Bölüm 16. Cumhuriyetin İlk Yıllarında Balkanlardan Türkiye’ye Gelen Göçmenlerde Sosyal ve Kültürel Uyum Hikmet Öksüz

Girit İle ilgili Akademik Yayınlar
Cevapla
Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 3339
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 28 kez
İletişim:

Bölüm 16. Cumhuriyetin İlk Yıllarında Balkanlardan Türkiye’ye Gelen Göçmenlerde Sosyal ve Kültürel Uyum Hikmet Öksüz

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 04 Eyl 2019, 21:04

Cumhuriyetin İlk Yıllarında Balkanlardan
Türkiye’ye Gelen Göçmenlerde Sosyal ve Kültürel Uyum

Hikmet Öksüz1, Ülkü Köksal2

Türkler tarih boyunca çeşitli coğrafi bölgelerde sıklıkla göç olgusuyla karşı karşıya
kalmıştır. Türk tarihi açısından Osmanlı Devleti’nin Balkanlardan tasfiyesi sürecinde
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ile hız kazanıp Balkan Savaşları ile birlikte adeta akın
halini alan göçler Cumhuriyet’in ilk yıllarında da devam etmiştir. Gerek zorunlu gerekse
isteğe bağlı bu göçler yeni kurulan Türk Devleti’nin temellerini şekillendirmiştir. I.
Dünya Savaşı’nın ardından kurulan Türkiye bir yandan siyasi bağımsızlığını elde etmek
için mücadele ederken diğer yandan ulus-devlet idealinin somutlaştığı, homojen
nüfusun hâkim olduğu bir toplum oluşturmayı ilke edinmişti. Buna bağlı olarak da
yıllarca çeşitli problemlere neden olan azınlıklar sorununun çözüme ulaştırılması
hedeflenmişti. Bu amaçla Lozan görüşmelerinde, 30 Ocak 1923 tarihinde “Türk ve Rum
Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol” imzalanmıştır. Sözleşmenin birinci
maddesinde Türk topraklarında yerleşmiş Rum Ortodoks dininden Türk uyruklular ile
Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman dininden Yunan uyrukluların 1 Mayıs 1923
tarihinden itibaren zorunlu mübadelesine girişileceği, ikinci maddede ise 30 Ekim 1918
tarihinden önce İstanbul’a yerleşmiş olan Rumlarla, 1913 Bükreş Anlaşması ile
belirlenen sınırın doğusunda kalan Batı Trakya Türklerinin bu değişimin dışında
tutulması öngörülmüştür (Soysal, 1983, s. 177-183). Mübadelenin uygulama
safhasında ise göçmenlerin ihtiyaçlarını karşılamak ve iskânlarını sağlamak üzere 13
Ekim 1923 tarihli bir kanunla Mübadele, İmar ve İskân Vekâleti kurulmuştur. 8 Kasım
1923’te 20 maddeden oluşan Mübadele, İmar ve İskân Kanunu yürürlüğe konulmuş,
aynı zamanda Türkiye’de on iskân mıntıkası belirlenerek imar ve iskân müdürlükleri
tesis edilmiştir (Çapa, 1990, s. 51). Belirlenen iskân mıntıkaları ve kapsadıkları alanlar
şu şekildedir:
Birinci Alan: Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Gümüşhane, Amasya, Tokat,
Çorum.
İkinci Alan: Edirne, Tekfurdağı, Gelibolu, Kırkkilise, Çanakkale.
Üçüncü Alan: Balıkesir.
Dördüncü Alan: İzmir, Aydın, Menteşe, Afyon.
Beşinci Alan: Bursa.
Altıncı Alan: İstanbul, Çatalca, Zonguldak.
Yedinci Alan: İzmit, Bolu, Bilecik, Eskişehir, Kütahya.
Sekizinci Alan: Antalya, Isparta, Burdur.
Dokuzuncu Alan: Konya, Niğde, Kayseri, Aksaray, Kırşehir.
Onuncu Alan: Adana, Mersin, Silifke, Kozan, Ay ıntap, Maraş (Arı, 1995, s. 52-53).
Ad ı geçen yerleşim alanlarına iskân edilecek göçmen sayısı ve geldikleri bölgelerin
isimleri de kabaca belirlenmiş, çoğu çiftçi olan bu göçmenler uğraş alanlarına göre
gruplandırılmıştır. Diğer taraftan göçmenlerin iskân bölgelerindeki emval-i
metrukelerde yerleştirilmeleri kararlaştırılarak bu yerlerin kendilerine tahsis edilmesi
yönünde vilayetlere talimatlar verilmiştir. Gayrimüslim unsurlardan kalan bu malların
pek çoğu uzun savaş yıllarının ardından yakılıp yıkılmış, bir kısmı yerli halk tarafından


1 Prof. Dr., Karadeniz Teknik Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Trabzon. h.oksuz@ktu.edu.tr
2 Yrd. Doç. Dr., Karadeniz Teknik Üniversitesi, Karadeniz Araştırmaları Enstitüsü, Trabzon.
ulkukoksal@gmail.com
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 3339
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 28 kez
İletişim:

Re: Bölüm 16. Cumhuriyetin İlk Yıllarında Balkanlardan Türkiye’ye Gelen Göçmenlerde Sosyal ve Kültürel Uyum Hikmet Öksüz

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 04 Eyl 2019, 21:29

Göç Konferansı 2017 - Seçilmiş Bildiriler
198
işgal edilmiş veya bölgelerden ayrılan Rumlar tarafından tahrip edilerek oturulamaz
hale getirilmişti (McCarthy,1998, s. 344-364; Arı, 2015, s. 57-78). Dolayısıyla
göçmenlerin en önde gelen ihtiyaçlarından olan barınma sorununa acil olarak çözüm
bulunması gerekmiştir. Mübadele, İmar ve İskân Vekâleti bu evleri tamir ettirmek
yönünde çalışmalar yaparken diğer yandan mübadillerin kullanımı amacıyla çeşitli
bölgelerde numune köyler inşa edilmesine karar vermiştir. 3
Mübadelenin başlangıcından itibaren geçen bir yıl ın sonunda numune köylerden 7’si
barınma sorunlarının en fazla yaşandığı, köy kökenli mübadillerin fazlaca olduğu ve bu
anlamda öncelik verilen Samsun’da inşa edilmiştir. Aynı bölgede ayrıca çamur, kerpiç
ve saz kullanılarak ucuza mal edilen 1.717 adet iktisadî evin yapımına başlanmıştır.
Göçmenlerin barınması amacına yönelik olarak 1924 yılı sonunda, ülke genelinde
15.881 ev onarılmış,4 Samsun, İzmir, Bursa, İzmit, Antalya ve Adana’da toplam 14
numune köy inşa edilmiştir. Bunun dışında İzmir, Bursa, İzmit, Antalya, Adana, Afyon,
Manisa, Tokat, Çorum, Yozgat, Bafra, Çarşamba, Samsun ve Amasya’da 6.903 iktisadî
evin inşasına başlanmıştır (Çapa, 1990, s. 52, 66-67). Meskenlerin yapım ve tamir
işlemleri çeşitli aksamalara uğramışsa da 1925 yılı sonlarında barınma sorunu büyük
ölçüde çözümlenmiştir. 5 Mübadillere ev temini için uğraş verildiği bu dönemde, diğer
yandan üretici duruma getirilmeleri yönünde de çalışmalar yapılmıştır. Bu amaçla
çeşitli tarım arazilerinin kura usulüyle taksim edilmesi yönünde Bakanlar Kurulu kararı
çıkarılmış, ayrıca muhacirlere ihtiyaç duydukları tarım alet edevatı ile hayvan ve
tohumluk verilmesi şeklinde çeşitli yardımlarda bulunulmuştur (Geray, 1962, s. 55-69;
Öksüz, 2016, s. 120-122; Köksal, 2004, s. 77-79).
Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra dış politikada Yurtta Sulh Cihanda Sulh
ilkesini benimsenmiş, bu süreçte özellikle komşu ülkelerle dostluk ve ittifak anlaşmaları
imzalanmıştır. Türkiye’nin Balkan ülkeleriyle imzaladığı anlaşmalarda bu ülkelerdeki
Türk azınlıkların sosyal ve kültürel haklar ı da teminat altına alınmıştı (Soysal, 1983).
Fakat 1930’lu yıllarda Avrupa’da oluşan diktatör eğilimler ve esen savaş rüzgârları
Balkan ülkelerinde de etkisini göstermiş, çeşitli baskılara uğrayan Müslüman-Türk
unsurlardan önemli bir kısmı göç etmek zorunda kalmıştır. 1923-1938 yılları arasında
Yunanistan’dan gelen yaklaşık 400.000 mübadilin yan ı s ıra bir o kadar göçmenin de
diğer Balkan ülkelerinden Türkiye’ye göç ettiği anlaşılmaktadır. 1923-1938 yılları
arasında yaşadıkları ülkelerde gördükleri siyasi, iktisadi ve toplumsal baskılar nedeniyle
ve kendi istekleriyle gelen bu göçmenlerin 180.919’u Bulgaristan, 113.720’si Romanya
ve 115.427’si Yugoslavya’dan Türkiye’ye gelmiştir(Geray, 1962: Ek Tablo 2). 6 Büyük
kısmı devletin destek ve yardımlarından faydalanan Balkan göçmenleri Türkiye’nin
3 Numune köyler oluşturma projesi kapsamında başlangıçta 27 köy kurulması planlanmış, bu sayı daha sonra
69’a çıkarılmışsa da; 50 hane, bir cami ve bir mektepten oluşan bu köylerden yalnızca 14 adet inşa
edilebilmiştir (Yıldırım, 2006, s. 250; Erdal, 2006, s. 172). Numune köyler ile ilgili ayrıntılı çalışmalar için
bkz. (Cengizkan, 2004; Seçkin, 2013).
4 Tamir işlerinin daha hızlı yapılması için mesleği inşaat ustası mübadillerin nakline öncelik verilmesi yoluna
da gidilmiştir (Arı, 1995, s. 62).
5 1923- 1938 yılları arasında göçmenler için yaptırılan ev sayısı 123.716’dır.Bunun 66.872’si 1923-1933
yılları arasında yaptırılmıştır (Geray, 1962, s. 49).
6 II. Dünya Savaşı öncesinde Balkanlarda huzursuzluk iyice artmış bu süreçte, 1934-1939 yılları arasında,
Bulgaristan, Romanya ve Yugoslavya’dan toplam 181.064 kişi Türkiye’ye göç etmiştir (NARA, January 3,
1942, s. 2050.3; Geray, Ek Tablo-2).
çeşitli bölgelerinde iskân edilmiştir. (Geray, 1960; Ağanoğlu, 2001; Köksal, 2004;
Öksüz ve Köksal, 2004; Çavuşoğlu, 2007; Duman, 2008; Öksüz, 2016). 7
Göçmenler genellikle meslek ve uğraşları, geldikleri bölgenin iklim koşulları da
dikkate alınarak iskân edilmişlerdir. İstatistiksel veriler göçmenlerin Ege, Marmara,
Karadeniz, İç Anadolu ve Akdeniz bölgesinde yoğun olarak yerleştirildiğini
göstermektedir. Mübadil yerleşimlerinin yapıldığı İstanbul, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ
İzmir, Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Manisa, Niğde, Samsun gibi yerler sonraki yıllarda
diğer Balkan göçmenlerinin de iskan edildiği bölgelerin başında gelmektedir.(National
Archives Records Administration [NARA], NND 745023, Group: 165, Entry:77, Box:
3036. January 3, 1942, 2050.4; Geray, 1962, s. 30-31; Ar ı, 1995, s. 113-114).
Türkiye Cumhuriyeti Devleti göçmenlerin yeni yurtlarına intibakları için gereken
fiziki koşulları sağlamaya gayret etmiş ve yerleştirildikleri bölgelerde en kısa sürede
üretici olmaları konusunda desteklemiştir. Balkanlardan gelen göçmenler ülkenin
ekonomik ve siyasi yapısına olduğu kadar sosyal, kültürel ve demografik yapısının
şekillenmesinde de etkili olmuştur. Milli Mücadele Dönemi’nde ve Lozan’da imzalanan
Mübadele Sözleşmesi sonrasında yaklaş ık 1.200.000 Rum Yunanistan’a göç etmişti.
Dolayısıyla büyük kısmı özellikle liman şehirlerinde ticaret ve sanat erbabı olan
azınlıkların gidişi iktisadi açıdan önemli bir kayıptı. Bu kaybın gelen göçmenlerle ve
özellikle de onların uğraş alanı olan tarım sektöründe yapılacak atılımlarla sağlanması
hedeflenmiş, savaş yılları boyunca ekilemeyen verimli Anadolu topraklarının kullanılır
hale getirilmesi, tarımsal üretimin arttırılması, şehirlerde ekonomik faaliyetlerin
canlanması yönünde çabalar sarf edilmiştir. Mübadele yoluyla Yunanistan’dan çok
sayıda Türk’ün Türkiye’ye göç etmesiyle azınlık sorunlarına bir çözüm getirilerek ulus devlet ideolojisinin gerektirdiği homojen toplum oluşturma idealine katkı sunulmuştur.
Mübadele sonucunda, o dönemde yaklaş ık 12 milyon nüfusa ilaveten ortak özelliklere
sahip yarım milyon nüfusun eklenmesi yeni devletin sosyo-kültürel yapısının,
ekonomik ve siyasi oluşumunun şekillenmesinde etkili olmuştur (NARA, 2000. 7;
Kazgan, 1983, s. 1557; Önder, 1990:210; İpek, 2000, s. 161-167; Ağanoğlu, 2001, s.
307; Gökaçtı, 2002, s. 295; Aktar, 2007, s. 135-154, Hirschon, 2007, s. 17-28; Oran,
2007, s. 165).
Göç, kuşkusuz maruz kalan kitlelerin hafızalarında derin izler bırakan travmatik
olaylardandır. İnsanların doğup büyüdüğü yerleri pek çok maddi ve manevi unsuru
bırakarak, bir daha dönmeyeceği/dönemeyeceği duygusuyla ve zorunlu olarak terk
etmesi, yeni yaşamlarına, geleceğe dair duyulan korku ve endişe travmayı arttıran
unsurlardandır. Dolayısıyla böylesine psikolojik bir yıkımla başlayan yeni bir yaşama
uyum kitlelerin sancılı bir süreç geçirmesine neden olur. Mübadele yoluyla gelen
göçmenler iki ülke arasındaki bir anlaşmaya dayalı olan zorunlu bir nüfus değişimi ile;
sonraki yıllarda Bulgaristan, Romanya ve Yugoslavya’dan gelen göçmenler ise
bulundukları bölgelerde siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel baskılar neticesinde canların ı
kurtarmak adına, kendi istekleriyle, bu yolculuğa çıkmışlardır. Sebebi ne olursa olsun
yurtlarından ayrılıp başka bir yerde yeni bir yaşama başlamak, maddi ve manevi
kayıplarını onarıp kültür ve kimlik ögelerini korumak göç eden kitleler açısından çeşitli
sorunları ortaya çıkarmıştır.
7 1923-1938 yılları arasında Türkiye’ye gelen toplam 801.818 göçmen, mübadil ve mülteci için devletin
harcadığı miktar 33.885 liradır (Kazgan, 1983, s. 1557).
199

Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 3339
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 28 kez
İletişim:

Re: Bölüm 16. Cumhuriyetin İlk Yıllarında Balkanlardan Türkiye’ye Gelen Göçmenlerde Sosyal ve Kültürel Uyum Hikmet Öksüz

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 04 Eyl 2019, 21:45

İnsanları doğup büyüdükleri yerlere bağlayan pek çok maddi ve manevi unsur vardır.
Bunlar toprak ve taşınmaz mallar üzerindeki mülkiyet hakları, doğa, çevre ve toplumla
kurulan bağlar, o güne kadar edinilen kültür ve hüner birikimi gibi kişinin kendisini
oraya ait hissetmesini sağlayan niteliklerdir. Göçmenler toplumsal, kültürel ve
ekonomik çevrelerini yitirmiş olarak geldikleri Türkiye’de bu bağları yeni baştan elde
etmek, kurmak veya onarmak zorunda kalmışlardır. Başlangıçta ekonomik açıdan
ortaya çıkan zorluklar göçmenlerin uyumu aç ısından sosyal ve kültürel zorlukları da
beraberinde getirmiştir. Göçmenlere anlaşma maddelerine göre arazi verilmesi, devletin
sunduğu barınma, iskân, araç-gereç desteği gibi kolaylıklara rağmen pek çok mübadil
eski yaşamına göre ekonomik statü kaybına uğramıştır (Özsoy, 2017: ,s.529-531).
Daha fakir bir yaşam standardı ile karşılaşan mübadillerin yitirdiği moral değerlerin
ortaya çıkardığı boşluk yeni yerlerde soyut bağlılıklar la doldurulabilecekti. Zorunlu göç
yalnızca gelenlere değil devlete ve yerleşilen topluma da ciddi bir ekonomik yük
oluşturmuştur. Bu durumun ortaya çıkaracağı ekonomik ve toplumsal zorluklar
göçmenle yerli halkın birlikte üstlendiği bir süreci ortaya çıkarmıştır. Nitekim yerli
halka sağlanmayıp göçmenlere sunulan imkânlar pek çok kez iki tarafı karşı karşıya
getirmiş, ekonomik kaynakların kullanımı konusunda yaşanan bu mücadelede baz ı
bölgelerde arazi, mera, otlak, yayla ve sınır anlaşmazlıkları meydana gelmiştir(Arı,
1995, s.164-169).
Geçmişin pek çok maddi ve manevi unsuru yalnızca anılarında özlem halinde kalan
bu göçmenlerin yeni yerleşim alanlarına ve yüzyıllardır yaşadıkları, yurt edindikleri
coğrafyadan ayrılıp kendileriyle aynı ırk, dil, din ve az çok benzer kültürel öğelere sahip
olsalar da yeniden bir yaşam kurmaları, yeni çevreye ve topluma uyum sağlamaları için
belirli bir zamana ihtiyaç duyulmuştur (Kaplanoğlu ve Kaplanoğlu, 2014, s. 210;
Gökaçtı, 2002, s. 269-270). Buna ilaveten savaş ortamından henüz çıkılmış olan ülkede
zorunlu göç kapsamında ayrılan Rum ve Ermenilerin iş ve toplumsal alanda yarattığı
boşluğun en kısa sürede doldurulmak istenmesi sıkıntılı bir süreci ortaya çıkarmıştır. 8
Devletin kısıtlı imkânlarla barınma ve geçimlerini sağlamak yönünde yürüttüğü çabalar
sonucunda meslek gruplarına göre iskân ettiği göçmenlerin üretici olmaları ve
ekonomik zorlukları kısa sürede aşmalarına yardım edilmiştir. Geldikleri bölgelerin
iklim ve doğa koşullarına uygun bölgelerde iskân edilerek uyumun daha sorunsuz ve
hızlı bir şekilde gerçekleşmesi hedeflenmişti. Göçmenler kimi bölgelerde ayrı
mahalleler veya köyler halinde kimi yerlerde ise serpiştirme usulüyle yerleştirilmiştir.
Kaynaşma ve uyum sürecinde ortaklaşa yaratılan kültüre katkının yerliler tarafından
daha fazla olduğu muhakkaktır. Nitekim serpiştirilerek çeşitli bölgelere yerleştirilen
göçmenlerin kısa sürede yerel halkla kaynaşıp yeni topluma uyum sağladığı, bununla
birlikte ayrı köylerde ve topluca iskân edilen göçmenlerin ise kendi kültürel özelliklerini
daha uzun yıllar sürdürdüğü görülmüştür (Arı, 1995, s. 167-169; Ağanoğlu, 2001, s.
344).9
8 Türkiye’den ayrılan Rumların ülke ekonomisinde oldukça önemli bir payı vardı. Nitekim bunların
çoğunluğu tüccar, esnaf ve zanaatkâr iken Türkiye’ye gelen göçmenlerin pek çoğu çiftçiydi. Bu durum
başlangıçta ekonomik anlamda olumsuz etki bırakmışsa da mübadele, uluslaşma sürecinde bir rahatlamaya
neden olmuştur. Mübadele sonrasında yaklaşık 10-15 yıllık süreçte de Yunanistan ve Bulgaristan gibi Balkan
ülkelerinden de çok sayıda göçmen Türkiye’ye gelmiştir. Türkiye, geniş tarım topraklarının işlenmesi ve bu
anlamda yaşanan iş gücü eksikliğini gidermek amacıyla Balkanlardan gelen göçmenlere kapılarını açmıştır
(NARA, January 1, 1942, s. 2100.14).
9 Bir görüşe göre Türkiye’ye gelen göçmenlerin çoğu yerlilerden daha muhafazakârdı. Fakat bir süre sonra
etkileşim sağlanıp bu özellikleri kaybolmuştu (NARA, January,1942, 2050.2).
Göçmenlerin bir kısmı yerleştirildikleri bölgelerden ayrılıp başka bölgelerde iskân
edilmeyi tercih ve talep etmiştir. Bu nedenle pek çok bölgede uyum sorunları daha
başlangıçtan itibaren ortaya çıkmıştır.İskan bölgelerini terk etmede verilen arazinin
yetersizliği, toprağın verimli olmayışı, arazi konusunda hukuki anlaşmazlıklar, çoğu
mübadilin uzun bir süre tapuya kavuşamaması, göçmenlere dağıtılan toprak nedeniyle
yerli halkın itirazlarının neden olduğu geçimsizlik, elverişsiz iklim koşulları ve
kuraklığın ürün alımını olumsuz etkilemesi gibi temel nedenler etkili olmuştur (Geray,
1970,s. 30; Köksal, 2004, s. 75;Yıldırım, 2006,s. 243-244: Köker, 2007,s. 300-305).
Mübadele sırasında yerlerinden yurtlarından ayrılarak gelen göçmenler arasında pek
çok ailenin parçalandığı bunun da psikolojik bir yıkım getirdiği muhakkaktır. Nitekim
aile fertlerinin ülkenin farklı bölgelerinde yerleştirilmesi ilerleyen dönemde bir araya
gelme çabalarını da ortaya çıkarmıştır. 10
Yerli halk ile göçmenlerin kaynaşmasında başlangıçta ekonomik kaynakların
kullanımından doğan çatışmalar söz konusudur. Mübadillerin toplumsal yapıya uyumu
esnasında yaşanan sorunlar arasında Rum ve Ermenilerden kalan emval-i metrukeleri
bir şekilde ele geçiren yerli halkın bunları mübadillere terk etmek zorunda kalması,
tarımsal faaliyetlerde göçmenlere toprak ve arazi dağ ıtımı, kredi, malzeme ve araç-
gereç kolaylığının sağlanması sonucunda iskân bölgelerindeki yerli halkta kıskançlık ve
çekememezlik duygusunun ortaya çıkardığı gerginlik gelmektedir. Yerli hakla çatışma
yaşayan muhacirlerin benzer koşullarda kendilerinin de aynı tepkiyi gösterdiği
anlaşılmaktadır. İzmir Muradiye bölgesine iskân edilmiş olan mübadiller II.Dünya
Savaşı öncesinde Balkanlardan yaşanan göçmen akını ile gelenlerle bir arada yaşamayı
kabullenmekte zorlanmışlardır. Nitekim durumlarını kendileriyle karşılaştırarak pek
çok açıdan kendilerinden farklı gördükleri ve devletten daha fazla destek aldıklarını
düşündükleri bu insanları dışladıkları, mübadele sonrasında yerlilerin kendilerine
gösterdiği davranışları yeni gelen göçmenlere karşı takındıkları görülmüştür.
Mübadillere göre göçmenler şanslıydı. Çünkü gelmeyi kendileri seçmiş, en azından
mallarını satma imkânı bulmuşlardı. Kendileri ise istekleri dışında, zorunlu bir göçe
maruz kalmış, üstelik oldukça fazla maddi kayba uğramışlardı (Köker, 2007, s. 305).
Yerli halk tarafından ötekileştirilen mübadiller bu kez diğer göçmenleri ötekileştirip
kendilerini ayrı bir konuma oturtmuşlar, uzun yıllar yurtlarını gönülsüz terk etmiş
olmanın etkisinde kalmışlardır. Samsun’a yerleştirilen Sarışaban mübadillerinden
birinin bu konudaki sözleri şu şekildedir: “Aslında biz macir değiliz. Mübadiliz.
Mübadil değişilen demek. Buradaki Rumlar oraya oradaki Türkler Anadolu’ya. Biz
kendi keyfimizle bırakıp gelmedik. Devletler arası anlaşma yapıldı. Yoksa serbest olarak
kimse vatanını bırakıp gelmezdi. Niye vatanını bıraksın ki. Macir harp olur, oradan
kaçar. Bize macir diyen çok oluyor. Aslında macir değiliz.” (İpek, 2014, s. 19). Cunda
adasına yerleştirilen Girit mübadilleri de kendilerine muhacir yerine mübadil
denilmesini istiyorlardı. Bu ayırımda temel aldıkları nokta ise kendilerinin para ve
mallarıyla geldiği, muhacirlerin ise fakir olup devlete yük olduğu yönündeydi. Bu
10 Mübadelenin ilk yıllarında çeşitli nedenlerle yerlerini terk eden göçmenler bir hareketliliğe sebep olmuştu.
Devlet ilerleyen yıllarda iskân işlerini daha planlı ve programlı hale getirme amacıyla kanuni düzenlemeler
yapmıştır. 1930’lu yıllarda dışardan gelenlerin ve içerideki göçebelerin yarattığı asayişsizliğin çözümü için
1934 yılında 2510 Sayılı İskân Kanunu kabul edilerek uygulamaya konulmuştur. Kanunun 7. Maddesine göre
Türk ırkına mensup olup iskân yardımı istemeyenlerin istediği bölgelere yerleşebileceği belirtilmişti. Buna
karşılık devlet desteği isteyenler hükümetin göstereceği yerlerde yerleştirilecekti (Resmi Gazete, Sayı: 2733,
21 Haziran 1934,s. 4003). İskânlı göçmenler ev, arazi, araç-gereç, hayvan gibi pek çok açıdan devletin tam
desteğine haiz bir şekilde iskân olabilecekti (NARA, 2050.4).
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 3339
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 28 kez
İletişim:

Re: Bölüm 16. Cumhuriyetin İlk Yıllarında Balkanlardan Türkiye’ye Gelen Göçmenlerde Sosyal ve Kültürel Uyum Hikmet Öksüz

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 04 Eyl 2019, 22:03

anlamda kendilerini diğer göçmen gruplarından ayrı ve üstün görüyorlardı
(Koufopoulou, 2007:314). 11 Kendilerini diğer göçmenlerden farklı tutan mübadillerin
yerli halka kendi kimliklerini kabul ettirmekte zorlandıklarına dair örneklere de sıkça
rastlanmıştır. Geldikleri yerlerde Türk-Müslüman kimlikleri nedeniyle dışlanan
mübadillerin yerleştikleri bölgelerde diğer göçmenler veya yerli halk tarafından bu kez
Rum veya Musevi dönmesi, Yarı Gavur, Gavur fidanı gibi tanımlamalara maruz
kalmışlardır. Ötekileştirilmiş olmanın etkisi ile iki topluluğun yıllarca etkileşim içinde
olmamaya gayret ettiği hatta bu amaçla ayrı kahvehaneleri tercih ettiği, evliliklerin uzun
süre yapılmadığı, mübadillerin düğün adetlerinin bile yerliler tarafından yadırganıp
alay konusu edildiğine dair örnekler mevcuttur (Arı, 1995, s. 167-169; Ağanoğlu, 2001,
s.344; Koufopoulou, 2007, s. 323-324; Emgili, 2011, s. 235-236; İpek, 2014, s. 19;
Kaplanoğlu ve Kaplanoğlu, 2014, s. 210-211; Özsoy,2017, s. 527-528).
Çatışma ve anlaşmazlıklar zaman zaman bölgesel tatsızlıklara da neden olmuştur.
Örneğin Çanakkale’ye yerleştirilen mübadiller bölgedeki Yörükler tarafından
“çingene” yaftası ile karşılanmış, bazı mübadillerin hayvanlarına yerli halk tarafından
el konulmuştur. Bu şekilde dışlanan ve rahat edemeyen göçmenlerin bir kısmı bölgeyi
terk etmiştir (Dalaman, 2014, s. 98,135). İskân bölgesini çeşitli nedenlerle uygun
bulmayıp başka bölgelere göç etme talebi başlangıçta muhacirlerin sıkça başvurduğu
bir yöntemdi. Kendilerine verilen evi, araziyi yeterli bulmadığı, mesleğine uygun bir
bölgede iskânı sağlanmadığı, yerli komşularıyla geçinemediği veya çevreye uyum
sağlayamadığı gibi gerekçelerle başka bölgelere göç edenler olmuştur (Yıldırım, 2006,
s. 243-245). Çeşitli bölgelere yerleştirilen mübadillerden bazıları İskân Müdüriyetlerine
müracaat ederek Tekirdağ’da akrabalarının yanına iskân edilmeyi talep etmişlerdir
(Kırca, 2017, s. 514-515). Birçok bölgede bu ve benzeri durumlara rastlanmıştır.
Antalya ve Bursa’da mübadillerden bir kısmı iskân alanlarını beğenmeyip
hemşerilerinin yerleştiği bölgelere gitmiştir (Ilgın, 2012, s. 60; Kaplanoğlu ve
Kaplanoğlu, 2014, s.195-197; Kaya, 2017, s. 5). Aynı şekilde Niğde’ye iskân edilen
mübadillerden bazıları kendilerine verilen tarım arazisini geçimleri için yeterli ve
verimli bulmayıp başka bölgelere gitme isteklerini yetkililere bildirmişlerdir (Özkan,
2010, s. 139-140). Sinop’a yerleştirilen bazı mübadiller de iklim koşullarına
alışamamaları, ayrıca tütüncülük, bağcılık ile uğraşmalarına ve iskân mahalli olarak
İzmit gösterilmesine rağmen Sinop’a gönderilmeleri üzerine Samsun, Çatalca, İzmir,
Yalova ve İzmit’e göç etmişlerdir (Kaya ve Yılmaz, 2016, s. 285-287). Benzer bir
durum Trabzon’da yaşanmış, bölgeye gönderilen pek çok mübadil muhacir yerleşecek
bir mesken bulamama ve geçim koşullarına uygun olmaması nedeniyle iskân edilmeyip
başka yerlere göç etmiştir. (Çelik, 2016,s. 204). Sivas Suşehri’ne iskân edilen
mübadillerden büyük şehirlere gitmeyi tercih edenler olduğu gibi, Giresun’a gönderilen
mübadillerinden bazıları dağlık bölgede geçim sıkıntısı yaşayacaklarını düşünüp
yerleşmek için Sivas’ı tercih etmiştir (Tevfik, 2017, s. 167-168). Ayvalık bölgesine
yerleştirilen mübadiller arasında hayvancılıkla uğraşanlar kent içerisinde yerleşmeyi
kabul etmedikleri için civar köylerde iskân edilmişlerdir. Ayrıca bu bölgeye Rumeli’den
gelen göçmenler çoğunlukla tütüncülükle geçindikleri için kendilerine verilen
zeytinlikleri satıp başka bölgelere göç etmişlerdir (Taşdemir, 2017, s.429).Kapadokya
bölgesi Güzelyurt civarına yerleştirilen baz ı mübadiller de bölgeyi terk edip Samsun
11 Yeni gelen kitleleri ötekileştirme göçmenlerin kendi aralarında da söz konusuydu. Örneğin 1878 göçmenleri
kendilerini mübadillerle karşılaştırırken kendilerini yerli, gelenleri muhacir olarak tanımlamaktaydı
(Ağanoğlu, 2001, s.344).

tarafına göç etmiştir (İşlek, 2009, s. 32). Romanya’dan gelip Seyhan’a iskân edilen
göçmenlerin bir kısmı ise iklim ve yaşam koşullarını gerekçe göstererek başka
vilayetlere yerleşmişlerdir (Çanak, 2015, s. 66).
Göçmenler ve yerli halk arasında hemen her bölgede kültürel farklılıklar kendini
belirgin bir şekilde göstermiştir. Ancak konuşma, dil ve şive farklılıkları, örf adetler,
giyinme, yemek ve günlük yaşam alışkanlıkları gibi kültürel konularda birbirini
yadırgayan ve dışlayan iki tarafın etkileşiminin artmasıyla yaşam biçimleri benzeşmeye
başlamıştır(Oran, 2007,s. 167-168; Köker, 2007,s.303).
Mübadillerin kültürel bütünleşme sorunlarından biri dil ve şive farklılıklarıdır.
Özellikle Girit adasından gelen göçmenlerin bir bölümünün Türkçe bilmemeleri yerli
halk ve resmi makamlar nezdinde mübadilleri zaman zaman sıkıntıya düşürmüştür.
Dindarlıkları sorgulanan bu mübadiller toplum içinde haklarını aramakta güçlük
çekmiş, bu durum yerli halkla kaynaşmalarına da engel teşkil etmiştir (Gökaçtı, 2002,
s. 282; Oran, 2007, s. 168; Sepetçioğlu, 2007, s. 74; Emgili, 2011, s. 228; Suda Güler,
2012, s. 50; Okuşluk Şenesen, 2012, s. 260; Özkan, 2015, s. 140).12 Örneğin diğer
mübadillere göre daha az toprak dağıtılan Girit, Preveze ve Pomak göçmenleri Türkçe
bilmedikleri için haklarını savunamamıştır (Ağanoğlu, 2001:304). Türkiye’de 1928
yılından itibaren başlayan alfabe ve dilde yenileşme çalışmaları kapsamında, güneş-dil
teorisi çerçevesinde, Türkçeyi yabancı dil ögelerinden arındırmak hedeflenmiş,
öztürkçe kullanımı ön plana çıkarılmış ve “Vatandaş Türkçe Konuş” sloganıyla Türkçe
konuşma telkin edilmiştir. Bu süreçte çeşitli yaptırımlar da uygulamaya konulmuştur. 13
Bu çalışmalara rağmen anadili Türkçe olmayan birinci kuşak mübadiller hiçbir zaman
Türkçeyi tam olarak öğrenememiştir. Girit mübadillerinin Türkçe bilmemeleri dönemin
meclis konuşmalarına da yansımıştır (Çapa, 1990, s. 57; Sepetçioğlu, 2010, s. 90-91;
Macar, 2015, s. 186). Bu konuda bir diğer örnek mübadele yoluyla Türkiye’ye gelen az
sayıdaki Müslüman Pomak’ın dışarıda Türkçe konuşmalarına rağmen kendi aralarında
Bulgarca konuşmaları gösterilebilir. 14 Göçmenlerin bir kısmının yaşadığı bu zorluklara
rağmen Anadolu insanına dil yönünden katkı sunduğu muhakkaktır. Farklı şiveleri
12 Bu konuda bazı mübadillerin sözleri şu şekildedir: “Bizim Eceabat’ın köyleri hepsi yerli. Ilgarlı, Pazarlı
köyü birde Kara edebi köyü, bunlar yerli. Bunlar bize ayn ı düşman gözüyle bakmışlar. Türkçede bilmiyoruz.
Makedonca bildiğimiz için bizi düşman gözüyle görmüşler. Bunlar Türkçe bilmez Allah’tan korkmaz demişler.
Bunlarla ilişki kurmayın demişler. Ama sonradan bunlar öğrenmişler bizim nasıl insan olduğumuzu.
Bizimkiler İslamiyet’i en iyi şekilde biliyorlarmış. Bizimkilere Müslümanlıkla ilgili sorular sormuşlar.
Bizimkiler hepsine cevap vermişler. Bizimkiler sorunca onlar cevap verememişler. Daha sonra anlamışlar ki
Türkçe bilmeyenler de Müslüman olabilirlermiş…” (Dalaman, 2014, s. 98- 99). “Uzun süre bize gâvur, Yunan
tohumu dediler. Yıllarca hep o gözle baktılar bize. Biz, Rum mahallesine yerleşmiştik. Onlar da eski Türk
mahallesinde idi. Çocuklar arasında Rumlar zamanında belki de hiç olmayan, mahalle kavgaları olurdu. Biz
onların deyimi ile Rum idik, onlar da Türk. Taşlı sopalı bu mahalle kavgalarında bazen biz Türk mahallesini
işgal ederdik, bazen de onlar, Rum mahallesini. Bize uzun süre gâvur muamelesi yapıldı. Kendi dilimizi bile
dışarıda konuşmaya çekinirdik.” (Kaplanoğlu, 2014, s. 210-211).
13 Bu konu ile ilgili olarak 14 Haziran 1934 tarihinde kabul edilen 2510 sayılı İskân Kanunu’nun 11.
Maddesinin B fıkrasında “Türk kültürüne bağlı olmayanlar ve Türk kültürüne bağlı olup da Türkçeden başka
dil konuşanlar hakkında harsî, askerî, siyasî, içtimaî ve inzibatî sebeplerle İcra Vekilleri Heyeti kararı ile,
Dahiliye Vekaleti lüzumlu görülen tedbirleri almaya mecburdur. Toptan olmamak şartı ile başka yerlere nakil
ve vatandaşlıktan iskat etmek de bu tedbirler içerisindedir.” ifadesi yer almıştır (Resmî Gazete, Sayı: 2733,
21 Haziran 1934, s. 4004.) Özellikle kamu alanlarında Türkçeden başka dil konuşulmamasına yönelik
uygulamalar esnasında Bursa ve Tekirdağ’da 5 lira tutarında cezalar kesildiği iddia edilmektedir (NARA,
November 24, 1941, s. 2030.2, 2050.3).
14 Anadolu’nun pek çok yerinde iskân edilen göçmenler arasında Arnavut, Boşnak, Pomak gibi unsurlar da
mevcuttu. Bu unsurlar kendilerini Türk olarak addedip zamanla yerleştiği toplumla bütünleşmiş ve iyi birer
vatandaş olmanın gereği olarak ülkenin kalkınmasında pay sahibi olmuşlardır (NARA, 2020.1.a).
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 3339
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 28 kez
İletişim:

Re: Bölüm 16. Cumhuriyetin İlk Yıllarında Balkanlardan Türkiye’ye Gelen Göçmenlerde Sosyal ve Kültürel Uyum Hikmet Öksüz

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 04 Eyl 2019, 22:22

Türkiye’deki yerleşik kültüre aktaran bu göçmenlerin “h” sesinin yutarak değişik bir
şive konuştukları görülmüştür. Makedonya göçmenlerinin “abe”, “mari”, “kızan”,
“kızancık”, “açan mari”, “piynir”, “ziytin”, şeklinde konuştukları bilinmektedir (Arı,
1995, s. 172). Edremit’te yerleşik mübadiller arasında farklı şiveleri olan, beyaz tenli,
mavi gözlü, sarı saçlarıyla farklı fiziksel özelliklere de sahip bu insanlar yerliler
tarafından Arnavut olarak nitelendirilmiştir. Zamanla yerlilerle kaynaşan mübadil
çocuklarının, aynı zamanda Türk okullarında eğitim almaları ile mübadil şivesini terk
ettikleri görülmüştür (Çevik, 2016, s. 52).
Göçmenler yeni yerleşim yerlerine kendilerine özgü kültürel ve folklorik değerleri
de taşıdılar. Halk oyunları figürleri, giysiler, çalgılar, çeşitli oyunlar, türküler, ezgiler,
maniler, yemek yapma teknikleri, yeni tatlar ile Anadolu’da çeşitliliğin arttığı
söylenebilir. Makedonya bölgesinden gelen Türkler örf adet ve geleneklerini yeni
yurtlarına taşımışlar ve böylece yıllarca kültürel kimliklerini muhafaza etmişlerdir
(Turan, 2012, s. 324).
Avrupa kültürüne yakın bölgelerden gelen mübadiller sevk ve iskân bölgelerinde
karşılaştıkları daha ilkel yapıdaki ev tiplerini ve mimari tarzı yadırgamışlardır. Sivas
Suşehri’ne iskân edilen bir mübadilin bu konudaki sözleri şöyledir:“…Artık akşamüstü
Şebinkarahisar misafirhanelerine girdik. Burada en çok tuhafımıza giden binaların
üstünün toprak oluşuydu. Çünkü kümesleri bile kiremit olan bir ülkeden geliyorduk.
Büyüklerimiz de görmemiş böyle binaları. “Diri diri mezara giriyoruz” diyorlardı.
Yalnız bu binaların pencereleri duvarlarındandı. Daha sonraları tavandan pencere
yerine birer delik olduğunu da gördük…” (Tevfik, 2017, s. 93).
Mübadiller yerleştirildikleri bölgelere pek çok açıdan yenilikler getirmişlerdir. Ev
inşasında mimari açıdan farklı bakış açıları getiren göçmenler, evlerin geniş pencereli,
düz dam yerine üç köşeli yapılması tarzını, ayrıca kireçle badana edilmesi gerektiği gibi
usulleri de yerli halka öğretmişlerdir. Bu etkileşim sonucunda eve daha bol miktarda
güneş ışığı ve hava girdiğini gören yerli halk da yeni evlerini bu usullerle yapmaya
başlamıştır (Arı, 1995, s. 170-171). Göçmenlerin getirdiği yeniliklerden biri de at
arabalarıdır. Halk arasında “muhacir arabaları” adı verilen bu araçlar seri yol tutuşları
sayesinde zamanla yerli halk tarafından da kağnıların yerine tercih edilmiştir. Yine
tarlaların sürülmesinde inek, öküz ve mandaların yanında at kullanımı da mübadillerin
getirdiği yeniliklerdendir. Tarımda sulama tekniğinin gelişmesini sağlayan mübadiller
patates ve tütün ekimi, ekmek yapımı gibi konularda da katkı sunmuştur.
Makedonya’dan Trakya’ya gelen ve tütüncülük yapan mübadiller bölgedeki üretimin
artmasını sağlamıştır (Arı, 1995, s. 180; Erdal, 2006, s. 274). Mübadillerin gelişiyle
Samsun’da da tütün üretimi canlanmıştır (İpek, 2000, s. 166). Bursa civarında da tütün
üretiminde mübadillerin katkısı oldukça fazlaydı. Bununla birlikte tütün yetiştirmek
için bölgedeki bağların, dut ve zeytin ağaçlarının kesilmesi ise bu alanlardaki üretimi
ve ekonomik potansiyeli düşürmüştür (Kaplanoğlu ve Kaplanoğlu, 2014, s. 206-207).
Mersin’de ise Girit mübadillerinin yetiştirdiği zeytin ağaçları bu tarım ürününü
bilmeyen bazı yerli köylüler tarafından sökülerek yakacak odun olarak kullanılmıştır.
Bu bölgede zeytin yetiştirmeye başlayan mübadiller zeytin üretiminin artmasını
sağlamıştır (Emgili, 2011, s. 223). Cumhuriyetin ilk yıllarında mübadillerin katkısıyla
ihraç ürünlerinden biri olan pamukta da art ış sağlanmıştır (Arı, 1995, s. 182). Buna
karşılık mübadele ile Rumların ayrılışı, incir ve kuru üzüm gibi ürünlerin Türkiye’de
üretim ve ihracatını azaltırken Yunanistan’da önemli ihraç ürünü olmalarını sağlamıştır
(Kontogiordi, 2007, s. 89-110; Alpan, 2008, s. 74).
205
Göçmenlerin yerleştirildiği bölgelerden biri Adana ve çevresidir. 1924 ile 1928 yılları
arasında Adana vilayetine çoğunlukta Selanik, Yanya, Girit, Manastır az da olsa Kosova
ve Edirne vilayetlerinden göçmenler iskan edilmiştir. Adana havalisine gelenler
tütüncülük, bağcılık ve zeytincilik ile uğraşmaktaydı. Diğer iskân mıntıkaları ile
kıyaslandığında mübadil yoğunluğunun oldukça az olduğu bölgede Rum ve Ermenilerin
ayrılışından sonra mübadillerin yerleştirilmesine kadar geçen yaklaşık 2 yıllık sürede
Kayseri ve Darende’den gönüllü olarak göç edenler yerleşmiş, yerli halk ile aralarında
milli ve kültürel açıdan birlik sağlanmıştır. Adana’da iskân edilen mübadiller diğer
bölgelerde olduğu gibi memleketlerini terk etmenin acı hatıraları, yeni bir hayata
başlamanın sıkıntısı, bununla birlikte kendileri için tamamen yabancı bir bölgede
yaşama gereği gibi zorluklarla birbirlerine daha da kenetlenmişlerdir. Mübadiller kentin
sosyal yapısında bir çeşitlilik getirmekle birlikte memleketlerini zorla terk etmiş
olmasının verdiği hüzün ve yeni yaşama ayak uydurma telaş ve korkusu ile başlangıçta
ekonomik hayatı şekillendirecek isteğe sahip olamamışlardır. Adana’ya yerleştirilen
mübadillerin ekonomik hayatın içinde katılmaları, iş adamı, esnaf ve toprak sahibi
olmaları ve bu anlamda bölgeden ayrılan Ermeni ve Rumların yerini almaları ancak
1940’lar dan sonra gerçekleşmiştir (Çomu, 2005, s. 121-123). Çukurova bölgesine
yerleştirilen Girit göçmenlerinin büyük kısmı tarım, hayvancılık gibi geçim kollarının
yanı sıra dokumacılıkta da tecrübeliydiler. Bundan dolayı ilerleyen zamanda Adana’da
çeşitli dokuma fabrikalarında iş bulma olanağını elde etmişlerdir (Okuşluk Şenesen,
2011, s. 65).
Edremit ve çevresine Selanik, Drama, Midilli ve Girit gibi bölgelerden çok sayıda
mübadil yerleştirilmiştir (Çevik, 2016, s. 47). Edremit mübadilleri de bir yandan
yerleştirildikleri bölgede özellikle tarımsal faaliyetlerin gelişmesine katkı sunarken
diğer yandan uyum problemleri ile baş etmek zorunda kalmışlardı. Bölgedeki
mübadillerin sosyal ve kültürel uyum sürecinde en önemli sorun pek çoğunun Türkçeyi
bilmemeleriydi. Krikita adı verilen bir dille konuşan bu mübadillere Türkçe
konuşmadıkları için para cezası kesilmişti. Komşularının dışladığı birinci kuşak
mübadiller sıkıntılı dönemler geçirmiştir. Bu nedenle başlangıçta köylerin dışında ayrı
mahallelerde yaşadıkları, daha içe dönük bir yaşam tarzını seçerek kendilerini mümkün
olduğunca sosyal ortamdan soyutladıkları görülmüştür. İlerleyen dönemde yerli halkla
kaynaştıkları görülen mübadiller yeni kültürün yaşam biçimine uymaya başlamıştır. İki
taraf da birbirini etkilerken, göçmenlerin maddi kültür değerlerinin daha yüksek olduğu
bir gerçekti. Zira onlar geldikleri coğrafyaya bağlı olarak Avrupa kültürünü daha fazla
benimsemiş olduklarından Anadolu köylüsüne göre pek çok alanda daha üstündüler
(İpek, 2000, s. 166; Koufopoulou, 2007, s. 321-325; Emgili, 2011, s. 227). Belki de bu
nedenle uzunca bir dönem her iki taraftan evlilik olayları görülmemiştir. Mübadiller
beraberlerinde daha gelişmiş iş araçları ve kaliteli tohumluklar getirmiş, patates ve tütün
üretimi yerli halk arasında daha da yaygınlaşmıştır. Giyim kuşamları ve yiyecek
çeşitleriyle de farklılık oluşturan göçmenler katıldıkları topluma yeni kültür ögeleri
katmışlardır. Örneğin Selanik’ten Antalya’ya yerleşen bir grup mübadilin geldikleri
bölgenin soğuk iklimine uygun giysilerini bir süre terk etmedikleri görülmüştür.
Pantolon yerine çuldan yapılmış “benevrek”i tercih etmişler, giyeceklerinde pamuk
ipliğinin dokunmasıyla elde edilen kaput bezini kumaş olarak kullanmışlardır (Ilgın,
2012, s. 60). Selanik’in Kılkış bölgesinden İzmir’e gelen mübadiller de yerli halktan
farklı giyim tarzına sahipti (Döğüş ve Atasoy, 2017, s. 218). Yine 1924 yılında İzmir’de
yerli halkın çoğunlukla ceket, pantolon; nadiren şalvar ve potur giymesine karşılık,
Limni mübadillerinin ceket ve pantolon; Pirveşte mübadillerinin elyete ve potu
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 3339
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 28 kez
İletişim:

Re: Bölüm 16. Cumhuriyetin İlk Yıllarında Balkanlardan Türkiye’ye Gelen Göçmenlerde Sosyal ve Kültürel Uyum Hikmet Öksüz

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 04 Eyl 2019, 22:32

giydikleri, göçmen kadınlarının da genellikle çarşaf, yeldirme ve başörtüsü taktıkları
görülmekteydi. Aynı şekilde Samsun’da iskân edilmiş olan Drama, Kavala ve Sarışaban
muhacirleri yerli ahaliden çok farklı bir giyim tarzına sahipti(Arı, 1995, s. 171).
Mübadillerin mutfak alışkanlıkları da yerleştikleri bölgelere zenginlik katmıştır.
Örneğin İzmir’e yerleşen muhacirlerde balık, zeytinyağı ve keçi eti tüketiminin yaygın
olduğu, ayrıca çeşitli otlardan yemek yaptıkları, ekmeklerini buğday ve arpa unundan
ürettikleri, köylerde tandır ekmeği kullandıkları görülmüştür (Arı, 1995, s. 172).
Bafra’da yerleşik Selanik, Drama ve Kavala bölgesi mübadillerinin de yemek, giyim
kuşam, örf adet vb. günlük alışkanlıkları yerli halktan oldukça farklıydı (Öksüz, 2006,
s. 90). Edremit ve Ayvalık’a yerleştirilen Girit ve Midilli mübadillerinin mutfak
alışkanlıkları da bölgeye zenginlik katmıştır. Girit mübadilleri çurlama, peynirli kabak,
kabak çiçeği dolması, karışık otlar, kuzu etli arap saçı, kabak böreği, sarmaşık,
kuşkonmaz, “Girit leblebisi”ni beraberlerinde getirmişler; Midilli mübadilleri de ada
köftesi, bağırsak dolması, ayak ve işkembe sarması, balıklı bamya, ahtapot, çeşitli balık
yemekleri ile bölgenin yemek kültürüne katkı sunmuşlardır (Turan, 2008, s. 87; Çevik,
2016, s. 52). Çukurova bölgesine yerleşen Girit göçmenleri de yemek ve sofra
alışkanlıklarını bölgeye taşımışlardır. Zeytinyağlı sebze yemeklerinin fazlaca olduğu,
kalabalık ve bol çeşitli sofralarda mübadelenin ilk yıllarında şarap tüketimi de yaygındı.
Bölgedeki mübadillerin mutfak kültürü zamanla yerli halka da ilham vermiş, kendileri
de bölgenin yemek çeşitlerinden etkilenmişlerdir (Okuşluk Şenesen, 2011, s. 174,255;
Koufopoulou, 2007, s. 325).
Mübadillerin yerli halk ile akrabalık ilişkisi kurmaları da hemen her bölgede uzun
zaman almıştır. Örneğin Söke’deki mübadillerin evliliklerini 1950’lere kadar kendi
içlerinden yaptıkları, (Sepetçioğlu, 2007, s. 77) Grebene’den Denizli Honaz’a yerleşen
mübadillerin 1960’lı yıllara kadar yerli halkla evlilik yapmadığı görülmüştür (Haytoğlu,
2006, s. 57). Benzer şekilde Sinop’a yerleştirilen mübadiller de uzun yıllar evliliklerini
kendi içlerinden yapmış, kadınlara değer vermediklerini düşündükleri yerlilerle
akrabalık ilişkisi kurmaktan çekinmişlerdir (Kaya ve Yılmaz, 2016, s. 297). Konya’da
iskân edilen göçmenler de yerli halkla uzun süre yakınlaşamamış, evlilik bağ ı
kurmaktan uzak durmuşlardır (Kurtulgan, 2010, s. 147). Bafra’ da evlilik yoluyla
akrabalık ilişkisi kurulması iki tarafın duyduğu kaygılar nedeniyle uzun yıllar
sağlanamamıştır. Mübadillerin çok farklı yaşam tarzları nedeniyle kızlarının yerli
köylülerle uyum sağlayamayacağı inancına karşılık yerlilerin mübadil kızlarının çok
rahat yetiştirildiklerine dair düşünceleri bu etkileşimi geciktirmiştir (Öksüz, 2006, s.
91). Göçmenlerle yerli halk arasında evlilik yoluyla akrabalık bağları kurulmuşsa da
oluşan yeni hane genellikle ataerkil aile yapısına uygun biçimde isimlendirilmiştir.
Örneğin Kapadokya Güzelyurt bölgesine yerleştirilmiş mübadillerin yerlilerle evlilikler
yaptığı, eğer muhacir olan erkekse o hanenin “muhacir hanesi” kadınsa “yerli hanesi”
olarak adlandırıldığı görülmektedir. Bununla birlikte kimi zaman yalnızca annesi
muhacir olan ikinci kuşak kendisini muhacir olarak tanımlamıştır (İşlek, 2009, s. 33).
Yerli halkla mübadillerin etkileşiminde mekânsal farklılık da engel teşkil etmiştir.
Baz ı bölgelerde Rumlardan kalan mal ve mülklerin verildiği muhacirler mübadele
öncesinde Türk ve Rumların farklı mahallelerde yaşamasının getirdiği mekânsal
farklılık nedeniyle yerli ahaliye uzak kalmış, bu sebeple etkileşim zaman almıştır.
Köylerde iskân edilen göçmen kitleleri için de benzer durum söz konusuydu. Köylerin
merkezlerinde yer bulunmadığı için köyün dışına yerleştirilen göçmenlerin yerli halkla
etkileşimi de doğal olarak geç olmuştur(Arı, 1995, s. 169). Kimi bölgelerde

Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 3339
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 28 kez
İletişim:

Re: Bölüm 16. Cumhuriyetin İlk Yıllarında Balkanlardan Türkiye’ye Gelen Göçmenlerde Sosyal ve Kültürel Uyum Hikmet Öksüz

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 04 Eyl 2019, 22:51

mübadillerle yerlilerin kaynaşamamalarının temel nedeni geleneklerin farklı
olmasından kaynaklanıyordu. Özellikle düğün ve bayram adetleri her iki taraf için de
ortak bir uygulayış alanına sahip olmasına rağmen düğün adetlerinin ayrı oluşu iki taraf
için de sorun teşkil etmiştir. İç Anadolu’ya yerleşen muhacirlerin düğünlerde zor
hazırlanan zeytinyağlı yemekleri ve çeşitli tatlıları ikram ettiği dolay ısıyla az sayıda
kişiye sunduğu, yerlilerin ise o dönem köylerde yaygın şekilde, etli bulgur pilavı,
yarmayla yapılan yoğurtlu soğuk çorba ve tatlıyı bütün ilçe veya mahalle halkı için
haz ırladıkları görülmekteydi. Bu durum bir muhacirin dilinden şu şekilde aktarılmıştır:
“Bizim yemekler zor tabi! Nerede çağıracaksın öyle herkesi? En fazla 40, bilemedin 50
kişi doyar o yemekle. Eee! Herkese de yapamıyorsun. Ne oldu sonra? ‘Bu adamlar
yabani, bizi düğünlerine çağırmıyor, iki aç doyururuz demiyorlar’... Ama bizim
yemekler de zorluydu. Öyle sade (yalnızca) düğünlerde değil, bir mevlüt okutsa biri,
altı-yedi çeşit yemek hazırlanırdı bizde. Onlarda öyle değildi. İki çeşit olurdu o kadar.
O yemekle ahaliyi çağırmak kolay...” Başka bir muhacir ise; “Önceden tüm köyü
çağırmazlardı muhacirler. Yani münasip olan insanları çağırırlardı, şimdi o da kalktı.
Şimdi yerliler gibi herkese söylüyorlar. Ama önceden böreğine falan, 15 tane sofra
kursan 15 tane börek yapmak zorundasın. 50 tane sofra yapsan kursan, 50 tane börek
yapmak zorundasın. Kolay değil…ama şimdi biz de böreği falan kaldırdık.
Muhacirler de yani... Hemen hemen biz de yerlilere döndük gibi bir şey. Kolayına
kaçtık.” Söz konusu durum cenaze yemekleri için de geçerliydi. Muhacirler de
cenazelerinde yemek ikram ederler, fakat düğünlerde olduğu gibi az kişiye yetecek
kadar hazırlarlardı. Bu durum yerli halk tarafından uzun yıllar hoş karşılanmamıştı.
İlerleyen yıllarda farklılıkların ortadan kalktığı ve artık muhacirlerin de cenaze ve
düğünlerde ikram ettikleri yemeklerin yerlilerinkine benzediği görülmüştür (İşlek,
2009, s. 43-44).
Göçmenler ile yerli halk arasında uyum sorunların ı en aza indirmede etkili olan
başlıca unsur din faktörüydü. Başlangıçta birbirini yadırgayan, dışlayıp ötekileştiren iki
topluluğun her ne kadar dil, ırk ve bir takım kültürel benzerlikleri bulunsa da bunlar
ortak dini inancın yarattığı etki kadar birleştirici olmamıştır. Bu birleştiricilik te
yüzyıllardır gayrimüslim unsurlarla paylaştıkları yaşam alanlarında artık aynı dine
mensup toplulukların yerleşmiş olmasının yanı sıra cami gibi ortak kullanım alanlarının
iki grubun kaynaşmasını sağladığı söylenebilir (İşlek, 2009, s. 51).
Göçmenlerin kimliklerini ve kültürel birikimlerini devam ettirip ortak hafızayı canlı
tutmak, yeni yaşam alanlarında eskiyi yaşatmak amacıyla kenetlendikleri
görülmektedir. Nitekim bu amaçla dernek ve kahvehaneler önemli kamusal alanlar
olarak işlev görmüştür. Özellikle köylerde tarımsal faaliyetlerin yapılamadığı
dönemlerde kahvehaneler herkesin rahatlıkla ulaşabildiği, geçmişe ait anıların
paylaşıldığı, dil, kültür açısından etkileşimin rahatlıkla sağlandığı, sorunların anlatılıp
dertleşildiği, güncel haberlerden istifade edilip tartışıldığı dolayısıyla ortak hafızanın
korunduğu mekânlar olmuştur. Büyük çoğunluğu tarım sektöründe yer alan mübadiller
yerleştirildikleri köylerin kalkınması amacıyla yapılan faaliyetlere de katılmışlardır.
Örneğin Drama bölgesinden gelerek Kocaeli’nin Gündoğdu köyüne yerleştirilen
mübadiller köylerinin kalkınması için 1934 yılında Tarım Kredi Kooperatifi
kurmuşlardır (Bayındır Goularas, 2012, s. 135-137).
Mübadil ve Muhacirler karşılaştıkları maddi ve manevi sorunların çözümü için
dernekler de kurmuşlardı. Böylece bir yandan kendilerini yabancı hissettikleri topluma
uyum sorunlarını çözmeye, diğer yandan dayanışma içinde kalarak kimliklerini korumaya çalışmışlardır. Mübadelenin başlangıcında oluşturulan, Serez ve Drama
göçmenlerinin kurduğu Şarki Makedonya Mübadele Cemiyeti faaliyetleri ile basında
sıkça yer almış, bir süre sonra Mübadele Cemiyeti ile birleşmiştir. Genel merkezi
İstanbul’da bulunan ve pek çok vilayette şubeleri oluşturulan Mübadele Cemiyeti
hükümetin uygulamasına yönelik, mübadelenin kanuni düzenlemelerine yardımcı
olabilmek amacıyla bir proje kaleme almıştır. Cemiyet ilerleyen dönemde siyaset
yaptığı iddiasıyla kapatılmıştır (Önder, 1990, s. 169-17). İskân Teavün Cemiyeti
mübadillerin mümkün olduğunca sorunsuz bir şekilde yerleştirilmeleri için çözüm
önerilerini içeren bir planı haz ırlamıştı (Yıldırım, 2006, s. 237-240). Muhacirlerin uyum
sorunlarının çözümü için İstanbul Mübadil Muavenet Yurdu, Edirne’de Muhacirun
Mübadele Cemiyeti, İzmir’de Muhacirun- ı İslamiye İskân ve Teavün Cemiyeti ve
Mülteci ve Muhacirun Amele Cemiyeti (Türkiye Cumhuriyeti Devlet Salnamesi 1925-
1926, s. 369, 422, 467), Adana’da Mülteci ve Muhacir Teavün Cemiyeti kurularak
faaliyet göstermiştir (Emgili, 2011, s. 230). Mübadil ve muhacirlere destek ve yardım
amaçlı kurulan cemiyetlerin Bursa, Kocaeli, Manisa, Konya, Samsun, Trabzon gibi
şehirlerde şubeleri oluşturulmuştur (Türkiye Cumhuriyeti Devlet Salnamesi 1925-1926,
1926, s. 525, 666, 684,747,759) Büyük şehirlerde yaşayan muhacir gençleri mevcut
spor kulüplerine üye olurken, taşra şehirlerinde yaşayanlar ise çeşitli kulüplerin
kurulmasına öncülük etmiştir. Göçmen kadınları da kamusal alanda yer almış, çeşitli
kurslar açarak özellikle taşrada kadının toplumsal yaşamın içinde etkin bir statü
kazanmasına destek olmuşlardır. Muhacir kadınlarının pek çoğu lise düzeyinde eğitim
almış olsa da yerli halkla etkileşim içinde olmayı hedefledikleri için 1928 yılında açılan
Millet Mekteplerindeki okuma yazma kurslarına katılmışlardır (Gökaçtı, 2002, s. 284).
Türkiye’nin siyasi yaşamında da etkili olan göçmenler hükümetin 1924 yılında aldığı
bir kararla önemli sosyal statü kazanmışlardır. Buna göre iskân hakkı elde edip, nüfusa
tamamen kayıtlı olanlara belediye seçimlerine katılma ve belediye meclislerine aza
olarak seçilebilme hakkı verilmiştir. Böylece ülkenin yerli vatandaşlarının sahip olduğu
siyasi hakları elde etmişlerdir (Kaplanoğlu ve Kaplanoğlu, 2014, s. 205-206; Çevik,
2016, s. 52). Balkan göçmenlerinin ve özellikle mübadillerin siyasi duruş olarak grup
eğilimi gösterdiği belirtilmektedir. Adapazarı bölgesine yerleşmiş göçmenlerin büyük
çoğunluğu yapılan propagandanın da etkisiyle hükümet lehine oy kullanmış, pek çok
kez değişik bölgelerde bu tarz örnekler ortaya çıkmıştır (Arı, 1995, s. 172). Bursa’daki
mübadiller arasında aynı köyden gelenlerin yerleştirildikleri bölgelerde istişare yoluyla
kararlar alarak ortak bir politik duruş sergiledikleri (Kaplanoğlu ve Kaplanoğlu, 2014,
s. 205), Amasya’da yerleşmiş mübadillerin de seçim zamanlarında bir araya gelerek
hangi partiye oy verileceğini müzakere edip ortak karar aldıkları görülmektedir (Balcı,
2014, s. 48). Sivas Şu şehri bölgesinde yerleştirilen mübadillerin bir kısmı ise seçim
dönemlerinde yerli halk ile rekabet halinde olmuştur (Ağanoğlu, 2001, s. 344).
Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşadıkları haksızlıkları dile getirme, haklarını arama
konusunda oldukça cesur olan mübadillerin muhalif oluşumları destekleyenleri olduğu
gibi (Yıldırım, 2006, s. 308-309; Çandır, 2012, s. 329), genel siyasi konumları devlete
yakın durma şeklindeydi. Bu durumun oluşmasında geldikleri topraklarda
yaşadıklarına benzer koşulları tekrar yaşamamak kaygısının etkisi muhtemeldir. Yeni
kurulan devlete ve kurucusuna sadakat daha ilk anlardan itibaren mübadillerin yaşamını
şekillendirmiştir. Bu anlamda ard arda yapılan inkılaplara intibak ayn ı zamanda daha
modern bir yaşam tarzını benimsemiş olan mübadiller için kolay olmuştur. Örneğin
209
batıl ı tarz bir yaşama alışık oldukları için kıyafet değişikliğine daha çabuk ayak
uydurmuşlardır (Gökaçtı, 2002, s. 272; Sepetçioğlu, 2007, s. 82).
Cumhuriyete bağlılık ve inkılaplara intibak açısından dikkate değer bir diğer nokta
ise Atatürk’e karşı besledikleri derin sevgidir. Selanikli olması dolayısıyla kendilerini
Atatürk’ün birer hemşerisi olarak gören göçmenler, onun aracılığıyla anavatana gelmiş
olmakla övünmüşler (Pala Güzel, 2009, s. 38; Tevfik, 2017, s. 178), canlarını kurtaran
öndere minnettar kalarak onun kurduğu Cumhuriyete de tam bir bağlılık duymuşlardır
(Öksüz, 2006, s. 92; Gökaçt ı, 2002, s. 272; Sepetçioğlu, 2007, s. 84; Tevfik, 2017, s.
103). Sinop’ta yerleşik Sarışaban mübadillerinin hemen hepsi evlerinde Atatürk resmi
bulundurmuşlardır. Bu göçmenlerin mübadele öncesi yaşadıkları sıkıntılı sürece
rağmen Türkiye’ye neden geldikleri sorusuna cevapları ilginçtir: “Mustafa Kemal
çağırmış, bizimkiler de gelmiş.”(Kaya ve Yılmaz, 2016, s. 295). Bursa’da mübadillerin
Cumhuriyet Bayramını adeta kendilerinin kurtuluşunun sembolü olarak algılayarak
köylerde dahi birkaç gün süren eğlence ve törenlerle kutladıkları (Kaplanoğlu ve
Kaplanoğlu, 2014, s. 211), Çukurova bölgesindeki Girit mübadillerinin Atatürk’e
duydukları sevgi dolayısıyla çocuklarına Kemal ve Kemaliye adını sıklıkla koydukları
gibi çeşitli örnekler de mevcuttur (Okuşluk Şenesen, 2011, s. 257).
Mübadiller de vatan algısı da oldukça dikkat çekici bir hususiyettir. Her ne kadar
zorunlu bir göçe maruz kalıp doğup büyüdükleri yerleri terk etmek durumunda kalsalar
da “vatanımıza geri döndük” ifadesini sıkça kullandıkları görülmüştür. Mübadiller
“vatan” ve “memleket” kavramlarını farklı bir bakış açısıyla kullanıp; Türkiye
topraklarını “vatan”, Yunanistan topraklarını “memleket’ kavramı ile ifade etmişlerdir.
Bu durum bir muhacirin ağzından şu şekilde aktarılmaktadır: “Şimdi biz ta Osmanlı
döneminde, atalarımız Konya’dan, Karaman’dan götürülüp, gavur topraklarına iskan
edilmişiz. Bundan 300, belki 400 sene evvel. Sonra Atatürk’ten Allah razı olsun, tekrar
buraya getirilmişiz. Elhamdülillah Müslümanız, Türk oğlu Türküz! Elbet vatanımız
burası... memleketimiz ora! Şimdi neden? Atalarımız çok uzun yıllar orada yaşamış ama
o zamanlar bizimmiş o topraklar. Vatanmış orası da. Ama ne zaman ki gavurun eline
geçmiş, işte bizde toplanmışız gelmişiz buraya.” Mübadiller “vatan” kavramını etnik ve
dini kimliği üzerinden, “memleket” kavramını ise ailenin geçmişte yaşamını idame
ettirdiği yer şeklinde tanımlamaktadır (İşlek, 2009, s. 34) Göçmenler için geldikleri
bölgesel köken de oldukça önemli bir husus olmuş, belki de geçmişte kalan hatıraların
ve özlemin yansımasıyla kendilerini tanımlarken memleketlerinin adını, geldikleri
bölge vurgusunu sıklıkla kullanmışlardır (Emgili, 2011, s. 233-234; Koufopoulou,
2007, s. 326; Baklacıoğlu, 2010, s. 435-436). Eski yurtlarına olan özlemleri özellikle ilk
kuşak mübadillerinde bir süre devam etmiştir (Öksüz, 2006, s. 92; Emgili, 2011, s. 234;
Çand ır, 2012: , s. 317; Kaplanoğlu ve Kaplanoğlu, 2014, s. 214; Tevfik, 2017, s.
167,176). Bu özlemin sonucu olarak yerleştirildikleri köy, mahalle ve sokağa geldikleri
bölgelerin adlarını vermişlerdir (İşlek, 2009, s. 32). Türkiye’de kültürün çeşitlenmesine
katkı sunan bu insanların manilerinde dahi ortaya çıkan memleket özlemi, soyadı
kanunu çıktıktan sonra göç ettikleri bölgeyi hatırlatan adları almalarıyla daha da
somutlaşmıştır( Özkan, 2015, s. 142; Sepetçioğlu, 2007, s.92).
Değerlendirme
Türkiye’nin toplumsal yapısının şekillenmesinde Balkanlardan gelen göçmenlerin
etki ve katkısı oldukça fazladır. Ulus devletlerin oluşturulup güçlendiği 19. ve 20.
yüzyılda Anadolu’ya gelen kitleler bu anlamda bir boşluğu doldurmuş, türdeş bir
toplum oluşturulmasına katkı sunmuştur. Nitekim gerek Milli Mücadele yıllarında
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 3339
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 28 kez
İletişim:

Re: Bölüm 16. Cumhuriyetin İlk Yıllarında Balkanlardan Türkiye’ye Gelen Göçmenlerde Sosyal ve Kültürel Uyum Hikmet Öksüz

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 04 Eyl 2019, 23:27

gerekse 1923 Lozan Mübadele Sözleşmesi gereğince ayrılan Rumların boşalttıkları
bölgelere yerleştirilen mübadiller ciddi bir nüfus yoğunluğu oluşturmuş, iskân
bölgelerinde devletin sağladığı maddi destek ve yardımlar sayesinde öncelikle
hayatlarını idame ettirecek güce kavuşmuşlardır. Balkan göçmenleri bilgi ve
birikimleri, geliştirdikleri teknikler ve getirdikleri aletlerle tarımsal faaliyetlerin
artmasına, ürün çeşitliliğinin yayg ınlaşmas ına, şehirlerle ekonomik hayatın
canlanmasına dolayısıyla ülke ekonomisine katkı sunmuşlardır. Türkiye’nin
demografik ve ekonomik yapısına olduğu kadar siyasi ve sosyo-kültürel yaşamına da
zenginlik katan göçmenler yerleştirildikleri bölgelere uyum sağlamaya çalışmışlardır.
Uyum sürecinde başlangıçta zorluk çektikleri, her ne kadar aynı ırk ve dinden olup aynı
dili konuşsalar da yerli halk ile aralarında var olan bazı kültürel farklılıklardan dolayı
zaman zaman çatışma yaşadıkları ve dışlandıklarına dair örnekler mevcuttur. Bununla
birlikte Cumhuriyetin ilk yıllarında iki grubun yavaş seyreden etkileşimi 1950’lerden
itibaren hızlanmıştır. İki tarafın birbirinden pek çok yeniliği öğrenip benimsediği,
zamanla alışkanlıkların benzeştiği ve yaklaşık bir kuşak sonra uyum problemlerinin
aşılıp aynı ülkenin vatandaşı olarak birbirini kabullenme ve birlikte yaşama isteğinin
arttığı görülmüştür.

Kaynaklar
Arşiv Kaynakları ve Resmi Yayınlar
NARA (National Archives Records Administration), NND 745023, Group: 165,
Entry:77, Box: 3036.
Resmi Gazete, Sayı: 2733, 21 Haziran 1934, s.4003.
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Salnamesi-1925-1926. (1926) İstanbul: Matbaa-i Amire.
Araştırma ve İnceleme Eserleri
Ağanoğlu, H. Y. (2001). Osmanlı’dan Cumhuriyete Balkanların Makûs Talihi Göç.
İstanbul: Kumsaati.
Aktar A. (2007). “Nüfusun Homojenleştirilmesi ve Ekonominin Türkleştirilmesi
Sürecinde Bir Aşama: Türk- Yunan Nüfus Mübadelesi, 1923-1924”. Ege’yi
Geçerken: 1923 Türk- Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi, (Der.) Renee
Hirschon, (Çev.) Müfide Pekin-Ertuğ Altınay, 2. Baskı, İstanbul: İstanbul Bilgi
Üniversitesi, ss.111-160.
Alpan, A. S. (2008). The Economic Impact Of The 1923 Greco-Turkish Population
Exchange Upon Turkey, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Ortadoğu
Teknik Üniversitesi/ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
Arı, K. (1995). Büyük Mübadele: Türkiye’ye Zorunlu Göç (1923-1925), İstanbul: Tarih
Vakfı Yurt.
Arı, K. (2015). Suyun İki Yanı: “Mübadele”. İstanbul:Tarih Vakfı Yurt.
Balcı, S. (2014). “1923 Tarihli Türk- Rum Nüfus Mübadelesinin Amasya’nın
Demografik Yapısına Etkisi”, Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Dergisi, 4(10), ss.40-49.
Bayındır Goularas, G. (2012). 1923 Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi ve Günümüzde
Mübadil Kimlik ve kültürlerinin Yaşatılması. Alternatif Politika, 4(2), ss.129-
146.
Cengizkan, A. (2004). Mübadele Konut ve Yerleşimleri, Ankara: ODTÜ Mimarlık
Fakültesi ve Arkadaş.
Çandır, M. (2012). “Cumhuriyet Döneminde Yaşanan Mübadele Hareketleri
Bağlamında Kobakizade İsmail Hakkı Bey’in” Bir Mübadilin Hatıraları İsimli
211
Kitab ı”. Balkan Harbinin 100. Yılı Hatırasına, III. Uluslararası Balkanlarda
Türk Varlığı Sempozyumu Bildirileri (10-12 Mayıs 2012), I. Cilt, (Yay. Haz.)
Ünal Şenel. Manisa: Celal Bayar Üniversitesi, ss.312-320.
Çanak, E. (2015). “Romanya Türklerinin Seyhan’a İskânı (1936)”. Asia Minor Studies.
3(5), ss.60-72.
Çapa, M. (1990). “Yunanistan’dan Gelen Göçmenlerin İskânı”. Atatürk Yolu Dergisi,
2(5), ss. 49-69.
Çavuşoğlu, H. (2007). “Yugoslavya- Makedonya” Topraklarından Türkiye’ye Göçler
ve Nedenleri”. Bilig, 41, ss.123-154.
Çelik, R. (2016). “Trabzon’da Mübadil Muhacir İskânı”. Gümüşhane Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Elektronik Dergisi, 7(16): 188-206. Erişim
Tarihi:28.07.2017.
Çevik, L. (2016). Türk- Yunan Nüfus Mübadelesinde Edremit (1923-1929).
(Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). S ıtkı Koçman Üniversitesi/ Sosyal
Bilimler Enstitüsü, Muğla.
Çomu, A. E. (2005). The Impact of the Exchange of Populations on the Social and
Economic Life of the City of Adana. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi).
Boğaziçi Üniversitesi /Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.
Dalaman, A. (2014). Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sonucu Çanakkale’ye Yerleştirilen
Mübadiller (1923-1930). (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Gazi
Üniversitesi/Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
Döğüş, S. ve Atasoy, M. (2017). “Balkan Göçmenlerinin Anadolu’da Türk Kültür ve
Sosyal Hayatına Katkıları”. Uluslararas ı Mübadele Sempozyumu ve
Mübadelenin 94. Yılı Anma Etkinlikleri (30 Ocak-1 Şubat 2017). (Ed.) Kemal
Arı. Tekirdağ: Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, ss.203-224.
Duman, Ö. (2008). “Atatürk Döneminde Romanya’dan Türk Göçleri (1923-1938)”.
Bilig. 45, ss. 23-45.
Emgili, F. (2011). Yunanistan’dan Mersin’e: Köklerinden Koparılmış Hayatlar.
İstanbul: Bilge Kültür Sanat.
Erdal, İ. (2006). Mübadele (Uluslaşma Sürecinde Türkiye ve Yunanistan 1923-1925).
İstanbul: IQ Kültür Sanat.
Geray, C. (1962). Türkiye’den ve Türkiye’ye Göçler ve Göçmenlerin İskânı (1923-
1961), Ankara: Ajans-Türk.
Geray, C. (1970). “Türkiye’de Göçmen Hareketleri ve Göçmenlerin Yerleştirilmesi”.
Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü Amme İdaresi Dergisi, 3 (4), ss. 23-
30.
Gökaçtı, M. A. (2002). Nüfus Mübadelesi; Kayıp Bir Kuşağın Hikâyesi. İstanbul:
İletişim.
Haytoğlu, E. (2006). “Denizli-Honaz’a Yap ılan Mübadele Göçü”. ÇTTAD. 5(12),
ss.47-66.
Hirschon, R.(2007). “Lozan Sözleşmesinin Sonuçları: Genel Bir Bakış”. Ege’yi
Geçerken: 1923 Türk- Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi. (Der.) Renee
Hirschon, (Çev.) Müfide Pekin-Ertuğ Altınay, 2. Baskı, İstanbul: İstanbul Bilgi
Üniversitesi, ss.17- 28.
Ilg ın, G. D. (2012). Antalya’da Mübadele. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi).
Akdeniz Üniversitesi/ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Antalya.
İpek, N. (2000). Mübadele ve Samsun. Ankara: Türk Tarih Kurumu
İpek, N. (2014). “Kaynaklar ın Dilinde Göç Kavramı”. Karadeniz İncelemeleri Dergisi,
17, ss.9-20.
İşlek, M. (2009). Mübadele Sonras ı Kapadokya Bölgesine Yerleşen Mübadillerin Göç
Uyarlanmaları: Güzelyurt Örneği. ( Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi).
Hacettepe Üniversitesi/ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
Kaplanoğlu, R. ve Kaplanoğlu, O. (2014). Bursa’n ın Göç Tarihi, Bursa: Nilüfer
Belediyesi.
Kaya, M. (2017). “Lozan Mübadillerinin Bursa’ya İskânları”. Milli Kültür
Araştırmaları Dergisi (MİKAD), 1(1), ss.1-12.
Kaya, M. ve Yılmaz, C. (2016). “ Sinop’ta Mübadele ve Bir Mübadil Köyü:
Karacaköy”. Marmara Coğrafya Dergisi, (33), ss.276-301.
Kazgan, G. (1983). “Milli Türk Devleti’nin Kuruluşu ve Göçler”, Cumhuriyet Dönemi
Türkiye Ansiklopedisi içinde. ( 6: 1556- 1562 ). İstanbul: İletişim.
Kırca, İ. T. (2017). “Belgelere Göre Tekirdağ’a Göç”. Uluslararası Mübadele
Sempozyumu ve Mübadelenin 94. Yılı Anma Etkinlikleri (30 Ocak-1 Şubat
2017). (Ed.) Kemal Arı. Tekirdağ: Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, ss.491-
519.
Kontogiordi, E. (2007). “Makedonya’nın Yunanistan’a Ait olan Kısmına Mülteci
Yerleşiminin Ekonomik Sonuçları (1923-1932)”. Ege’yi Geçerken: 1923
Türk- Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi. (Der.) Renee Hirschon, (Çev.)
Müfide Pekin-Ertuğ Altınay, 2. Baskı, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi,
ss.89-110.
Koufopoulou, S. (2007). “Türkiye’de Müslüman Giritliler- Bir Ege Topluluğunda Etnik
Kimliğin Yeniden Belirlenmesi”. Ege’yi Geçerken: 1923 Türk- Yunan
Zorunlu Nüfus Mübadelesi. (Der.) Renee Hirschon, (Çev.) Müfide Pekin-
Ertuğ Alt ınay, 2. Baskı, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi, ss.313-328.
Köker, T. (2007). “Göçmenlik Dersleri-Türkiye’de Zorunlu Göç Deneyimi”. Ege’yi
Geçerken: 1923 Türk- Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi. (Der.) Renee
Hirschon, (Çev.) Müfide Pekin-Ertuğ Altınay, 2. Baskı, İstanbul: İstanbul Bilgi
Üniversitesi, ss.291-312.
Köksal, Ü. (2004). Yugoslavya’dan Türkiye’ye Göçler (1923-1960). (Yayımlanmamış
Yüksek Lisans Tezi). Karadeniz Teknik Üniversitesi/Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Trabzon.
Kurtulgan, K. (2010). Balkan Muhacirlerinin Konya Vilayetine İskânı (1923-1933).
Konya: Çizgi.
Macar, E. (2015). “Yunanistan’dan Anadolu’ya Göç: Nüfus Mübadelesi”. Türkiye’nin
Göç Tarihi, 14. Yüzy ıldan 21. Yüzy ıla Türkiye’ye Göçler. (Der.)M. Murat
Erdoğan ve Ayhan Kaya. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi, ss.173-190.
McCarthy, J. (1998). Ölüm ve Sürgün. (Çev.) Bilge Umar, İstanbul: İnkılap.
Okuşluk Şenesen, R. (2012). “Çukurova Bölgesi Girit Göçmenlerinin Girit’e Dair
Anlatılarının Sosyal Tarihe Kaynaklık Etmesi”. Ç.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü
Dergisi, 21(1), ss.255-266.
Okuşluk Şenesen, R. ( 2011). Çukurova Bölgesi Girit Göçmenleri, Halk Kültürü
Araştırması. Adana: Karahan Kitabevi.
Oran, B. (2007). “Kalanların Öyküsü-1923 Mübadele Sözleşmesi’nin Birinci ve
Özellikle de İkinci Maddelerinin Uygulanmasından Alınacak Dersler”. Ege’yi
Geçerken: 1923 Türk- Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi. (Der.) Renee
213
Hirschon, (Çev.) Müfide Pekin-Ertuğ Altınay, 2. Baskı, İstanbul: İstanbul Bilgi
Üniversitesi, ss.161-184.
Öksüz, H. (2016). Yirminci Yüzy ılda Türkiye ve Balkanlar. Trabzon: Serander.
Öksüz, H. (2006). “Yunanistan’dan Gelen Göçmenlerin Bafra’ya İntibakı”. Batı Trakya
Türkleri( Makaleler), Çorum: Karam, ss.85-94.
Öksüz H. ve Köksal Ü. (2004). “Emigration From Yugoslavia To Turkey (1923-1960)”.
Turkish Review of Balkan Studies. (Ed.) Güner Öztek, İstanbul: Doğan, ss. 145-
176.
Önder, S. (1990). Balkan Devletleriyle Türkiye Aras ındaki Nüfus Mübadelesi (1912-
1930). (Yayımlanmamış Doktora Tezi). Ankara Üniversitesi/Türk İnkılap
Tarihi Enstitüsü, Eskişehir.
Özgür Baklacıoğlu, N. (2010). D ış Politika ve Göç: Yugoslavya’dan Türkiye’ye
Göçlerde Arnavutlar (1920-1990). İstanbul: Derin.
Özkan, A. (2015). Mübadelenin Edirne Vilayeti Uygulaması ve Sosyo-Ekonomik
Etkileri. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Marmara Üniversitesi/Sosyal
Bilimler Enstitüsü, İstanbul.
Özkan, S. (2010). Milli Devlet Olma Sürecinde Mübadele ve Niğde’ye Yap ılan İskân.
Konya: Kömen.
Özsoy, İ. (2017). “Tekirdağ ve Selanik’in Yas Kardeşliği”. Uluslararas ı Mübadele
Sempozyumu ve Mübadelenin 94. Yılı Anma Etkinlikleri (30 Ocak-1 Şubat
2017). (Ed.) Kemal Arı. Tekirdağ: Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, ss.523-
541.
Pala Güzel, Ş. (2009) “Zaman ve Anlatı Ekseninde Bellek ve Mübadele”.
Folklor/Edebiyat, 15(60), ss. 25-44.
Seçkin, S. (2013). Atatürk Döneminde Konut ve Yerleşme: Mübadele Yerleşimleri.
(Yayımlanmamış Doktora Tezi). Mimar Sinan Üniversitesi/Fen Bilimleri
Enstitüsü, İstanbul.
Sepetçioğlu, T. E. (2007). Cumhuriyetin İlk Yıllarında Girit’ten Söke’ye Mübadele
Öyküleri.(Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Adnan Menderes
Üniversitesi/Sosyal Bilimler Enstitüsü, Aydın.
Sepetçioğlu, T. E. (2010). “Türkiye’de Ana Dili Türkçe Olmayan Göçmen Topluluklara
Yaklaş ıma Dair Bir Örnek: Girit Göçmenleri”. ÇTTAD, 9 (20-21), ss.77-108.
Soysal, İ. (1983). Türkiye’nin Siyasal Antlaşmaları (1920-1945). Cilt 1, Ankara: Türk
Tarih Kurumu.
Suda Güler, E. Z. (2012). “Sözlü Tarih Anlatılarında Çanakkale Merkeze Girit’ten
Göçler: Giritli, Baş ı Bitli…”. Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, 11(13),
ss.43-58.
Taşdemir, S. (2017). “Mübadele Kentlerinden Ayvalık’ta 1924-1927 Y ılları Aras ı
Sosyo-Ekonomik Yap ılanma ve Kültürel Hayat”. Uluslararas ı Mübadele
Sempozyumu ve Mübadelenin 94. Yılı Anma Etkinlikleri (30 Ocak-1 Şubat
2017). (Ed.) Kemal Arı. Tekirdağ: Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, ss.417
-436.
Tevfik, İ. (2017). İnsan ve Mekân Yüzüyle Mübadele- 1923’ten Bugüne Zorunlu Göç.
3. Baskı. İstanbul: İnkılap.
Turan, G. (2008). Mübadelede Ayvalık. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Dokuz
Eylül Üniversitesi/ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, İzmir.
Turan, Z. (2012). “Geçmişten Günümüze Makedonya Türklerinin Evlenme Düğünü
Gelenekleri”. Balkan Harbinin 100. Yılı Hatıras ına, III. Uluslararası Balkanlarda Türk Varlığı Sempozyumu Bildirileri (10-12 Mayıs 2012), II. Cilt,
(Yay. Haz.) Ünal Şenel. Manisa: Celal Bayar Üniversitesi, ss.322-330.
Y ıld ırım, O. (2006). Diplomasi ve Göç: Türk Yunan Mübadelesinin Öteki Yüzü.
İstanbul: Bilgi Üniversitesi
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Cevapla

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir