da dilini bilmemek ayıbın ayıbıdır.’ Dedi. ‘Bir daha gelişinde defter kalem getir; patronundan da dilini öğreneceğini söyleyerek izin al! Haftada iki gün sana birer-ikişer saat izin verirse, çok güzel çözeriz bu problemi.’”9

Bunun üzerine Üsteğmen Kemalettin Bey, Aynakis Hasan’a Türkçe dersleri vermeye başlamıştır. Girit’te yaşayan bir Türk’ün Türkçe bilmemesi o kadar ileri derecededir ki Aynakis Hasan Anadolu’dan gelen bir askerden adeta birer bir ders alarak Türkçe öğrenmiş, Arap harfleri ile Türkçe yazmayı ve okumayı öğrenmiştir.

Kuşaklar ya da Ayvalık Yaşantısı’nda Aynakis Hasan, Kemalettin Bey’e kendisine Türkçe öğretmesinden dolayı teşekkür ederken annesinin Türkçe bilmeyip namaz kıldıktan sonra onun için dualarını Yunanca yaptığını şu şekilde ifade der:
“Ulusçuluk bilincimi pekiştiren, bana dilimi öğreten sensin! Biliyor musun, ayetleri Arapçasından okuyarak namazını kıldıktan sonra, duasını Rumca sözcüklerle yapan rahmetli

8 Yorulmaz 2006: Savaşın Çocukları ya da Girit’ten Sonra Ayvalık, s. 79
9 Yorulmaz 2006: Kuşaklar ya da Ayvalık Yaşantısı, s. 55-56



anam bile seni dualarından eksik etmiyordu.: ‘Yarabbi, Türk askerini kafirlerin elinden kurtar, hayırlısıyla evlerine dönsünler.’ derdi.”10



Girit Türklerinin Giritçe konuşmaları kendi içlerinde bir sorun meydana getirmese de sonraki bölümlerde de bahsedilecek olan Düşlerde Kalan Girit ya da Eleni romanında da günlüklerle geriye dönerek 1800’lerin sonunda Girit’te yaşamış Cemal’in yeni tanıştığı arkadaşıyla yaşadığı diyalogda Türkçe bilmemesini Yorulmaz’ın nehir romanlarında da karşılaşıldığı gibi utanç olarak nitelendirmesi romanda şu şekilde geçmektedir:
“ ‘Arkadaşım Cemal Türk’tür’ diyerek tanıttı beni tanıtırken Moris.

‘Çok memnun oldum seninle tanıştığıma. Ben de Türkiye’den geldim. Türkçeyi Rumcadan daha iyi konuşuyorum’ demişti büyük bir samimiyetle.
‘Türkiye’deki Museviler Türkçe mi konuşuyorlar?’ diye hayretle sormuştum.

‘Aramızda Ladino konuşurduk lakin Türkiye’de yaşadığımız için günlük hayatta hep Türkçe konuşmak zorunda kalıyorduk tabii ki. İstiyorsan seninle bundan sonra Türkçe konuşabiliriz bana Rumcadan daha kolay geliyor.’
Utanarak ‘Ama ben Türkçeyi iyi konuşamıyorum, Girit Rumcası konuşuyorum’ diye cevap vermiştim.
‘Sen ne biçim Türk’sün? Türkçe konuşmayan Türk olur mu?’

‘Burada yaşayan Rumlar da tam Elenika konuşamıyor. Biz burada içinde çok az Türkçei çokça da Rumca olan Girit Rumcası konuşuyoruz.’
‘Ben sana Türkçe öğreteyim, sen de bana Girit Rumcası öğret olur mu?’ dediğinde çok memnun olmuştum.’”11

Alınan kesitte görüldüğü gibi Girit’te yaşayan Cemal, İzmir’den Girit’e taşınan Musevi bir arkadaşıyla dil meselesinde ikileme düşmüş ve Girit’e gelen bir Musevi Girit’te Türk kimliğiyle yaşayan bir Müslüman’ın Türkçe bilmemesine hayretle bakmış ve bu durum karşısında Cemal utanmıştır. Yaşanan durum, daha önce de çalışmada bahsedilen Yorulmaz’ın nehir roman serisinde Üsteğmen Kemalettin Bey ve Ayankis Hasan’ın yaşadığı diyalogla oldukça benzerlik


10 Yorulmaz 2006: Kuşaklar ya da Ayvalık Yaşantısı, s. 60
11 Bozoklar Ardalı F. 2014: Düşlerde Kalan Girit ya da Eleni: Anakara: Kanguru Yayınlar, s. 136-137

göstermektedir ki sonucu da benzer olur aynı Kemalettin Bey’in Aynakis Hasan’a Türkçe öğretmesi gibi, İzmir’den gelen çocuk da Cemal’e Türkçe öğretecektir.

Hüseyin Adıgüzel’in Elveda Girit romanı tamamen Girit’te geçmekte olup diğer Mübadele romanlarına göre farklı olarak Girit’e, Giritlilere, Giritli Türk ve Müslümanlara Anadolu’dan Girit’e taşınan ve Girit’te Türklük ve Müslümanlığın savunuculuğunu üstlendiği iddia edilen Bektaşi Tekkesi çerçevesinden bakmaktadır. Romanda; Bektaşi Tekkesinin ulusal bilince, dile ve İslam’a sahip çıkması, yaygın olarak kullanılan Giritçenin Türk ve Müslüman sahip kişilerce kullanılmasının üstü örtülü bir şekilde doğru olmadığını anlatması, romandan alınan kesitlerde şu şekilde ifade edilmektedir:
“Baba Erenler bir an düşündü; bu tekke, ada Türklerinin neredeyse tümünün, Sünnisi ve Alevi- Bektaşisi ile tek ümit kaynağı idi. Türkçenin gittikçe kullanımdan düşürülmeye çalışıldığını ilk fark eden ve her yerde Türkçe konuşulmasını isteyen ilk ocaktı. Rum isyanlarında ilk sığınılan yerdi. Bir bakıma adada Türklüğün kalesi tekkelerdi.”12
“Zaten yıllar boyu, adada Türklüğün ve Türkçenin tek savunucusu olan tekkeler, bugün de görevlerini hakkıyla yerine getiriyordu.”13
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 4612
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1097 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: Giritli Mübadillerin İki Dillilik Hadisesinin Türk Romanı Üzerindeki Sosyokültürel Etkileri

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 11 Haz 2019, 18:49

Giritli Müslümanların Mübadele Sonrasında Anadolu’da Konuştukları Dil, Konuşulan Dilin Özellikleri ve Mübadillerin Yeni Vatana Uyum Süreçlerine Sosyokültürel Açıdan Etkileri
Giritli Müslümanlar her ne kadar Anadolu’ya göçlerini anavatana bir gidiş olarak nitelendirmeye çalışsalar da incelenen romanlarda bu çabanın psikolojilerini rahatlatmak istemekten öteye gitmediği görülmektedir. Öyle ki romanlarda mübadeleden önce ya da sonra Giritliler asıl vatanlarının hiç görmedikleri, yalnızca dinledikleri Anadolu değil Girit olduğunun bilincindedirler. Bu durum romanlarda açıkça gözler önüne serilmektedir. Giritli Mübadiller yeni vatanlarına uyum sağlamaya çalışsalar da bu durum sadece unutamadıkları nostaljik duygulardan kaynaklanmayıp Türkçe bilmeyip kendi aralarında Giritçe konuşmalarından, buna bağlı olarak tarihsel süreçten bu yana karma bir kültüre sahip olmaları yeni vatana





