TOPLUMSAL VE KÜLTÜREL BELLEK AÇISINDAN KARINCANIN SU İÇTİĞİ ROMANININ İNCELENMESİ Uğur MOKAYA

Girit İle ilgili Akademik Yayınlar
Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 4540
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1097 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: TOPLUMSAL VE KÜLTÜREL BELLEK AÇISINDAN KARINCANIN SU İÇTİĞİ ROMANININ İNCELENMESİ Uğur MOKAYA

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 27 Kas 2019, 08:41

kültürel hafızalarının da artık yok olmak üzere olduğunu gösterebilmektedir. Romanda Baytar Cemil üzerinden Ermenilerdeki kültürel bellek yitimini görmekle beraber, kendi yaşadığı Van ve oradaki kavmine ait kültürel ve toplumsal unsurları hatırladığını görürüz. Van’ı çok özlediğini belirten Baytar Cemil, özlemini bireysel hafızasına inerek çocukluk yaşantılarında ‘’duzik’’ topladığı günleri hatırlar: ‘’Van gölünün üstünden incecik dumanlar kalkıyordu. Üst üste on beş gün Van gölüne girersen dişlerin bembeyaz, saçların kıpkırmızı olur. Duzik gibi insanın yüreğini serinleten bir ot daha yok. Duzik türkülere geçmiştir. Van’ı çok özlemişti. Duzik, Şamran suyunun kıyılarında biterdi, çocuklarla birlikte şehrin uzaklarına duzik toplamaya koşardı.’’ (Kemal, 2002: 141). Buradan anlaşılmaktadır ki duzik, Van bölgesinde önemli bir ottur. Halkın yiyecek kültüründe önemli bir yere sahiptir ve bu öneminden dolayı türkülere bile geçmiştir. Baytar Cemil’in bireysel hafızasından Van’ın çokkültürlü yapısını ayrım gözetmeden kardeşçesine bir arada yaşayan Müslüman, Hıristiyan, Asuri, Yezidi toplumlarının bir arada yaşadıklarını öğreniriz. Bunun bir örneğini yazar bize Perşembe günleri ikindi üstü toplanıp ateşler yakıp, türküler söyleyip, halaylar çekip eğlenen bölgenin Kürt ve Ermeni aileleri üzerinden anlatır. Buradan Van bölgesindeki eğlence kültürünü de Baytar Cemil’in bireysel hafızasından kolektif hafızaya dönüşümünü görebilmekteyiz:
“Her Perşembe akşamı Kürtlerde Ermenilerden bir kalabalık kavalcı, meyci, türkücü topluluğu, siz deyin yüz, biz diyelim üç yüz, kalenin dibindeki kayalıklara çıkar otururlar, kavallarını, meylerini çalmaya başlarlardı, bir kavalcı başlar, onlar susar, ardından, bir meyciler başlarlardı. Şehirliler, kadın erkek, çoluk çocuk, genç yaşlı surların dışına, kalenin dibine, kayalıkların altına doluşurlardı. İkinci üstü, gün tam Süphandağı’nın üstündeyken kadınlarla erkeklerin korosu başlardı. Ermeni, Kürt türküleri şehrin üstünden geçe kale duvarına çarpar gölün üstüne doğru uçar giderdi. Bir kadınlar söyler, bir erkekler, meyciler, kavalcılar da koroya eşlik ederlerdi. Gün aşağı inerken de ateşler yakılır, gövende durulurdu.” (Kemal, 2002: 142).
Girit’ten göç ederek Karınca Adası’na yerleşen kişilerden bir de Musa Kazın Ağaefendi ve onun kızı Zehra’dır. Musa Kazın Ağaefendi ile yazar Alevi kültürü ve inancı üzerinden bize bir kültürel hafıza sunmaktadır denilebilir. Musa Kazım Alevi inancında 12 İmam olarak bilinen imamların yedincisidir. Yazar isim üzerinden de Alevi kültürüne gönderme yaparken, Alevilerin kültürlerini çocuklarına koydukları adlarla da yaşattıklarını göstermektedir. Diğer taraftan Musa Kazım dışında bu kültürün taşıyıcısı olarak Melek Hatun’u görürüz. Melek Hatun Musa Kazım adaya geldiğinde onun kim olduğunu anlamıştır: “Melek Hatun onun kim olduğunu anlamış, önünde diz çöküp niyaza durmuştu. Uzun yayladaki Alevi Kürtler dedelerine, sağ sizlerini yere koyup elini öperek niyazda bulunurlar. Dede de niyazcıların kadın oldun, erkek olsun, çocuk olsun, ellerini öperdi. Musa Kazım


Kürtçe ‘’tûzik’’ olarak bilenen su teresi otundan bahseder yazar. Eserde ‘’duzik’’ olarak yazılması yöresel bir söyleyiş olma niteliğini taşıyor olabilir.
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 4540
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1097 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: TOPLUMSAL VE KÜLTÜREL BELLEK AÇISINDAN KARINCANIN SU İÇTİĞİ ROMANININ İNCELENMESİ Uğur MOKAYA

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 27 Kas 2019, 08:43

Ağaefendi Alevi dedesi olacak. Aleviler kızlarını Alevi olmayanlara vermezler. Girit’te Alevi ne gezer? Ne mi gezer, dünyanın her yerinde Alevi var, Azerbaycan’da, İran’da, Arabistan’da bile. Şu Kazdağı’nda bile. Melek Hatuna yarın sormalı, onlar da kimseye Alevi olduklarını söylemezler ya.”(Kemal, 2002: 197). Yazar bu satırlarla Alevi inancına mensup kişilerin kültürüne ait unsurları bizlere sunmaktadır. Nişancı Veli için ve onun yeniden hayata dönmesi için ona bir balıkçı teknesi alınırken Nişancı:“Hazreti Nuhun Gemisini satın almaya” der ve ardında Poyraz: “Eeeh, sana hayırlı olsun Nuhun Gemisi. Sana at da yakışır, pusat da, Nuhun Gemisi de” (Kemal, 2002: 268-269). Yaşar Kemal’de adada sanki bir Nuh’un Gemisi yaratma girişiminde gibidir. Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yer alan birçok toplumu ve onların kültürlerini Karınca Adası’nda yaşatma girişimine girişir.
Romanda karşımıza olumsuz bir kişi olarak Hacı Remzi Kavaklı Zade çıkmaktadır. Adayı terk eden Rumlardan kalan evleri satın alıp, yıktıran ve yıkıntılardan kalanları satarak para kazanmaya çalışan Hacı Remzi, aynı zamanda adada kültürün yok edicisidir de. Adanın ve Rumların, adadaki Hıristiyan kültürünün en önemli taşıyıcısı olan kilisenin yıkılması, bir kültürün de yok olması anlamına gelmektedir: “Karanlık kavuşurken kilisenin dört duvarı kalmış, kiliseden çıkanlar, teknelere taşınmıştı bile. Damın kiremitleri, keresteleri, kilisenin içindeki öteberiler. Kucağında çocuk İsayla mermer bir Meryem Ana heykeli, kapılar, pencereler, üç büyükcek vitray, taban tahtaları, ne var ne yoksa…” (Kemal, 2002: 290). Adanın en önemli kültürel unsuru kilisenin içinde nasıl bir kültürel malzemeler taşıdığını da görebilmekteyiz. Hacı Remzi’yi romanda hiç kimse yaptıklarından dolayı sevmezken, O ise bir tek Nişancı Veli’den korkar. Hatta aralarında bir tabanca üzerinden tartışma dahi yaşanır. Bu tartışma da Poyraz Musa’nın tabanca hakkında söylediği bir kültürel unsur olarak değerlendirilebilir: “Tabancasını attı gitti ya, o, sana kıyamam, demektir. İstersen, al tabancayı beni öldür, demektir.” (Kemal, 2002: 288).
Romanda birçok kişi kültür taşıyıcısı olarak karşımıza çıkarken, kültürel ve toplumsal bellek açısından bu kişiler oldukça önemlidir, bunların en önemlileri arasında Dengbej Usu gelmektedir. “deng: ses”, “bej: söyle” kelimelerinin birleşiminden oluşan dengbej; sese biçim, hayat, renk manasını veren Kürtçe bir kelimedir. Bu kelime Türk sözlü edebiyatında destan anlatıcısı, masal anlatıcısı ya da tam manasıyla âşıklık geleneğiyle aynı anlamdadır denilebilir. Dengbej Uso roman boyunca bize hem kendi bireysel kültür hafızasından hem de Kürt toplumuna ait kültürel unsurlardan bahseder. Hikâyelerini üflediği kavalıyla anlatarak bunu yapan Dengbej Uso bu nedenle önemli bir kültürel ve toplumsal bellek olma özelliğini üzerinde taşımaktadır. Yazar Dengbej Uso’nun kaval çalıp, hikâyeler anlatmasını ise söyle anlatmaktadır: “Uso, kavalını dudaklarından aldı Hace’ye verdi, denizin kıyısında durdu, geldi yerine bağdaş kurdu oturdu. Kavalı Hace’den aldı, sıvazladı, okşadı dudaklarına götürdü. Kadim bir sevinç türküsü esen seher yeliyle birlikte denize, adaya, tanyerlerine, yüreklere uçuştu. Seher yeliyle birlikte yerlerinde duramayan dinleyenler de bir gövende durup bütün bedenleriyle sevince kesmiş oynayacaklardı. Kuşlar gibiydiler.” (Kemal, 2002: 320).
Dengbej Uso
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 4540
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1097 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: TOPLUMSAL VE KÜLTÜREL BELLEK AÇISINDAN KARINCANIN SU İÇTİĞİ ROMANININ İNCELENMESİ Uğur MOKAYA

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 27 Kas 2019, 08:45

adalılara Dengbej çoban ile bey kızının aşkını, sesten söze geçerek asıl adı Muhammed olan Kürt filozof, şair, masal ve destan yazarı, özellikle de kuşların dilini bilmesiyle tanınan Fakiye Teyran’ın hikâyelerini anlatır. Dengbej Uso bu hikâyeleri bize aktarırken Kürt toplumuna ait kültürel ve toplumsal bellek unsurlarını sunmaktadır. Yaşar Kemal aktarmak istediği düşünceleri dengbej üzerinden aktarma yoluna gitmiştir. Her dinleyeni yüreğinden yaralayan dengbejin kavalı ve hikâyeleri ile ada halkı farklı bir toplumun kültürünü tanımakla beraber, ortak acılara tanık olmaktadırlar.
Romanda kültürel ve toplumsal bellek açısından değinilmesi gereken en önemli unsurlardan bir de at motifidir. Türklerin hayatlarında atın her daim önemli bir yeri olmuştur. Türklerdeki bir inanışa göre, onlar atla beraber yaratılmıştır. Tarihi kaynaklara bakıldığında Türklerin en çok beslediği hayvanlar arasında ilk göze çarpanlardan bir de attır. Türkler atı sadece etinden, sütünden ya da kımız yapımı için kullanmanın ötesinde bir savaş aracı olarak da kullanıyorlardı. Bu askeri ihtiyaç olmanın dışında, ekonominin de temel gereksinimlerinde bir de attır. Bu nedenle zaman içerisinde Türklerin at yetiştirmek için çiftlikler kurdukları da görülmektedir (Gömeç, 2016: 820-822). Romanda değinmiş olduğumuz at ve at çiftliği meselesi Musa Kazım Ağaefendi ve Çorbacı Elia’nın üzerinden şekillenir. Musa Kazım’ın Girit’te, Çorbacı Elia’nın Karınca Adası’nın bağlı olduğu kasabada at çiftliği bulunmaktadır. Her iki kişi de göç etmeye zorlanınca diğer tüm göçmenler gibi vatanları olarak gördükleri yerlerde mallarını ve mülklerini bırakmak zorunda kalmışlardır. Bir gün geri dönme umudu içerisinde mallarını ve mülklerini çok sevdikleri ya da güvendikleri insanlara emanet edenler arasında Musa Kazım ve Çorbacı Elia’da vardır. Musa Kazım at çiftliğini güvendiği kişi olarak yardımcısı Niko’ya, Çorbacı Elia’da İsmail’e bırakmıştır. Bu nokta da ilgi çekicidir. Musa Kazım’ın bir Yunan’a, Çorbacı Elia’nın ise bir Türk’e at çiftliklerini emanet etmesi her iki toplumun dil, din, ırk ayrımı gözetmeden kardeşçe bir arada yaşadıklarını gösterir niteliktedir. Yazar zaten bu noktada eleştirilerini sürekli dile getirir. Elia’nın at çiftliğini satın alıp dede mesleğini göç ettiği yerde de sürdürmek isteyen Musa Kazım, gerekli işlemleri yapar ve bu sırada Vahap Bey ile olan diyaloglarında söyledikleri Türkler için atın önemi gösterirken metinlerarası yönteme de başvurmuştur diyebiliriz:
“Niçin olmasın var mı, elbette bizim atlarımıza kırallar, cumhurreisleri, mareşaller binecek. Ve biz ilerleyecek, Avrupanın hizasına, medeniyetine kadar çıkacağız. Ve bizim atlarımız Avusturya, Viyana semalarında yıldız gibi parlayacak. At Türklerindir. Atı Avrupaya Orta Asyadan Türkler getirmiştir. Allah atı Türklerle birlikte çamurdan yaratmıştır, aynı gün, aynı saat ve dakikada. Ve Attila atların sırtında vurdu Avrupayı. Ve ulu İskender gitti atların sırtında Hindistana, Çine kadar. Ve ulu atamız ve insan tarihinin en büyük kan içicisi Cengiz küçük atlar sırtında aldı Çini, Hinditanı ve hem de Anadoluyu, ol Frengistanı. Biz Türkler, doğruyu söyleyecek olursak, at sırtında doğduk, at sırtında öleceğiz. Türk yiğitlerini



Bu kısımlar hakkında alıntı yapmamamızın sebebi; hikâyelerin oldukça uzun olması ve bir kısmının alınıp, bir kısmının alınmaması anlamsal açıdan kopukluk yaratacağı düşüncesindedir. Alıntılar yerine bu alıntıların inceleme konumuz açısından oluşturdukları önem dikkat çekilmiştir.
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 4540
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1097 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: TOPLUMSAL VE KÜLTÜREL BELLEK AÇISINDAN KARINCANIN SU İÇTİĞİ ROMANININ İNCELENMESİ Uğur MOKAYA

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 27 Kas 2019, 08:48

atlarıyla birlikte gömerler. Attilayı Tunanın dibine atıyla gömdüler. Ulu İskenderi Fıratın dibine atıyla gömdüler. Cengiz Hanı Sind nehrinin dibine gömdüler. Daha nice Türk büyükleri, bahadırları da, şahlanmış atlarıyla birlikte koyun koyuna yatıyorlar. Ve Rumeli Fatihi Gazi Süleyman Paşa atıyla birlikte türbesindeki mermer makberesinde koyun koyuna yatıyor.” (Kemal, 2002: 438).
Yukarıda yapmış olduğumuz alıntıda da görüldüğü gibi Türk kültüründe atın önemi oldukça fazladır. Yazar, Musa Kazım’ın dilinden bize atın önemi bu şekilde anlatırken Musa Kazım sadece at çiftliğinde at yetiştirmekle bir kültür taşıyıcısı olmaz, aynı zamanda Türk kültüründe atın ne kadar önemli olduğunu yukarıdaki alıntıda olduğu gibi açıklarken kültürel bir bellek niteliğini de taşımaktadır. Sadece Türk kültüründe değil İslam inancında da atın önemini Hazreti Ali ve onun atı Düldül üzerinden anlatırken, Köroğlu’nun kır atını da anlatır:
“Belki bir dağın düzlüğünde demirkır, dizlerine kadar gelen otların arasında, ortasında, gece gündüz otluyordur. Dört bir yanında çalılar bitmiş bir pınardan menekşe kokulu ışıktan bir su içiyordur. O su ölümsüzlük suyudur. Demirkır kıyamete kadar gençleşerek, yaşlanarak yaşayacaktır. Alinin Düldülü böyle değil mi? Ali çoktan öldü, Düldül daha yaşıyor.
Köroğlunun kır atı da böyle değil mi, bir pınardan su içip de ölmezliğe kavuşan o değil mi? Köroğlunun kemikleri çürüdü. Kır at daha yaşıyor. Bir pınardan su içiyor kır at ölümsüzlüğe kavuşuyor.” (Kemal, 2002: 433-434).
Görülmektedir ki yazar Musa Kazım odağında atın Türklerle birlikte düşünüleceğinden, atıyla gömülmüş dünyanın önemli hükümdarlarından, Hazreti Ali ve ona Hazreti Muhammed tarafından hediye edilmiş Düldül isimli atından, Türk destan geleneği içerisinde önemli bir yer edinmiş olan Köroğlu ve onun kır atından bahsederken bireysel bellekten kolektif kültürel ve toplumsal belleğe geçiş yapmaktadır. Eser boyunca birçok kültürel ve toplumsal unsurun bireysel hafızadan, kolektif bir hafıza dönüşünün örneklerinden biri de at motifidir.
Sonuç
Yaşar Kemal, derin kardeşlikler ve dostluklardan sonra ortaya çıkan düşmanca davranışları Bir Ada Hikâyesi dörtlemesinde eleştiriyor gibidir. İlk kitap olan Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana’da Rumların Türk topraklarında vatanı olarak benimsedikleri yerlerden göçüne odaklanan yazar, ikinci kitap Karıncanın Suç İçtiği’nde Yunanistan’dan gelen Türk mübadiller, Anadolu’dan savaş, askerden kaçan, açlık, kıyım, göç etmeye sebep olan olaylar ve dönemin sorunları dile getirir. Tanyeri Horozları ise daha çok Anadolu’nun halini, Anadolu’daki savaşları, göçleri ve insanının başkaca dertlerini anlatırken, adaya göç edenlerin birbiriyle olan kaynaşmasına da değinir. Son kitap Çıplak Deniz Çıplak Ada’da ise, adaya yeni gelenleri, bitmemiş hesaplaşmaları kapatmak isteyenlerin beklemediği durumlarla karşılaşmasını yine mübadiller üzerinden anlattığını görürüz.

Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 4540
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1097 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: TOPLUMSAL VE KÜLTÜREL BELLEK AÇISINDAN KARINCANIN SU İÇTİĞİ ROMANININ İNCELENMESİ Uğur MOKAYA

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 27 Kas 2019, 08:48

Modernleşen toplum ve insanların unutma eylemi arttıkça buna bir tepki olarak geliştirilen toplumsal bellek ya da kültürel bellek kavramlarının dünyada meydana gelen çeşitli kültürel, sosyal, ekonomik vs. olaylar sonrasında yükselen bir ivme kazandığı görülür. Bir Ada Hikâyesi dörtlemesinde ve özellikle inceleme altın aldığımız ikinci kitap Karıncanın Suç İçtiği romanında bu gelişmeye paralel olarak 1923 yılında gerçekleşen Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi ekseninde yaşanan göçün toplumsal ve kültürel bellek açısından nasıl bir gelişim göstermeye çalıştık. Eserde bireylerin yaşadıkları toplumlarda edinmiş oldukları kültürel ve toplumsal unsurların, savaş ve göç esnasında tanık oldukları çeşitli olaylar ve durumların, bu olaylar ve durumlar karşısında aldıkları tavırların özellikle kültürel ve toplumsal belleklerinde nasıl yer edindiği görülmektedir. Yaşanan travmatik durumlar geçmişe özlemi çağrıştırırken, bireysel belleğin derinliklerine inilir ve bireyselden kolektif bir belleğe dönüş gözlemlenmektedir. Belleği, öğrenilmiş ya da yaşanmış konuları, bunların geçmişle olan ilgisini bilinçli olarak zihinde saklama olarak tanımladığımızda saklı kalan kültürel ve toplumsal unsurların saklandıkları yerden göç ve göçün yaşattıkları ile (bir travma durumu) ortaya çıktığını görürüz. Yaşar Kemal Karıncanın Su İçtiği romanında sadece Türk kültürüne ait unsurlara toplumsal ve kültürel unsurlara değil, Yunan, Kürt, Laz vs. Osmanlı İmparatorluğu bünyesindeki çeşitli uluslara ait unsurlara da yer vermiştir. Bunu yaparken de bireysel belleğin hatırladıklarının nasıl kolektif bir toplumsal ve kültürel bellek unsurları olduğunu göstermiştir.
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 4540
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1097 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: TOPLUMSAL VE KÜLTÜREL BELLEK AÇISINDAN KARINCANIN SU İÇTİĞİ ROMANININ İNCELENMESİ Uğur MOKAYA

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 27 Kas 2019, 08:49

KAYNAKÇA
Arıkoğlu, Ülkü. (2004). Yaşar Kemal’in Romanlarında Şahıslar Kadrosu, Uludağ Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Bursa.
Assmann, Jan. (2001). Kültürel Bellek. (Çev. Ayşe Tekin), İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Atik – Erdoğan, Abdülkadir – Şeyma Bilginer. (2014). ‘’Toplumsal Bellek ve Medya’’, Atatürk
İletişim Dergisi, S. 6/Ocak 2014.
Ay, Feridun. (2011). Yaşar Kemal’de Göç Olgusu, İstanbul Kültür Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.
Aytaç, Gürsel. (1990). Çağdaş Türk Romanları Üzerine İncelemeler, İstanbul: Gümdoğan Yay.
Connerton, Paul. (2012). Modernite Nasıl Unutturur?. (Çev. Kübra Kelebekoğlu), İstanbul: Sel
Yayınları.
___________ (1992). Toplumlar Nasıl Anımsar?, (Çev.: Alaeddin Şenel), İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Çıkla, Selçuk. (2004). Kültür Değişmeleri ve Servet-i Fünûn Romanı, Ankara: Akçağ Yayınları.
Çiftlikçi, Ramazan. (1997). Yaşar Kemal Yazar-Eser-Üslup, Ankara: Kültür Bak. Yay.
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 4540
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1097 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: TOPLUMSAL VE KÜLTÜREL BELLEK AÇISINDAN KARINCANIN SU İÇTİĞİ ROMANININ İNCELENMESİ Uğur MOKAYA

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 27 Kas 2019, 08:49

Çoşkun, Bekir. (1996). Yaşar Kemal’in Romanlarındaki Folklorik Ögeler, Çukurova Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Adana.
Enginün, İnci.(2013). Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı, İstanbul: Dergâh Yayınları.
Ercan, Sibel. (2006). Yaşar Kemal, Ahmet Yorulmaz ve Sâba Altınsay’ın Eserlerinde Lozan
Mübadelesi’nin Yansımaları, Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans
Tezi, İstanbul.
Gömeç, Sadettin Y. (2016). Türk Kültüründe At, Uluslar arası Sempozyum: Geçmişten Günümüze
Bozkır, Konya: Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Yayınları: 9, s. 819-834.
Huyssen, Andreas. (1999). Alacakaranlık Anıları. (Çev. Kemal Atakay). İstanbul: Metis Yayınları.
İnce, Gökçe Başaran. (2010). ‘’Medya ve Toplumsal Hafıza’’, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi,
S.11/ Kış 2010, s. 9-29.
Kemal, Yaşar.(2002). Karıncanın Su İçtiği, İstanbul: Adam Yayınları.
Köroğlu, Erol. (2015). ‘’Yaşar Kemal’in ‘Bir Ada Hikâyesi’’ Dörtlüsünde Eleştirel Tarih, Kolektif
Anlatı ve Toplumsal İmgelem’’, Mongraf, S.3/2015, s. 219-249.
Moran, Berna. (2016). Türk Romanına Eleştirel Bakış II, İstanbul: İletişim Yayınları.
Moran, Berna. (2016). Edebiyat Kuram ve Eleştiri, İstanbul: İletişim Yayınları.
Mutlu, Erol. (1998). İletişim Sözlüğü. Ankara: Ark Yayınları.
Naci, Fethi.(2004). Yaşar Kemal’in Romancılığı, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Özkalp, Evren. (2001). Sosyolojiye Giriş. Eskişehir: T.C. Anadolu Üni., ,Eğt., Sağ. Ve Bil. Arş. Vak.
Sancar, Mithat. (2007). Geçmişle Hesaplaşma. İstanbul: İletişim Yayınları.
TOPÇU Mümin (2008). Yaşar Kemal’in Romanlarında Halk Bilimi Unsurları, Dicle Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Eğitim Bilim Dalı, Doktora Tezi, Diyarbakır.
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Cevapla

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir