İçeriğe git


Categories


Girit Tarihi RSS Yayın Akışı 4 haberler

GİRİTİN DİLİ
ub 06 2013  GİRİTİN DİLİ

Prof.Dr.Hakkı BİLGEHAN


Girit’e insan yerleşmesinin milattan beş bin yıl kadar önce olduğu sanılmaktadır.Bu insanların önemli bir kısmının Anadolu’dan bir kısmının da Kuzey Afrika’dan,Mısırdan göç edenler olduğu kabul edilmektedir.Yunan’ların Girit’e yerleşmelerinin ise İsa’dan 1450 yıl önce Makedonya’dan gelen Yunanca konuşan Akaların ve sonra Doraların ve Yunan adalarındaki insanların göç etmeleri suretiyle olduğu bilinmektedir.İlk Giritlilerin kendilerine mahsus dillerinin olduğu ve zamanla bu dilin Yunancanın baskısı altında kalarak yapı bakımından bu dile uyum sağlamış olduğu ve yıllar sonra uğradığı değişikliklerle Yunancanın bir diyalekti haline geldiği anlaşılmaktadır(Dor diyalekti).Konunun araştırılması derinleştikçe tarihte Girit Dilinin Yunancadan ayrı bir dil olduğu kanısı kesinlik kazanmaktadır.

Yukarıda da anlatıldığı gibi Girit’e insan yerleşmesi Yunanlıların adaya gelmelerinden çok önce olmuştur.Bu insanların kendilerine özgü bir dillerinin olması doğaldır.Yani eski Giritlice kesinlikle Yunancanın bir diyalekti (lehçesi) değildir.Diyalekt veya lehçe denildiği zaman dil uzmanları ‘’bir ana dilden ayrılmış ses,şekil ve kelimeleri bakımından ana dile göre farklılıklar gösteren konuşma dilleri’’olarak tanımlanır.Bazı dilciler bu kadar farklılaşmış bir dilin bir lehçe değil artık ayrı bir dil kabul edilmesi gerektiği kanısındadırlar.Türkçe ile çuvaşçada olduğu gibi.Yunan’lar ile sıkı ilişkiye girmeden önceki Girit halkının kendilerine özgü farklı bir dillerinin bulunduğu yazıtlarda bu dil ile yazılmış yazılardan da anlaşılmaktadır.Eski Girit dilinin Yunancadan farklılaşarak oluşmadığı kesindir.çünkü o dilin konuşulduğu tarihlerde Yunan’lar Girit’te yoktular.

Son zamanlarda elime Girit dili hakkında yazılmış değerli bir kitap geçti.Bu kitabın yazarı bir Yunan Giritli olan Nikos T.ĞAREFALAKİS,yavaş yavaş kaybolmakta olan Girit Diline ait sözcükleri toplamaya 1950 yıllarında Doğu Girit’in Siteia bölgesindeki köylerde başlamış ve yirmi beş yılı aşkın bir süre yaptığı çalışmalar sonucunda onları derleyerek bu muhteşem kitabı ortaya koymuştur.Leksiko,idiomatismon kritikis dialektu (periohis steias)adlı kitabı okuduğumda ilk bakışta atalarımın konuştuğu bu dili ayan beyan karşımda görünce çok heyecanlandım.Kısa bir incelemeden sonra onu dilimize çevirmeye karar verdim.Beni en çok cezbeden tarafı sözcüklerinin önemli bir kısmının anne ve babamın konuştuğu ve benim de onlardan öğrendiğim sözcükler olması idi .Girit’e gittiğim zaman ilk gözlemimde bu dilin artık bazı köyler dışında konuşulmadığını ve onun artık yok olmakta olduğunu görmek beni çok etkilemişti.Yunan idaresi daha Girit’e özerklik tanınmadan çok önce 1830’lardan itibaren Girit’e gönderdiği öğretmenler ve papazlar da Giritlilerin dilini Yunancalaştırmaya başlamıştır.Bu gün ise Yunanlılar,katı bir milliyetçilikle eski Girit dilindeki sözcükleri Standart Yunanca sözcüklerden hemen tamamen silmişlerdir.Nitekim yaklaşık 7.000 sözcükten oluşan yukarıda adı geçen kitaptaki sözcüklerin yüzde doksandan fazlasının standart Yunanca sözcüklerinde bulunmadığını bizzat tespit ettim.Yani Yunan’lar bu sözcükleri kendi dillerinden saymamışlar ve onları tasfiye cihetine gitmişlerdir.Bu da bize Yunancadan ayrı bir ESKİ GİRİT dilinin bulunduğunun bir delilidir.Yine Knosos sarayının bir labirentinde bulunmuş olan bazı tabletlerin üzerindeki yazıların Yunan alfabesine benzemeyen bir lineer B yazısı ile yazılmış olduğu görülmektedir.

Analaşılan odur ki Yunan’ların İsa’dan önceki 1450’li yıllarda Girit’e yoğun olarak yerleşmeleri ile o zamana kadar adada konuşulmakta olan daha basit yapılı Girit dili Yunanca ile karışmış ve bu dilin etkisi altında kalarak cümle yapısı ve gramer bakımından Yunancalaşmaya yönelmiştir.Ayrıca İsa’dan önce başlayan ve Türklerin hakimiyetine kadar devam eden süreçte Girit adasına çeşitli etnik kökenli yerleşimler olmuştur.Girit’in ilk sakinlerinden sonra Dorlar,Elenler gerek işgal ettiklerinde ve gerekse endülüsten ayrılmak zorunda bırakılan Araplar,Cenevizliler,Venedikliler ve Türk egemenliği altında iken adada çıkan isyanları bastırmak için adanın egemenliğinin Mısır valisi Mehmet Ali Paşaya bırakıldığı dönemde gelip yerleşen Mısırlılar (1821-1860),yabancı işçiler olarak Trablusgarp ve Bingazi’den gelip yerleşmiş olan Afrikalı Halihutiler (1878)adada oldukça karışık bir etnik toplum meydana getirmiştir.Bu dönemlerde Girit’in konuşma diline Arapçadan,Ceneviz ve Venediklilerden fakat daha çok sayıda da Türkçeden çok sözcük girmiştir.Daha önce yaptığım çalışmalar ve özellikle yukarıda adını verdiğim kitabın tercümesini yaptığımda Girit diline girmiş olan Türkçe sözcüklerin sayısının oldukça fazla olduğunu saptadım.Elimdeki listede bu sayı 700 civarındadır.Girit’in 1913 yılında tamamen Yunanistan’a ilhak edilmesi ile ve özellikle Yunanistan’da dimotiki glosa dedikleri halk şivesinin 1976 da resmi dil olarak kabul edilmesi ile tüm Yunanistan’da olduğu gibi Girit’te de okullarda bu dilin okutulması,Yunancanın hakiki Giritlice sözcükleri dahil tüm yabancı sözcüklerden arındırılması çabaları sonucunda Girit’te atalarımızın konuştukları Girit dili hemen tamamen tasfiye edilmiştir.Son zamanlarda Girit’e gidenler artık Girit dilini ancak bazı izole köyler haricinde konuşulmadığını görürler.Bu gözlemim 1997 yılına ait olup bu gün belki o da kalmamış ya da çok azalmıştır.

EGE üNİVERSİTESİ 7.ci DEKANI

Prof.Dr.Hakkı BİLGEHAN

Her Yönü ile GİRİT Kitabından ALINTIDIR.
TİN DİLİ

Prof.Dr.Hakkı BİLGEHAN

Giritin Tarihi ve Önemli Mekanları RSS Yayın Akışı 0 haberler

There are no haberler in this category yet.

Giritin Yaşayan Madhinadesleri RSS Yayın Akışı 1 haberler

Madhinadeslerimiz/Mavro Hüseyin Davutlar
Oca 01 2013  Sto parathiro kathese,sto ksehalaromeno

En'ağori sağapa,pune çe trelameno




Pencerede oturmuşsun,huzurlu pencerede

Seni seven bu oğlan,aşkından deli divane








Sto parathirokathese,ti vraka su gazonis

Çe pano sta gazomata,to nu su anemazonis




Pencerede oturmuş,şalvarını dikersin

Dikişlerin üstüne,düşünceni dökersin.






Sto parathiro kathese,lemoni katharizis

To dahtilaki su kopses,çe mena foveriszis



Pencerede oturmuş,dilimlerken limonu

Parmağını kesince,koparırsın ödümü







Sto parathiro kathese,çe kovis tin agura,

Dos mu çe mena mia bukya,na mi se se po kambura



Pencerede oturmuş,salatalık kesersin

Ver bana bir dilim,sana kambur demiyeyim.




Manilerin çevirilişi Tanas Cimbis.

Giritliler Gazetesi 6.cı sayı Kasım 2012.

Girit Haberleri RSS Yayın Akışı 5 haberler

MERSİN’DE BİR GİRİTLİ KÖYÜ, MELEMEZ
Mar 04 2014  MERSİN’DE BİR GİRİTLİ KÖYÜ, MELEMEZ

Resmi ekleyenİçel Sanat Kulübü ve Mersin Giritliler Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği “Girit Mersin Mübadillerin 90. Yılı Etkinlikleri” Giritlilerin Mersin’de ilk yerleşim merkezlerinden biri olan Melemez Köyü’nde gerçekleştirildi.
2014-02-25 - 09:52

Mersin’de Bir Giritli Köyü “Melemez”
İçel Sanat Kulübü ve Mersin Giritliler Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği “Girit Mersin Mübadillerin 90. Yılı Etkinlikleri” Giritlilerin Mersin’de ilk yerleşim merkezlerinden biri olan Melemez Köyü’nde gerçekleştirildi.
Giritlilerin ve Mersinlilerin büyük ilgi gösterdiği etkinlikler köyün girişinde Mersin Giritliler Derneği yöneticisi Cahit Arseven ve genç kızlar tarafından  kırmızı karanfillerle karşılandı.

Resmi ekleyen
Mersin ve komşu kentlerden gelen ziyaretçiler eski okulun önünden köy meydanına kadar yürüdü. Köy merkezinde hazırlıklarını tamamlamış köyün Giritlileri konuklarına yeni kaynatılmış faskomilya ve peksimet ikram edildi.Köyün Girit kültürünün etkileri köyün eski sokaklarına sinmiş,onları meraklı gözlerle araştıran konuklar,ekmek fırınlarını,zeytin ezme tezgahlarını, geçmişte şarap üretilen depoları,mahzenlerin izlerine ulaşıldı.Hala dokuma tezgahının başında yaşamını sürdüren  90 yaşındaki ninenin  çalışmalarına tanıklık edildi.Köyün her yeri konukların ağırlanması için gayretleri görülmeye değerdi.Köyün orta yerindeki kahvehaneler,sokak içleri insan kaynıyordu.Tezgahlar kurulmuş,yılın yeni zeytinleri,peksimetler,faskomilya demetleri,şişelenen zytinyağlarının yanında Girit’e özgü  köyde üretilen şarap akşama kalmadan kapışıldı.
Konuklar arasında Mersin İl Kültür ve Turizm Müdürü Bahaettin Kabahasanoğlu ve eşi de vardı. Mersin Üniversitesi’nden öğretim üyeleri,sanatçılar,yazarlar,doğa severler  etkinliklere renk kattı.Evler konuklara kapılarını açmış,kahveler içildi,ardından sakızlı şerbetler.Pikaplardan mizik setlerinden Girit şarkıları yüreklere işliyordu.

Resmi ekleyen

Öğlen Giritlilerin özel menülerinden seçilmiş yemekler;bakla pilavı,şevketibostan,marasa,patatesli-yumurtalı  sugato,işkembe yahnisi  ve Girit’e özgü ekmek dilimleri. Konuklar  uzunun kuyruklar oluşturdu.
Etkinlikler köyün orta yerinde konuşmalarla sürdü, Girit şarkıları okundu,maniler söylendi, anılar tazelendi. Mersin Giritliler Dernek Başkanı Dr. Hüseyin Şendağ,”Girit kültürünü çocuklarınıza öğretin,o yaşananlar unutulmasın,atalarının yaşadıkları acısını tatlısını öğrensinler.”dedi. Şendağ,Girit’e zaman zaman ziyaretler gerçekleştirdiklerini belirterek köklerinden kopmadıklarını,kültürel arası ilişkilerle geçmişte yaşanan acı hatıralar yerine Girit ve Türkiye arasında köprüler kurarak birbirine yaklaşan ortak kaderi paylaştıkları coğrafyanın iki halkında barış ve huzur içinde yaşamaları gereğinin altını çizdi.Kültürel ve sanatsal etkinlikler yaptıklarını,bu tür etkinliklerle geçmişte yaşananları unutturmamak,Giritlilerin kültürünü Mersin’de yaşayanlara tanıtmak,onlarla paylaşmak,kültürel mirasımızı da genç kuşaklara öğretmeyi amaçlıyoruz açıklamasında bulundu.İSK adına bir konuşma da Girit mübadillerinin torunu Fazıl Tütüner yaptı,Tütüner,”Girit kültürünü yaşatmayı amaçladıklarını, Girit ile Mersin arasında kültürel ve sanatsal köprülerin temelinin atıldığını;karşılıklı olarak Mersin’de ve Girit’te konserler verildiğini belirtti. Tütüner, bu etkinlikler kültürel zenginlik olduğunu,iki ulus arasında  barış ve hoşgörüye hizmet etmektedir.Bu kültürel etkinlikler her yıl daha canlı ve etkin kutlanacağı açıklamasında bulundu.Çalınan şarkılar eşliğinde oyunlar oynandı,halaylar çekildi.

Resmi ekleyen
Girit Mersin Müballerinin 90.Yıl Etkinlikleri pazartesi günü Atatürk Parkı’nda denize çiçek bırakmanın ardından Cumhuriyet Alanı’nda Atatürk Anıtı önünde saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okundu .İleri İlkokulunda iki oturum şeklinde düzenlenen  etkinliklerde Mersin Girit Türkleri Dostluk Derneği Başkanı Dr. Hüseyin Şendağ, İstanbul Girit Türk Platformu Başkanı Hüseyin Hançer,İSK Başkanı Eyüp Dinç,Mübadil  torunu Fazıl Tütüner,Pof. Dr Nüket Adıyeke,Yrd.Doç. Ercan Sepetçioğlu,Yrd.Doç. Dr. Aslı Com,Okutman Melike Kara’nın  konuşmasın ardından  “Sevgili Limon Ağacım” film gösterilerinin ardından Girit Mezeleri’nden oluşan akşam yemeği ile sona erdi. Salih Pala/ MERSİN KENT HABER

Giritli Yazarlar ve Sanatçılar RSS Yayın Akışı 0 haberler

There are no haberler in this category yet.

Girit Üzerine Tezler ve Makaleler RSS Yayın Akışı 1 haberler

Suyun kuru yakasındaki Giritliler
Oca 01 2013  Suyun kuru yakasındaki Giritliler




Pazartesi, 31 Aralık 2012 17:03


Resmi ekleyen



O zamanlar Lübnan, Suriye, Türkiye diye farklı ülkeler ve ulusları yoktu. Ulusların hepsi Osmanlı idi. Bütün bu ülkeler bizim vatanımızdı. Ne Arap, ne Türk ne Azeri ne de Arnavut... Hepimiz birer Osmanlı idik.




Lübnan’da Giritli olmak nasıl bir şey! Hiç kendinize sordunuz mu? Ben size anlatayım. Her şeyden önce buralarda soyadınız sizi ele verir. Bunu okula ilk başladığınız sıralarda yani anaokulu çağlarında anlarsınız. Sınıfınızdaki herkesin ismi kolay ve hızlıca okunurken sizin isminize sıra geldiğinde, hocanın biraz durakladığını ve ardından zorlanarak ve genellikle yanlış bir şekilde soyadınızı telaffuz etmesini fark edersiniz. Bununla da kalmayıp; “Siz muhacir misiniz?” gibi bir soru ile karşı karşıya da kalabilirsiniz. O da öğretmeninizin biraz olsun muhacirlerle tanışıklığı varsa… Yoksa o zaman sorulan sorular o kadar anlamsız hale gelir. Velhasıl eve gidince babanıza durumu anlatıp babanızı bu defa siz soru yağmuruna tutacaksınız; “Bekraki ne demek baba? Niye herkes bizim yabancı olduğumuzu sanıyor? Biz buranın vatandaşı, evladı değil miyiz?”. İşte o anda hayatınızın en güzel ama aynı zamanda en acı hikâyesini hissedersiniz. “ Evet, evladım. Biz Giritliyiz. Bizim dedelerimiz Girit’ten. Buraya dinlerini, şereflerini, saygılarını korumak için gelmişler. Bizi dedeniz sultan Abdülhamit Han buraya getirtmiş. Güvenliğimizi sağlamış.” İfadelerini işitirsiniz. Bu arada sözü kesip şunu söyleyeyim, laf aramızda benim öz dedemin ismi Abdülhamit tir. İster inanın ister inanmayın. Babam o kadar güzel anlatıyordu ki sultanı, ben gerçekten onun öz dedem olduğunu yıllarca zannedip, öylece inandım. O zamanlar Lübnan, Suriye, Türkiye diye farklı ülkeler ve ulusları yoktu. Ulusların hepsi Osmanlı idi. Bütün bu ülkeler bizim vatanımızdı. Ne Arap, ne Türk ne Azeri ne de Arnavut... Hepimiz birer Osmanlı idik.

GARİP SOYADIMIZDAN DOLAYI DEĞİL

Giritli olduğumuzu anlamak demek sadece garip soyadımızdan dolayı değildir. Çok daha farklı özelliklerimiz de var. Gelin şimdi size Lübnan’daki Giritlilerin genel görünüşlerini anlatayım. Bu özellikler Lübnan topraklarında bizi hemen ele veren özelliklerimizden. Giritliler genellikle beyaz tenli insanlardır; yüzleri nerdeyse daire ile çizilebilen güzel insanlardır bunlar... Kızdıkları zaman hemen beyazlıktan kırmızıya dönen yüz ve ten renklerine sahiptirler. Çabuk kızan asabi bir millet oldukları için çoğu zaman kırmızıya boyanmış beyaz tenliler desem daha doğru olur. Gözleri de mavi ve yeşil renktedir çoğunlukla… Evet, Giritliler asabi dedim. Bu doğru. Ama sakın asabi olduklarına bakıp aldanmayın. Çok ince kalpli, güzel ruhlu insanlardır. İçlerinde hiç bir zaman kin ve nefret tutmazlar. Laf aramızda keçi gibi de inatçıdırlar. Lübnan savaşı boyunca hiç biri dahi eline silah almamış, adam öldürmemişlerdir. Hep haktan ve hukuktan yana olmuşlardır. Mazlumları savunur, zalimlere kafa tutarlar. Basit yaşam tarzları vardır. Çoğu kendini ağa oğlu olarak bilir. Ağa gibi davranır. Ne yazık ki, şimdi ağalıktan geriye sadece hatıralar kalmıştır. Ekmek parası için her türlü işi yapmışlardır. İnşaatlarda usta olarak, bazen de bir amele konumunda, zor şartlar altında çalışmaktadırlar.

FAKİRLER AMA GÖNÜLLERİ ZENGİN

Resmi ekleyen


Fakir olabilirler amma, misafirperverlikte zenginlerdir. Evlerinde ne var ne yok misafirin önüne sererler. İlla ki ikramlardan yemesini isterler. Yemezse darılırlar. Yemekleri de pek güzeldir hani... Hem de çok sağlıklıdır. Giritlilerin bünyesi de bu yüzden çok sağlamdır. Güçlü olmayı sever, aralarında her zaman güç gösterisi yapılan oyunları oynarlar. İşte bu oyunlar da bizi ele veren başka bir özelliğimizdir. Gittiğiniz bir kafede sandalye üzerine oturmak yerine, ellerini dizlerine kadar yere koyarak sandalyeyi en alt yerinden sadece el hareketi ile kaldırmaya çalışan birini görürseniz o mutlaka bir Giritlidir. Unutmadan da söyleyeyim, Giritliler kendilerine sınır tanımaz derecede akıllı insanlardır. Alın size komik bir hikâye... Babamla her defasında olduğu gibi, Lübnan‘da meşhur olan dağ kafelerinden bir kafeye gitmiştik. Altından su sesleri gelen bir mekanda buz gibi bir havaydı o gün. Müşteriler oturmuş nargile içip kâğıt oynuyorlardı. Çok fazla oturmadık. İçeri girmemizle çıkmamız bir oldu. Bir de baktık ki arabamız yerinde yok. Bir başka yere nakledilmiş. Ama kapısı bile açılmadan. Araba hem ağır hem de eski bir Mersedes’ti. Günler sonra babam ağa lakaplı amcaoğlunun ziyaretine gittiğinde kafede yaşadığımız bu olayı anlatmış. Dinleyenler arasındaki büyük oğlu çıkıp da “Ya bu sizin araba mıydı?” der demez herkes gülmeye başlamış. Meğer arabamız onların arabalarının önüne park edildiğinden yollarını kapatmış olsa gerek, onlar da sahibini bulmak için etrafa seslenmişler. Kimse gelmeyince, biraz beklemek yerine dört kafadar arabayı sırtlayıp taşımışlar başka bir yere kendi elleriyle. Size başka bir şey daha anlatayım. Lübnan’da yaşayan her Giritli muhakkak Suriye’deki Giritlilerle akrabalık bağı olan Giritlilerdendir. İşte Lübnanlı Araplardan diğer bir farkımız da bu... Yaz aylarında ve tatillerde herkes dağlara denizlere giderken bizler Hamidiye Köyü diye tek katlı evleri olan bir yere giderdik. Çok da mutlu olurduk oralarda doğrusu… Sınıra kadar sürerdi babam arabayı. Hızlıca sınırda işlemleri bitirirdi. Ne de olsa sürekli oranın yolcusu olduğundan herkes tanırdı onu. Sonra sınırdan 45 kilometre içerde Hamidiye köyüne varmış olurduk. O zamanlar bizim evimiz dimdik ayakta dururdu. Şimdi ise harabe halinde yerde yatıyor. Neden? Yıllarca gidemediğimiz için. Evet, o güzel evimiz hemen yolun üstündeydi. Tam önüne geldiğimizde babam arabayı kenara çeker, iner ve eskimiş mavi kapıyı açmak için önce teyzesinin evine gitmesi Tete Kalanzina’dan anahtarı alması gerekirdi. Hep orda bırakılırdı anahtar çünkü. Ailemiz geniş ve büyüktü. Aile bireylerinden kim önce gelirse anahtarı alır evi açardı. Ev dediğiniz aslında küçük, şirin ve tek katlı bir binaydı. Birazda evimizin içinden bahsedeyim. O zamanlar Hamidiye köyündeki evlerin yüzde 90’ı nasıldı benden öğrenmiş olursunuz. Şimdi ise bu şekilde kalan evlerin sayısı çok az. Çoğu da evimiz gibi harabe. Ama bir gün büyük bir umutla geri gelip eski haline getireceğimiz günleri iple çekiyoruz. Belki de o zaman tarihe şahitlik eden birkaç evden biri o kalmış olacak köyümüzde. Kim bilir? Evimize girerken önce uzunca ve geniş bir koridorla karşılaşırsınız. Yanılmazsam 6X5 ebatlarında. Sağ tarafında bizim odamızı göreceksiniz. Caddeye penceresi olan bir oda... Ve aynı zamanda mutfağa da kapısı vardır; ama babam orayı ahşapla kapatmış. Böylece aile odamız kapalı olsun istemiş. Ne de olsa mutfağın bir başka kapısı vardı. Koridorun sol tarafında başka büyü bir oda daha vardır. O da başka bir amcamın kullandığı oda idi. Dış kapının karşısında ise başka bir kapı daha... Orası da açık terasa çıkardı. Terasa diyorum, ama etrafı bahçe ile çevrili bir terastı. Solunda zaten büyük bir bahçesi vardı. Önünde de eğer küçükbaş hayvanınız varsa, onların konulabileceği küçük bahçeye sahipti. Sağ tarafında da mutfağın o bahsettiğim diğer kapısı.

MUSLUĞU KULLANMAK MARİFET İSTER
Mutfak içinde bir tuvalet ve harç odası (yemek saklama odası) bulunur. Terasın ortasında bir ağaç ve bir de her evde muhakkak bir kuyu musluğu vardır. O musluğu kullanmak cidden marifet ister. Hele de sabahları. En büyük oyuncağımızdan biriydi. Köydeki evlerin çoğu bahçeli olmasa bile evimiz bahçeliydi. Sadece ahır yeri olarak kullanılan küçük bir bahçesi vardı. Bahçedeki ağaçlar genellikle nar veya dut ağacı olurdu. İşte Hamidiye köyünde evler bu şekildeydi. Çok iyi hatırlıyorum. Köyde herkes Giritçe konuşurdu. Uzaktan bir yaşlı amca başka birine seslenir: “Edi kanis? Kala? “Diğeri de aynı lehçe ve tonla: “Kalase more kalase” derlerdi. Anlayacağınız: “Nasılsın? İyi misin? “O da “İyiyim” diye bağırırdı. Hamidiye köyünde dostluk ve kardeşlik anlatmayla bitmez. Orada Tete Kalanzina vardı. Yani "Kalancının eşi teyze". Allah rahmet eylesin. Giritlilerin işte böyle lakapları da vardır. Türkçedeki c harfi de çoğu zaman Giritçede z harfi ile değişir. Bu yüzden Hoca kelimesi için Hoza, Bahçe için de Bahze kullanıldığı olur. Hacı Ali için Hazali denirken de kural aynıdır ve "ı" harfi yutulur ve birleştirilir. Kalanzi ise büyük olasılıkla Kalaycı ya da Kalyoncu kelimelerinin bozulmuş halidir.

HACI ALİ’NİN EŞİ HAZALİNA

Kalanzi’nin eşi Kalanzina, Hacı Ali’nin eşi de Hazalina oluyor. O da ninemdi mesela... Teyzemizin evi bizim evimize çok yakın evimizin az yukarısında arka taraflarında idi. Biz çocuklar o yıllarda kendimize oyun bulmuş bu oyunla da eğlenirdik. Saklanarak kapısına kadar gider, hızlıca vurur kaçardık. O da kapısını açar ve avazı çıktığı kadar bağırırdı; “Kimdir bu cin veletler”. Kendisi çok asabiydi. O kadar asabi ve sabırsız ki, son bahar vakti bir gün evine gittik. Kızlarını dut ağacın üzerine çıkarmış yapraklarını düşürmeye çalışıyorlardı. Annem de şaşkın şaşkın: “Ne yapıyorsun tete? Ne bu hal” diye sormuş. Tete demiş ki: “Her gün her gün yaprak düşecek bende süpüreceğim. Tete yorulur. Tete şimdi hepsini düşürür, süpürür rahat oturur. “ Tabi dandik bir Arapça ile...
Hamidiye köyünde herkes ziraat ile uğraşırdı. Bol bol sebze ve yeşillik görürdünüz arazilerinde. Çeşitli salçaları her evin çatısında sıra sıra dizilmiş bulursunuz. Yeşil fasulye, kırmızı domates ve yeşil salatalıklar....vs hemen hepsi taptaze ve doğal topraktan üretilir size sunulurdu. Köyümüzün akşamları ise bir başkaydı. Ahali evlerinden çıkar sokak aralarında toplanırdı. Şarkılar söylenir danslar edilir, hikâyeler anlatılırdı. O güzelim deniz havasını her yerde bulamazdınız. Kendinizi Suriye’nin ucundaki bir köyde değil, Girit’in ortasında zannederdiniz. İşte ziyaretlerimiz hep hasret dolu olurdu Hamidiye köyüne. Dönüş yolu ise hep hüzünlü geçerdi. Yolda babam muhakkak bazı yerlerde durur, aracından iner, geriye doğru hüzünle arazilerimize bakar, “Bilmem ki bir daha görüşebilecek miyiz” der sonra yine aracına biner ve yolumuza devam ederdik. Bu ki ikinci vatana duyulan bir hasretin bakışı idi. Kim bilir 100 yıldan fazla bir zaman önce Girit'te evini bırakan, anasının babasının mezarını bırakan, eşini ya da hanımını gömen, atalarından kalan bahçesini, bağını fidanlarını ağaçlarını bırakan göçenlerin bakışı nasıl bir bakıştı, onların gözyaşları nasıldı... Hamidiye köyünden hiç bir ayrılış dönüşsüz bir ayrılış olmadığı halde hüzün sebebi idi. Ancak Girit'ten bir daha dönmemek üzere veda edenlerin, dumanlar ve kan kokuları arasında, harap duvarlar arasında gemilere binen ve vatanlarını terk eden insanların acısı ne çeşit bir travma olsa gerek? Gel gelelim Lübnan'daki Giritlilerin bakiyesine. Şüphesiz bir milletin yaşadığı topraklardaki en kadim bakiyelerinden birisi de mezarlarıdır. Osmanlı'da biz bunlara Şahide demişizdir. Şahideler gerçekten bir bölgenin sahibi olan ulusun anıtı olan taşlardır. Dini yönü bir yana, esas önemi itibarı ile tarihi birer işaret ve tapudur o mezar taşları. Lübnanlı Giritlilerin de mezarları da ayrı bir hikâyedir. Trablusşam’daki her ailenin şehirde mezarları farklı olur. Muhacir olan bizlerin ise daha da farklıdır. Herhangi bir muhacir öldüğünde Guraba yani garipler mezarlığına, yabancıların mezarı denen yere defnedilir. Kimsesiz olarak savaşta ölmüş olanların yanına defnedilir. Oralarda ciddi anlamda mezar savaşı yaşanmakta… Ailemiz hızla büyüyor. Haliyle herkes akrabalarının yanına defnedilmek istiyor. Ama mezar dediğiniz yerde yeni mezar açmak için yer bulmanız çok zor. Babam öldüğünde mezarlığın kenarından geçen yoldan biraz alınarak mezar sorunu çözüldü de babamın mezarını yaptırdık. Artık arkadan gelen ölülerimiz için eski mezarları açıp oralarda defnetmek en iyi çözüm yolu olsa gerek. Son zamanlarda aile mezarlığı dediğimiz yerlerde aynı zamanda tanımadığımız bilmediğimiz insanların da defnedildiğini de görüyoruz...
Son bir şey daha sizlerle paylaşıp sözlerime son vermek istiyorum. O topraklarda yaşayan Lübnanlı bir Giritliyseniz eğer ve akrabanız da yoksa buralarda, unutmayın ki size akrabam diyecek çok sayıda insanın var olduğunu göreceksiniz. Çünkü Lübnan’daki Giritlilerin hepsi kendilerince bir diğerine akrabadır. Aslında son 100 yılda hep Trablusşam'da yaşadıkları için ve ilk iki nesil sadece Giritlilerden evlendiğinden olsa gerek yaşayan 60–70 aile birbiri ile gerçekten akrabalık bağlarını kurmuşlardır. Diyelim ki bu da yok, yine hiç önemli değildir kan bağı zira hikâyemiz ve acımız aynıdır… Sırf kader birliği yapmış bizler ciddi anlamda birbirimizi sevdiğimizden her zaman akrabayız ve akraba olarak da bu topraklarda yaşamaya devam edeceğiz. Kalın sağlıcakla…

Dr.Wassim Bekraki

Girit Yemekleri RSS Yayın Akışı 3 haberler

Girit Mutfağinin Sirri Et Oburmuyuz Ot Oburmu?
ub 26 2013  GİRİT MUTFAĞININ SIRRI


>Resmi ekleyen


Yaygın inanışa göre Girit mutfağı -kaybolmaya yüz tutan-, Akdeniz türü beslenmenin en tipik örneğini oluşturur.

Adada tüketilen yiyeceklerin, yaşamı uzattığı öne sürülür. Bunda da gerçek payı oldukça fazladır. Çünkü çeşitli dönemlerde yapılan araştırmalar, Giritlilerin kalp damar ve diğer öldürücü hastalıklara yakalanma açısından, hep en son sırada yer aldıklarını göstermektedir. Bunun sırrı sadece mutfakta mıdır?.. Bence buna, ‘Ada Faktörü’nü de eklemek yerinde olacaktır. Bana göre adalılar daha kalender, daha az telaşlı, daha az dertli, daha az hırslıdırlar. Giritliler ayrıca, yaşamdan zevk almasını bilen insanlardır. Onun için içki masasına hiçbir zaman tek başına oturmazlar. Rakıyı veya şarabı, efkarlanmak için asla içmezler. Giritlilerin içki masası hep kalabalıktır. Oradan şen kahkahalar yükselir. Şarap servis edilmeden önce bir iki yudum yere dökülür. Bu ölülerin hakkıdır. Ölüler bile neşeyle anılır. İçki masasının mezeleri basittir. Domates, roka, kuru soğan, kalamarla yapılan, üstünde mutlaka kalınca bir dilim keçi peyniri bulunan salata masaların demirbaşıdır. Onu, Girit




Resmi ekleyen



zeytinyağı ile yumuşatılmış, üstüne taze kekik, domates ve beyaz peynir konmuş


peksimet izler. Mevsimine göre zeytinyağlı otlar ve sebzeler masada mutlaka yerini alır.

Tabii ki ahtapot salatası ve kalamar tava da eksik olmaz. Aslında Girit yemekleri yabancımız değildir: Yoğurtlu semizotu salatası, zeytinyağlı pırasa, terbiyeli karnabahar, karnabahar omleti, kabak çiçeği dolması, lahana ve yaprak sarması, kabak ve domates dolması, patlıcanlı pilav, zeytinyağlı enginar, enginarlı omlet, kabak çiçeği köftesi, fava, pilaki ve diğerleri.


http://experimentalf...ss.com/page/11/

Giritlilerin Yaşadığı İller RSS Yayın Akışı 0 haberler

There are no haberler in this category yet.

Girit Dernekleri Duyuruları ve Etkinlikleri RSS Yayın Akışı 0 haberler

There are no haberler in this category yet.

Güncel Haberler RSS Yayın Akışı 52 haberler

İlki Başardı, Türkiye'nin İlk Kadın Sivil H...
Haz 04 2016  İlki Başardı, Türkiye'nin İlk Kadın Sivil Helikopter Pilotu Oldu

03 Haziran 2016 Cuma 20:41
TUSAŞ Uçuş Okulu'nun 101. öğrencisi olan 24 yaşındaki Semin Öztürk, Türkiye'nin ilk kadın sivil helikopter pilotu oldu.

Resmi ekleyen



Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ (TUSAŞ/TAI) Uçuş Okulu'nda Özel Helikopter PilotYetiştirme Kursu'nu başarıyla tamamlayan Semin Öztürk, Türkiye'nin ilk kadın sivil helikopter pilotu unvanını aldı.

24 YAŞINDA

TUSAŞ'tan yapılan yazılı açıklamaya göre, verilen eğitimlerin ardından, 24 yaşındakiTürkiye'nin en genç ve sivil, kadın akrobasi pilotu Öztürk'e mezuniyet belgesi TUSAŞGenel Müdürü Muharrem Dörtkaşlı tarafından verildi.


İLK LİSANSLI SİVİL KADIN HELİKOPTER PİLOTU

TUSAŞ Uçuş Okulu'nun 101. öğrencisi Öztürk, TUSAŞ tarafından verilen belge ileTürkiye'nin ilk lisanslı sivil kadın helikopter pilotu oldu.


Resmi ekleyen


http://www.haberler....8497867-haberi/ İ lki Başardı, Türkiye'nin İlk Kadın Sivil Helikopter Pilotu Oldu
[font=Roboto, '​sans-serif']
03 Haziran 2016 Cuma 20:41
[/font] TUSAŞ Uçuş Okulu'nun 101. öğrencisi olan 24 yaşındaki Semin Öztürk, Türkiye'nin ilk kadın sivil helikopter pilotu oldu.

Sağlık Kampanyaları RSS Yayın Akışı 0 haberler

There are no haberler in this category yet.

Sosyal Yardımlaşma Haberleri RSS Yayın Akışı 1 haberler

Mübadele ile ilgili güzel bir site
Oca 12 2013  Mübadele ile ilgili güzel bir site

http://www.twiceastr...page/?page_id=1



Twice A Stranger www.twiceastranger.net
‘Twice a Stranger’ is a cross media project about the greatest forced migrations of the 20th century...

Twice a Stranger nedir?


Hikaye Anlatma
Vaat İzmir'in eteklerinde yaşamış iki yedi yaşındaki kız, biri Yunan diğeri Türk, gözünden anlattı 1922 Türk-Yunan nüfus mübadelesi hakkında bir hikaye.

Bu anlatı Eric Loren ve Storyspinner, Londra merkezli bir yaratıcı anlatım ekibi ile işbirliği içinde İngiltere'de hikayeci, Anna Conomos, ödüllü tarafından oluşturuldu.

Promise (daha fazla bilgi için TAKVİMİ bakın) sergi etkinliklerine canlı yapılacaktır. Aynı zamanda resimli bir çocuk DVD kitap (Yunanca, Potamos tarafından yayınlanan) ve okullar için sosyal diğer modları olarak kullanılabilir. Performans Ayça Damgacı, Türk ve Efi Vlahoyianni tarafından Yunanca, Anna Conomos tarafından İngilizce olarak DVD üzerinde bulunmaktadır. Yunanlı müzisyen Nikos Angelopoulos arka plan müziği ve bir 'politiko Lavta' (bir ud veya Lavta) hakkında şarkı eşliğinde gerçekleştirir.

British Council, Küçük Asya Araştırmaları Merkezi, Konstantinidis Pastaneler ve Vermantia Productions tarafından desteklenir.

Reklam

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player