12 Adıgüzel, H. 2014: Elveda Girit: İstanbul: İleri Yayınları s. 25-26
13 Adıgüzel 2014 s.245



adaptasyonlarında ve diğer vatandaşlarla uyumlarındaki güçlükler romanlarda bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kuşaklar ya da Ayvalık Yaşantısı romanında Girit’ten Ayvalık’a yerleşen Kavas Ahmet’in lisanındaki kırıklıklardan yola çıkarak Girit’ten Ayvalık’a hatta Anadolu’ya gelen tüm Giritlilerin çok az (30-40sözcük) Türkçe bildiklerinden Giritçe konuşmalarının ve bazı yaşam alışkanlıklarının farklı olduğundan dışlanıp Yarım Gavur olarak nitelendirildiklerini ve bu sebeple içe dönük bir kültür yaşadıklarını, içe dönük kültürün tabii sonucu olarak da Türkçeyi tam anlamıyla öğrenemedikleri, Giritçe etkisiyle aksanlı konuştukları Türkçeye ait birkaç kelimenin özellikleri romandan alınan kesitte şu şekilde anlatılmıştır:
“Kavas’ın yarım yamalak Türkçesinin kulağa hoş gelen yerleri de vardı. Bazı sözcükleri yarım söylemesindendi bu hoşluk… Ama yerine ‘ma’ gel yerine ‘cel’ diyordu. Acayip bir ‘Yok yahu!...’ deyişi vardı. Keskin ve gür bir sesle ‘Yok yahu!’ derken aynı anda başını öne arkaya sallıyor, gözlerini açıyordu. Girit mübadillerinin çoğu böyle konuşurdu. Giritliler yıllar yılı kuşatma altında yaşamışlar, İstanbul hükümetinin koruma ve desteğinden uzak kalmışlar, dinleriyle milliyetleri dışında her şeylerini yitirmişlerdi. Yirmi-otuz Türkçe sözcükle anavatana ayak basmışlarsa, bu sayı geçen zaman içinde en fazla altmış yetmişe çıkmıştı. Çünkü Girit’teki yaşamları burada da uzun yıllar aynı şekilde sürmüştü. Oradaki Hıristiyan’ın ‘Turkos, Muhammetyanos, Musulmanos’ diye küçümsediği Giritlilerle buradakiler de aynı ırktan, aynı dinden olanlar alay ettiler… Dilleriyle alay ettiler, alışkanlıklarıyla alay ettiler… Bu dışlama, Giritlinin içedönük yaşamını daha da pekiştirdi. Mahalle kahvesinde Giritli Giritliyle oturmaya özen gösterdi sohbetini hemşerisiyle yaptı, sorunlarını onunla halletmeye çalıştı. Anayurda geldikleri halde böyle itilip kakılmaları yüzünden gurbette gibiydiler.” 14

Yine Kuşaklar ya da Ayvalık Yaşantısı romanında Giritli Müslümanların Mübadele sonrasında dil bilmedikleri için toplumun yanı sıra devlet kurumlarında dahi hak ettikleri malları istemek ya da elde etmek şöyle dursun devlet kurumları tarafından ötekileştirilmeleri, Yarım Gavur olarak nitelendirilmeleri romandan alınan kesitte şu şekilde ifade edilmektedir: “…Yani büyük zeytinliklerin, fabrika vesaire gibi büyük işyerlerinin, görkemli evlerin tahsisleri ve bunlar için gerekli kombinezonlar, büyüklerin işiydi. Dedikodular dalga dalga yayılıyordu ama halk çaresizdi, mübadil olmanın ezikliği ve korkaklığı içindeydi. Giritli, Türkçeyi bilmemenin ezikliği içinde, devletle baş edilemeyeceğini düşünerek suskundu.”



14 Yorulmaz 2006: Kuşaklar ya da Ayvalık Yaşantısı, s. 29-30

“… Ama fakir halk, bu umursamazlığa tepki göstermeyi gavur olmakla eşanlamlı sayıyor, ‘Huçumete karışılmaz!’15 deyip köşeye siniyordu.”
“1944 zelzelesinde evi yıkılan Giritli, Kızılay’dan yardım malzemesi alabilmek için birilerine bir dilekçe yazdırıp Kaymakam’a götürdüğünde, sorulan bir-iki soruya yanıt veremeyince, ne ‘yarım gavur’luğu kalmıştı ne de sütü bozukluğu! ‘Vah benim ırkdaşım, dindaşım! Osmanlı ne kadar ihmal etmiş seni! Ne hallere düşmüşsün! Kim bilir ne eziyetler çektin?...’ diye bağırlarına basacağına, kapılardan kovalanmıştı.”16

Yine Kuşaklar ya da Ayvalık Yaşantısı romanında Ayankis Hasan’ın ablası Nazire kardeşinin yaptığı işler, yaşamdaki başarılarıyla övünürken kardeşinin Türkçe bilmesi de kendisi için bir kıvanç kaynağıdır:
“Nazire, Hasan’ın Hanya’da içine girdiği ve kısmen de kendisinin yarattığı dünyayla iftihar ediyordu. ‘Kardeşim ne kadar da güzel şeyler öğrenmiş! Ne güzel Türkçe konuşuyor!’ diyerek hep alkışlamıştı onu ama o Türkçe değil, Rumca söylerdi
bunları.”17

Girit’ten Cunda’ya ya da Aşkın Anatomisi romanında Kuşaklar ya da Ayvalık Yaşantısı’ndan yapılan alıntı da bahsedilen aynı zamanda Savaşın Çocukları ya da Girit’ten Sonra Ayvalık romanında da Aynakis Hasan’ın ablası Nazire Ayvalık’a yerleştikten sonra Türkçe öğrenemeyişini Aynakis Hasan’ın sevgilisi Marigo’dan olan ve daha sonra babasının izinden giderek Ayvalık’a yerleşen oğlu Haralambos ile yani yeğeniyle yaptığı bir konuşmada romandan alınan kesitte şu şekilde ifade etmektedir:
“Yeni geldin oğlum. İnsan tanımazsın, yol yordam bilmezsin. Türkçeyi iyi öğrenip geliştirene dek çok zaman geçer. Bak ben geleli yirmi beş yıl oldu ama dili tam öğrenebilmiş değilim hâlâ…”18

Yine Girit’ten Cunda’ya ya da Aşkın Anatomisi romanında Ayvalık’ta yaşayan bazı Giritlilerin konuştukları dillerin isimlendirilmesi, günlük hayatta Giritçenin yaygın bir dil olduğu ve Giritçenin Türkçe aksanda etkilediği bazı kelimler alınan kesitte şu şekilde ifade edilmiştir:



15 Hükümete karışılmaz.
16 Yorulmaz 2006: Kuşaklar ya da Ayvalık Yaşantısı, s. 41-42
17 Yorulmaz 2006: Kuşaklar ya da Ayvalık Yaşantısı, s. 175
18 Yorulmaz 2007: Girit’ten Cunda’ya ya da Aşkın Anatomisi, s. 203



“Kahvecisi de garsonu da Rumca konuşuyorlardı. Giritliler bu dile ‘Kritika’ (Giritçe), Midilliler ise Rumca diyorlardı. Ocaktaki kahveci Giritli, garsonuysa Midilliliydi.” “Dikkatini çeken, merak ettiği bu adamı, üşenmedi, kalktı gitti, Giritli ocakçıdan sordu.
Komşu… Eyisin… Suçur Allahima ben de eyiyim… Celdi, citti19 şeklinde, Türkçeyi Girit Türkleri ağzıyla konuşan, Yusuf adında bir balıkçıydı; Hanya’nın Kumkapı semtinden, Libya kökenli bir Müslüman olduğunu öğrendi.”20
Romandan alınan kesitte görüldüğü üzere mübadelenin üzerinden yirmi beş-otuz yıl gibi bir süre geçse de Ayvalık’ta yaşayan Giritliler Türkçeyi öğrenememiş ya da öğrendikleri Türkçede kaçınılmaz bir Giritçe ya da Yunanca aksanı olduğu görülmektedir. Aynı romandan alınan başka bir kesitte ise Giritlilerin aksanlı Türkçesi ve Midilli Mübadillerinin de kendilerine has aksanlı Türkçeleri şu şekilde incelenebilir:
“Yine Haralambos, grupların yanlarından geçerken ya da Ali Efendi’nin kahvesinde oturanlardan kimileyin Midilli ağzıyla:
‘Kimdir kız, Aşşe’nin kızı Hanife’nin yanındaki oğlancık?.... Nişanlıdırlar yoksam?...’ tarzında bir dedikodu ya da Orfanoz’un Kahvehanesi önünden geçerken Girit şivesiyle:
‘Ksanikse, Huseyin Kaptan ceçiyor! Çağir ona!’21 denilerek çağırılmak istendiğini duyacaktı.’”22

Ahmet Yorulmaz’a ait Ulya romanı, başından birkaç evlilik geçen ve en son Hüseyin adlı bir Türk’le evlilik yapan Yunan asıllı Ulya’nın Yunan tebaasında olmasına rağmen bir şekilde Mübadele gemisine binerek İstanbul’a gelen ve daha sonra Ayvalık’a iskân ettirilen Ulya’nın hikâyesini konu edinmektedir. Ulya Anadolu’ya ayak bastığında kendisi Türkçe bilmediği gibi Türk olmasına rağmen eşi ve diğer gelenler de Türkçe bilmemektedirler. Bu nedenle iskan işlemlerinde iletişim kurmakta güçlük çekmektedirler. Romandan yapılan alıntılarda Türkçe bilmemelerinin iskân ettirilmelerinde ve iskandan sonraki yaşantılarında ne gibi sonuçlara yol açtığı şu şekilde ifade edilmektedir:
“Görevlilerin önüne sırayla gelen mübadiller, örneğin ‘Kahvecis Ali, tu Reşit’i yos’23 diyerek işlerinin biteceğini sanıyorlardı. Memurlar bu kadarını anlıyorlardı anlamasına, ‘Reşit oğlu kahveci Ali’yi, bu söyleme biçimiyle anlıyorlardı ama ötesi yoktu! Türkçeyi tam bilmeyişlerinin

19 İyisin… Şükür Allahıma ben de iyiyim… Geldi, gittii…
20 Yorulmaz 2007: Girit’ten Cunda’ya ya da Aşkın Anatomisi, s. 163
21 Bak, Hüseyin Kaptan geçiyor, çağır onu.
22 Yorulmaz 2007: Girit’ten Cunda’ya ya da Aşkın Anatomisi, s. 198
23 Reşit’in oğlu Kahveci Ali.

sıkıntısını çekiyorlardı. Bu nedenle, Mübadele Komisyonu’nun Tuzla’daki memurları, sinir içindeydiler. Türkçeyi doğru dürüst bilmeyen, Türk soyundan geldikleri söylenen bu Müslümanlarla nasıl baş edeceklerdi? Karısı vardı, çocukları vardı, iki karış toprağı, evi-barkı vardı. Bunları nasıl anlayacaklar, önlerindeki listeyle nasıl bir uygunluk kurabileceklerdi…”24

Ulya’da Tuzla’da Ulya ve ailesini Girit’ten mübadeleden önce kaçarak gelen Vafi Efendi’nin Ulya ve ailesine yardım ederken Türkçe konuşacak olmasından mütereddit oluşu şu şekilde ifade edilmiştir:
“Türkçeyi tam bileceklerinden şüpheliydi, Giritçe konuştu: ‘Efendi hoş geldin!... Hanım hoş geldin!... Hanım, bu efendi beni tanımaz, çok yıl oldu ama sen herhalde hatırlarsın diyorum…”25
“Kendisinde Türkçe diye, kapısını çalacaklarla konuşabileceği fazla bir şey yoktu. Bildiği, üç aşağı beş yukarı bu kadardı. Günlerce ezberlemeye çalışmıştı.”26

Yine Ulya romanında Giritlilere Türkçe bilmeyişleriyle ilgili olarak daha önceki bölümlerde de söz edildiği gibi Hıristiyan kökenli oldukları atfedilmesi şu şekilde aktarılmaktadır:
“Bu memurların bazıları Giritlilere, Türkçeyi tam bilmeyişleriyle nedeniyle kızdıklarından, olayların tarihsel gelişim çizgisine ters, kasıtlı hikayeler uyduruyorlardı. Örneğin onlara göre Giritliler, aslında Hıristiyan olup sonradan Müslümanlaştırılmışlardı.”27

Mübadele işlemleri sırasında bir başka ötekileştirme olayı da Sinesaf romanında karşımıza çıkmaktadır. Bu ötekileştirmenin de çıkış noktası büyük oranla dil sorunudur. Mübadiller kendilerine Türkçe söylenenleri anlayamadıkları için hakarete varan söylemlerle karşılaşmışlardır. İlgili durum romandan alının şu kesitle ifade edilmiştir:
“Kadınlar sağ kapının, erkekler sol kapının önünde sıraya girsinler. Sıranız gelince içeriye girip üstünüzdekileri çıkaracaksınız orada bulunan dönen dolaba bırakacaksınız.
Herkesin içeride soyunacağını duyan Hatice, ağlamaya başladı yine. Ali Efendi, ağlayan Hatice’nin elini tutup yanına çekti:
“Sen , erkekler tarafına gideceksin, bırak küçük kızın elini,” diye gürledi adam. Bu insanların dilini anlamamak en acısıydı onlar için.


24 Yorulmaz, A. 2010: Ulya: İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi, s. 110
25 Yorulmaz 2010: Ulya, s. 15
26 Yorulmaz 2010: Ulya, s. 16
27 Yorulmaz 2010: Ulya, s. 29



Çoğu, Türkçe bilmedikleri için, söylenenleri anlamıyor, birbirlerinin yüzüne bön bön bakıyordu.
Arkadan, onları seyretmeye gelen çarşaflı bir kadın “Ayol bu gâvurlar aptal da aynı zamanda. Giritliler bunlarmış demek. Tüh tüh! Vay memleketin haline, bunlarla dolduruyorlar vatanı. Bu Giritliler başımıza dert olacak ileride,” dedi.
Görevliler,
“Gâvurlar, buraya gelin,” diye bağırıyorlardı. Sinesaf da Hatice gibi ağlamaya
başladı.
“Hani biz Türk’tük anne! Onun için gelmedik mi buraya? Bunlar bize gâvur diyorlar.
Bizi aşağılıyorlar. Orada mı kalsaydık. En azından doğduğumuz yerde ölürdük.

Görevliler onların Rumca konuştuğunu duyunca daha da sinirleniyorlardı.
Atike Hanım, çocuklarının halini gördükçe buraya geldiğine isyan ediyor, çaresizlikten dudaklarını kanatırcasına ısırıyordu.
Bu aşağılanmalar, hepsinde derin yaralar açmıştı.
Yıllarca konuşmamaya, geçmişlerini saklamaya yemin ettiler sanki”28


Giritlilerin mübadele sonucunda Anadolu’ya ilk ayak bastıkları andan itibaren birçok farklı noktadan ve dil konusundan ötekileşmeye maruz kalmaları yine Sinesaf ya da Düşlerde Kalan Mübadele romanında alınan kesitte şu şekilde ifade edilmiştir:
“Çanakkaleliler gelenleri merak ediyor, sahile iniyorlardı. Üç gün yıkanmamış, tıraş olmamış insanları görünce; garip yaratıklarmış gibi süzüp seyrediyorlardı onları. Günlerdir yıkanmamaktan, yazın kavurucu sıcağından tenleri esmere dönmüştü. Güvertede yatmak zorunda kalanlar ise güneşten daha fazla kararmıştı.
Hassas tenlilerin ciltleri, dağlanmış yara olmuştu.
Oranın yerlileri, Giritlileri ilk gördüğünde, onları siyahi zannettiler.
Kalabalıktan sesler yükseliyordu “Aaa ne pislermiş!”
“Ne kadar da kara suratlılar!”
“Bunlar gâvurca konuşuyor, Türkçe de bilmiyorlar.” “Hem gâvur hem de pisler.”
“Desene buradaki gâvurlar gitti öbür gâvurlar geldi.”


28 Bozoklar Ardalı F. 2014: Sinesaf ya da Düşlerde Kalan Mübadele: Anakara: Kanguru Yayınlar, s. 143-144

Sinesaf, Fula’dan öğrendiği yarım Türkçesiyle söylenenlerin bazılarını anlıyor, kendini aşağılanmış duyumsuyordu.
Hanya’da titizliğiyle ünlü Atike Hanı’la kızları, her zaman şık, temiz, akça pakça kızlardı.
Hayatlarında böyle bir muameleye Girit’te düşmanlarının yanında bile maruz kalmayan mübadiller, geldiklerine geleceklerine pişman olmuşlardı.”29

Saba Altınsay’ın Kritimu ya da Giritim Benim romanı Girit’te doğup büyüyen, Kuyumculukla uğraşan Yarmakamis İbrahim Bey ve ailesinin Girit’teki hayatlarını ve Mübadele süreçlerini anlatmaktadır. Romanda Giritli Müslümanların Girit Yunanistan’a bırakıldıktan sonra adadaki huzursuz ortamda tedirginlik içerisinde düzenlenen ve Türkçe okunan mevlidi hiç anlamamalarına rağmen inançları doğrultusunda kutsal saydıklarından dinleme arzuları romandan alınan kesitte şu şekilde ifade edilmektedir:
“Cami hıncahınçtı. Uzun zamandır dinlemedikleri mevlidi şimdi, anlamadıkları dilde bile olsa birlikte, camide dinlemek için gelmişlerdi. Sadece onlara ait şeyi, kendilerinden olanlarla bir arada dinlemek huzur veriyordu içlerine. Dışarıdakiler, yabancılar duymasınlar diye sıkı sıkı kapatıyorlardı kapıları. Yan yana, dip dibe oturdukları, birbirlerinin nefesini soludukları o yeri koruyor, esirgiyorlardı. Taştan duvarların ardında yalnızlıklarını azaltıyor ve arttırıyorlardı.”30

Yine Kritimu romanında Girit’te okuma-yazma bilen çok kişi olmamasına rağmen okuma- yazma bilenlerin de Arap harfleriyle Yunanca yazmaları şu şekilde ifade edilmektedir:
“Ragıp Bey’in el yazısına baktı. Temiz, muntazam bir yazısı vardı. Hatta süslüydü biraz.’Kef’lerin yukarıya doğru uzanan kuyruklarını abartıyor, ‘Mim’leri pek güzel, pek zarif yuvarlıyordu. Arap harfleriyle Rumca yazıyordu. Gözleri yazıya daldı.”31

Yine aynı romanda Giritlilerin Mübadele karşısında duydukları endişenin birçok kaynağı olmasına rağmen Türkçe bilmemelerinin temel korku sebeplerinden biri olması romandan alınan kesitte gözler önüne serilmektedir:
“Bundan sonrası zorlukları düşünmekti ki ona kimselerin verecek cevabı yoktu. Mallarının bu zamanda para etmeyeceği, buradakinin oradakini tutup tutmayacağı, yolculuk, hastalar,

29 Bozoklar Ardalı 2014: Sinesaf, s.142
30 Altınsay, S. 2011: Kritimu ya da Giritim Benim: İstanbul: Can Yayınları, s. 224
31 Altınsay 2011 s. 252



yaşlılar, tek kelime Türkçe bilmeyişleri, ’oraların’ havasının suyunun yabancılığı, hepsinin omuzlarına devasa bir yük gibi biniyor, eziyordu.”32

İskan işlemlerinde sırasında Türkçe bilmemelerinden dolayı Giritli Mübadillerle ilgilenen memurların Yunanca konuşmaları ama Giritçede ve Elenika denilen Yunancada bazı sözcüklerin anlamlarının farklı olması sonucunda Giritlilerin mağduriyetleri Kritimu romanında şu şekilde ifade edilmektedir:
“İçlerinde iyi Rumca konuşanlar vardı ama anlaşmak zor oluyordu bazen. Giritlilerin ‘tarla’ dediğine onlar ‘arazi’ diyor, ‘çift’ dediğini ‘zeytinlik’ diye yazıyorlardı. İhtiyar heyetlerine çok iş düşüyordu böyle zamanlarda.”33

Yine Kritimu romanında Giritlilerin İskan Heyeti’ndeki memurlarla memurların Yunanca bilmesine rağmen Giritçenin bazı telaffuz özelliklerinin Elenika denilen Yunancadan farklı olmasından dolayı bazı anektodlar şu şekilde verilir:
“Komisyondaki adam başkasına dert anlatıyordu. Rumcası temizdi temizliğine ama Giritlilerin kimi kelimelerde ‘ç’ diye çıkardıkları sesi bu peltek bir ‘t’ ile söylüyor, iyiden iyiye anlaşılmaz oluyordu.”34

Kritimu romanından alınan kesitlerde görüldüğü gibi Türkçe bilmeyen Giritlilere Yunanca yardımcı olunmak istense de Giritçenin farklı bir aksan olmasından bu çabalar da çok olumlu sonuçlar vermemiştir.

Ferda Bozoklar Ardalı’nın Düşlerde Kalan Girit ya da Eleni romanında Girit’ten İzmir’e Mübadele öncesinde kaçan bir ailenin yolculukları ve maceraları anlatılırken ailenin İzmir’deki yaşantılarından da bahsedilmekte olup roman aileden üçüncü kuşak Mübadil olan Fatma’nın kahraman bakış açısıyla anlatılmaktadır. Romanda aynı zamanda kahraman anlatıcı Girit’e ailesinin izlerini bulmaya gitmektedir. Romanda kahraman anlatıcının babaannesiyle Mübadele ve Girit üzerine yaptığı konuşmada Giritçe ve konuşulan aksanlı Türkçe şu şekilde ifade edilmektedir:
“…’Çok zor günlerdi onlar kizim, hatırlamak bile istemiyorum.’ Derdi her defasında, değiştiremediği Giritli aksanıyla. Bir türlü düzeltememişti şivesini: ‘ı’lara ‘i’, ‘a’lara ‘â’

32 Altınsay 2011 s. 266-267
33 Altınsay 2011 s. 270
34 Altınsay 2011 s. 271
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 4612
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1097 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: Giritli Mübadillerin İki Dillilik Hadisesinin Türk Romanı Üzerindeki Sosyokültürel Etkileri

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 11 Haz 2019, 18:57

demeye devam ederek. Yarı Türkçe, yarı Rumca konuşarak doğduğu yerlere bir daha gidemeden tüketti ömrünü.”35

Alınan kesitte üçüncü kuşak bir mübadil torununun babaannesine Girit’le ve mübadele ile ilgili bir soru yöneltmesiyle, Giritçenin Türkçe aksana etkileri, göç eden bir insanın Türk ve Müslüman kimliği taşıyıp anavatanına göç ettikleri savunulsa da farklı ülke sınırları içinde kalan doğduğu topraklara özlem duyması dışa vurulmuştur.

Yine Düşlerde Kalan Girit ya da Eleni romanında roman kahramanı Fatma atalarının izini sürmeye Girit’e giderken yaşadığı bir monolog şu şekilde romana yansımıştır:
“ ‘Evet, atalarım bir adalıydı, Girit Adası’ndandı, hatta Türkçe bilmeyen Müslümanlardı.’ Diye geçiriyorum içimden.”36

Düşlerde Kalan Girit ya da Eleni’de Fatma, dedesinin günlüğünü okurken 1892’de Resmo’da yazılan bir notu okurken Giritlilerin gazete okuma kültürlerinin de Yunanca olduğu ile ilgili bir nota
rastlamaktadır:
“…O gün de sabırsızlıkla gidip 1867’den beri hem Türkçe hem Rumca yayınlanan ‘Girit Gazetesi’ni aldım.
Çoğu Giritli gibi biz de Rumcayı Türkçeden daha iyi okuyup anlayabildiğimizden, gazetenin Rumca bölümünü açtım. Gazetede yazılanlar hâlâ bugünkü gibi aklımda.”37

Aynı romanda Fatma babaannesinin annesi ve babaannesinin Mübadele sonrasında İzmir’de dil temelli yaşadıkları sıkıntılar ve beraberinde getirdiklerinden şu şekilde bahsetmektedir: “Babaannemin annesini hatırlıyorum. Gözlerinde hep bir hüzün vardı. Dalar dalar giderdi. Bir tek kelime Türkçe bilmediği için torunuyla bile anlaşamazdı. Ben dizinin dibine otururdum, beni okşayarak, Rumca masallar anlatmaya çalışırdı.
Ben Rumca bilmediğimden masaldan hiçbir şey anlamazdım. Buna karşın onun şefkatli okşayışlarına bırakırdım kendimi. Neden onun hiç gülmediğini, gözünde akmaya hazır damlaların neden daima durduğunu anlamazdım bir türlü. O insanlar, geldikleri yerin kültürüyle yoğrulduklarından gittikleri yerde yabancılık çektiler, uyum sağlayamadılar.
35 Bozoklar Ardalı 2014: Düşlerde Kalan Girit ya da Eleni, s. 7 36 Bozoklar Ardalı 2014: Düşlerde Kalan Girit ya da Eleni, s.19 37 Bozoklar Ardalı 2014: Düşlerde Kalan Girit ya da Eleni, s. 35



Babaanneme, Türkçeyi çok aksanlı konuştuğu için her alışverişe gittiğinde gâvur diyorlardı. Babaannem çok üzülüyordu, alışverişe çıkmaktan nefret ediyordu.”38

Düşlerde Kalan Girit ya da Eleni’den alınan kesitte mübadillerin Türkiye’ye geldikten sonra torunlarıyla dahi iletişim kuramamalarının trajedisi, gâvur diye nitelendirilmemek için alışverişe çıkmaktan bile imtina ettikleri ve bu sebeplerin de Giritlileri kapalı bir kültür yaşamaya ittiği görülmektedir.
Aynı romanda Giritçe bazı kalıplara da yer verilmiştir: “Babaannemden duyduğum gibi Girit dilinde veda etmek istiyorum. ‘Eşeteya, naşis tin iyasu’39”40

Ferda Bozoklar Ardalı’nın babaannesinin yaşam öyküsünden yola çıkarak yazdığı Sinesaf ya da Düşlerde Kalan Mübadele kitabında Mübadele süreci ve daha sonra ailenin İzmir’e uyum sağlamaları, yaşadıkları sosyokültürel çatışmalar konu edinmektedir. Romanda Girit’ten İzmir’e yeni yerleşen Atike Hanım’ın Giritli olmayan bir komşusuyla tanışması ve iletişime geçmesi romanda şu şekilde aktarılmaktadır:
“Atike Hanım, sanki evine daha önceden tanıdığı bir misafir gelmiş gibi bozuntuya vermeden ‘Hoş geldiniz,’ demişti. Yeni gelen kadın, çok az Rumca biliyordu.
Atike Hanım ‘Girit’te, Girit Rumcası konuşuluyor ama anneannem Türkçe konuşmayı bilirdi. Ondan birkaç Türkçe kelime öğrenmiştim,’ diye açıkladı.
‘Annem de komşuda biraz sonra o da gelir, benden daha iyi Türkçe konuşur, onunla daha iyi anlaşırsınız’ diye ilave etti konuşmasına.
Atike Hanım, anneannesinden öğrendiği kısıtlı lisanıyla, kendi ailesini tanıtmaya koyuldu.”41


Yine Sinesaf’ta mübadillerin Anadolu’ya geldikten sonra ötekileşmeya maruz kalmaları, dil bilmemelerini gizlemeleri, kapalı bir kültür yaşamaları romandan alınan şu kesitle ifade edilmiştir:
“Yıllarca konuşmamaya, geçmişlerini saklamaya yemin ettiler sanki.
Giritli oldukları bilinmesin istiyorlardı ama aksanlı konuşmaları onları ele veriyordu.


38 Bozoklar Ardalı 2014: Düşlerde Kalan Girit ya da Eleni, s. 148
39 Allahaısmarladık, sağlık sizinle olsun.
40 Bozoklar Ardalı 2014: Düşlerde Kalan Girit ya da Eleni, s. 156
41 Bozoklar Ardalı F. 2014: Sinesaf ya da Düşlerde Kalan Mübadele: Anakara: Kanguru Yayınlar, s. 72-73

Türkiye’de doğan, burada okula giden çocukları, Giritli ebeveynlerinden utandı. Evde, rumca konuşulsun istemiyorlardı ama Atike Hanım, ali Efendi gibi yaşları geçkin olarak gelenler, bir türlü Türkçe öğrenemediler. Birbirleriyle Rumca konuşmaya devam ettiler. Başkaları tarafından ayıplanmasınlar diye eşlerini, dostlarını hep kendi çevrelerinden seçtiler.”42

Feride Çiçekoğlu’nun Suyun Öte Yanı romanı aynı adlı filmle de ölümsüzleşmiştir. Roman 1992’de çıkmış olup Mübadele ve Giritlilere dikkat çekip işleyen ilk romanlar arasında sayılabilir. Roman 1980’lerde Cunda Adası’nda geçmekte olup Nihal ve Ertan çifti Cunda’da Giritli Sıdıka Hanım’ın evinde işlettiği pansiyonda konaklamalarıyla başlar. Ertan siyasi bir kaçaktır. Romanda Sıdıka Hanım ve Cunda’da yaşayan diğer Giritliler çerçevesinde Mübadele işlenirken 6-7 Eylül Olayları, Türkiye’deki devrimci hareketi gibi Türkiye’nin siyasi ve sosyal kırılmalarıyla Yunanistan’dan özgürlüğü için Cunda’ya kaçan bir Yunan avukatın hikayesini de anlatır.
Romanda Sıdıka Hanım’ın Yunan aksanlı Türkçesi ve araya karıştırdığı Yunanca kelimeler, Nihal ve siyasi suçlu olan eşi Ertan’ın pansiyonda geçirdikleri süre zarfında dikkatlerini çeker ve yazar anlatıcı Sıdıka Hanım’ın konuşmasıyla ilgili şöyle der:
“ ‘I’ harfi yok, Sıdıka Hanım’ın dilinde, cümleler biraz devrik ve ancak karşısındaki anlamıyorsa arınmış Rumcadan.”43
“Buraya getirirken kirildi mermeri”44

Sıdıka Hanım Girit’ten geleli yaklaşık 70-80 yıl olmasına rağmen konuşmasındaki aksanı atamamış, romandan alınan kesitte görüldüğü gibi “ı” harfini “i” olarak telaffuz eder.
Aynı romanda Sıdıka Hanım, Nihal’in ailesinin Karaferya’dan geldiğini öğrenince Giritçenin, Yunanistan’ın diğer bölgelerinde konuşulan Yunancadan farklı olduğunu ifade etmek için:
“Onların dili farklıdır bizden. Elenika45 derler. Siz bilir misiniz?”46

Sıdıka Hanım Mübadele ile ayrıldığı ilk aşkı Arap Mustafa’ya ithafen Arap adını taktığı kedisine, Giritçe seslenir:


42 Bozoklar Ardalı 2014: Sinesaf, s.144
43 Çiçekoğlu, F. 2013: Suyun Öte Yanı, İstanbul, Can Yayınları, s. 17
44 Çiçekoğlu 2013 s. 23
45 Çağdaş Yunanca
46 Çiçekoğlu 2013 s. 22



“Arapaçiim, ela ela Arapopulo, Arapopulo…47”48 “Ela do, Arapopulo, ela do!49”50


“Arapopula, pedakimu…51”52

Sıdıka Hanım, yıllardır konuşmadığı ve Cunda’da yaşayan ilk aşkı Arap Mustafa’ya siyasi kaçak olan Ertan’ı Midilli’ye kaçırması için yıllar sonra gittiğinde aralarında aşklarını Girit’e yaşadıkları
dönemdeki gibi Giritçe konuşurlar:
“İnce, narin bir el, taş bir evin kapısını çalıyor usulca. ‘Mustafa… İrtha…’53


Ahşap kapının aralığı. İşlemeli örtünün çevrelediği bu yüz… ‘Matyamu…’54
Mustafa’nın iki gözü Sıdıka’sı… ‘Kalos irthes… hrisomu…’55”56
Ulya romanında Giritlilerin Ayvalık’a geldikten sonra Türkçe öğrenmede güçlük çekmeleri, Türkçe kelimeleri Giritçeye göre uyarlamaları her alanda olduğu gibi dilde de kuşatılma yaşadıkları şeklinde ifade edilmiştir:
“Türkler, her konuda olduğu gibi dilde de öylesine bir kuşatılmışlıkta yaşıyorlardı kidış mahalle anlamına gelen varoş adı bile ağızlarından, Rumların söylediği gibi ‘varusi’ şeklinde çıkıyordu. O evlerin öteki müdavimleri bir-iki kez Hüseyin’e rastlayınca, adını ‘yinekas’a çıkarmışlardı.”57



47 Gel Arapçığım…
48 Çiçekoğlu 2013 s. 15
49 Gel buraya Arap çocuğu, gel buraya…
50 Çiçekoğlu 2013 s. 16
51 Arap çocuğu, oğulcuğum…
52 Çiçekoğlu 2013 s. 16
53 Mustafa, Geldim…
54 Gözlerim...
55 Hoş geldin, Altınım.
56 Çiçekoğlu 2013 s. 94-95
57 Ahmet Yorulmaz, Ulya, s.69



Kuşaklar romanında, Giritli mübadillerin Türkçe ve Yunancayı birlikte kullanmaları romandan alınan kesitte şu şekilde örneklendirilmiştir:
“Şekip, yaşamının kalan kısmını geçireceği Ayvalık’a geldiğinin ilk gecesinde, rakısını bitirene kadar, Kavas’ın meyhanesindekiler birer-ikişer çekip gitmişlerdi. Kayzervari bıyıkları, gür sesiyle dikkatini çeken, kulağına çalınan konuşmalardan adının Osman Çavuş olduğunu öğrendiği, uzun boylu, iriyarı, yeleğinde köstekli saat bulunan, kasketli, külot pantolonlu Girit mübadili, masasının önünden geçerken güleç bir yüzle hem Türkçe, hem Rumca selamlamıştı onu:
‘İyi geceler Doktor Bey… Kalinihta!’
Adamın Türkçesi de Rumcası da ötekilere göre daha iyiydi; bu ilgisini çekti.”58


Yaşar Kemal’in Bir Ada Hikayesi dörtlemesinin üçüncü romanı olan Tanyeri Horozları’nda da Girit mübadili Musa Kazım Efendi’nin Anadolu’ya iskan edildikten sonra Rumca konuşması şu şekilde ifade edilmiştir:
“…Musa Kazım laf arası macerasını anlatmaya başladı. Rumca konuşuyor, Sait Rahmi de birçok İstanbul yerlisi gibi Rumca biliyordu. Musa Kazım macerasını, at çiftliğini, sürgün vapurunun macerasını, ardından da Anadolu’da çektiklerini, bundan önce anlattıklarından daha kapsamlı, en küçük ayrıntısına kadar her şeyi anlattı. Konuşması bir saatten fazla sürdü. Sefir de Sair Rahmi de çok duygulandılar…”59

Güler Göfer’in yayınladığı Girit Toprağından Tarsus’a ya da Çilek Kokulu Üzüm kitabı yazarın Girit’ten Tarsus’a göç hikayesini anlatmakla beraber roman özellikleri gösterse de anı türüne daha yakın bir eser özelliği teşkil edebilmektedir. Eser içerisinde Girit’ten Tarsus’a yerleşen Giritlilerin Giritlice diye de tabir ettikleri Giritçe konuşmaları bazen anne-babaların çocukların anlamaması gereken konularda konuştukları gizli bir dil bazense Girit’e duyulan özlemi dile getirmek adına kullanılan bir dil olarak lanse edilmiştir.
Yazar anne-babasından bahsederken:

“Birbirleriyle Türkçe konuşurken bazen bir bakardık Giritlice konuşmaya başlamışlar, anlardık ki yine bizim duymamızı istemedikleri şeyleri paylaşıyorlar.”60



58 Ahmet Yorulmaz, Kuşaklar, s. 34
59 Yaşar Kemal, Tanyeri Horozları, s. 57
60 Göfer, G. 2015: Girit Toprağından Tarsus’a ya da Çilek Kokulu Üzüm: İstanbul: İkinci Adam Yayınları, s. 142

“Bir araya geldiklerinde Giritlice konuşurlarken hızla akan sözcükler… Hasretlerdi sanki o kelimeleri kullanmaya… Bizimle daima Türkçe konuştular. Ben hâlâ kendime kızarım niye Giritlice öğrenmedim diye… Çok sevdiğim nidaları var. Şaşırdıkları zaman, ‘aaa’ yerine ne diyorlar biliyor musunuz?
‘İiiiii…’ evet çünkü bu dilde ‘i’ harfi baskın. Bir dil bilimci, yıllar sonra bana siz Girit göçmeni aileden geliyorsunuz ‘i’ harfi baskınızdan anladım dediğinde çok şaşırmıştım.”61

Aynı eserde Giritlilerin Türkçe bilmemeleri ya da aksanlı Türkçe konuşmaları yüzünden ötekileştirilmeleri şu şekilde ifade edilmektedir:
“Yalnız Tarsus halkının onları kabul edişi hiç bekledikleri gibi olmamıştı. Tarsuslular; beyaz tenli, mavi ya da ela gözlü bu insanlara alışamamışlardı. Dillerini anlamıyorlardı. Rumca konuşuyorlardı. Türkçe bilenlerin ise kırık Türkçe ile konuşmaları, şiveleri onları kendilerinden görmelerine engel oluyordu. Rum kırmaları diye anıyorlardı kendi aralarında…
Duyuyor ama inanmıyordu Ali Bey ‘Rum Kırmaları!’ lafına. Bu kadar mücadeleden sonra gelinen vatan toprağında bunları duymak kanına dokunuyordu. Dayılarla birlikte oğullarına söz verdirtmişti, bu laflara hiçbir şekilde karşılık vermeyeceklerdi.”62

Ertuğrul Erol Ergir’in Giritli Mustafa romanı, aslen Girit Mübadili bir aileye mensup olan yazarın gerçek anılarıyla harmanlanmış bir roman niteliğindedir. Roman Girit’in Resmo şehrinden Karşıyaka’ya ve Cunda Adası’na yerleşen mübadillerin yaşadıkları uyum problemlerini anlatırken dil meselesine ve yarattığı sonuçlara da değinmektedir.
Romanda Mübadele öncesindeki adadaki huzursuz ortamdan Anadolu’ya kaçmak isteyip de kaçamayan kişilerin orada kalma sebeplerinden birinin de Türkçe bilmeyişleri olarak ifade edilmektedir:
“Evini barkını paraya çevirebilen Türkler, Resmo’yu terk etmekte tereddüt etmiyorlardı. Yalnızca, malı mülkü çok olanlar veya hiçbir geliri olmayan, Türkçe bilemeyen kişiler adada kalıyordu.”63
Aynı eserde Cunda Adası anlatılırken adanın demografik ve filolojik yapısı baz alınarak 1940-1950’li yıllarda sosyokültürel çerçeveden değerlendirilirken şunlar söylenmektedir:




61 Göfer 2015 s. 180
62 Göfer 2015 s. 206-207
63 Ergir, E, 2000: Giritli Mustafa: İzmir, Tükelmat A.Ş., s. 50



“Sanki burası Türkiye Cumhuriyeti değil de Yunanistan’mış gibi, Girit Rumcasıyla laflayıp duruyorlardı. Başımı çevirip kendilerini tanıyıp tanımayacağımı araştırdığımı görünce de çekinmişlerdi ve Rum şivesiyle zoraki Türkçe konuşmaya başlamışlardı.”64
“Cundalılar, Türkçe bilmiyorlardı. Resmolu haricinde kimseyi de görmediklerinden, Türkçe öğrenmek ihtiyacı da duymuyorlardı.”65
Giritli Mustafa’da Giritlilerin Türkçe bilmemeleriyle ilgili olarak iskan işlemleri sırasında haksızlığa uğramaları diğer romanlardan kesitlerle verildiği gibi bahsi geçen romandan alınan kesitte şu şekilde ifade edilir:
“Mübadele komisyonu Resmolulara adil davranmamıştı. Doğru dürüst Türkçe konuşamamaları da onların hak aramalarını önlemişti. Kaderci olup çıkmışlardı.”
Giritli Mustafa romanında da Giritlilerin Türkçe bilmemelerinden ötekileştirilmeleri işlenmiştir:
“Halbuki Çanakkale, Edremit, Burhaniye gibi yerlere yerleştirilenler belki daha çabuk Türkçe öğreniyorlardı ama yerli halkın kendilerine ‘Yarım Gâvur!’ diye hitap etmelerini önleyemiyorlardı.”66
Sonuç

Bu çalışmada, Osmanlı Devletinin son yıllarında Girit’teki baskılardan ya da Cumhuriyet Dönemi’nde 1923 Zorunlu Nüfus Mübadelesi ile Girit’ten Anadolu’nun çeşitli yerlerine göç edip Giritli Türkler, Giritli Müslümanlar ya da kısaca ve yaygın olarak Giritliler olarak tabir edilen toplumu anlatan on roman kaynak alınarak Giritli Mübadillerin İki Dillilik Hadisesinin Türk Romanı Üzerindeki Sosyokültürel Etkileri ana başlığı altında üç farklı konu başlığıyla incelenmiştir.
Giriş bölümünde Giritli Mübadilleri anlatan ve bu romanları değerlendirilirken bahsedilen romanlardan önce Mübadele ya da Giritli kavramının geçtiği kaynaklar araştırılmış, yine girişte Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf (1937) ve Çirkince (1947) eserlerinde Mübadele ve Giritli kavramlarının geçtiği ifade edilmiştir ancak Giritliler üzerine yoğunlaşıldığında Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı’nda Ahmet Mithat Efendi’nin Taaffüf romanında Giritlilerin adab-ı muaşeretinden, daha o dönemlerde bile dikkat çeken farklı Türkçelerinden bahsedilmektedir.

64 Ergir 2000 s. 96
65 Ergir 2000 s. 98
66 Ergir 2000 s. 99

Romanın kahramanlarından Saniha Hanım’ın babası Daniş Bey Giritlidir. Romanda Giritli Müslümanların Türkçelerinin diğer Müslümanlardan farklı olduğu vurgulanmıştır:
“Lâkin Paşaköylüler ile Girit ahâli-i müslimesi arasında hîn-i mukayesede azîm bir fark vardır. Tabîat-ı mevkiyye Girit ahalisi üzerinde pek büyük bir tesir göstermiştir. Cezire ahalisinin mine’l-kadîm muttasıf oldukları fetanet ve zekavet üzerine ahali-i İslamiyye’nin mütehallik oldukları mehâsin-i tabiatı da zammetmiştir. Türkçe tekellümlerindeki şîve-i lâtif akvam-ı saire-i İslamiyye’den hiçbirisine benzemez. Yine cezirenin ahali-i kadimesindeki şiveye benzer.”67
Görüldüğü üzere roman Osmanlı döneminde İstanbul’un bir köyünde Giritli Müslümanlar olarak adlandırılan topluluğun orada yaşayan diğer Müslümanlardan farklılık gösterdikleri ve özellikle dillerinin farklı olduğu vurgulanmıştır. Bu durum da göstermektedir ki çalışmada 1990’dan sonraki mübadele temalı romanlardan yaklaşık 120-130 yıl önce, henüz Tanzimat edebiyatında geçen bir romanda dahi Giritli Müslümanların yaşam tarzları ve dilleri dikkat çekmektedir.
Yine Giritli Mübadilleri anlatan romanlar araştırılmadan önce Mübadele yıllarında İzmir’de Mübadillere yardım toplamak için sergilenen Giritli Muhacir Kızı68 adlı bir piyesle Giritli kavramı ile karşılaşılmıştır.
Giriş kısmında mübadele ve mübadelenin Türk romanına kavram ve tema olarak girişinden bahsedilmiş olup incelenen romanların yazar, dil ve üslup, tür kaygısı gibi hususiyetleri verilmiştir.
Giritli Mübadilleri anlatan romanlarda aşk, gibi genel geçer kavramların yanında göç romanlarında ortaya çıkan vatan özlemi, doğulan topraklara özlem, geride bırakılan ata kabirleri gibi kavramlarla karşılaşılırken Giritli Mübadillerin tarih boyu çok farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir ada olan Girit’ten gelmelerinden ve daha birçok farklı etkenden barındırdıkları sosyokültürel farklılıklar neticesinde Girit’teki yaşantılarında farklı sorunlarla karşılaştıkları gibi Anadolu’ya geldikten sonra da yeni vatana uyum süreçlerinde ötekileşme, yabancılaşma gibi kavramlarla karşı karşıya kalmışlardır. Romanlar incelendiğinde barındırılan sosyokültürel farklılıkların ve bu sosyokültürel farklılıkların bir sonucu olarak ortaya çıkan

67 Ahmet Midhat Efendi: Taaffüf: Cinlihan-Taaffüf-Gönüllü: Yayına Hazırlayan: Necati Birinci, Ali Şükrü Çoruk, Erol Ülgen: Ankara: TDK: 2000, s. 91
68 Arı, K. 2014: Büyük Mübadele: İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, s. 102



yabancılaşma ve ötekileşme kavramlarının temelinde dil ya da iki dillilik sorunsalının olduğu tespit edilmiştir.
Giritlilerin Girit’te Türkçe bilmedikleri ya da çok az ve aksanlı bir Türkçe konuştukları romanlardan alınan kesitlerde belirtilmiş olup Yunanca, Rumca, Girit Rumcası, Giritlice, ve yaygın olarak Giritçe adı verilen Çağdaş Yunanca (Elenika)’dan farklı Yunanca bir şive ya da ağız da denilebilecek bir dili konuştukları saptanmıştır. Romanlarda Giritçe konuşmaları tarihsel süreçte farklı topluluklardan gelmelerine ya da Girit’in fethinden sonra adaya yerleştirilen Türklerin Yunanlarla yaptıkları evlilikler sonucu zamanla dillerini unutmasına bağlanmış olup bu konuda net bir çıkarım yapılmamıştır.
Farklı romanlardan alınan bölümlerde ortak olarak Giritliler, Girit’te yaşarken Giritçeyi ana dilleri yerine koydukları için ya da hep ana dilleri olduğundan taşıdıkları Türk ve Müslüman kimlikleriyle bu dili bağdaştıramadıklarından zaman zaman bunun nedenini araştırmışlar zaman zaman ise Türkçe bilmemeyi ayıp ya da utanç kaynağı olarak saymışlardır. Bazı romanlarda Giritliler Türkçeyi adeta yeni bir dil öğrenircesine öğrenmeye çaba göstermişlerse de Anadolu’ya geldiklerinde bir çırpıda Türkçe öğrenemeyeceklerinden Giritçe konuşmaya devam etmişler ve bu kez de yerli halk ya da başka yerlerden göç sonucu Anadolu’ya yerleşen toplumlar tarafından Gâvur, Yarım Gâvur, Yunan Tohumu, Yunan Kırması gibi ithamlarla karşılaşarak ötekileştirilmişler, bunun doğurduğu bir sonuç olarak da içe dönük, kapalı bir kültür yaşayıp kahvehanelerini ayırmışlar, evlilikleri kendi içlerinden yapmışlar ve çoğu zaman kendi aralarında komşuluk ilişkileri kurmuşlardır.
Çalışma Giritli Mübadilleri anlatan romanlar üzerinden yapılsa da Giritli Mübadiller ve alt soylarıyla yapılan mülakatlar ve sonucunda yapılan canlı tanıklıklarda herhangi dil ya da iki dillilik sorunsalına rastlanıp rastlanmadığını ortaya koymak adına Tekirdağ Uluslararası Mübadele Sempozyumu’nda Giritli Mübadillerden Gerçek Bir Kesit69 başlığıyla sunulan ve daha sonra Tekirdağ Uluslararası Mübadele Sempozyumu bildiri kitabında yayımlanan bildiriye başvurulmuş ve bildiride Yeni Bir Vatan Yeni Bir Dil başlığında, Giritli Mübadillerin alt soylarıyla yapılan bazı mülakatlar sonucunda Anadolu’ya geldikten sonra Türkçe bilmemelerinden ötekileştirdiklerinin, kendilerinin Türkiye’de doğup Girit’i hiç görmemelerine rağmen ailelerinden Giritçe öğrendiklerinin ve pek çoğunun Türkçeyi ilkokulda



69 Aypak, A. “Giritli Mübadillerden Gerçek Bir Kesit”: Uluslararası Mübadele Sempozyumu Kitabı: Tekirdağ: Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, 2017, s. 667-686

öğrendiklerinin, halen Giritçelerinin yani Yunancalarının işler olduğu bilgisine ulaşılmış olup romanlarda dil konusu ile ilgili geçen hadiselerle örtüştürülmüştür.
Bu çalışmayla Türk edebiyatında mübadele konu romanlardan özellikle Giritli Mübadilleri konu alan romanlar incelenmiş Giritli Mübadillerin Girit’te ve mübadeleden sonra Anadolu’da Türkçe yerine Yunancanın bir ağzı sayılabilecek Giritçe konuşmaları ve bu durumun sosyokültürel etkileri araştırılmış, örneklerle ortaya koyulmuştur. Mübadele konulu romanlar incelendiğinde dil hadisesinin yanı sıra Giritli Mübadillerle ilgili daha birçok tema ve kavram gerekli araştırmalarla ortaya koyulabileceği gibi genel olarak mübadelenin sonuçlarının yol açtığı sosyokültürel etkiler incelenebilecektir.

Kaynakça

Adıgüzel, H. 2014: Elveda Girit: İstanbul
Ahmet Midhat Efendi: Taaffüf: Cinlihan-Taaffüf-Gönüllü: Yayına Hazırlayan: Necati Birinci, Ali Şükrü Çoruk, Erol Ülgen: Ankara: 2000
Altınsay, S. 2011: Kritimu ya da Giritim Benim: İstanbul Arı, K. 2014: Büyük Mübadele: İstanbul
Aypak, A. “Giritli Mübadillerden Gerçek Bir Kesit”: Uluslararası Mübadele Sempozyumu Bildiri Kitabı
Bozdağlıoğlu, Yücel “Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi ve Sonuçları”, TSA / YIL: 18 ÖZEL SAYI S: 3, Ocak/January 2014, 9-32 - http://dergipark.gov.tr/download/article-file/200497
erişim: 9 Kasım 2018.
Bozoklar Ardalı F. 2014: Düşlerde Kalan Girit ya da Eleni: Anakara Bozoklar Ardalı F. 2014: Sinesaf ya da Düşlerde Kalan Mübadele: Anakara Çiçekoğlu, F. 2013: Suyun Öte Yanı, İstanbul
Ergir, E, 2000: Giritli Mustafa: İzmir
Göfer, G. 2015: Girit Toprağından Tarsus’a ya da Çilek Kokulu Üzüm: İstanbul Yorulmaz, A. 2006: Kuşaklar ya da Ayvalık Yaşantısı, İstanbul
Yorulmaz, A. 2006: Savaşın Çocukları ya da Girit’ten Sonra Ayvalık, İstanbul Yorulmaz, A. 2007: Girit’ten Cunda’ya ya da Aşkın Anatomisi, İstanbul Yorulmaz, A. 2010: Ulya: İstanbul
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Cevapla

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir