İSLAM’I SEÇME (İHTİDA)

Osmanlı Dönemi Girit Türk Tarihi
Cevapla
Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 2167
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 790 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

İSLAM’I SEÇME (İHTİDA)

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 20 Ağu 2019, 22:14

İSLAM’I SEÇME (İHTİDA)

Avrupa’nın iddiasına göre,Fazıl Ahmet Paşa adada asker bırakmamıştır.Osmanlı Devleti’nin diğer vilayetlerinden adaya göç olmamıştır.Dolayısıyla adanın İslam cemaatini oluşturan nüfusunun tamamı din değiştirmiş olan yerli ahaliden,yani Rumlar’dan ibarettir.Ayrıca Müslüman cemaatinin Rumca konuştuğu nazarı dikkate alındığında bu cemaatin etnik kökeninin Rum olduğunun kanıtlandığı ileri sürülür.Fakat bu iddiaların yersizliği zaten bir ve ikinci maddeleri açıklarken kendiliğinden açıklığa kavuşmuştur.
Giritli Müslümanların Rumca konuşuyor olmasının çeşitli nedenleri vardır.Her şeyden önce,adaya,Anadolu ve Rumeli’den gelen Türk kökenli asker ve göçmenlerin dışında,anadilleri Türkçe olmayan başka Müslüman etnik topluluklar da gelip yerleşmiştir.Dahası,Kapıkulu askerlerinin dışında,Suriye,Mısır ve Kuzey Afrika’dan gelenler,haliyle kendi dillerini,yani Arapça konuşmaktaydılar.
Bunlardan da öte yerli kadınlarla evlenip aile kuranların evlerinde doğal olarak annenin dili olan Rumca konuşulmaktaydı.Ayrıca İstanbul’dan gelen ferman ve emirnameler bile Rumca’ya çevrilmek suretiyle halka iletilebiliyordu.Tüm bunların dışında,ada genelinde çarşı ve pazarda Rumca konuşulmaktaydı.Bu nedenlerden dolayı,iç içe yaşamak zorunda kalan bu insanların,birbirlerini anlayabilmeleri için haliyle ortak bir dile ihtiyaçları vardı.Maalesef devletin eğitimi ihmal etmesi,iletişim zorluğu ve otoritenin yokluğu nedenleriyle 1893 yılına kadar metropollerin Türkçe eğitim yapılmamış,Osmanlı yönetiminin Ortodoks ruhban sınıfına sağladığı sınırsız din ve dil özgürlüğü Türklük aleyhine bilinçli,sistemli ve akıllıca kullanılarak,anadilin Türkçe olmasına imkan verilmemiştir.Anadil Türkçe’nin yerine çoğunluğun konuştuğu mahalli dil olan Giritlice olmuştur.Tanzimat Fermanı’ndan sonra,az da olsa Ortodoks ruhban sınıfın etkisi kendini dini tercihte de göstermiştir.1840’ta Resmo ve Hanya’da az sayıda mühtedi Müslüman’ın yeniden Hıristiyanlığa döndüğü görülmüştür.
Devletin eğitim sahasındaki ihmali sebebiyle,bilhassa kırsal kesimlerde eğitim,genelde cahil köy hocalarının tekelinde bulunan Kuran kursları ve Arapça din dersleri ile sınırlı kalmış.Türkçe’ye ve Türkçe eğitime hiç yer verilmemiştir.Bu sebeplerden dolayı,kırsal kesimlerde Türkçe,Rumca’ya girebilen Türkçe kelimeler dışında,tamamıyla unutulmuştur.Türkçe,şehirlerde dahi 1893’ten itibaren,büyük şehirlerde açılan okullar sayesinde yaygınlaşabilmiştir.
Buna rağmen etnik kökenleri ne olursa olsun diğer Müslüman Osmanlılar,adadaki Türk kökenli Osmanlılar’la aynı potada eriyip karışarak Türkleşmiş,ana dillerinin Rumca olması dahi Türk-İslam kültürünü,örf ve adetlerini benimsemeleriniönleyememiştir.Türk kültürünün kollanıp korunmasında büyük katkısı olan,Kandiye civarındaki – bugünkü Ano Forteza ve Stasi Teke arasında kalan – Horasanlı dergahı ile bu dergaha bağlı olarak adanın tümüne yayılmış bulunan ve dini merkezden ziyade birer Türk ocağı gibi faaliyet göstermiş olan Bektaşi tekke ve zaviyelerini fedakarlıklarından dolayı saygıyla anılmaları gerekir.
Yunanlılar’a ve birkaç Avrupalı gezgine göre 1669’dan sonra,yani fetihten itibaren Ada Rumları,Osmanlılar tarafından cebren Müslümanlaştırılmak suretiyle Türkleştirilmişlerdir.Bu iddia veya kanaat de yanlıştır.
Evlilik,haraç ödememek vesaire sebeplerle münferit din değiştirmeler olmuş ise de bu olaylar,anında şer’i mahkemelerde ve şahitler huzurunda tescil edilmiştir.Mahkeme-i şer’iye kararlarından anlaşıldığına göre gerçek,Avrupalı seyyah ve araştırmacıların abarttıkları gibi olmayıp bu miktar iddia edilenden çok daha az ve normal seviyededir.
Bazıları da,dinlerini değiştirmeleri için adada ekonomik baskı uygulandığını iddia eder.Sadece Reayanın vermekle mükellef olduğu haraç ve bunun yanı sıra diğer bazı vergilerden kurtulmak için aslında dinlerine son derece bağlı olan Ortodokslar güya birkaç aslanlı guruş yani Löven Taler uğruna dinlerini terk edip Müslüman olmuşlardır.
İngiliz seyyah ve araştırmacı Spratt,1865’te yayınlanan Travels and Researches in Crete adlı eserinde de yerli halkın zorla Müslüman yapıldığını yazmış fakat bunu kanıtlamaya çalışmamıştır.Yalnız mesela,Rumlar ile Türkler arasında adet ve eskal yönüyle bir farklılık olmamasını,kendisi için yeterli bir kanıt olarak kabul etmiştir.
Halbuki Türklerle Rumların adet ve eşkal itibariyle farklılık göstermemesinden daha tabii ne olabilirdi ki? Her iki toplumda Akdeniz ırklarına mensup olmaları ve birbirleriyle dünürlükleri sebebiyle tabii birbirlerine benzeyeceklerdi.Bu benzerliğin dahi Müslümanlar’ın tamamının Rum asıllı olmalarının kanıtı olarak ileri sürülmesi gariptir.Bugün Türkler ve Yunanlılar başta olmak üzere bütün Akdeniz halkları,iklimin tesiri sebebiyle birbirleriyle benzerlik gösterirler.
Giritliler genelde buğday tenli,siyah veya koyu kestane renkli ve düz saçlı,koyu kahve rengi gözlü,uzuna yakın orta boylu,güzel çehreli insanlardır.Fakat aralarında,etkilendikleri diğer ırkların izlerini taşıyanları da görmek mümkündür.İçlerinde beyaz tenli,sarışın,mavi ve yeşil gözlü olanlarına rastlandığı gibi,az da olsa koyu esmer tenli,siyah kıvırcık saçlı ve siyah gözlülere de rastlanır.
İhtida ile ilgili en önemli açıklamaları Girit Fethi Tarihi’nde Ustazade Yunus Bey yapmaktadır.Yunus Bey,mahkemei şer’iye defterlerini (kadı defterleri) ve bir çok özel arşivi inceleyerek ortaya somut deliller koymuş bulunmaktadır.
‘’Meselenin üçüncü ve son kısmı,cebren kabul-u İslam maddesidir.Bu dahi öbürler gibi gülünç bir iftiradır.
Nazar-ı mütaladan geçirilen altmışı mütecaviz,mahkeme-i şer’iyye sicilatı ve sair umumi ve hususi bunca kuyudat içinde yirmi ve küsür senelik tetebbuat esnasında Girit Rumları yine din-i islama cebren kabul ettirilmesine teşebbüs değil,bu yolda bir fikir hasıl olduğunu veya lakırdısı geçtiğini – zımmen bile – ima eder hiçbir kayıt görülmemiştir.
‘’İsnad-ı vakıın mahz-ı iftira olduğu meydandadır.Tab’an gayr-i müslimiye mahsus ve mümkün olduğu kadar bir itina-yı azim ile tahrir ve tatbik olunmuş olan cezire-i askeriye ruusunun fethin ilk senelerindeki miktarından muahharan tezayüd etmiş bu isnadın mahiyetini vazıhan meydana çıkarır.Mesela,yukarıda,İsfakiye’nin imtiyazat-ı mütevatiresi bahsinde İsfakiye’lilerin cezire-i ruûsu 1106 tarihinde 908 iken 1179 tari-hinde 1439 adede baliğ olduğu görülmüştür.
Filvaki Girit Rumları,Hıristiyanlığı terk ile din-i İslamı kabul etmemiş değil.Lakin bu telakki edilmek istendiği gibivukua gelmemişti ve kendisine verilmek istenilen sıfat ile asla muttasıf olamaz.
El’an muhafaza olunabilmiş olan Kandiye vergi mahkeme-i şer’iyyesinin sicilatı kabul-ı İslam etmiş olanların kuyudatını camiidir.Tarihlere yine bir nazar edilince,arz-ı İslama müracaatlarının hasılaten zaman ile vukua gelmiş olduğu görülür.Bundan anlaşılıyor ki,kabul-ı İslam arzu-yı vicdana tabi olarak vuku bulmuş ve bunun dahi Müslüman komşuların,dostların tavsiyeleri üzerine hasıl olması muhtemeldir.Yoksa maddeye atfedilmek istenilen muamele-i cebriye ahz-ı mevki etmiş olsa idi o kayıtlar seyrek değilmüteselsil ve küme küme Hıristiyanların müracaat etmiş olduklarını ibraz edecekler idi.
‘’Kuyadat-ı mezküreden mütefehhim olduğu üzere bu keyfiyet Hanya’nın fethiyle beraber zuhura başladı ve Kandiye fethinden sonra farklı bir surette çoğaldı.Kabul-ı İslam edenler arasında erkek,dişi,küçük,büyük,yerli,misafir,şehirli,köylü,her sınıf ahaliden,ruhani ve cismani adamlar görülür.Hatta Kandiye’deki Tür-ı sinaya merbut kilisenin papazlarından birisi dahi vardır.Kezalik bazen biri,ikisi,üçü birden ve bazen dahi alelümün bir aile yekün arz-ı İslam etmişlerdir.
‘’Arz ve kabul’ı İslam ya mahkeme-i şer’iyyede veya divan-ı alide icra olunur ve mahkeme-i şer’iyyenin sicilinde muameleten kaydiyesi yapılır idi.
‘’Bunlardan bir kaçı:234,235,236 Muhtedilerden kışlaya getirilip yeniçeri kaydolunmuş olanlar dahi olmuştu.’’
Sonuç olarak Girit’in Müslüman toplumu,ön yargılarla ileri sürüldüğü gibi Müslümanlığı zorla kabul etmiş olan Hıristiyan Rumlar’dan ibaret değildir.Sözünü ettiğimiz değişik etnik kökenli Müslüman Osmanlılar,Türk kökenli Osmanlılar’ın etkisinde kalarak zamanla kendi kültürlerinden kopmuş,Müslüman olmanın etkisiyle de Türkleşmiş,birinci kuşaktan sonra anadillerini de unutarak Giritlice konuşur olmuşlardır.
Ne yazık ki devletin ihmali nedeniyle yalnızlığa itilerek adeta tecrit edilen bu talihsiz toplumun bireyleri,içindeki Türk kökenliler de dahil olmak üzere birinci nesilden sonra Türkçe öğrenme ortamı bulamadıklarından,o çağda adada çoğunluğun ve aynı zamanda bazılarının analarının dili olan Giritliceyi öğrenmek durumunda kalmışlar ve Rumca’ya girebilen bazı kelimeler dışında Türkçe öğrenememişlerdir.Bu nedenlerden ötürü,üçüncü kuşaktan itibaren Girit Müslüman Türk toplumu her yönüyle kendine özgü,içine kapanık bir toplum olarak varlığını korumuş ve ahali mübadelesine kadar (1924),büyük sıkıntılar,baskılar,facialar yaşamasına rağmen inat ve ısrarla büyük mücadeleler vererek varlığını ve Türk niteliğini korumuştur.
Girit’i Türk ve İslam dünyasına açanların torunları (evlad-ı fatihan)’’Giritli Müslüman Türkler’’olarak anılan,mayası Tüürk,hamuru muhtelif etnik kökenlerden Osmanlılar olan,anadilinin Rumca olmasına rağmen devletine bağlı,milliyetçi,Müslüman,hoşgörülü,kendine özgü karakterde bir toplum yaratmış oldular.
Johann Strauss’un tabiriyle,Girit Müslüman toplumu her ne kadar ‘’Unutulmuş bir cemaat’’ise de,fatihlerin torunu olarak tarihsel süreç içindeki –Girit’te Türklüğü temsil etme-misyonunu tamamlamış bir halde,1924 Mecburi Ahali Mübadelesi gereğince son otuz bin kişi de anavatana göçmüş ve diğer birçok unsurla beraber Türkiye Türklüğü içinde layık olduğu yeri almıştır.

Girit Fethi Tarihi
Ali Ekrem ERKAL

Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir