KANDİYE’YE DOĞRU (3) BÖLÜM

Osmanlı Dönemi Girit Türk Tarihi
Cevapla
Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6333
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

KANDİYE’YE DOĞRU (3) BÖLÜM

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 26 Şub 2021, 08:52

KANDİYE’YE DOĞRU (3) BÖLÜM

Kethüda Selim Bey Serdar’a olayları etraflıca anlattı. Serdar da büyük bir mutluluk içinde askere övgüler yağdırdı. Din ve devlete yaptıkları hizmetin önemini vurguladı. Bunun üzerine asker coşarak ‘’ din-i Mübin uğruna can baş feda olsun ’’ diye haykırdı. Herkes huşu içinde kalıp gözleri yaşardı. Bu törenin ardından bir süre Musutu köyünde dinlenmeye karar verilip gerekli önlemler alındı. Musutu da bulundukları süre içinde az önce sözü edilen Kırşehir sancak beyi Yunus Bey Serdar’ın yanına gelerek bir dilekte bulundu. Kendi sancağının askeri ile adanın müstahkem noktalarından birinin fethi ile görevlendirilmesini öteden beri bunu hayal etmekte olduğunu ve bunu canü gönülden istediğini arz etti.
Serdar Yunus Bey’in bu girişiminden çok duygulandı ve onu içtenlikle alkışladı. Teklifini inceleyip kabul etti ve kendisini bazı hususlarda uyardı, önerilerde bulundu ve Tırhala sancağı askerinden bir bölük atlıyı kendi sancağı askeri birliği emrine verdi. Ayrılmasından sonra Musuru’dan hareketle Kalima köyüne dönülerek orada bir süre kalınacağından Kastel’in fethinden sonra doğru oraya gelmesi gerektiğini söyledi.
Sefer hazırlığı tamamlandıktan sonra Yunus Bey Serdar’ın elini öperek, askeriyle Musuta’dan hareket ederek Kastel yolunu tuttu. Ertesi gün Serdar da elindeki kuvvetle beraber yola çıktı ve hiçbir engelle karşılaşmadan Kalima köyüne varıp konakladı. Bu sırada Yunus Bey de Kanlı Kastel’e yaklaştı. Hisarın kurulu olduğu Roka tepesinin kuzeydoğu tarafına gelerek saldırı harekâtını başlattı. Hisar içindeki 285 kişi savunmaya geçip direnmeye başladı. İkindiye yakın Yunus Bey çatışmanın gidişinden beklediği anın geldiğini görerek süvarilerine hücum emrini verdi. Kendisi de çatışmaya katılarak beraberce hisar üzerine koşuştular. Henüz yarısı sağ olan bir kısmını yok ederek diğer bir kısmını da esir alarak hisarı ele geçirdiler. (6.Rebiülevvel)
Serdar Kalima (Klima) köyüne geldiğinden beri devamlı olarak Yunus Bey’i düşünerek zihnini yormakta huzursuz olmaktaydı. Daha sonra Kalima yönü muhafızı Habib Ağa’yı bir yardımcı kuvvetle acele olarak Kastel’e sevk etti. Habib Ağa ikindi vakti tam hücuma geçilirken çıkageldi ve hisarı Osmanlılar’ın eline geçmiş oldu. Ertesi gün fatih Yunus Bey huzurun korunması Habib Ağa ile yardıma getirdiği askere bırakarak, kendi askerini alıp yola çıktı ve kararlaştırıldığı gibi doğru kalima önüne geldi. Köye yanaştıkları sırada ileri karakoldakiler sevinç çığlıklarıyla karşıladılar. Gürültüyü duyan diğer asker de alkışlarla fatihleri karşıladı. Serdar-ı Ekrem de emrindekilerle köy dışına çıkarak karşılama törenine katıldı ve atından inerek, huzuruna yayan olarak gelmekte olan muzaffer Yunus Bey’i kucaklayıp öptü.
İki asker Serdar-ı Ekrem’in otağında fethin gidişatı ile ilgili karşılıklı fikir alışverişinde bulundular. Bu sırada mali sorunlar da görüşüldü. Böylece herkes sefer hakkında bilgi sahibi oldu.
Hisarın muhazasına bırakılan Habib Ağa Yunus Bey’in ayrılışının ertesi günü ‘’Saray-ı âli ‘’ içine 75 sipahi yerleştirerek hisarın korunmasını bunlara bıraktı. Kendisi de kalan askeri alarak hisardan ayrıldı ve Kalimaya geldi.
Kanlı Kastel hisarı fethedilen yerlerin hududundan çok uzak bir yerdeyken ağanın hisarı 75 kişinin korumasına bırakarak çekip gitmesi çok büyük hataydı.
Bu tedbirsizliği öğrenen Venedikliler kastele saldırıp muhafızların tümünü öldürdüler ve hisarı geri aldılar.
Habib Ağa Girit’in fethi uğrunda pek büyük ve canı pahasına hizmetler yapmış, gayret sahibi, saygıdeğer, bir zatken böyle bir tedbirsizliğin nasıl yorumlanacağı akla gelmiyor. Serdarı bu konuda ne yapacağına ve nasıl davrandığına dair bir kayda rastlanmamıştır.
Kalima köyünde bir süre daha kalarak Venedikliler’in tavır ve harekâtı hakkında gerekli bilgiler elde edildikten sonra Resmo’ya dönmek zamanı geldi. Bu arada yürütülmekte olan Resmo Kandiye yolu inşaatı gözetimine Sakalı Güzel Mehmet Ağa uygun görülerek tayini yapıldı ve kethüda Selim Bey serdarlık emrinde bırakıldı. Hudut mıntıkası üçgeni muhafızları olan Habib ve Kürt ağalar ile İbrahim Bey’e evvelce verilen emirler pekiştirilerek yenilendi ve hududun korunması Venedikliler!in durum harekâtlarının gözetlenmesi hususunda uyanık olmaları sıkıca tembih edildi. Ondan sonra Kalima’dan hareket edildi. Hiçbir sorun yaşanmadan güven içinde Resmo’ya dönüldü. (16 Rebiülevvel)
Dönüş ertesinde Kandiye muhasarasının sefer hazırlığı emri verildi. Bunun üzerine Resmo kalesi dışında çadırlar kurulmasına başlandı. Bir taraftan kuşatmaya katılacak askerin yol hazırlıkları yapılırken ve her askere mensubu bulunduğu çadırda yerini alırken, diğer taraftan yoldaki donanmanın gelmesi hasretle beklendi. Anadolu vilayetlerinde Aksaray mutasarrıfı Mehmet Bey de Resmo muhafızlığına tayin edildi. ( 18 Rebiülevvel) Altı gün sonra 24 Rebiülevvel’ de denetleme emri verildi. Saflar dizildi. Serdar-ı Ekrem Kıstas adlı atına bindi ve her iki taraftaki safların arasından geçerek Resmo dışında hazırlanan özel makamına geldi.
Rumeli ve Anadolu mirmiranları Küçük Hasan ve Çiftelerli Osman Paşalar kumandanı oldukları Rumeli ve Anadolu eyaletleri askerini serdar önünden yürütüp denetimden geçirdi. Ertesi gün Resmo etrafında muhasara esnasında yapılıp kalan metrislerin yıkılması ve ortalığın düzeltilmesine zeamet ve tımar erbabı tayin ve yolları denetlemek üzere uyarıldı. Keza Kandiye muhasarasına ayrılan topların araç ve gereçleri tamamlanıp tümünün atış yapılarak sınanması ve ondan sonra arabalara yüklenerek nakle hazır duruma getirilmesi için cebeci ve topçu ağalarına emir verildi. Ertesi gün emirlerin uygulanması başladı ve toplar birer birer ateşlenip kontrol edildi. Hazırlanan araç gereç ve erzak arabalara yüklenip bırakıldı.
Bu sıralarda Hanya muhafızı Vezir Mustafa Paşa’nın maiyetindeki Şaban Efendi, İstanbul’dan Girit defterdarlığına tayin edildi. Şimdiye kadar fetholunan yerler kaydedilerek gereken vergilendirmenin yapılıp, vergilerin toplanmasına emir verildi. Şaban Efendi emre uyarak işe girişti. Serdar-ı Ekrem bunları öğrendiğinde telâşlandı, sağına soluna bakmadan kethüdası Selim Bey’i alarak acele Hanya’ya gitti ve derhal Şaban Efendi’yi çağırtarak başlamış olduğu bu kayıt işlerinden vaz geçmesinin gerektiği uyarısında bulundu. Şaban Efendi bu uyarılara karşı direndi, arada bir tartışma yaşandı, bazı dedikodular oldu. Serdar bunun kötü bir sonuç vereceğini anlattı:
Bu zamanda bu işi yapmak uygun değildir. Adaya henüz tamamıyla sahip değiliz, bunun zamanı değildir. Çünkü reayayı ancak iyi davranarak itaat altına alabiliriz. Bu işlemlerin yeri ve zamanı değildir. Daha sonra kapudan da işe karışarak oda kayıt konusunu aşırı bir ısrarla Şaban Efendi’nin tarafını tuttu. Serdar-ı Ekrem iki fikirdaşı ne yaptıysa ikna edemedi. Nihayet kayıt işlemlerinin kısmen uygulanması taraflarca kabul edildi. Bunun üzerine Rebiülevvel’in son günlerinde Hanya’nın bazı yakın köyleri ve köylerde bulunan Frenk ( Katolik) çiftlikleri sahipsiz kaldığından sayımları yapılarak hazineye mal edildi. Serdar’ın kayıtlar hakkındaki ısrarı aslında çok yerindeydi. Bu paşanın yönetmekteki liyakat ve iktidarının ileri görüşlülüğünü gösterir. Venedikliler’in kışkırtarak ayaklandırmaya çalıştıkları Rumlar’a adalet ve refah kapısını açıp onları bir koruma ve kollama çemberine almaya çalışırken bir de gümrük ve vergi yükü altına girerek…… düşüncesiz bir hareketti, bu tutum Venedikliler için bir başarı olup emellerine ulaşmalarına yardım edeceği açıkça belliydi.
Sözün kısası, serdarın özverisi ve yerinde tutumu ile bu kayıt girişimi sınırlı ve küçük bir daire içinde tutularak, olayın genişlemesine meydan verilmeden uygulanmaya konuldu.
Serdar’ın Hanya’da bulunduğu sırada altı Venedik gemisi Hanya kalesi karşısında fakat top menzili dışında dolaşmakta olduğu görüldü. Kethüda Selim Bey hemen birkaç gemi ile karşılarına çıkarak top ateşi açtı. Epey süren bir çatışmanın ardından Selim Bey bir Karamürsel teknesini ele geçirdi. Bunun üzerine Venedik gemileri çekip gitti. Bey bu başarısından ötürü Serdar tarafından ödüllendirildi.
Kayıt sorunu yukarıda belirtildiği gibi bir çember içinde tutularak genişlemesi önlendikten sonra Serdar-ı Ekrem kethüdasını alarak Resmo’ya döndü.
Kapudan Koca Mustafa Paşa 23 Rebiülahirde donanmayla Hanya’ya geldi. Beraberinde getirdiği muhasara toplarını 200 beldar ve lâğımcı ustası ve az miktardaki mühimmatı 40 tersane gemisine yükleyerek bizzat Resmo limanına nakletti. Serdar-ı Ekrem, donanmanın gecikmesi ve asker ile ihtiyacı duyulan mühimmatın getirlmesinin nedenini sordu. Kapudan Paşa şu yanıtı verdi:
‘’ Evvela Ağrıboz adasına gitmiş ve oradan alacağı mühimmatı ve erzağı tedarik ile yükledikten sonra Anadolu askerinden oluşan 15 000 yeniçeriyi, levazımatlarını ve harçlıklarını almak için Çeşme’ye doğru yol almaktayken Venedik donanmasının Osmanlı donanmasına saldırmak üzere bulunduklarını haber almış ve bunun üzerine yön değiştirerek Girit’ten geriye Ağrıboz adası yolunu tuttu. Halbuki adaya yaklaşmak üzereyken Venedikliler’in dokuz burtonu limanı kuşattıkları haberi aldı ve bu nedenden Ağrıboz adasına yanaşma imkanı bulamadı. Orada beklemekte olan Rumeli askeri ile 5.000 yeniçeriyi almaya ve Cezayir ile Tunus gemilerini de limandan çıkarmayı başaramayıp doğru Hanya’ya geldi.’’
Serdar-ı Ekrem kapudan paşanın bu hareketini beceriksizlik olarak değerlendirip paşayı ayıpladı ve hiç durmadan söz konusu askeri Girit’e getirmek üzere 70 fırkata ile tekrar o tarafa gönderdi. Resmo’nun fethinden sonra saltanat makamından geldiği yukarıda belirtilen padişah musahibi Mir Mehmet bu defa da 23 Rebiülahir’de Serdar’a bir hatt-ı hümayun ulaştırdı. Ferman içeriğinde, istenen asker ve harp araç ve gereçlerinin tamamlanarak Girit’e gönderilmek üzere padişah onayının çıktığı ve ara verilmeksizin din ve devlete lâyıkıyla hizmet verilmesi emirleri iletildi.
Serdar-ı Ekrem de hatt-ı hümayuna cevaben bir telhis gönderdi. Ve bunda padişah emirlerinin yerine getirilmesiyle görevli olan Kapudan Musa Paşa’nın uygulamalarını beyân ve geçen sene gerek şehit düşmüş gerekse vebadan ölmüş olanların zeamet ve tımarları kanunen sılada olan evlâtlarına kaldığından ve bunların hiç birinin görevleri başına gelmediğinden asker sıkıntısı baş gösterdi,
Bu sebeple ordunun eksikleri tamamlanarak tüfekli askerin arttırılması ve maaşların vaktinde ödenmesi için gereken paranın yetiştirilmesinin önemi vurgulandı. Ertesi gün 24 Rebiülahir’de Konakçı Ali Ağa ulu dergâh çorbacılarından biriyle saltanat makamından çıka geldi ve askeri törenle karşılandı. Serdar-ı Ekrem’e ve tüm ümera ve ayana 200 adet altın işlemeli hil’at getirmişti. Serdar’ın şahsına özel olan iki top samur ve bir sade hil’at ayrıldıktan sonra diğer hil’atlar sahiplerine verildi ve adet üzere padişaha dua edildi.
Hatırlanacağı gibi Kandiye muhasarası için yapılacak olan askeri harekât kış nedeniyle ilkbahara ertelenmişti. İlkbahar geldi, geçti ve hiçbir hareket görülmedi. Ne var ki, birbirini kovalayan bunca engel ve zorluk ve özellikle donanma olayları gecikmelere neden oldu.
Serdarın, Çeşme ve Eğriboz’da durup bekleyen askeri Girit’e geçirmek üzere ivedilikle göndermiş olduğu yetmiş fırkatadan oluşan donanmanın dönüş zamanı yaklaştığından, yöneticiler ile ordu ileri gelenleri toplanarak 10 Cemaziyülevvel tarihinde bir harp şûrası oluştururlar. Sevkiyat esnasında izlenecek yöntem üzerinde tekrar fikir alışverişi yapılır. Donanmanın gelişinin ardından sevk ve nakle başlanılması, herkesin buna göre hazırlanması, hudut başlarına yerleştirilmiş olan askeri birliklere ek olarak birer müfreze ilavesiyle aralarının bir kat daha pekiştirilmesi ve kapudan paşa’nın Hanya’dan getirtmiş olup da henüz gemilerde bulunan savaş malzemesinin karaya çıkarılıp yerine teslim edilmesi kararlaştırıldı.
Malzemenin boşaltılması ile görevli olan zatın, baş gösteren bir fırtınanın şiddetine rağmen tehlikeyi göze alarak, büyük zorluklarla görevini yerine getirmesinden, verilen kararın kesinlikle uygulandığı anlaşılmaktadır.
Toplantının ertesi günü, Milopotamu Hisarı’ndan bir adam gelerek, Kandiye’den birkaç Venedik gemisinin gelip hisarı kuşattığını, ardından topa tuttuğunu ve kendisinin de gelip haber verebilmek için zorlukla kaçabildiğini bildirir. Bunun üzerine Silifke Mutasarrıfı Sağır Mustafa Paşa, Mısır askeri ile yardıma gönderilir. Venedikliler’in hisar içindeki askerin çoğunu yok ederek hisar kapısını ele geçirmeye ve duvarlarını tahribe başladıkları bir sırada yardımcı kuvvetler yetişerek ateş etmeye başlar. Ardından da hücuma geçerek Venedikliler’i bozguna uğratırlar. Venedikliler bozulmuş olarak geriye çekilir. Çok miktarda kayıp vererek gemilerine sığınarak kaçarlar. Paşa, hisarın muhafazası için gereken düzenlemeyi yaparak Resmo’ya döner. Venedikliler’in bu taarruza cesaret etmeleri, hisar muhafızlarının görevli olarak Resmo’ya gittiklerini öğrenmeleri üzerine meydana gelmiştir.
Söz konusu gemiler birkaç çektirmeden oluşmaktadır. Mahsur kalmış olan asker az sayıda olduklarına bakmayıp olağanüstü bir direnmeyle yine savunmayı elden bırakmamıştır.
Harp şûrasında verilen karar üzerine, hudut başlarında bekleyen mevcut kuvvetlerin artırılması kararı alınır ve şu düzenlemeler yapılır:
Serdar-ı Ekrem’in öz evladı İbrahim Bey’in muhafız bulunduğu Damasta hududuna, Torbalı Mehmet Paşa, Niğde askeri sancağı askeri ile tayin edilerek 14 Cemaziyülevvel tarihinde gönderilir. Kürt Mehmet ve Habib Ağaların korumaları altında bulunan Kamaryoti ve Kalima mevkilerine de birer müfreze gönderildiği Gazavat-ı Girid’de belirtiliyorsa da bu hususta fazla bilgi yoktur.
16 Cemaziyülevvel tarihinde, Adana Valisi Mahmut Paşa’nın da, çorbacılardan aşçı Ali Ağa’nın kumandasında 1000 yeniçeri müfrezesi ile birlikte Günüryü nahiyesi yakınındaki Haraka Ovası’na koruma göreviyle gönderildiği anlaşılmaktadır. Fakat burasının ne zaman fethedildiğine dair bir kayıt bulunmamaktadır. Haraka köyü civarında güçlendirilmiş bir askeri mevki meydana getirilip içine asker yerleştirilmiş olduğu anlaşılıyor ama nasıl fethedildiği bilinmiyor.
Sonuç olarak Osmanlılar o tarihte Haraka’ya kadar hudutlarını genişletmiş bulunuyorlardı. Belirtilen hudut tahkimatı ardından Kalima mevki muhafızı Habib Ağa, Serdar-ı Ekrem’e; Venedikliler’in, Osmanlı yönetimine boyun eğmiş olan ahaliyi kışkırtarak, bunlardan topladıkları asker ile Hraka’dan başlayarak Kalima, Kimaryoti ve Damasta mevzilerine saldırıya hazırlanmakta olduklarını bildirir.Bunun üzerine serdar, 1500 tüfek- endaz yeniçeri askerini Çifteler’li Osman Paşa’nın kumandasına vererek Haraka mevzilerine gönderir.
Osman Paşa, Haraka’ya vardığında bu bölgenin muhafız ve kumandanı Mahmut Paşa ile görüşerek uygun gördükleri noktalarda asker yerleştirip Venedikliler’in saldırısını beklemeye başlarlar. Üçüncü gün Venedikliler şafakla beraber görünerek Osmanlı askerinin bulunduğu mevzilere ateş etmeye başlar. Osmanlılar da doğal olarak karşılık verirler. İkindiye kadar süren bir çarpışmadan sonra Venedikliler hezimete uğrayarak çekilmek zorunda kalır. Venedikliler’in kayıpları oldukça önemli bir sayıya ulaşmıştır. Osmanlılar’ın kayıpları hakkında ise bir kayıt yoktur.


USTAZADE YUNUS BEYİN GİRİT FETHİ TARİHİ
EDİTÖR: Ali Ekrem ERKAL



Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir