SERDAR-I EKREM YUSUF PAŞA'NIN ADADAN AYRILIŞI

Osmanlı Dönemi Girit Türk Tarihi
Cevapla
Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 5551
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

SERDAR-I EKREM YUSUF PAŞA'NIN ADADAN AYRILIŞI

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 27 Mar 2020, 19:39

YUSUF PAŞANIN ADADAN AYRILIŞI

Ramazanın birinci günü ilk ışıkları ortalığı nurlandırırken bir taraftan kalenin yüksek yerlerinden,diğer taraftan donanmayıhümayundan temcit sesleri etrafı çınlatmaktadır.Bu sırada serdar,kalyonlara ve şaykalara hareket emri verir.Heybetli donanma gülbankı Muhammedi’nin ardından üçer yaylım top ateşinden sonra yelken açarak Hanya Kalesi’ni terk etmeyebaşlar.Binlerce asker ve bir o kadar da mahalli halk dalgalı bir deniz gibi coşku içinde sahile yığılarak o muazzam manzarayı heyecanla seyre dalar.
Tam öğle vakti serdar,Hanya’da kalacak olan amir ve askerlerin ileri gelenleriyle vadalaşıp maiyetindeki Vezir Koca Mustafa Paşa ve yeniçeri ağası Murat Ağa ile birlikte baştardaya binerek donanmayıhümayundan takibe başlar,200 küsür gemiden oluşan donanmanın Hanya sahiline geldiğinin dördüncü ayının dördüncü günü Eğri-boz’a doğru yol almaya başlar.
Fethin bir çok yönünü aydınlatarak büyük bir tarihi hizmeti yerine getiren Evliya Çelebi de bahriye amirlerinden inebahtılı Durak Bay’le beraber Girit’ten ayrılıp,inebahtı vilayetine giderek burada anlatılanları şöyle kaydetmiştir:
‘’Bihamdi hüda hakir bu altıncı gazamda dahi bulunup inebahtılı Durak Bey fırkataları ile bile bulunup Durak Bey ile inebahtı vilayetine gidip Fatih’i Hanya Yusuf Paşa asitane-i saadete donanma-yı hümayun ile vardı.
‘’Donanma Çuka adaları önünden geçti.Mora yarım adasının burnunda Manya küffarının sakin oldukları yere varılıp burası yağma edildi.’’
Oradan yine Manya’daki Güllük Kalesi’ne gelinir.Güllük Kalesi’nden de Kapustita burnu,Menekşe kalesi geçilip,Anadolu Limanı’na verılıp demir atılır.Burada üç gün kalındıktan sonra dördüncü gün Venedik’e ait istendil adasının yağmasına karar verilir.Hemen yol borusu çalınarak yola çıkılır.
Anadolu Limanı’ndan ayrılırken Serdar-ı Ekrem’e padişahın yollamış olduğu bir hattıhümayun,,hil’at,mücevher ve hançer daha ulaşır.Bu hattıhümayun gaza tebriki ile serdarın payitahta dönme emrini tekrarlamaktadır.
İskandil adası yağmalansa da çok fazla ganimet elde edilemez.Buradan sakız adasına dümen kırıldıysa da,havanın uygunsuzluğu nedeniyle 4 Ramazan tarihinde gerisingeriye Eğriboz adasının Kızılhisar Limanı’na dönülür.Serdar terhis edilmiş olan askeri taşıyan gemilerin gitmesine izin verdikten sonra yola çıkılır.Seyir esnasında çıkan şiddetli bir poyraz donanmayı dağıtır.Bütün gemiler bulabildiği bir yere sokulup barınmaya çalışır.Hava 14 gün şiddetini sürdürdükten sonra sakinleşmeye yüz tutar.Fırtınadan sonra 18 Ramazan tarihinde serdar forsa kadırgalarıyla bizzat dolaşarak gemileri tekrar Kızılhsar Limanı’nda bir araya getirir.
Aynı gün Ahmet Paşa Hanya’daki askere ait buğday,peksimet,pirinç ve diğer erzakla yüklü iki kadırga ,sekiz kalyon ve beş şayka ile Kızılhisar Limanı’na gelir.Uygun olan havayı kaçırmamak için kısa bir duraklamadan sonra Hanya’ya doğru harekete geçer.
(Hangi Ahmet Paşa olduğu belli değildir)
Donanma henüz Kızılhisar’da iken özel bir görevli gelip Serdar-ı Ekrem’e bir hattıhümayun daha getirir.Hattıhümayunda,Budin’deki memuriyetinden ayrılan Gazi
indiği,oradan Hanya’ya gideceği bildirilir,Serdar-ı Ekrem Yusuf Paşa’nın mahiyetinde bulunan yeniçeri kethüdası Murat Ağa’nın ise sekbanbaşı rütbesiyle Hüseyin Paşa’nın mahiyetine tayin edildiği için bir an önce Benefşe’ye varıp Hüseyin Paşa’ya katılmak için beklemesi emredilmektedir.
Serdar derhal bir mektup yazarak Murat Ağa’ya teslim eder,çok sevdiği Hüseyin Paşa’yı tahsis olunan birkaç kadırga ile Benefşe’ye,memuriyetine yani vekaleten serdarlığa gönderir.20 Ramazan tarihinde de Kızılhisar’da artık yapılacak iş kalmadığından ayrılarak Sakız Limanı’na gelir.
Serdarın payitahta dönmesi hattıhümayunlarladefalarca tekrar edilmekte olduğundan,artık bir an evvel emrin yerine gelmesi gerektiği açıkça ortaya konmaktadır ancak havanın uygunsuz gitmesi donanmanın birlikte yola çıkmasını engeller.Serdar bütün bunları göz önüne alarak İstanbul’a yalnız gitmeye karar verir.Bu karar üzerine 21 Ramazan tarihinde donanma komutanlığını vezir Koca Mustafa Paşa’ya devrederek iki forsa kadırga ile Sakız’dan İstanbul’a hareket eder.
Yusuf Paşa şevvalin ilk günü İstanbul’a vararak doğruca padişah huzuruna çıkar.Padişah tarafından büyük bir muhabbetle karşılanarak nadir hil’atlerle onurlandırılır.
Koca Musa Paşa (?)havanın düzelmesi üzerine donanmaya hareket emri vererek Sakız’dan hareketle Limni,Midilli,Bozcaada’ya,ve oradan Gelibolu’ya gelip gemilerin su gibi ihtiyaçlarını giderdiler.Bu adalardan geçerken ‘’Kaleleri görüp tamir ve temririne eyalet paşaları ile biner adammuhafazacı koyup cümle cebehaneleri mükellef ve mükemmel derecede tertip edildi.’’ Ve dizdarlarına basiret üzere olun tenbih ve te’kit olundu.’’
Gelibolu’dan Kızıl Adalar’a varılıp demir atıldı.Buradan da Şevvalin altsında toplar atarak Sarayburnu’na yanaşıp demir attı.Padişah zafer alayını köşkünden seyretmekteydi.Demir attıktan hemen sonra Musa Paşa tüm ocak ağaları ve gemi kaptanlarıyla beraber padişahın huzuruna çıkarak gördükleri hizmet karşılığında rütbelerine göre hil’atlae aldılar ve iltifatlara mazhar oldular.
Böylece Girit Fethi Tarihi’nin birinci bölümünü oluşturan buraya kadar anlatıldığı gibi Yusuf Paşa’nın Hanya’yı fethi böyle başlayıp sona ermiştir.
Yalnız adanın tamamının fethini tamamlaması için tayin edilen Gazi Hüseyin Paşa gelinceye kadar yaşanan olaylar kalmıştır ki aşağıda ilave edilmiştir.
:Şöyle ki: Serdar-ı Ekrem Fatih Yusuf Paşa’nın ayrılışından Gazi Hüseyin Paşa’nın gelişine kadar üç buçuk ay geçti.Bu zaman dilimi içinde Hanya muhafızlığını vezir Küçük Hasan Paşa yürütmüştür.Kendisi yetki sahibi olmadığı için bu arada hiçbir askeri harekatta bulunmamış sadece ara sıra Venedikliler’in yaptığı saldırılar karşısında korumada kalmıştır.
Yukarıda görüldüğü gibi Venedikliler’in son taarruzu Yusuf Paşa’nın ayrılışından bir gün önce meydana gelmişti.O günden beri bazı çatışmalar olduysa da pek de önemli olaylar değillerdi.Asıl önemli saldırı Suda Limanı’na büyük ve muntazam bir donanmanın gelmesi üzerine başlamıştı ki Venedikliler’i bunun gibi ve daha büyük fedakarlıklara mecbur ve çaresiz bırakan şey Hanya’nın düşüşü idi.
(NOT:
89.)Şimdiye kadar yeniçeri ağası olarak anılmakta iken be defa niçin kethüda denildiği anlaşılamadı.Yusuf ve Hüseyin paşalar büyük ve ateşli bir muhabbetle birbirlerini seviyordu.Hüseyin paşa haksızlığa uğramış,çaresiz Yusuf paşa’nın öldürülerek yok edildiğini işittiğinde bir çocuk gibi hüngür hüngür ağlamış ve hastalanarak günlerce yatakta kalmıştı.Ne yazık ki talihsiz Hüseyin Paşa da aynı haksızlığın zulmüne kurban edileceğini bilmiyordu.
90)Evliya Çelebi,cilt 1,sayfa 160)

Hanya kalesinin Osmanlılar tarafından fetedildiği haberi Venedik’te yıldırım etkisi yaptı.Cumhuriyet adeta dilini yuttu.Todoro adacığının zaptıyla Hanya muhasarasını haber aldığında Papa,bunun üzerine İspanya’nın yardımlarıyla oluşturduğu donanmayı yardıma göndermiş fakat bir başarı elde edememişti.Bu defa ise Hanya’nın düştüğü haberi üzerine Girit’teki hakimiyeti temelinden sarsılmış oluyordu.Bu nedenle tekrar papa’ya başvurmak zorunda kaldı.Fakat daha önceleri olduğu gibi değil.Ümidi tükenmiş çaresiz bir zavallı gibi yalvaran ağlamaklı bir haykırışla.Papa,bunun üzerine tüm Katolik rahiplerinin ödeneklerinden ondalık toplayarak yeni bir donanma kurulabilmesi için yönetimde söz sahibi olan,servet ve saman sahibi asillere özel emir gönderir.
Cumhuriyet ayrıca,papa’nın yardımıyla kredi alarak borçlanır.Bundan ayrı olarak Venedik Cumhuriyeti’nin muhtelif asalet rütbeleri de para karşılığı satışa çıkarılır.Fakat tabidir ki,bu satış sadece Hıristiyanlar’a açıktır.Müslüman ve Yahudiler ayrı tutulur.Hatta Müslüman ve Yahudiler’e rütbe satacak olanların mal ve mülklerinin cumhuriyet tarafından müsadere edilmesine,bu şahısların ömür boyu sürgün edilmelerine karar verilir.
Tam o sıralarda,Osmanlılar’ın Hanya Fethinin ardından adanın iç taraflarına doğru ilerleyip yayıldıkları ve yerli halkı hakimiyet ve tabiiyetleri altına aldıkları haberi Venedik’e akseder.Bunun üzerine telaşları iyice aratan Venedikliler’in,Osmanlılar’ın Girit’e temel atmakta olduklarına dair hiç şüphesi kalmaz.Çaresiz hazırlamakta oldukları kuvvetin arttırılmasına karar verirler.
Bunun üzerine,o zamana kadar satıştan ayrı tutulan ‘’Nobiti Veneti’’asalet rütbesinin de diğer rütbeler gibi satılmasına karar verilir.Bu rütbenin satışından sekiz milyon Venedik altını toplanır.Ayrıca İtalya prensleri de cumhuriyete yeni bir kadırga bağışlar.
Sonuç olarak büyük ve mükemmel bir donanma Venedik’ten Suda Limanı’na gelir.Donanmanın varışıyla beraber Girit’te dağılmış bulunan tüm Venedikliler de gelip donanmaya katılırlar.Donanmanın yaptığı ilk iş,Hanya’ya doğru gidiş gelişi kesebilmek üzere adalar denizinde düzenli olarak devriye gezebilecek bir filonun tayini olur.
Bu filo 22 Ramazan’da,Benefşe Limanı’nda ki Osmanlı gemilerinden yedi burtona ve bir kalyonu yakalayarak Benefşe’ye birkaç da top attıktan sonra ele geçirdikleri gemilerle birlikte Hanya önünden geçerler.Bu esnada zaferlerini duyurmak için bir hayli top atarak Suda’ya giderler ve orada da şenlikler yaparlar.
Venedikliler,Hanya’nın fethi gününden beri şehir ve civar köylerahalisiyle Osmanlılar arasında oluşmakta olan ilişki ve kaynaşmayı bir türlü hazmedememektedirler.
Kendi vatandaşlarını sokamadıkları Hanya Kalesi’ne,gizli bazı telkinlerde bulunabilmek için bir takım bağnaz rahipleri göndererek bunları rumlar’ın içine sokarlar.Diğer taraftan da henüz etki alanları içinde bulunan yakın köylere asker dağıtıp Hanya’ya gelen yolları tutarlar.Böylelikle 15 Şevval tarihine gelindiğinde Hanya’ya karadan gidip gelme tamamen kesilmiş olur.
Bu durum karşısında Osmanlılar civar bölgeleri terk ederek kale içine çekilir ve beklemeye başlar.Hanya’nın korunmasına ve Girit fethinin tamamlanmasına ayrılmış binlerce asker bulunduğu halde,neden böyle davranılmış olduğunu anlamak zordur.Bunun sebebi her ne idiyse bu tutum tam bir ay devam eder.Venedikliler Osmanlılar’ın bu uyuşukluğundan yararlanarak baskılarını günden güne arttırırlar ve sonunda kaleyi önemli ölçüde muhasara altına almayı başarırlar.
16 Zilkade günübeş altı Venedik askerinin topsuz ve tüfeksiz,sadece kılıçla kaleye hücuma hazırlandıkları ve bedenlere tırmanmak için beraberlerinde bir çok merdiven getirmekte oldukları haber alınır.Hanya Muhafızı Küçük Hasan Paşa,iki bin kişiden oluşan bir askeri kuvvetle kale dışına çıkarak müdafa tertibatı alır.Taraflar karşı karşıya gelir.Şiddetli bir çarpışmnın ardından Osmanlılar ağır bir yenilgiye uğrayarak kaleye çekilmek zorunda kalırlar.
Venedikliler Osmanlılar’ı takip ederekkale kapısına yanaştıkları sırada 1.000 den fazla Osmanlı,sanki onları kaçırmak için sadece beden üzerinden ateş ediyormuş gibi yapar ancak tam o anda 2000 kadar Osmanlı askeri kapıdan huruçla,Venedikliler’i gafil avlayarak arkalarından çevirirler.Daha sonra yalın kılıç içlerine dalarak bir çoğunu öldürür ve bir kısmını da esir alırlar.
Venedikliler,bu bozguna rağmen yılmayıp,önceki gibi yolları kesmek suretiyle iletişimi engellemeyi sürdürürler.Bundan başka,Osmanlılar’ın savunmalarını engellemek için civar köylerin kenarlarında ve Hanya’ya bir mil mesafede,bir çok karakol ve siper oluştururlar.Bu tedbirlerle Osmanlılar’ı kale içine hapsetmeyi başarırlar.Aynı kuşatmayı deniz tarafından da uygulamak için Suda’da bulunan gemilerden yeteri kadarının kuşatmaya tahsis edilmesini isterler.
Deniz kuşatmasının devamı sebebiyle Hanya içinde büyük bir kıtlıkve çaresizlik baş gösterir.Gazaname’nin yazdıklarına göre açlıktan ölenler bile olur.
Bir yandan Venedikliler Hanya’yı geri almak için Suda’dan gemilerin gelmesini beklerken ve bir yandan da Hanya Kalesi’nde kuşatılmış olan Osmanlılar açlıktan bitmek üzereyken,Gazi Hüseyin Paşa önemli sayıda asker,bol erzak,peksimet ve para ile hızır gibi yetişti.
Bundan sonra Girit Fethi Tarihi’nin ikinci faslını oluşturan,adı geçen gazinin iz bırakan fetihlerine sıra geliyor.
Gazaname diyor ki:’’Sözü edilen yoksulluk esnasına yiyecek maddeleri aşağıdaki fiyatla satılmaktaysa da parasızlıktan alan bulunmuyordu:
1.Kile arpa:12 Akça yani 10 kuruş.
1.Kıyye (1.okka)öküz eti:56 Akça.
1.Kıyye koyun eti:72 Akça.
2.Dirhem tuz:1.Akça.
1.Kıyye hurda peksimet:40 Akça.
Yine Gazaname’ye göre Gazi Hüseyin Paşa’nın gelmesiyle oluşan bolluk piyasayı aşağıdaki fiyatlara indirmiştir:
1.Kilo arpa:3 Akça.
1.Kıyye öküz eti:14 Akça.
1.Kıyye koyun eti:18 Akça.
2.Dirhem tuz:1/4 Akça.
1.Kıyye peksimet :10 Akça.
USTAZADE YUNUZ BEYİN GİRİT FETHİ TARİHİ
EDİTÖR:Ali Ekrem ERKAL


Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir